Öykü

Hayvan Birliği

Arka bahçe oturuyorduk; ben, Yarasa Kâmil, Kurt Hasan, Sırtlan Necmi. Yarasa yine atıldı;

“Var mısınız iddiaya?”

İşte başlıyor. Bu iddialar yüzünden, almadığımız ceza, yemediğimiz dayak, kovulmadığımız mahalle kalmadı ya, dördümüzde ne yapsan vazgeçecek tipler değiliz. Bize iddia dedin mi akan sular durur.

Sırtlan ilk kez düşünceli. “Bilemiyorum yarasa ya, geçen sefer paçayı zor kurtardım. Günlerce nereye saklanacağımı bilemedim. Sizi yarı yolda bırakmayı istemem ama…”

“Bırakma o zaman” diye atıldım. “Hepimiz senin için, öyle miydi? Nasıldı?”

“Lan tilki, yine içine ettin güzelim lafın” dedi Kurt Hasan bilgiç bilgiç. “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için oğlum o… Üç silahşörler. Aslında dörtler ama yine de üç diye yazmışlar, biri ölüyor muydu ne?”

“Ya şurada bir iddiadan söz ediyorum, dinlemeyecekseniz ben gidiyorum.” Yarasa ayağa fırladı.

Üçümüz birden yarasayı tekrar yerine oturttuk. Küçücük gözlerini kıstı, bizi baştan aşağıya süzdü. Kıpkırmızı dudakları, beyaz yüzü, boncuk siyah gözleriyle karanlıklar prensine benziyordu. Hep giydiği siyah tişört, siyah pantolonu ile birazdan kanatlanıp uçacak gibiydi.

“Bu kez çok daha önemli ve tehlikeli bir iddia teklifim var. Varsanız söylerim, yoksa gidiyorum ona göre.”

Kumar bağımlısı Necmettin abi oyun kâğıdını görünce bir garip titrer, avuçlarını kaşırdı. Onun bu hali mahallenin alay konusuydu. Şimdi biz de onun gibi avuçlarımızı kaşımaya başlamıştık. İddia bizim için kumarların en büyüğüydü.

“Tehlike bizim göbek adımız, hani söyle” diye bağırdım. Yarasa sırtıma bir şaplak indiriverdi.

“İşte bu ya… Yaşa Tilki. Sen var ya sen, tilkilerin kralısın.”

Yarasanın beni övmesi sonucu tüylerim olsa kabaracaktı ama yoktu. Ben de omuzlarımı kulaklarıma doğru çekip bir iki tur attım bizimkilerin etrafında.

Kurt Hasan dayanamadı, fırladı ayağa indiriverdi omuzlarımı. Sonra kolumdan çekip oturttu çimenlerin üzerine.

“Bana bak tilki, bu sefer de kurnazlık yapıp işin ortasında köşeye saklanmak, iş bitince sıvışmak yok ona göre.”

“Ne zaman sıvışmışım Kurt ya, yalan atma, sonuna kadar giderim ben oğlum.”

“Ya gördük! Ben uyarımı yapayım da sen de ayağını denk al.”

Sırtlan ağzına sığmayan dişleriyle ıslık çalar gibi gülmeye başladı.

“Aklıma son iddia geldi de.”

Hep beraber gülmeye başladık. Çimenlere yatıp bir o yana bir bu yana dönüyor, gülmekten gözlerimizden yaş geliyordu.

Yarasa birden toparlandı. Bu kez ayağa kalktı. Biz de kalktık.

“Bakın bu işin içinde para da var. İddiayı kazanan parayı kapar.”

Kurt ellerini ovuşturdu, sırtlan sırıtmaya devam etti, ben de paranın miktarını bilmesem de alacaklarımı düşündüm.

“Para nereden geliyor? Sakata gelmeyelim” dedi kurt. Sakata gelmeyelim lafını esnaf babası söylerdi her büyük alışverişinde. Kurt onun gibi burun deliklerini kocaman açmış, tehlike kokusu duymaya çalışıyordu.

“Yok be oğlum ne sakatı? Tanıdığım var demiştim ya size. Oradan işte. Kazanan yirmiliği kapar.”

Hepimiz birden kulaklarımızı diktik. Paranın adı bile ağzımızı sulandırmıştı. Şimdiye kadar eğlencesine yaptıklarımız birden daha ciddi bir iş haline geldi.

“Var mısınız iddiaya?”

Ben atıldım. “Tabii ki varım.”

Ardımdan kurt parmağını yüzüme doğru sallayarak sessizce beni uyardı ve “ben de varım” dedi.

Hepimiz Sırtlana döndük. Sırtlan bir iki düşündü, başına gelecekleri ve parayı gözünün önüne getirdi sonunda “İyi be, ben de varım” dedi.

Yarasa elini ortaya uzattı. Bir çember oluşturup ellerimizi üst üste koyduk. “Hayvan Birliği” diye bağırdık.

“Öyleyse simdi sıkı durun iddiayı açıklıyorum.” dedi. Kulak kesildik. “Sırtlan silahları getir.” Sırtlan, ağacın koca oyuğunun içine girdi. Bir kutuyla çıktı. Karton kutu yağan yağmurdan neredeyse hamura dönmüştü.

“Altından tut şunu” diye bağırdım. Kendimi anneme benzettim bir an. Ne taşırsam taşıyayım her an dökecek kıracak gibi davranır, peşim sıra beni takip eder, “dikkat et oğlum, altından tut şunu” diye uyarırdı. Sırtlan, bebek taşır gibi kucağında getirdiği kutuyu ortaya koydu. Hepimizin silahları işaretliydi. Benimkini alıp arka cebime soktum. Diğerleri de aynı şeyi yaptı.

“Tamam mısınız? İddiayı açıklıyorum.”

Kulaklarımızı dikip heyecanla beklemeye başladık. Yarasa bu anın zevkini çıkarıyordu.

“İddia şu. Camcı Rüstem dedi ki; iğneci Necla teyzenin sokağa bakan camlarını kıramazsınız, hem de yakalanmadan.”

Hep beraber bağırdık. “İğneci Necla Teyze mi?”

Korktuğumuz başımıza gelmişti. İğneci Necla teyze kimsenin gözünün yaşına bakmaz, yakaladığına o kocaman iğnesini batırıverirdi. Mahalledeki çocuklar arasında kara bela gibiydi. Ne onun zilini çalıp kaçardık, ne de kapıdaki gazetesini, ekmeğini aşırırdık. Bizim için sınırların başladığı yerdi.

“Size dedim iş büyük diye. Rüstem amca; iddiaya girerim siz bunu beceremezsiniz, beni de ispiyonlarsınız dedi. Ona şeref sözü verdim, bizim çete sağlamdır, merak etme dedim. Kimsenin ağzından en ufak bir şey kaçmaz. Ama geçen sefer Sırtlan babasından dayağı yiyince biraz ötmüş duyduğuma göre, sonra da odasından dışarı çıkarmamış Zabıta Halil dedi, gözümün içine baka baka.”

“Öyle olmadı işte,” diye atıldı sırtlan. Gülüyor mu ağlıyor mu belli değildi. “Babam dövecekti ama saklandım yatağın altına. O da söylendi durdu. Mahalleye rezil ediyormuşum onu, manavdan elma aşırmak da ne oluyormuş? Hırsız mı olacakmışım, beni hep siz ayartıyormuşsunuz.”

“Ya, sen yine iyisin. Sapanıma el koydu benim babam ya. Bu yenisini zor yaptım. Kuşlara taş attık diye yemediğim fırça kalmadı.”

“Tamam ya bırakın şu çocuk muhabbetini.” Yarasa şu anda abisine dönüşmüştü. Serhat abi bizden yedi yaş büyüktü ve hepimiz onun gibi olmak istiyorduk. Konuşurken yanımıza gelir “bırakın şu çocuk muhabbetini, hepiniz delikanlı oldunuz, kızlardan konuşalım” derdi. Ağzımızın suyu akarak onun anlattıklarını dinlerdik. Yarasa onun gibi bir eli cebinde, diğer elinin parmaklarıyla saçlarını geriye doğru tarayarak,

“Hepimiz artık dokuz yaşında kocaman adamlar olduk. Rüstem amcaya korkak küçük çocuklar olmadığımızı gösterelim. Yalnız biriniz ağzından bir şey kaçırırsa… “

Başımızı, biz öyle şey yapacak çocuklar değiliz anlamında sağa sola sallarken Kurtla tokuştuk. Acıdan ağlayacaktım ama dişimi sıkıp kafamı sadece ovuşturdum. Kurt daha kalın kafalı olduğu için herhalde, sinek konmuş da onu kovuyormuş gibi hareketler yaptı, hiç umursamadı.

Yarasa yine elini uzattı, elinin üstüne ellerimizi koyduk. “Hayvan Birliği” diye bağırdık. İğneci Necla teyzenin topumuz bahçesine kaçtığında gösterdiği o kocaman iğnesi gözümün önüne geldi. İğne korkumu, yirmi lirayla alacağım boya kalemlerinin heyecanı yendi. Arka cebimdeki sapanımı okşayıp yerden taş toplamaya başladım. İddiayı ben kazanacaktım.

Hayvan Birliği” için 17 Yorum Var

  1. Merhabalar. Çok güzel bir öyküydü, oldukça eğlenceliydi. Bir o kadar da güzel yazılmış. Yüzümde geniş bir tebessümle okudum sonuna kadar. Temayı oldukça farklı kullanmışsınız; renk katmış; ilginç ve sevimli; geniş bir hayal gücü kendini belli ediyor. Ellerinize sağlık diyerek gelecek seçkilerde de görüşebilmeyi umuyorum.
    Acaba son cümle ”İddiayı biz kazanacaktık,” mı olmalıydı? Yine de emin değilim.

    1. Merhaba;

      Bu kez bir farklılık yapayım dedim:) Son cümle de iddiayı kazanan parayı alacak yani bölüşmeyecekler:) Bu şekilde düşünmüştüm. Yorumun için çok teşekkür ederim.

  2. Merhaba,
    Temayı farklı kullandığınız konusunda Osman Eliuz’la hemfikirim. Sevimli bir öyküydü; yaramaz çocukların öyküsünü okuduk tabii bu çocukların hayvan oluşu güzel bir farklılıktı. Diyaloglar gerçekçiydi 🙂
    Kaleminize kuvvet.

  3. Merhaba;
    Bu ay yoktunuz seçkide. Gelecek seçkide umarım olursunuz. Yorumunuz için çok teşekkürler

  4. Merhaba,
    Karakterleri yaratmada çok başarılısınız. Hikayeyi anlatan, sırtlan, yarasa… Hiç iğreti durmayan, gerçekliği yüksek diyaloglarla karakterler oturmuştu ki öykü bitti 🙂 O yüzden içim biraz buruk kaldı. Yine de karakter yaratmadaki başarınız nedeniyle tebrikler. Elinize sağlık.

    1. Karakterlerin ayağı yere bassın diye üzerinde yoğunlaşmaya çalışıyorum. Güzel sözleriniz için çok teşekkürler

  5. Fabl sandığım bir öyküden, sıradan bir öyküye dönen öykü. Gayet eğlenceliydi. Akşam okuduğumda bir daha yorum yazayım. 🙂

  6. Sizin öykülerinizden okuyup da “bu sefer bende bir kaşılık bulamadı.” dediğim bir öykünüz olmadı henüz. Kaleminize sağlık, bu da beğendiğim ve eğlendiğim bir öykü oldu.

  7. Merhaba;
    Çok teşekkür ederim. Umarım bundan sonra da beklentileri boşa çıkarmam:) Güzel sözlerinize teşekkürler

  8. Merhaba Nurdan.
    Öncelikle ellerinize sağlık. Hoş ve bir o kadar da sevimli bir öyküydü gerçekten. Lakaplar ve karakterlerle ilgili kurmuş olduğun karakteristik bağlantılar çok hoştu. Ve hikaye güzel işlenmişti.
    “Arka bahçe oturuyorduk; ben, Yarasa Kâmil, Kurt Hasan, Sırtlan Necmi. Yarasa yine atıldı;” Hikayeye bu şekilde başlamak yerine sadece lakaplar ile başlasaydın sanki sürprizi bir kat daha arttırmış olurdun diye düşünüyorum. Zira ilerleyen bölümlerde sadece lakaplar ile devam etmişsin ki birliğin adına bakılırsa bu gayet normal. Tabi bunu bilerek tercih ettiysen o başka 🙂 Kaleminize sağlık.

    1. Merhaba;
      Bir giriş cümlesi ardı ardına gelen isimleri rahatlatır diye düşündüm. İsimlerle başlasam konuya hakimiyet azalırdı sanki. Yorumunuz için çok teşekkür ederim.

  9. Merhabalar,
    Her ne kadar fantastik öykülerinizin hayranı olsam da, üslubunuz sayesinde yazdığınız her öyküyü ayrı bir lezzetle okuyorum. Özellikle gerçekçi öykülerinizi okuyunca hep “Kalk lan kalk, Remzi’yi çalmışlar!” repliği aklıma geliyor.
    Elinize sağlık, güzel bir öyküydü.
    Gelecek seçkide görüşmek dileğiyle…

  10. Merhaba;
    Çok güzel sözler bunlar. Teşekkür ederim güzel görüşünüze. “Remzi” benim için de keyifliydi. Unutmamanıza sevindim. Gelecek seçki biraz zorlayacak gibi, bakalım altından kalkabilecek miyiz? Sevgiler

  11. Ne guzel okuyordum, keske bu oykunun devami olsaydi. Boyle cok eksik kalmis; basaracaklar mi basaramayacaklar mi mesela bunun cevabini bilmiyoruz. Bence bunu tamamlarsaniz cok guzel olacak.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *