Öykü

Bum Vak Vak

Bahtı Bozuk Bey, Üzgün Pak Güven’le yani ördeğin tekiyle, ilk kez karşılaştığında kendi kendine bir şeyler fısıldıyordu. Gölün başında yere çökmüştü. Kalçasını yerle kavuşturmadan tüm yükünü ayaklarına vermişti. Onlardan müsaade almadığı da aşikârdı. Ördek, onu uzaktan, gölün üzerinde birikmiş yaprakların arasından izliyordu. Adam bir eliyle çenesine destek oluyor, diğer elindeki ince ağaç dalıyla suyu karıştırıyordu. “Benim adım insanların hizasına yazılmıştır. Her gün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu.” Sürekli bunu tekrarlıyordu.

Adam suya iyice eğilmişti. Birazdan kafa üstü suya çakılacak sanabilirdiniz. Aniden göldeki yüzüne tükürdü. Elindeki dalla sudaki yüzüne bir tane patlattı. Eş zamanlı olarak, “Yok ol!” diye de bağırdı. Fakat aynı bahtsız surat birkaç saniye içinde suyun yüzünde yeniden birleşti. Ördek, suyun üstünde hızla yüzen tükürük adamın göldeki yüzünden ayrılana kadar bekledi. Onu yeni temizlenmiş tüylerine değdirecek değildi. Daha sonra öfkeyle birkaç saniye içinde adamın yanına kadar gitti. Adamın yansımasını şiddetle gagalamaya başladı. Sudaki yüzünü en az iki dakikada yeniden toplanabilecek kadar dağıttı. Evine tükürülen herhangi bir canlının olağan saldırısı sonucu yorulup dinlenmeye çekildi. Adamsa büyük bir mutluluk içinde zıplıyordu. Sanki suratı dağılan ördeğin kendisiydi de adam buna seviniyordu.

Sakinleşip yerine oturduğunda Bahtı Bozuk Bey’in kalbi ağzına kadar yükselip geri yerine iniyordu. Ritmik nefes alış-verişleri yerini iç savaş bombardımanına bırakmıştı. Göğsü öyle hızlı yükselip iniyordu ki göl başında yığılıp kalacak gibiydi. Ördekse böyle bir felaketi kaldıramazdı çünkü yirmi kilometre öteye kadar suçlanabilecek tek fail kendisiydi. İşe bakın ki diğer herkes operasyondaydı. Bir tek bu ördek ve adam kalmıştı. Yeşil Göl ve Yeşil Vadi’nin artık tek canlısı, Telkuyruk ördekgillerin yaşayan sayılı ördeklerinden sadece biri: Üzgün Pak Güven‘di. Bahtı Bozuk Bey ise nereden gelip nereye gittiğinden tamamen habersizdi.

Adamın bedeni bedbaht tavrını hırkaya sarılır gibi yeniden giyinmişti. Bahtı Bozuk Beyler özüne dönmeyi başarmıştı. Tahmin edin bakalım ilk önce ne yaptı? “Benim adım insanların hizasına yazılmıştır. Her gün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu.” dedi. Ördek, sarı gagasını iyice açıp tiz bir vaaaaK patlattı, sıkıldığı belliydi. “Biz,” dedi, sesi çatallanıyordu, “buralarda böyle ahmaklıklara mahal vermeyiz.” Söylenmeye devam etmek için gereken otoriter sessizliği yakaladı ve devam etti: “Ne bu? Sabahtan beri tutturmuşsun, adın insanların hizasına yazılmış da, rüyalarla ödenebilen bir cezaymış. Eğlencesi kaçtı gölün. Eskiden burada öyle çok ördek vardı ki. Ama artık sadece ben varım. Çünkü son çare olarak organize ördek intihar dalışı düzenledik.”

“Ördek intihar dalışı? Ördekler olarak organize olduğunuz? HAH! AKLIMI KAÇIRIYORUM.

Ördek, siz insanlar, diye iç geçirdi. Kahverengi yamalı beyaz göbeğini iyiden iyiye göle daldırıp perdeli ayaklarını kürek olarak kullanmaya başladı. Gökyüzünü işaret eden kuyruğunu sağa sola sallayarak her şeyin başladığı yere, ölü yapraklardan oluşan yatağına geri dönmek üzere yola çıktı. Bahtı Bozuk Bey, ince bir sesle, “Gitmemelisin,” dedi, “gitmeni istesem sana öyle bağırır mıydım?

Bir ördeğin bir insanla empati kurması kadar yıkıcı bir durum daha yoktur. O da yalnızlık çekiyor olmalıydı. Ördek, gerisin geri yansımanın üstüne döndü. Öç alır gibi adamın tam ağzına denk gelecek şekilde oturup karşısına dikildi. Sesinde klasik Üzgün Pak Güven kararlılığı vardı:

“Belli bir sıkıntın var senin, anlat.”

“Benim bahtım bozuk. Öyle bozuk ki, hayatıma bir son bile veremiyorum.”

“Dert ettiğin şeye bak. Siz iki şey arasında kalınca o piti pitiyle seçim yapan tek canlı türü değil misiniz? Sola yaşamayı, sağa ölmeyi koy. Sonra işaret parmağını ağzında ooo diyerek salla ve sonra ooo piti piti kara...”

Ördeğin cümlesi bitirilmesine müsaade vermek için fazla yersizdi.

“Sanki yaşadığım hayattan ayrılmışım da bu gölün başında geri ona dönmeyi bekliyormuşum gibi, anladın mı?” Benim burada ne işim olduğunu biliyor musun?”

“Mesela bir kitabın baş karakterisin de kitap en heyecanlı yerinde masaya yüzükoyun yatırılmış gibi bir his mi?”

Üzgün Pak, bunu sormaması gerektiğini biliyordu, en azından henüz. Unutturmak için “Böyle yaşamaya çalışsan?” dedi.

Adam, hiç nefes almadan uzunca bi nefes verdi. Havası kaçan balon gibi pörsüyen Bahtı Bozuk Bey, bu soruya cevap vermeye tenezzül bile etmedi. Yalnızca başını sağ omzuna yasladı ve havasını boşalttığı içinden özür dilercesine derin bir nefes aldı.

Uzun sayılacak bir süre öylece kaldılar. Bu kez sessizliği Bahtı Bozuk Bey bozdu:

“Peki ya sen? Neden tek başınasın burada, göç mevsimi tatlı sulara binip Güney’e falan gitmez misin?”

Bahtı Bozuk Bey, dünyanın tüm çirkin yazgılarını kendi alnında topladığını sanıyordu herhalde.

“Senin adın Bahtı Bozuk’sa benimki de Üzgün Pak Güven. İsimlerimiz koyu renkli kaderlerimizi en başından ele veriyor.”

Ördeğin ona isminin sebebini, organize ördek istilasının geleceğini anlatmaya niyeti yoktu. Geçiştirmeliydi. Ölü yapraklardan tüylerimin arasına takılmış bir tanesine gözü çarptı. Gagasıyla onu tutunduğu yerden ayırdı. Ölümden anlayan, ciddi bir yaprak, dedi. Adamın bakışlarını üzerinden alması için yalvaran ses tonuyla, “Ne var? Yalnız insanlar mı şiir bilir sanıyordun?” diye de ekledi. Bahtı Bozuk Bey’in aklı dağılmamıştı:

“Üzgün bir ördek misin?”

Aç bir insan bana rastlasa da portakallı ördek olsam diye dilek tuttuğunu adama anlatmayacaktı.

“OF! İlla söyleteceksin değil mi? Kitapta da böyle ısrarcının tekisin. Ben sadece seninle aynı kitabın içinde yaşayan, çiftliğindeki canlılardan bir tanesi falanım, TAMAM?”

Hah, diye güldü adam, “S… ordan!” der gibi. “O yüzden burada tek başınasın, koca -çiftliğimde-.

“Bizim kitap saatlerdir emaneten bırakıldığı yerde unutuldu ve biz de isyana geçtik. Yani insanların masalı doğru,” dedi, “bir yerde diğerlerinden farklı bir ördek varsa, o terk edilir. Çirkin ördek yavrusu gibi.

Bir an önce neyin içinde olduğunu anlamanın telaşıyla ördeği ensesinden tutup sudan çıkardı. “Anlat!” diye buyurdu. Üzgün Pak Güven, kaçamayacağını ense derisini neredeyse delecek tırnaklardan anlamıştı. Bahtı Bozuk Bey, “Zırvalama ördek efendi, söyle artık. Neden dünyam tersine dönmüş gibi hissediyorum?”

Ördek bir solukta, “Yüzükoyun yatırılmış bir kitabın baş karakterisin de ondan keriz. Ama adam kitabı saatlerdir düzeltmediği için kafan bulandı ve neyin nesi olduğunu bilemiyorsun, hepsi bu,” dedi.

Hepsi bu mu? Duyan da yolunun üstüydü soluklanmaya oturdun, gibi sıradan bir şeyden bahsediyorsun sanacak.”

Ördek için sıradandı. O birçok masala, çizgi film senaryosuna, çocuk kitabına defalarca kez karakter olmuştu. Bu açık sayfada tozlanan bir cümlede bekleme işine alışıktı. Ama gel de anlat şimdi-ydi.

“Zaten yeni yıl yaklaşıyordu, hindiler başlattı her şeyi. Bak, Bahtı Bozuk Efendi, kitaptakilerin canı bir şeye sıkıldı mı önlerini alamazsın. Sen yeni bir karaktersin, bilmemen normal. Bizimkiler kaç kitaptır saçma sapan okuyucuların eline düştüğünden büyük riski göze almaktan çekinmediler.”

Kitap karakterlerinde sabır tükenmişse dünyadakilerin başına her şey gelebilirdi.

“Kanatlılar istilada. yeterince güçlü sıçrarlarsa kendimizi aniden orada bulacağız demektir. İnsanlar uçamaz diye sana söylenmedi. Ben de gözcüyüm.”

Ördek her şeyi anlattı. Kitaptaki çiftlik hayvanları, sahiplerinin son sayfada kendilerine okuduğu fantastik uçuş kılavuzunu dinlerken ters çevrilmişlerdi. Sıkıntıdan kendinden geçen birkaç taklacı güvercin, ferdi saldırıya geçmişti. Deneyimli kitap karakterleri arasında ‘intihar dalışı‘ olarak adlandırılan bu saldırıya olağan biçimde kamikaze denilirdi. Ferdi saldırılar işe yarar hissi verdiğinde ilk organize kamikaze saldırısı, 21 Ekim 1944’te Avustralya’nın bir yerinde ters çevirilip unutulan bir kitabın sahibine, kitap karakterleri tarafından yapıldı. Bu saldırıyı takip eden günlerde diğer tozlanmaya bırakılan, ortasından açık kitap sakinleri de okuyucularda şok etkisi yaptı.

Bahtı Bozuk Bey ve Üzgün Pak Güven’in intihar dalışı ile dünyaya düşüşlerini izleyelim mi?

* * *

Adım adım, çaktırmadan enkaza dönüşen bir binanın giriş katında ters çevrilen bir kitabın sonuçlarını okuyacaksınız.

Üç yüz, üç yüz elli yaşlarındaymış gibi bir yürüyüşü vardı. Kibrinden bastonu reddeden ama cılız bir omuz darbesiyle yere devrilecek olan yaşlıları andırıyordu. Epey dar bir balkondu. Kapıdan içeri adım atmasıyla iskemleye kadar gelebilmesi beş saniye içinde gerçekleşti. Derin bir soluk alıp kendini yerçekiminin vicdanına bıraktı. Buna oturmak denmezdi.

İskemlenin arkasına düşen pencere pervazında yüzükoyun bir kitap duruyordu. Kaç gündür orada bırakıldığı üzerindeki parmak kalınlığında toz ve kuş kakalarından sayılabilirdi. O yıl basılan bir kitaptı ama onu bir kitapçı rafında görseydiniz, oranın beşinci elden aşağı kitap satmayan bir sahaf olduğuna kanaat getirirdiniz. Ama kitap, sahibinden mütevellit erken çökmüş bir görüntüye sahipti. İnsanların asıl kimliklerinin ellerindeki kitaplar olduğuna bir kanıt dahaydı işte. Kitabı yeniden eline aldı. Alelade bir satırdan okumaya devam ettiği çok belliydi. Kitap, “Beş adımda nasıl bestseller yazılır?” cinsinden bir soruyu kolaylıkla karşılayacak nitelikte değildi. Dili oldukça kolay, yazı büyüklüğü üç yüz elli yaşına da hitap etmiyordu. Ama adam neden sonra yeniden okumaya koyulduğu kitaba gözünün değdiği ilk cümleden başlayabiliyordu.

Gözlerini kitabın sayfaları üzerinde gezdiriyordu. Az önceki ölü ruhlu yaşlımsı adamın resimli kitaba bakar gibi bir hali vardı. Kitabın en heyecanlı yerine geldiğinden haberi bile yoktu. “Bu fantastik uçuş kılavuzu Bahtı Bozuk Bey’in elinde geçtiğinden beri kargalar bile uçmayı bilen ördekgillerden korkmaya başlamıştı,” diye bir cümlenin sonuna geldi ki balkon gümleme ile sarsıldı. Kitap ayak ucuna düştü. Balkonun asılı olduğu ev, aniden başlayan şiddetli fırtınadan art arda tokat yiyordu. Yerdeki kitabın sayfaları birbirine çarpıp uçuşuyordu. Gözlerini kitaba iliştirdiğinde az önce üzerinde gezindiği cümlelerin kitabın sayfalarından söküldüğünü gördü. Adam, aklının da her şeyle birlikte uçuştuğunu düşündü. Bir bakıma fırtınanın etkisiyle, diğer yandan her şeyin hemen son bulmasını isteyerek gözlerini sıkıca kapatmıştı. İskemleye öyle bir tutunmuştu ki fırtına adamı alıp götürmeye kalksa o da kendisiyle gelecekti. Neyse ki buna gerek kalmadı.

Fırtına dindi.

Gözlerini açtığında balkonun içi uçuşan tüylerle doluydu. Yeşil, kahverengi benekli, bazıları beyaz tüyler ve kıpkırmızı bir ibibik adamın dizlerinin üzerindeydi. Hangi kuştan kopup salınarak balkona indiği belirsiz tüyler etrafta dolaşıyordu.

Sokak, kafa üstü yere çakılmış kuş sürüsüyle doluydu. Öyle karışık, tüylerin hâlâ uçuştuğu bir yerdi ki gördüğü, hangi kuş sürüsünün önünde yığılı olduğunu bile anlamadı. Göç eden kuşların bir uçakla çarpıştığını ya da soylarını kıran bir tür hastalık sonucu keyifli yaşamlarının sona erdiğini düşündü. Bu onu mutsuz etmeye yetecek bir son değildi, içi burkuldu o kadar. Dudağının kenarını elmacık kemiklerine doğru bir anda ittirdi, neyse der gibiydi. Pantolonundaki, kazağının kollarındaki tüyleri ayıklamaya başladı ki ince çığlıklar sokağa dolmaya başladı. İkinci bir istila geliyor gibiydi. Ne garip, dedi. Şaşırdıkça yüzü gençleşiyor, pembeleşiyordu. “Ah, ne garip! Kitapta geçen fantastik uçuş kılavuzundaki sürü de yerle bir oluyordu.”

Okuduğu kitabın filmini izleyen biri gibi gördükleriyle okuduklarını aynı anda düşünmeye çalışıyordu. O, gittikçe yaklaşan çığlıkları beklerken çok daha yakınında bir diyalog hasıl oldu. Her zamanki gibi iç seslerim tartışıyor, kararlılığıyla umursamadı. Bu konuşmanın yürütücüleri adamın gözlerindeki soru işareti için kabak oyacağı gibi bir görev üstleneceklerdi. Adam dinlemiyor olsa da kulağının dibindekileri sinek vızıltısına yaptığı gibi dağıtamıyordu. Üç kişiyi kaldıracak güçte görünmese de fırtınadan sağ kurtulan balkonda bizimki hariç başka bir adam (Bahtı Bozuk Bey) ve bir ördek (Üzgün Pak Güven) duruyordu. Bahtı Bozuk Bey, kitabın kurgusu yüzünden uykusuzluktan şişmiş gözlerini bir çizgi kadar araladı. Bir kitabın baş kahramanı olacaksanız uykunuzu asla alamazdınız. Üzgün Pak Güven ise, kitapta verdiği sözleri tutmuş biri ördek olarak, sarı gagasıyla sırıtıyordu. Bahtı Bozuk Bey:

“Sonunda,” dedi, “Bu kadarını beklemiyordum. İyi iş çıkardılar, ha?”

Üzgün Pak Güven, “Bana güvenebileceğine anca şimdi mi inandırabildim?” dedi. “Sana sadece bu şekilde dünyaya gelebileceğimizi söylemiştim.”

Adam, son cümleyi işittiğinde kafasını balkondaki misafirlerine doğru çevirdi. Balkonunda neler döndüğünü sormak için yüzünden iki parmak kadar önde duran çenesini çalıştırıyordu ki ikinci bombardıman başladı. Adam kollarıyla yüzünü örttüğünde Bahtı Bozuk Bey, “Başka kitaplardan gelmek isteyenler var herhalde,” diyerek olacakları beklemeye başladı. Ne var ki balkondaki adam için bu gereksiz düşünce, diğer bütün gereksiz düşünceler gibi gerçekteki karşılığını atom karınca kadar hızlı buldu.

Elif Şeyda Doğan

Eylül 1994’te Ankara’da doğdum. Çocukken Ankara’dan İzmir’e taşındık. Ege Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldum. Bundan sonraki hayatımın okuyarak ve yazarak geçmesini umuyorum. Fantastik edebiyat ile hem yazma hem okuma olarak yakından ilgiliyim. Daha önce birkaç internet dergisinde editör ve yazan olarak yer aldım. 2013 senesinden itibaren fanzin dünyası içindeyim. Birçok fanzinde eserlerim yayımlandı. Şimdilerde ise iki kişi olarak CosmicZion Zine (czz) adlı fantastik edebiyat, uzay ve mitoloji fanzinini çıkartmaktayız.

Bum Vak Vak” için 2 Yorum Var

  1. Merhaba,
    İçimden geldiği gibi yazacağım, hazırsan başlıyorum 🙂 Yahu Elif Şeyda, nasıl bir beyin seninki? Şaştım kaldım, bu hayal gücü enginliği kaynağını nereden alıyor? Aynı dünyada mı yaşıyoruz? Bu denli keyifli fantastik dünyaları nasıl buluyor, kurguluyor ve yazıyorsun?
    Öykün şahsi kriterlerime göre muhteşem. Gerek konu gerek anlatımıyla.
    Senin öykülerini biraz Onur Selamet’in öykülerine benzetiyorum. Ama bu benzerlik özgünlüğünüzü bozmayan bir benzerlik. Nasıl desem, farklı güzergahları kullanıyorsunuz ama sonunda aynı yola çıkıyorsunuz. Ve ben iki kalemin de hayal gücünü çok zengin, anlatımlarını da çok başarılı buluyorum. Yani sizin.
    Kalemine kuvvet.

  2. Merhaba. Sizin yorum yaptığınızı görmek her seferinde daha okumadan heyecanlandırıyor beni.
    Çok teşekkür ederim. Kurduğum bir öykünün birini heyecanlandırdığını bilmek başlı başına bir yenisini yazmak için sebep oluyor bana.
    Onur Selamet’i ve onun öykülerini çok seviyorum. Bunu duyduğuma da çok mutlu oldum. “Farklı güzergâhları kullanıp aynı yola çıkmak” çok güzel.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *