Öykü

Biyolog! Biyolog!: Ölüm Makineleri

ÖNEMLİ NOT: Bu öyküyü okumadan önce, nisan ayı seçkisinde yayımlanan Bir Hayır Demedikleri İçin öyküsünü okumanız devamlılık açısından önem arz etmektedir.


Alfa

Biyolog aracın içinde, koordinat köşesinde, gideceği yeri belirlemekle meşguldü. Jalto ise Ankesör’ün içinde volta atmaktaydı. O Biyolog’a doğru dönüp bir kaç kelime söyledi.

“Bilader! Evrende bozulma var dedin? Hani nerede?”

“Evet! Bozulma var!

Biyolog, yaptığı şıngırtıları durdurup, Jalto’ya döndü.

“Cinayet. İki kişinin çözemediği bir ziyaret.”

“Cinayet mi? Dalga mı geçiyorsun bıro.”

“Aynen dalga geçiyorum.” dedi, Jalto’yu küçümseyerek.

“Nerede?”

“45 ışık yılı uzaklıktaki Dünya’ da. Yaklaşık iki dakika sonra kalkışa geçeceğiz. En sevdiğim gezegen.”

En sevdiğim gezegen kelimesini, Dünya’da yaşanabilecek olayların sayısı, diğer gezegenlere oranla 5-6 kat fazla olduğu için sevmekteydi. Yoksa bu vıcık, mavi, insanlı ve tek bir cinsiyetin diğer cinsiyeti ezdiği gezegeni kim severdi? Tabi ki Biyolog. Selda Bağcan, Mustafa Kemal Atatürk gibi dünyalıları, Dünya’ da yaşanan savaşsal ve siyasi olaylar neticesinde tanımıştı.

Biyolog, Ankesör’ ün koridorlarındaki kalpazanlık bölümüne gitti. Bu bölümde, bütün feza’daki para birimlerini gerçeğinden ayırt edilemeyecek bir şekilde basılabilmekteydi. Buradan beş yüz elli iki Brezilya Reali aldıktan sonra ana kabine gitti.

Biyolog, Jalto’ya yüz elli Real gibi bir para verdi. “Ne yapacağım ben bu parayla?” diye sorduğunda Biyolog, “Lazım olacak Dünya’da.” diye söylendi

Kontrol köşesine geri döndü Biyolog. Dünyaya on iki saniye sonra ulaşacaklardı. Yirmiye yakın ekranda bir şeyleri gözetlerken, zamanı durdurmak için gerekli olan yakıttan on saniyelik kadar kaldığını fark etti. Birkaç saniye sonra  Dünya adlı mavi bir topa ulaşmıştı.

 

Beta

“Aç kapıyı Veysel Efendi!” diye seslendi Biyolog Ankesör’e. O da sadık bir zaman makinesi olduğundan dolayı sahibini isteğini yerine getirerek kapıyı açtı.

Kapı açıldığında önce Biyolog, ardından Munduscoffeeli Jalto kapıdan dışarı çıktı. Karşılarında 2027 yılının Temmuz ayındaki ılık şehir Rio de Janeiro’da bir dedektiflik bürosuna inmişlerdi

Rio de Janeiro’nun zengin ve turistik yaşamının yanında, halkın fakirliği ve soytarılık devam etmekteydi. Suç oranı da tüm Latin Amerika’da ki gibi yüksekti.

Layne ve Helena Ankesör’ün karşısında duruyordu. Önce birbirlerine baktılar, sonra Biyolog ve Jalto’ya doğru döndüler.

“Hoşgeldin, Biyolog. Tam ihtiyacımız olduğu zamanda.”

“Ben Helena.” ve “Ben Layne” diyerek küçük bir tanışma faslı yaptılar.

 

Gamma

Layne ve Helena dedektiflik bürosunun, en nezih köşesindeki ikisi tekli, biri üçlü koltuğa oturdular. Ancak Layne ve Helena üçlü koltukta, Biyolog ve Jalto ise tekli koltuklarda onları dinlemekteydi. Galaksi dışından gelen bu ikili, babalarının mallarıymış gibi ikili koltukta oturdular. Layne, bu durumdan sanki çok huzurluymuş gibi, elindeki dosyaları açıp bir şeyler zıvzıklamaya başladı.

“Kuzey mahallelerimizde, değişik bir türde cinayetler işlenmeye başladı. Boyunlarında değişik bir ısırık izleriyle öldürülmüş olarak görüyoruz hepsini.” Layne, fotoğraf uzattı. Siyahi bir ın, boynu devrik, gözleri açık bir şekilde soğuk betonların üstüne uzandığı fotoğraf. Üstünde bej renkli ve çiçekli eskimiş gömleği bulunmaktaydı. “Mesela buradaki Emuilla Verson. 27 yaşında. Boynunda bir ısırık var.” Sadece boynu ve yüzü gözüken bir Latin erkeğinin fotoğrafını da uzattı daha sonra. “Bunda da aynı şekilde. Isırık.”

Jalto hala daha Portekizceyi önceki gezisindeki Vaccavaccancayı nasıl anladığını anlamaya çalışıyordu. Ama bunun bizim öykümüzde pekte bir yeri yoktu. Kusura bakma Jalto.

“Belirli bir saatte mi işlenmekte bu cinayetler?” diye konuşmaya başladı, Doktor Kim özentisi Biyolog.

“Hayır. Karışık bir sistemde. Bazen gündüz, bazen akşam.”

“Şu kadının cinayeti ne zaman ve nerede işlenmişti söyleyebilir misin Helena?”

“Tabii ki!” Dosyayı Layne’nin elinden alan Helena, açıp bakmaya başladı. Pembe dosyanın içindeki saate ve tarihe dikkatle bakıp açıkladı. “19 Haziran 2027, 23.41”

Biyolog tekli koltuktan kalkıp birkaç söz sarf etti. “Jalto, kalk birader gidiyoruz.”

“Nereye?” diye sorduğunda Jalto “Cinayet’e” diye bir cevap aldı.

Onlar yine o leş sarı telefon kulübesinden bozma Ankesör’e bindiler.

 

Delta

Binmeleri ile 19 Haziran’a ulaşmaları bir oldu. Biyolog Jalto’ya yine zamanı durduracağını ancak zamanlarının daha kısıtlı olacağını belirtti. Çünkü Dunik’te bu zaman durdurma yakıtını çok fazla kullanmışlardı.

“Bu sefer ben çıkıyorum.” dedi Biyolog. “Sen Ankesör’ün içinde kal. Şu cani yaratığı teşhis etmem gerek. Eğer on saniye içerisinde dönemezsem Ankesör’ü lütfen sen kullan. Nasıl kullanacağım diye sakın sorma. İstediğin gibi kullan. O sana adapte olmaya çalışacaktır.”

“Biyolog, dışarıda ne var?”

“Bir ölüm makinesi veya silah var dışarıda. Hiçbir şey bilmiyorum ve şu an çıkmam gerek.”

Jalto, Biyolog’a doğru baktı. Ancak Biyolog, ona doğru yüzünü çevirmedi. O, sarı siyah kapıdan çıktı. Jalto onu izlemeye devam etti. Geri sayım başladı. 10… Adımını attığında Ankesör’ün dışındaki o mağaramsı yeri gördü. 9… Yanındaki mısini¹ cebinden çıkardı. 8… İlk yarasayı gördü. 7… Yarasaya uzattı. 6… Bastı tetiğe, ancak hayvan gelmedi. İlk altı saniye bitmişti. 5… Koşmaya başladı hayvana doğru. Eliyle kapmayı deneyecekti. 4… Bir tane hayvana ulaştı ve onu eline aldı. 3… Geriye sadece üç saniye. Koşturmaya başladı. 2… Şu an kapının önüne geldi. 1… Jalto, kapıyı açıp onu içeriye aldı.

Zaman durdurma fonksiyonunun yakıtı bitmişti. Makinada tangırtı tungurtu başladı. Ankesör, delice sallanıyordu. Jalto, Biyolog ve siyah kanatlı yaratık kendi hallerinde mücadele içine girmeye hazırlanırken, bu olay her şeyi alt üst etti. Ankesörün boyası, sarı siyahtan lacivert turkuaza dönüş yapmaktaydı. Bağırdı Biyolog. “Jalto! Geçmişe dönmemiz ve bu iğrenç yaratığı alt etmemiz gerekiyor!” “Biyolog! Bilader! Bu yaratığı nasıl alt edeceğim ben!” Biyolog düşündü. Düşünüyor gibi yaptı. “Seni öldüremez burada. Merak etme kardeşim!” Ekranları kontrol etti. Bir kez daha bir cümle kurdu. “Ya da öldürebilir. Şu anda Ankesör bizi koruyamıyor! Yangın söndürme tüpünü al. O onu biraz idare eder. Dikkat et sakın ölmesin.” Yarasa Jalto’nun üstüne doğru geldi. Onu yerden aldığı yangın söndürme tüpüyle nakavt etti. Ancak Jalto ankesör dolayısıyla yere düştüğünde yarasa uçmaya başladı. Bir daha sıktı. Üstüne düştü yarasa. Kanatlarından tutarak ellerinde tuttu. “Biyolog acele et bilader!”

Biyolog, aradığı şeyi buldu. Silah, silahtı evet ama süpürge sistemi gibi çalışmaktaydı. Hayvanı süpürgemsi silahın içine alıp incelemesini silahın haznesinde yapacaktı. Silahı kapıp, ana merkeze doğru koştu. Jalto elinde hala yarasayı zor tutuyordu. “Jalto! Bırak yarasayı!” diye bağırdı. Jalto ise o kargaşada onu havaya fırlattı. Biyolog, süpürgemsi silahı yarasanın üstüne tutarak, içine çekti.

Yarasa, sonunda silah haznesinin içindeydi. Biyolog, tekrardan Ankesör’ ün koridorlarına doğru giriş yaptı. Bu rengi değişen makine eskisi gibi olmasa da hala hafif biçimde sallanıyordu. Koridorda inceleme odasına giren Biyolog, kapı girişinde bulunan gaz maskelerinden birini aldı. Maskeyi yüzüne taktıktan sonra içeriye girdi, silahın haznesini çıkarıp, bölmenin tam ortasında bulunan masaya koydu. Birkaç saniye sonra eterin 34,6 derecede kaynamış hali etraftan saçılmaya başladı. Yarasa bayıldıktan sonra Biyolog, incelemeye koyuldu. Yarasanın göğsünde bir konum yer almaktaydı. Konum şuydu, 38.607449,43.086091 .

Biyolog yeniden ana güverteye geldi ve konumu girdi. Ekranda buranın, Türkiye’nin Van şehrinde yer alan Çarpanak Adasındaki bir manastırı göstermekteydi. Gıduts Manastırı. Biyolog, Jalto’ya hazır olmasını söyledi. Ardından Ankesör’ü çalıştırarak yoluna koyuldu.

* * *

“Ankesör yaklaşıyor! Ankesör yaklaşıyor! Biyolog geliyor! Biyolog! BİYOLOG!”

Dört ışıktan ikincisi söndü.

EYLÜL 2017’DE DEVAM EDECEK.

 

¹ Mısi : Mıknatıs Silahı

Biyolog! Biyolog!: Ölüm Makineleri” için 3 Yorum Var

  1. Öncelikli öyküme hoşgeldiniz! İyi ve kötü yorumlarınızı esirgemeyin.

    Gelecek ay, ya Feza Serisinin Final bölümü, ya da “Yasaklıya Yolculuk” adında fantazi-korku öyküsü yazacağım. (İkincisi daha olası gibi…)

  2. Merhabalar. Öncelikle işleyişiniz çok hızlı. Karakterlere soluk aldırmıyorsunuz. Mesela masada bir sinek varsa ben önce onu görmeliyim. Ardından onu yakalamak istemeliyim ve köşede duran bardağa uzanıp bardağı sineğin üzerine kapatmalıyım ki hayvanı tutsak edebileyim. Ona bakıp bardağı kafasına geçirmek gibi sizin anlatımınız ve ben yetişemiyorum, olayları göremiyor, karakterleri hissedemiyorum. Çünkü dediğim gibi çok hızlı. Bir öneri: Tek bir karakter üzerinden öyküyü yürütmeyi deneyin, çok daha başarılı olacaksınız. Sadece o karakteri görün, diğer karakterler yalnızca dış görünüş ve diyaloglardan ibaret olsun. Mesela Helena. Ayrıca karakterin hislerini, düşüncelerini, yani içsel yönünü de en az diyaloglar ve olaylar kadar öyküye yedirirseniz okuyucu daha çabuk adapte olacak ve hikayede kendinden bir şeyler bulacaktır. Beni yanlış anlamayın, olay kıtlığı yaşamıyorsunuz, yemek yapmak için elinizde bolca malzeme var. Sadece bunlarla ne yapacağınız konusuna el atmak istedim biraz, umuyorum kızmadınız? 🙂
    ”…tüm Latin Amerika’da ki gibi yüksekti.” Amerika’daki gibi…
    ”…öykümüzde pekte bir yeri yoktu.” Pek de bir yeri yoktu.
    Ellerinize sağlık, gelecek seçkilerde de görüşebilmeyi umuyorum.

    1. YGS – LYS döneminde yazıyorum bu öyküleri. Beni lütfen biraz mahzur görün. Öykülerin üzerinde pek fazla çalışamıyorum. Yazım hatalarının geneli bu yüzden. Teşekkür ederim yorumunuz için.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *