Öykü

Bedel

Kızıl bir göğün altında gözlerimi açtım. Kırmızı kumlu bir çölün ortasındaydım. Etrafım göz alabildiğine kum tepeleri ile çevriliydi. Yukarıdan gelen ışık hüzmeleri o denli parlaktı ki kafamı kaldırıp bakamadım. Sanki güneş hem doğudan hem batıdan hem güneyden hem de kuzeyden aynı anda doğmuştu. Hava o kadar sıcaktı ki aldığım her nefeste ciğerlerimi yakıyordu. Üzerimde kıyafetlerim yoktu. Ayak tabanlarım yana yana birkaç adım atıp nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Boşuna bir çabaydı bu. Sessizlik ve sıcaktan başka bir şey yoktu.

Bir süre sonra ayaklarımın altındaki kumların düzenli bir aralıkla titreştiğini hissettim. Her titreşimde hışırtıya benzer bir ses çıkarıyorlardı. Titreşimler şiddetini artırırken hafif bir rüzgâr esmeye başladı. Rüzgâr belli belirsiz tiz bir sesi de beraberinde taşıyordu. Titreşimler iyice hissedilir bir hal aldığında rüzgâr da şiddetini artırmaya başladı. Artık gelen sesin çok uzaklardaki insanların çığlıkları olduğunu seçebiliyordum. Çaresizce beklemeye başladım. Titreşimler artık yer sarsıntılarına dönüşmüştü. Sanki yerin altındaki devasa bir davula aynı ritimle vuruluyordu. Her sarsıntıyı tüm benliğimde hissedebiliyordum. Rüzgâr da iyice şiddetlenmişti. Kırmızı kum öbekleri havada uçuşuyor, çevremi görmemi iyice zorlaştırıyordu. Çığlıkları ise artık çok net duyabiliyordum.

Havada uçuşan kum tanelerinin arasından çığlıkların, rüzgârın ve korkunun geldiği yöne bakarken uzaklarda bir karaltı gördüm. Karaltı yaklaştıkça benim bulunduğum yöne doğru koşan bir insan seli olduğunu anladım. Bir süre sonra insan selinin ortasında kaldım. Her yanımdan çığlık çığlığa kaçışan insanlar geçiyordu. Ancak çok yakınımdan geçenleri seçebiliyordum. Neredeyse hepsinin yüzünde aynı dehşet ifadesi vardı. Yanakları ve ağızları aşağı doğru sarkmış, yuvalarından fırlayacak gibi duran gözleriyle etrafa anlamsızca bakışlar atarak kaçışıyorlardı. Çıkardıkları sesler çığlıktan daha çok hırıltıya benziyordu. Kendimi onların kaçtıkları yöne doğru istemsizce koşarken buldum. Zaten bir yerde sabit durmak imkansızdı. Ben de onlar gibi sürekli etrafıma bakıyordum.

Bu hengâmenin içinde sürüklenirken ayağıma bir şey takıldığını hissettim. Aşağı doğru baktığımda yere düşmüş birinin onu geriye doğru çeken bir şeye direnmek için ayağıma sarıldığını gördüm. Bakışlarımı adamın arkasına doğru kaydırdığımda kum tanelerinin oluşturduğu toz bulutunun içinden devasa bir çatallı dil fırlayarak yüzüme çarptı. Dokunduğu yeri acıtacak kadar soğuktu. Ayağımı kurtardığımda sarmaladığı adamla birlikte sürünerek uzaklaşan dev yılanı gördüm. Adımlarımı hızlandırdım. Hızlandıkça ağzımdan engelleyemediğim anlamsız sesler çıkıyordu. Kendimi kaybetmiş bir şekilde koşarken aniden önüme çıkan bir şeye çarptım. El yordamıyla sağından solundan geçecek bir yer ararken çarptığım şeye ait ateşler saçan bir çift gözün yukarıdan bana doğru baktığını fark ettim. Kan damlayan dişlerini ağzındaki adamın kaburgalarına geçirmiş, benim en az on katım büyüklüğünde bir erkek aslan tam önümdeydi. Öylece kalakaldım. Aslan tek bir sıçrayışla üzerimden atlayarak kum fırtınasının içinde kayboldu.

Tekrar kaçmaya fırsat bulamadan omuzlarımda bir acı hissettim. Her iki omzumu parçalayarak içine girmiş dev pençeler beni hızla yukarıya doğru çekti. Kollarımı hareket ettiremiyordum. Yukarı baktığımda sadece siyah bir karaltı görebildim. Artık ayak tabanlarım yanmıyordu ve yükseldikçe havanın sıcaklığı azalıyordu. En azından acı çekmeden nefes alıp verebiliyordum. Aşağıdaki karmaşadan da uzaklaşıyordum. Beni ya kendi yer ya da yavrularına yem yapar diye düşündüm. Her hâlükârda acımın dinmesine az kalmıştı. Artık çığlık seslerinin zar zor işitildiği yüksekliğe kadar çıktık. Şimdi sadece dev kanatların sesini duyuyordum. Sonra aniden ortalık karardı. Pençeler omzumdan çıktı. Kendimi nemli, soğuk ve karanlık bir mağarada buldum. Beni buraya getirenin, dev bedenine oranla küçük kalan kahverengi gözleriyle bana bakan bir yarasa olduğunu ilk kez orada gördüm. Mağaranın içine çok az ışık sızıyordu. Zaten görecek bir şey de yoktu. Beni yemesini ya da kanımı emmesini bekledim ama hiçbir şey olmadı. Sonra beni bıraktığı taşın üzerinde etrafa dağılmış üç kişi daha olduğunu fark ettim. Çıplak ve yaralı bedenleri şekilsiz bir hal almış vaziyette öylece yatıyorlardı. Uyuyorlardı ya da baygındılar, bilmiyordum. Kollarımı hâlâ kımıldatamıyordum. Karanlığın ve soğuğun içinde, olduğum yerde öylece kaldım.

Gece ve gündüzün olmadığı bu yerde kaç zamandır kaldığımı artık bilmiyorum. Acıkmıyorum, yemek yemiyorum, su içmiyorum. Ne zaman uykuda ne zaman uyanık olduğumu bile çok fazla ayırt edemiyorum. Geldiğim ilk gün bulduğum insanlarla artık birlikte uyuyoruz. Birbirimizle hiç konuşmadık. Yani bazen onlarla bir şeyler konuştuğumu hatırlıyor gibi oluyorum ama rüya mıydı gerçek miydi bilemiyorum. Ama her birinin kokusunu, vücut şeklini ezbere biliyorum. Mağaramız artık eskisi kadar büyük gelmiyor bana. Karanlıktan olsa gerek artık pek bir şey göremiyorum ama zaten görmeye pek ihtiyaç da duymuyorum. Kulaklarım çok iyi duyuyor. Bizi buraya getiren dışarı çıktığında ya da mağaramıza geri geldiğinde onu görmesem de her bir hareketini hissedebiliyorum.

Bazen gözümün önüne eskiye ait silik görüntüler geliyor hâlâ. Çoğuna anlam veremiyorum. Bir kadın görüyorum genellikle. Çığlık çığlığa kaçıyor benden. Neden kaçıyor bilmiyorum. Bu görüntüler hafızamda her canlandığında birisi kalbimi avucuna alıp sıkıyormuş gibi daralıyorum. Kadın kaçıyor, ben kovalıyorum… Sonra kan görüyorum… Her yerde kan var… Kadının üstü kan içinde… Kan… Dişlerim kamaşıyor… Kanın tadı nasıldır acaba?

 

Bedel” için 20 Yorum Var

  1. Merhaba,
    Diğer iki öykünüzden referansla bu öykünüzün de iyi olacağını tahmin ettim okumadan evvel. Ve okuduktan sonra yanılmadığıma sevindim.
    Adamın yarasa tarafından kaçırılıp mağaraya kapatılması ve final sahnesi artı öykünün ismi, karakterin işlediği bir suçun cezasını çektiğini işaret ediyor sanki. Tabii doğru yorumladıysam 🙂
    Öyküdeki atmosferi çok güzel vermişsiniz, film sekansı gibiydi. Temayı güzel kullanmışsınız.
    Kaleminize kuvvet.

    1. Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Cehennemin içinde kendi cehennemini yaşayan bir adamı aktarmaya çalıştım. Cezayı kesen orada olma sebebi ile ilişkili bir varlık. Cezası da cezayı kesene dönüşmek diyebilirim…

  2. Merhabalar. Öykü, dil, akıcılık hepsi gayet yerindeydi. Görsellik harikaydı. Final de öyle, dönüşüm güzel verilmiş.
    ”Karaltı yaklaştıkça benim bulunduğum yöne doğru koşan bir insan seli olduğunu anladım. Bir süre sonra insan selinin ortasında kaldım. Her yanımdan çığlık çığlığa kaçışan insanlar geçiyordu.” Art arda üç cümle ve üçünde de insan kelimesi geçiyor. Kurcalamak gibi olmasın şu şekilde düzenlerdim ben olsam:
    ”Karaltı yaklaştıkça benim bulunduğum yöne doğru koşan bir insan seli olduğunu anladım. Bir süre sonra o selin ortasında kaldım. Her yanımdan çığlık çığlığa kaçışıyorlardı.” Yahut siz üslubunuza göre düzenleyebilirsiniz; benimki yalnızca öneri.
    Ellerinize sağlık, gelecek seçkilerde de görüşebilmeyi umuyorum.

    1. Merhaba, sizin önerdiğiniz düzenleme daha iyi olmuş 🙂 Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. Görüşmek üzere…

  3. Güzel bir öykü elinize sağlık. Hayvanların insanları cezalandırdığı bir dünya kurgulamışsınız, belki bu durumun nedenine dair de bir ipucu verebilirdiniz ama biraz gizemli kalsın istemişsiniz sanırım.

  4. Merhaba,
    Güzel bir öyküydü. Teşekkür ederim bu öykü için. Elinize sağlık. Çok net ve sade bir anlatımla etkili bir görüntü ortaya çıkmış. Okuyucuya bırakılan kısıtlı bir alan var öykünün sonunda, etkiyi arttırmış. Bu benim yorumum tabi. Diğer seçkilerde görüşmek üzere diyelim.

    1. Merhaba, finallere ayrı bir özen göstermeye çalışıyorum. Yorumunuz için teşekkür ederim.

  5. Daha öz cümleler kurabilirsiniz diye düşünüyorum. Zamirleri de daha tutumlu kullanmak anlatımı hem sadeleştirecek hem de odaklanmayı kolaylaştıracaktır. “Bir” sözcüğü çok gerekli olmadığı yerde anlatımı duraksatan bir ifadedir. Bunların çoğunu çıkartabilirsiniz öyküden. Örneğin, “Bir süre sonra ayaklarımın altındaki kumların düzenli bir aralıkla titreştiğini hissettim.” cümlesindeki ifadeyi, “düzenli aralıklarla” şeklinde, “Boşuna bir çabaydı bu.” cümlesini de “Çabam boşunaydı.” şeklinde düzenleyebilirsiniz. Bunlar naçizane fikirlerim efendim. Cümle yapıları düzenlendiğinde daha iyi bir anlatıma sahip olacağınızı düşünüyorum. Elinize sağlık.

  6. Tekrar tekrar okunabilecek kadar akıcı ve tekrar tekrar okunacak kadar kapalı. Öykünüzü kısa tutunca da üzerinden birkaç defa gidebildim.
    Oldukça farklı bir bakış açısı yakalamışsınız. Eklediğiniz detaylar yaratıcılığınızın ne kadar geniş olduğunu gösteriyor.

    Kaleminize sağlık.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *