Öykü

Âhçı

Yaptığı yemekleri herkes bayılarak yerdi. Kızartmalardan tutun da tencere yemeklerinin envai çeşidine hakim bir bilgi ve becerisi vardı. Çoğu kimse, sevmediği ıspanak yemeğini bile, onun tarifi ve tavsiyesiyle yoğurtla karıştırıp yediğinde; dillerinde bıraktığı lezzet tabakasını anlata anlata bitiremezlerdi. Dilin üzerindeki bu enfes katman, başka bir tadın engellenmesi için özellikle hazırlanmış kimyasal bir formül gibiydi ve yanına ekmek ve sudan başka hiç bir şeyin yakışmasına da izin vermezdi.

Şimdi gizlendiği yerde, ıspanak demetini doğrarken parmağını bıçağa kaptırdığı kesiğe giren meşe yaprağının ucu, çok da derin olmayan yarasını ve mutfağını hatırlatmıştı. Bunda biraz da, sürünerek girerken çalıların parçaladığı yanağından akan kanın süzülerek dudaklarından içeri sızmasıyla dilinde paslı bir demiri yalamış hissini bırakmasının da etkisi vardı. Dilindeki oksit tadı, parmağındaki kesiğin sızısı ve yemyeşil ormanın karanlığa teslim olduğu sessiz saatler açlığıyla birleşince ilk aklına gelen şey bu yemek hadisesi olmuştu. Karanlığın ve yorgunluğun üzerine çökmesiyle uyuyakaldı.

Karısı hiç alışılmadık bir şekilde dört saatlik mesafede bulunan ormanda kamp yapmak istediği için Cuma akşamından yola çıkmışlardı. Hayatı boyunca daha önce gitmediği yerlerde bulunmanın acemiliğiyle karşılaşmaktan korkmasına rağmen, sevdiği kadının alışkanlıkları ve yaşam şekline tamamen zıt bu maceraya atılırken hiç tereddüt etmemişti. Böyle bir teklifin hiç beklemediği birisinden gelmesinin şaşkınlığı, korkularını bastırmasına sebep olmuştu belki.

Şehirden orman yoluna saptıkları anda, korkuları yeşil karanlıkla kolkola girip karşısına dikildiler. Soğukkanlılığını kaybetmek üzereyken virajın hemen sonrasında karşılarına çıkan o “şey”e çarpmamak için aniden kırdığı direksiyon sonrasındaki savrulmayla “yol tutuş ve gösteriş” arasında yaptığı tercihi hatırladı. Şarampole yuvarlanmakla kalmamış, karanlık ormanın derinliklerine doğru taklalar atan aracın ön camından fırlayarak dikenlerle dolu fakat düşüşünü yumuşatan bir çalılıkta açmıştı gözlerini.

Karısının çığlıklarının peşinden koşmaya çalışmış ama destek almak için uzattığı kolu dallara tutunamamış, doğrulmaya çalıştığı beli tutmamış, dizleri ve ayakları ise vücuduna ait olmayan et parçaları gibi kalakalmıştı.

Şimdi kim bilir kaç saatte sürünerek gelip uyuyakaldığı bu yerde gözlerini açmış ve bacaklarını ısıran böcekleri hissetmeye başladığı için yürüyebileceğini düşünüyordu. Sürünerek yarı beline kadar çıkıp sırtüstü döndü. Uzanıp tutunduğu kuru dal parçası ayağa kalkıp iyice yüklendiğinde kırıldı ama diğer eliyle destek alıp dengesini sağlayınca dönerek çürümüş ağacın gövdesine oturabildi.

Bulutlu bir gün olduğu ormanın sessizliği ve havanın kokusundan belliydi. İnce bir sızı gibi burnuna gelen is kokusunun nereden geldiğini anlamak için burnunu havaya dikerek kesik kesik nefes aldı.

Yarı sürünerek yarı ayakta gelip durduğu bu alanın ortasındaki baraka sararmış bir beyazlıkla parlıyordu yeşiller arasında. İçeriden dışarı sızan karanlık, yapının derme çatma olduğunu haykırırcasına her tarafından taşıyor ve burnuna gelen dumanın kokusunun sahibi olduğu belli olan ateşin kızıllığı da bu yarıştan geri kalmıyordu.

Kapı veya penceresi olmayan barakanın iyice yanına geldiğinde göründüğünden daha büyük ve duvarlarındaki boşlukların da sığabileceği kadar geniş olduğunu farketti.

Yanlamasına boşluklardan birine doğru kolunu soktuğunda barakanın dokusu oldukça tanıdık geldi. Sürünerek kolunun peşinden süzüldü. İçeri ilerledikçe karanlık yerini kızıllığa, is de yerini yanık et kokusuna bıraktı. Alevlerin rengi ve sıcaklığı arttıkça arasında ilerlediği sararmış beyazların rengi ve dokusu da değişmeye başladı. Önce daha beyaz sonrasında kızıla dönen kemiklerin üzerleri kanlı et parçalarıyla kaplanmaya başladığında yarı belinden içeri sarkmıştı.

Elini attığı yerde avucuna değen kanlı yüz parçasının her milimini ezbere biliyor fakat daha önce hissetmediği bir sıcaklıkta olmasına anlam veremiyordu. Ya bu et kokusu… Bir zamanlar iştahla öptüğü dudaklardan mı geliyordu?

Avcı yaratık, yarı beline kadar içeri giren adamı, iki gün önce yakaladığı kadının yarı pişmiş kesik kafasının üzerinde dururken yakaladı. Önceden sivriltilmiş ve barakanın duvarlarında işe yaramayacak incelikte bir kemiği adamın sırtına sapladı.

Çocuk annesi yemeğe çağırdığında üç boyutlu gözlüğünü çıkarmadan kaldığı yeri kaydetti. Bu oyun pek çok yenilik getirmişti. Tuzak kurmak için etraftaki her şeyi kullanabiliyordu. Bu bölümde avcıyı seçmiş ve daha önceki bölümlerde hakladığı düşmanlarının kemiklerinden yaptığı barakayı da kurbanlarını çekmek için kullanmıştı.

Kadın ıspanağı yemesi için adamın gözlerinin tam içine bakıyordu. Babası da çocuğa iyi örnek olması için hiç sevmediği otları yemek zorundaydı. Bu hafta sonu bir yalan uydurup arkadaşlarının mangal partisine gitmek istiyordu. Alev ve isli demirin tadının sindiği kanlı leziz et parçalarını dişleriyle kemikten sıyırdığını düşünerek ıspanağı ağzına götürdü.

Âhçı” için 12 Yorum Var

  1. Hikayenin bir oyuna bağlanması kesinlikle farklı ve şaşırtıcı olmuş. İlk iki paragraf gayet başarılı yazılmış; oradan birkaç öykü çıkabilir, güzel bir giriş.
    Güzel bir öykü.

  2. Tam karısına ne oldu derken cevabımı aldım. Sonu güzel bağlanmış, iskeletten baraka fikri ile çarpıcı olan bir öyküydü. içerikle alakalı olarak da elinize sağlık diyorum 🙂

    1. Yorumunuz için teşekkürler. Hisstekilerinizi paylaşmanız ve beğenmeniz beni de mutlu etti.

  3. Hikaye güzel harmanlanmış. Önce olağan şeyler hissettirirken aniden havanın değişmesi ve barakada gerilimin artması başarılı şekilde verilmiş. Betimlemeler iyiydi, her şey gözümde canlandı. Sondaki geçiş kısmı da şaşırtıcıydı gerçekten.

  4. İnsanı tekrar tekrar okumaya özendiriyor. Farklı farklı sarmallar üzerine kurulmuş bir öykü, her boyutta değişik bir bakış açısı sunuyor.

    Aşırı yumuşaklıktaki başlangıcı ve aşırı sertlikteki detayların nedenini sorgulamıştım. Öykü, sanki bu soruyu bilircesine yanıt veriyor. İki kere ters köşeye yattım.

    Öykü gerçekten büyüleyici bir iş. Kötüyü, kötülük yapanı benimsememizi nasıl da sağlıyor.

    Elinize sağlık.

  5. Ben bunu Bekçi öyküsü için yazıyorum:

    Kısa ama güzeldi. Tam olarak bitirmeyip merakta bırakıyorsunuz. Öncesi de verilmediği için orası da benim hayal gücüme kaldı ve boşluğu doldurdum. Ama sanki gerçekçiydi, fantastik olmaktan öte.

    1. Yorumunuz okuyunca dikkatimi çekti. “Bekçi” yoruma kapalı kalmış. Bu mesajları görünce düzelteceklerine eminim.
      Yorumunuzu iki yönlü olarak alabilirim diye düşünüyorum.
      Gerçekçi derken, yaşanan bir olayın metne dökülmesi gibi hissettiyseniz. ne mutlu bana; Yok, içinde farklı yaratıkların olduğunun anlaşılmadığını kastediyorsanız bir yerde hata yapmışım demektir.
      Belki daha fazla ipucu koymalıydım.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *