Öykü

His Bekçisi ve Ejderha

NOT: Önceki temada yer alan HİS BEKÇİSİ‘nin devamı niteliğindedir.


“Ona baktığımda gördüğüm tek şey öfkeyle yoğrulmuş yalnızlıktı.”

Güneş ilk kızıllığını dağların ardından yayarken rüzgâr hızını artırmıştı. Kuru yapraklar havada dairesel hareketler çizerek oradan oraya savruluyordu. Gölün durgun yüzeyine vuran turkuaz gözlerin sahibi huzursuzca kımıldandı. Topluluktan yüzlerce kilometre uzakta olmasına rağmen kendini sarıp sarmalayan sıkıntıdan kurtulamıyordu. Azap Gezgini’nin varlığı onu son zamanlardaki kadar rahatsız etmemişti hiç. Bu, sürekli zonklayan açık bir yaraya sahip olmak gibiydi. Yenilginin kadında bu kadar hırs yapacağını tahmin edememişti.

Bekçinin nefes alış verişleri hızlandı, hafif bir titreme tüm vücudunu sardı. Her yerde kırılan ruhlar, parçalanan düşler vardı. His Bekçisi daha fazla dayanamamaktan korkuyordu. Dünya zapt edemediği tüm baskın hisler miktarınca yük bindiriyordu omuzlarına. En kötüsü de öfke ve kinin yavaşça dünyaya egemen olmaya başlamasıydı.

Adamın, pençesinde kıvrandığı düşünceler ansızın bölündü. Algı duvarına sertçe çarpan bir yığın his ve ardından yükselen uğultu bekçinin tökezlemesine neden olmuştu. Şaşkınlığı üzerinden atınca sarsıcı güçlere odaklandı. Hepsi tek bir yönü işaret ediyordu. Vakit kaybetmek istemeyen His Bekçisi zihninde art arda yükselen kükremeler eşliğinde koşmaya başladı. Kaygısı giderek artıyor, bu sefer neyle karşılaşacağını merak ediyordu. Çünkü uzun zamandır bu çapta nefret sinyalleri almamıştı. Eğer engellemezse kötü şeylerin olacağını biliyordu. O kadar çok koştu ki ağaçlar azalıp yok oldu; bir dağ, yerini genişçe bir vadiye bıraktı. Güneş bir miktar daha yükselmiş, hava ısınmıştı. Bekçi hedefine vardığında bir duvara çarpmışçasına aniden durdu. Dehşetle açılan gözleri karşısındaki manzaraya kilitlenmişti. Dev bir ejderha kalın zincirlerle zapt edilmişti. Onun kaçmaması için insanlar oldukça uğraş veriyordu. Daha doğrusu cehaletin zirvesinde dolanırlarken ejderhayı nasıl katledeceklerini tartışıyorlardı.

Ejderhanın derin yaralarından sızan kan toprağı boyuyordu. Gözü dönmüş adamlar ejderha ateş püskürtmeye başladığında onu esir eden zincirlere kuvvetle asıldı. Bedeninde daha fazla takat kalmamıştı lacivertin göz alıcı ihtişamına sahip ejderhanın. Kırık beyaz renkteki karın kısmı yere sürtüldüğünde ağzından çıkan ateş çoktan kesilmişti. İri yarı bir adam öne çıkıp sıkıca kavradığı baltayı ejderhanın boynuna doğru indirdi. Ancak yediği darbe ile geriledi, hedefi tutturamadı. Beyaz gömleğinin önünde büyükçe bir ayakkabı izi çıkan adam His Bekçisi’ne döndü. Gözlerindeki ifadeden eğer yolundan çekilmezse bekçiyi öldürebileceği okunuyordu.

“Ne yaptığını sanıyorsun yabancı!”

Adam, bekçinin sağlam tekmesini yese de pek sarsılmış görünmüyordu. His Bekçisi’nin cevabı adamın elindeki baltayı atik bir hareketle kapıp uzağa fırlatmak oldu. Kendine yöneltilen hakaretlere aldırmadan etrafındakileri süzdü. Gözleri öfkeyle kısıldığından elmacık kemikleri daha da belirginleşmişti.

“Tüm bu vahşi insanlara bir anlam vermeye çalışıyorum. Ejderha göklerde özgürce salınmak için var oldu, ellerinizde can vermek için değil.”

“Yolumuzdan çekil. Şehrimizi yaktı o canavar. Ölmeyi hak ediyor!..”

Herkesin ağzından benzer cümleler taşarken His Bekçisi kılını bile kımıldatmadı. Düşüncelerini enine boyuna açıklamak için ne vakti vardı ne de insanlarda bunu kabullenecek anlayış. Dolayısıyla susmayı tercih etti. Hüzünlü bakışları hırpalanmış ejderin gövdesinde geziniyordu. İnsanlar sinirden köpürmeye başladığında His Bekçisi kollarını iki yana açtı. İnsanlara temas etmek onları yatıştırmak için kesin çözümdü ama çevrede yaklaşık elli kişi vardı. Bekçinin şu kısıtlı zamanda yapacağı pek bir şey yoktu. Herkes ellerindeki silahlarla ejderhaya doğru koşturduğunda bekçi odaklanma sürecini tamamlamıştı. Hisler âleminin sınırlarını zorlarken bir takım sözler mırıldandı. Bedenine yayılan ılık gücü insanlara aktarmaya başladığında kalabalığın çıkardığı yaygara ansızın kesildi, insanlar birer birer silahlarını attı. Nefret dolu bakışlar silinmiş, herkesin yüzünde bir gevşeme belirmişti. Ejderha zorlukla ayağa kalktığında bile bir tepki veren olmadı.

“Gidin şimdi!” diye bağırdı bekçi zorlukla nefes alırken. Direnci kırılmak üzereydi ve tek derdi bir an önce insanları uzaklaştırmaktı. İkna edebildiği insanlar alanı tamamen terk ettiğinde bekçi kollarını indirdi. Ancak zayıf düşen bedenine daha fazla söz geçiremedi. Öne doğru yığılırken aniden hareketlenen ejderha dişleriyle adamın kapüşonunu yakaladı. Bekçiyi yavaşça yere bırakırken bile içindeki saldırı dürtüsüyle baş etmeye çalışıyordu.

Bekçi kısa süre sonra kendine geldiğinde ejderhayı yanı başında buldu. Yaraları yüzünden savunmasız gibi görünse de ejderha etrafa güçlü bir enerji yayıyordu. His Bekçisi onun kendi içinde bir çatışma yaşadığını sezebiliyordu. Ansızın saldırıya geçme ihtimali olsa da kaçmayı düşünmedi. Tersine onun yaralarını iyileştirmek için çok çabaladı. Ejderha birkaç kez ürkütücü derecede kükrese de sonunda yardımı kabul etti. Yavaş yavaş ikisi de birbirine alışıyordu. His Bekçisi zaman içinde ejderha üzerinde gücünü kullanmayı öğrenmişti. Böylece öfkesini bastırabilen ejderha ile bilinmez yolculuklara adım atmaya başladılar.

* * *

Ejderha sırtında bekçi ile gökyüzünde ilerlerken adeta rüzgâra meydan okuyordu. His Bekçisi’nin parlak, uzun saçları sertçe geriye doğru savruluyordu. Karşılarına aniden çıkan devasa kayalık adamın istemsizce gözlerini kapamasına neden oldu. Ejderha ortası genişçe yarılmış kayanın içinden geçerken hızlıca yan döndü, kanatlarını arkaya doğru gerip bir çırpıda boşluğu aştı. His Bekçisi düşmemek için adeta yapışmıştı ejderhanın boynuna. Acil bir durum nedeniyle kaybedecek bir saniyeleri bile yoktu.

“Aferin dostum! Yapabileceğini biliyordum!”

Ejderha övgüden gurur duymuşçasına başını hafifçe yana çevirdi ve ateş püskürttü. Bu, bekçinin neşeli bir kahkaha atmasına neden oldu. Paylaştıkları onca anı ve dostundaki büyük değişim paha biçilmezdi bekçi için. Eskiye oranla direnme gücü ve insanlığa dair umudu da artmıştı.

Terk edilmiş bir sahil kasabasına vardıklarında bekçi ejderhanın sırtından atladı. Dolunayın ışığı altında tekinsiz sokakları adımladı. Sessizlik can sıkıcı bir hâl almaya başlamıştı. “Yanılmış olamam,” diye söylendi kendi kendine. Bastığı her adımda buram buram tuzak kokusu yükselirken hızlıca kılıcını çekti. Gözleri bir süre geride bekleyen ve kumların üstüne uzanmış ejderhada gezindi. O sırada karanlık köşelerde birer birer garip suretler belirdi. Sinsi, kötücül bakışlar ve arsız gülümsemelerin hedefindeydi bekçi.

“Ardına sığındığınız karanlığın size faydası olmaz. Çıkın karşıma!”

Bekçinin sert sesi üzerine ejderha başını kaldırıp o yöne baktı. Her şey birkaç saniye içinde cereyan etti. Bekçiyi çembere alan beş kişi saldırıya geçmişti. Zihinsel ve fiziksel saldırılar bekçiyi sarsarken gök gürültüsünü andıran ses havayı yardı. Ejderhanın çelikvari kanatları ahşap binaları parçalayıp geçerken kırmızı cüppe içindeki adamlar donup kaldı. Bekçi tüm gücüyle zıplayarak geriye doğru takla attı. Ejderhanın gerisinde yere ayak bastığı anda alevler saldırganların üstüne yağdı. Hava yanık kokusuyla dolarken saldırıdan kaçabilenler çoktan gözden kaybolmuştu. Öfkeden çılgına dönen ejderhayı ise yatıştırmak kolay değildi. Geride darmadağın bir kasaba kaldığında bekçi onu ancak durdurabilmişti. Uyuşukluk bedenini sarmış olduğundan Ejderha uykuya yenik düştü. Onu acı dolu bakışlarla izleyen His Bekçisi de yorgun halde yanına gitti. Ejderhanın kanatlarından birine yaslandı. Onunla aynı ritimde nefes alıp veriyordu. Kendisi de uykuya dalmadan önce ağzından şu sözler döküldü.

“Öfkenin seni yakmasına izin verme. Sen özel birisin ve güzel bir hayat sürmen için elimden geleni yapacağım.”

Dönüş yolunda bir göl kıyısında mola verdiler. Ejderha avladığı yırtıcı bir hayvanı parçalayıp midesine indirdi. İlerideki ormandan arada bir uluma sesleri yükseliyor, rüzgâr ritimli bir şekilde ıslık çalıyordu. Bekçi oturduğu yerden göle çakıl taşları fırlatmaya başladı. Mirza’nın bu alışkanlığının ne zaman kendisine geçtiği hakkında bir fikri olmasa da gülümsedi. Suda sekerek ilerleyen taşları izlemekten keyif alıyordu. Fakat bu keyifli an uzun sürmedi. His Bekçisi telaş içinde ayağa fırladı. Bedeninden soğuk bir ürperti geçerken tehlikenin çok yaklaştığını biliyordu. Eli belindeki kılıca uzanırken oyalanmadan ejderhanın yanına koştu.

“Çabuk ol, gidiyoruz!”

Ona itaat eden ejderha anında uçuşa hazır hale geldi. Bekçi sırtına atladığında kanatlarını kuvvetle çırptı. Henüz çok az havalanmışlardı ki etrafları sarıldı. Yüzlerce kişinin arasından sıyrılan Azap Gezgini öne çıkıp kendisini gösterdi. Kadın sarp kayalığın tepesinde tüm ihtişamıyla dikilirken bekçi oldukça şaşkındı. Kadının alev kırmızısı saçları dalgalanıyor, etrafa kıvılcımlar saçıyordu. Kordan farksız göz bebekleri cehennemden birer parça gibiydi. His Bekçisi kadının nasıl böyle bir dönüşüm geçirdiğine akıl erdiremiyordu. Şoku atlatmaya çalışırken gözleri diğerlerine kaydı. Kırmızı cüppe içindeki esrarengiz adamlar… O an kafasına dank etti, asıl şimdi tuzağa düşmüştü. Ejderha yükselmeye devam ederken Azap Gezgini bağırdı.

“His Bekçisi, durdur onu! Kaçmaya kalkışırsan en yıkıcı azabımla karşılaşırsın.”

Kadının gücü öncekine göre kat kat artmıştı. Onun yapacaklarının bir sınırı olmadığını bilen bekçi yanıt verdi. “Ancak ejderhayı bırakırsan karşına çıkarım!”

“Benimle anlaşma yapacak lüksün yok! Yardımcın olan o yaratık da aynı sonu tadacak.”

Ejderha yönünü kuzeye çevirmişti ki başının dibinden bir ok ıslık çalarak geçti. Telaşa kapılan bekçi ejderhaya yere inmesi için haykırdı. Bir yandan da onun hızla yükselen öfkesini bastırmaya çalışıyordu. Yanan oklar bir biri ardına havada süzülürken iki tanesi ejderhanın kanadına saplandı. Acı kükreme kulaklarını doldurduğunda daha fazla dayanamayan bekçi aşağıya atladı. Azap Gezgini’nin onu izleyen bakışları gölde son buldu. Eğlenceye asıl şimdi başlayacak olmanın keyfiyle ilerledi.

Sertçe suya çarpan His Bekçisi kendini toparlayıp kıyıya doğru yüzdü. Dikkatleri üzerine çekip ejderhanın bu işten kurtulmasını istiyordu. Ona zarar gelmesine göz yumamazdı. Kuma ayak bastığında karşısında dikilen Azap Gezgini’ni öfkeli bakışlarıyla selamladı. Ölümüne bir kapışmaya hazırdı.

“Boşuna uğraşma, senin his gösterilerin bana işlemez artık. O gün imkânın varken beni öldürmeliydin.”

His Bekçisi tiksinti içinde kadına baktı. Bir çift laf etmek için ağzını açmıştı ki ejderhanın etrafa rastgele ateş saçtığını fark etti. Gözleri dehşetle açıldı. “Kaç çabuk, git buradan!” Ejderha onu duymadığı gibi daha şiddetli alev püskürtmeye başlamıştı. Ağaçlar yanıyor, kara dumanlar gökyüzüne yükseliyordu. His Bekçisi kavgayı çabuk bitirmek için saldırıya geçti. Yoksa kırmızı cüppeliler dostunu sağ bırakmazdı. Kadın sinsice gülümsemeyi kesip saldırıya karşılık verdi. Kılıçlar havada çarpıştı ve çarpışmanın şiddetiyle ikisi de geriye savruldu. Azap Gezgini duraksamadan yeni hamleler yaptı. Ancak bekçi tahmininden dirençli çıkmıştı. Kadın bu kez kılıcını alevle keskinleştirdi ve bekçinin üstüne koştu. Adam sert hamleyi durdurdu fakat gezginin alevle sarılı kılıcı temas ettiği anda kendi kılıcını eritti.

Gittikçe daha da yaralanan ejderha uçmakta zorlanıyordu. Aşağıya doğru dalışa geçip pençeleri ve kanatları ile düşmanlarına saldırdığından yorulmaya başlamıştı. Buna rağmen elli kişiyi şimdiden dövüş dışı bırakmıştı. Tırnaklarından damlayan kanlar rüzgârda savrulup genişçe bir alana yayılıyordu. Ejderha düzensizce kanat çırparken bir yükselip bir alçalıyordu.

Bekçi şaşkınlıkla geri çekildi. Elinde kalan sapı fırlattı ve kaşla göz arasında atağa geçip kadının koluna bir tekme savurdu. Kılıç elinden fırlayınca gezgin iyice küplere bindi. Cüppesinin cebinden bir yığın kesici alet çıkardı. Yıldız şeklindeki ortası delik çeliklere nefesini üfledi. Bekçi ateş topuna dönüp adeta üstüne yağan çeliklerden kaçmak için uğraşmadı. Parmaklarından birini şıklattığı anda etrafında onlarca camdan kalkan belirdi. Ateş topları kalkanlara çarptıkça sönüp yere düştü.

“Evet, seni küçümsemişim. Şimdi ciddileşme zamanı.”

Bekçi yanıt vermek yerine yumruklarını sıkmakla yetindi. Şu an dikkatinin dağılmasına izin veremezdi. Azap Gezgini aniden haykırmaya başlayınca bekçi nasıl tepki vereceğini bilemedi. Kadının tiz sesi beyninde yankılanıyor gibiydi. Ayaklarının altında oluşmaya başlayan kızıl sis kadını havalandırdı. Saçları şiddetle savrulurken kadının etrafını saran sis tabakası yoğunluğunu artırıyordu. Tozu dumana katarak metrelerce yükselen kadın ansızın ok gibi fırladı. Bekçinin tek yapabildiği çağırdığı yeni bir kılıcı kadına doğru fırlatmak oldu. Kılıç hiçbir etki yapmazken Azap Gezgini adama çarptığı gibi onu adeta yere gömdü. Kemiklerinin birbirine geçtiğini hisseden His Bekçisi acıyla kıvrandı. Kadın sivri tırnaklarını bekçinin boğazına geçirip tekrar havalandı.

Ejderha oklar ve garip kesici aletlerden kurtulmak için manevralar yapıyordu. Azap Gezgini’nin kahkahaları dikkatini dağıtınca ona saldırmak üzere hareketlendi. Ancak yerden yüzlerce metre yüksekteki kadın His Bekçisi’ni serbest bırakmıştı. Bilinci çoktan kapanmış olan bekçi hızla düşerken ejderha dehşeti yüreğinde hissetti. Gerisinde güçlü bir hava akımı oluşturarak kanat çırparken bekçiye yetişmeye çalıştı. Yakalamasına birkaç metre kalmıştı ki bekçi sertçe yere çakıldı. Hemen ardından yere inen ejderha bekçinin cansız bedenini görünce deliye döndü. Alev saçan sert bakışları tepedeki kadına kilitlendi. Yaşadığı öfke patlaması ve bekçinin ölümüyle üstünden kalkan baskının etkisiyle kaslarına büyük bir güç akın etti. Acı şekilde kükreyen ejderha göğe doğru yükseldi.

Kadın hızla üstüne gelen ejderhayı nasıl durduracağını bilemiyordu. Müritlerine emirler yağdırdı. Ancak ejderha karşısına çıkan her bedeni küle çeviriyordu. Aldığı yaralar ise hafif bir sızıdan ibaretti onun için. Kadın ateşten kılıcıyla ejderhaya saldırsa da başarılı olamadı. Ejderhanın saf ateşi kılıcı devre dışı bırakmıştı. Kadın art arda yaptığı çeşitli hamlelerden bir sonuç alamadı. Sis tabası ile ejderhayı sarmayı denedi. Ejderhanın yaydığı enerji, sisi kendinden uzaklaştırmaya başlayınca kadın çaresizce bağırdı.

“Yeter! Tüm bu çılgınlık bir sefil için mi? Beni öldürmen onu geri getirmez. Güç birliği yapabiliriz.”

Sis perdesi gözlerinin önünden kalktığında ejderha hızlandı. Kuyruğuyla, kinin körüklediği tüm gücüyle kadına vurdu. Darbenin şiddeti kadını karşıdaki kayalıklara savurdu. Azap Gezgini sert şekilde kayaya çarpınca ağzından kan sızmaya başladı. Hızla düşerken kurtuluş umudu kalmamıştı. Henüz öfkesi soğumamış ejderha aşağı doğru süzüldü ve yerdeki bedeni pençeleriyle parçaladı. Bu korkunç manzaraya şahit olacak herhangi birinin nutku tutulabilirdi.

Girdiği savaş sonucunda vücudunun yarısını kana bulanan ejderha başını göğe kaldırıp keder içinde art arda kükremeye başladı. Sesi dalga dalga insanlar alemine yayılırken tuttuğu yas hiç son bulmayacak gibiydi…

His Bekçisi ve Ejderha” için 6 Yorum Var

  1. Selamlar,

    Öyküyü bitirdikten sonra ne diyeceğimi düşündüm açıkçası, tam karaktere yeni ısınmaya başlamıştım oysa 🙂 izninizle birkaç noktaya değinmek isterim.

    Öykünün başında rüzgarlı bir havada durgun bir göle bakan his bekçisinin içinde yaşadığı karmaşa hissinden dolayı gölün de durgun olmayışı gölle bekçi arasında bir bağ kurup sahneyi güçlendirebilirdi.

    Ejderhayla bekçi arasında geçen maceralar zinciri biraz üstün körü geçilmiş sanki ya da bana öyle geldi. Belki öyküyü uzatmadan sonuna bağlamak istediniz. Ejderha temasını ara konu olarak kullanıp üçüncü öyküde Azap Gezginiyle yaşanan savaşı anlatabilirdiniz. Ejderha gibi sağlam bir konu Azap Gezginiyle Bekçi arasındaki savaşı gölgelemiş gibi geldi.

    Bir okur olarak naçizane fikrim: Gezgin ile Bekçi arasındaki savaşın daha görkemli olması idi. (ikili her çarpıştığında gök yırtılırcasına gürlüyor, gelecek fırtınanın yıkımını haberdar ediyordu) gibi mi bilemiyorum 🙂

    Yorumu bir okur olarak affınıza sığınarak yaptım 🙂 Genel itibariyle güzel bir öyküydü kaleminize sağlık, önümüzdeki seçkide buluşmak dileğiyle.

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim öncelikle. 🙂

      Göl konusunda haklısınız. Zaten rüzgarlı havada durgun olması mantıksız olmuş, orayı yazarken atlamışım.

      Ben üstünkörü geçtiğimi düşünmüyorum aslında. Anlatmak istediğimi bu şekilde rahatça verebildiğimi düşünmüştüm. Roman olsaydı elbette uzatırdım. Ama hikayede sadece esas noktaları ön plana çıkarmak istediğimden uzatmayı sevmiyorum. Yine de tavsiyenizi dikkate alacağım. Bir diğer nokta da hikayeyi bekçi ve ejderha üzerine yoğunlaştırmak istedim. Gezgin’in devreye girmesi ve bekçi ile kavgası sadece bir araçtı. O yüzden dövüş kısmını abartmak istemedim ki böylece ejderha-bekçi ilişkisi ön plana çıksın. Belki ben iyi aktaramadım. 🙂 Yine de okuyup yorumladığınız için teşekkürler.

  2. “Gözü dönmüş adamlar ejderha ateş püskürtmeye başladığında onu esir eden zincirlere kuvvetle asıldı.”
    “Ejderha ateş püskürtmeye başladığında gözü dönmüş adamlar, onu esir eden zincirlere kuvvetle asıldı.”

    “Ancak yediği darbe ile geriledi, hedefi tutturamadı.” (olay, tam olarak gözümde canlanmadı, akıcılık kesildi.)

    “Ansızın saldırıya geçme ihtimali olsa da kaçmayı düşünmedi. Tersine onun yaralarını iyileştirmek için çok çabaladı.”
    Karakter iç çatışma yaşamalı.
    “Ansızın saldırıya geçme ihtimaline karşı kaçmayı düşündü bir an. Fakat vazgeçip yaralılara döndü.” gibi

    Betimlemeleriniz güzel. Cümleler yerinde. Gayet akıcı yazıyorsunuz. Hikayeden hikayeye geçişler etkileyici olmuş. Niyetiniz güzel, fakat kestirmeden gitmişsiniz gibi. His Bekçisi bir süper kahraman gibi gözüküyor. Birazcık iç çatışma eklemelisiniz ki karakter ile bağ kurabilelim.

    Geçen ayla bağlantılı olduğu için en üste kısa bir özet yazmakta fayda olabilir. Bir paragraf dahi yeterli. Yoksa okuyucuyu önce geçen ayın öyküsünü okumaya zorluyorsunuz gibi durur.

    Bana kalırsa, yeni yeni tarzlar denemelisiniz ki, kaleminiz keskinleşsin.
    Kişisel görüşüm 500 kelime üstü hikayeler okurun gözünü korkutuyor, siz ne dersiniz?

    Elinize sağlık, yazmaya devam.

    1. Alıntı yaptığınız yerlere dikkat edeceğim. Gözünüzde canlanmayan kısmı şöyle açıklayım: Adam karnına yediği tekme ile geriye savrulunca biraz, hedefini ıskaladı.

      Karakteri süper kahraman gibi düşünmemiştim hiç. Sanırım yeterince iyi anlatamadım karakterin iç dünyasını.

      Özet yazan kimse gözüme çarpmadığı için daha önce, ben de gerek duymadım. Bundan sonra tek bölümler halinde devam etmeyi düşünüyorum. Farklı tarzlar çok denedim. Fakat kendimce en sevdiğim tarzda yazmaya çalışıyorum. Belki hata ama hep karakterleri ve davranışlarını ön plana çıkarma çabasındayım. En rahat bu şekilde hissettiğimden şimdilik böyle devam edeceğim sanırım. 🙂 Şu sınavı atlatsam rahat ve dinlenmiş kafayla daha düzgün yazabilirim belki.

      Uzunluğun bir sıkıntı oluşturacağını sanmıyorum. İstediğim şeyi aktarabildiğim sürece çok uzun ya da çok kısa olması fark etmez diye düşünüyorum. Görüşleriniz ve ayırdığınız vakit için teşekkürler. 🙂

  3. Kendini okutturan, güzel bir üslubunuz var. Bunun yanında His Bekçisi ile ejderha arasındaki iletişimi çok iyi vermişsiniz. Ellerinize sağlık.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *