Öykü

Jamanlık

ilham alınan yaratık
KAYBEREN

 (1684-Sayram [İsbicab]-Sayram Su Dağı)

(Kalmuk Hanlığı’nın Kazak ve Kırgız topraklarını çapul edip Sayram’ın etrafını tarumar ettiği sene)

* * *

Kara dumanlar bir zamanların kırk kapılı koca şehri Sayram’ın üzerinde yükseliyor, duvarların üzerinden aşıp göğü yalayan kızıl şuleler Sayram nehrinin üzerinde şavkıyordu. Kuzey’den fırtına gibi inen Kalmuk atlılarının, Kazak ve Kırgız yurtlarını tarumar ettiği o sene, Sayram şehri de Kalmuk tuğlarının gölgesi altında kana ve ateşe bulanmıştı. Kazak cengâverleri, surlar ve sokaklar boyunca kırılmış kılıçları ve mızraklarıyla koyun koyuna yatıyorlardı. Yine de Kalmuk fırtınası karşısında şehrin düşmesini engellemişler, durdurdukları hücumun akabinde şehirdeki yangını söndürmek için canla başla uğraşıyorlardı. Şehrin duvarlarına çarpan Kalmuklar, hınçlarını civardaki çiftliklerden, köylerden ve tarlalardan çıkarıyorlardı.

Muhasara devam ederken, o esnada şehrin yakınlarında elma bahçeleriyle ünlü olan Sayram Su Dağı’nın tepelerine doğru ilerlemekte olan bir kervan karaltısı, şehrin dibinde konaklamakta olan Kalmukların çadırlarının bulunduğu yerin ve surların üzerinde kova kova su taşıyan Kazakların haricindeki yegâne kıpırtıydı. Atları üzerinde kamçılarını sağa sola savurarak emirler yağdıran Kalmuk beyleri ile ellerindeki kalın urganları çekiştiren Kalmuk süvarilerinin arasında boyunduruğa vurulmuş Kazak beyleri yürütülüyordu. Son hücumları esnasında esir aldıkları, bir türlü mukavemetlerini kıramadıkları Kazaklardan intikam almak adına hükümdarlarının verdiği kanlı emri infaz etmek için şehirden bu denli uzaklaşmışlardı.

Çungar Hanı Galdan, tutulan Kazak beylerinin bozkır töresince derilerinin yüzülmesini emretmişti. Yüzülen derileri gerdirip şehre son kez saldıracak ve mukavemeti bu sayede korku yoluyla kırmayı deneyecekti. Kazaklar infazı erken haber alıp kinle bilenmek yerine sabah dek habersiz kalıp gerilmiş derilerin ürküntüsüne kapılsın diye, Kazak beylerinin şehirden hayli uzak bir yere götürülüp bu kanlı işin orada yapılmasını emretmişti.

İşte şimdi tepelerin üzerinden ve ağaçlıklardan geçerek kuş uçmaz kervan geçmez bir mıntıkanın, kanlı infazın yapılacağı yeri arıyorlardı. Atların ve insanların patırtıları haricinde duyulan yegâne ses, Kazak beylerinden birinin mırıltısıydı. Aynı kelimeleri, tek düze bir şekilde tekrarlıyordu:

“Kayıp İren! Kırk Şilten! Jamanlık et!”

Çizim: Mehmet Özen
Çizim: Mehmet Özen

İnfazdan sorumlu Kalmuk Beyi, onun böyle mırıldanması karşısında nedensiz bir huzursuzluğa kapılmıştı. Ardı sıra at süren şahsi muhafızını yanına çağırıp sordu:

“Bu Kazak son duasını mı ediyor?”

“Dua etmiyor. Duaları böyle değil.”

“Ne yapıyor? Neden aynı sözleri tekrarlıyor?”

“Bir şeyleri çağırıyor. Kazaklarla, Kırgızların eski itikatlarından. Bunlar dağda yabanda zorda kaldıklarında Kayberen yahut Kırk Şilten dedikleri bir şeyden yardım isterler. Yahut şeylerden…”

“Atalarının ruhları mı?”

“Onlar kadar hürmet gösterirler. Dağların, taşların ruhlarıdır inançlarına göre. Yardım dilerler. En azından Kırgızların inancında…”

“Kazaklar?”

“Korkuyla anarlar. Göze görünmezler derler onlara. Dağlarda, vadilerde ıssız yerlerde dolaştıklarına inanırlar.”

“Bu Kazak da o şeytanları mı çağırıyor?”

“Ölüm hali yüzünden. Bir yandan onlara sesleniyor, bir yandan kötülük yapmalarını istiyor.”

Kalmuk Beyi’nin tüyleri diken diken olmuştu. Korkulu rivayetlerle büyümüş her bozkırlı gibi taptığı ne olursa olsun dağları, ormanlı, suları sahiplenen şeylerden ürperti duyardı. Daha fazla ilerlemeye gerek görmeyerek kendisine refakat eden bir diğer beye seslendi: “Fazla gitmeye lüzum yok. Yapacağımızı burada da yaparız.”

“Galdan Han çığlık seslerinin şehirden duyulmayacağı bir yerde yapmamızı emretmedi mi?”

“Merak etme. Buradan atacağın çığlıklar Sayram duvarlarına varıncaya değin rüzgârda dağılır gider. Bir an önce halledelim şu i…”

Sözlerini keçi melemeleri kesti. Kalmuklar bir anda tepelere tırmanan patikada karşılarına çıkan keçi sürüsünü hayretle seyre koyuldu. Sayısız keçi meleyerek  kafilenin etrafına saçıldığı esnada askerler kendi aralarında söyleniyorlardı:

“Çobanları nerede?”

“Ahmaklar! Bu vakitte nereden çattık!”

“Kolcular ne iş yapıyor? Dağ yolundan düşman inse ne olacak?”

Kalmuk Beyi kamçısını havada şaklatarak askerlerine keçileri çekmelerini söylese de keçilerin etraflarına saçılmasını engelleyemiyordu. Bir süre sonra keçilerin bölük bölük arttığını dehşetle fark ettiler. Sanki etrafları keçilerden bir orduyla sarılmış gibiydi. Kazaklar korku ve sevinçle haykırıyorlardı: “Kayıp İrenler geldi! Kırk Çiltan geldi!”

Kalmuk Beyi’nin eli kılıcına gitti. Tam savurup saldırarak yolu açmalarını emredeceği esnada askerlerinin oldukları yerde mıhlanıp kaldığını gördü. “Bozkırın kasırgası Kalmuklar, bir avuç keçiden mi korkacak?” diye düşünen komutan kılıcını yine de çekti ancak askerlerini korkutan şeyin keçilerden fazlası oldu. Keçilerin her biri susmuş, kıpırtısız bir şekilde, ağızları dahi oynamadan Kalmukları seyrediyordu. Hayvanların simsiyah gözlerinin ifadesiz bakışları karşısında yürekleri yerinden oynamıştı. Komutan etraflarını saran keçilere bakarak gözlerindeki korkulu ifadeyi hayretle seyretti. Kılıcını yerine sokarak askerlerine seslendi:

“Kazakları bırakmadan bize yol vermeyecekler. Serbest bırakın!”

Diğer Kalmuk beyi, şehrin olduğu tarafı gösterdi: “Ne yapıyorsun? Galdan Han bu Kazakların yerine bizim derimizi mi yüzsün?”

“Bozkırın şeytanlarıyla cenk etmeye kudreti yeterse gelsin Galdan Han getirsin emri yerine. Çözün dedim, serbest kalacaklar…”

Kazakların ellerini çözüp boyundurukları hızlı hızlı çıkardılar. Kurtulan Kazak beyleri koştura koştura, keçilerin kendilerine açtıkları yoldan geçip şehre doğru koşturmaya başladılar. Kazaklar uzaklaştığı esnada Kalmuk Beyi, keçilerin kendilerine de yol açacağını zannedip atını ileriye sürmek istedi. Ancak keçiler yine kıpırdamıyordu. Sayıları daha da artmış gibiydi ve bakışlarından öfke seziliyordu.

Sayram Su Dağı’nda gece boyu Kalmuk süvarilerinin çığlıkları ve Kazak yurtlarını tepelemiş atlarının kişnemeleri işitildi. Canhıraş çığlıklar, binlerce melemenin arasında açıkça işitiliyordu.

Ancak attıkları çığlıklar Sayram şehrinin duvarlarına varıncaya değin rüzgârda dağıldı gitti…

Mehmet Özen

Mehmet Özen. İllüstratörüm. 1986 yılında İstanbul’da doğdum. Lise ve üniversite eğitimim güzel sanatlar alanında oldu. MSGSÜ Grafik Tasarım Bölümü’nden 2012 yılında mezun oldum. 2015 yılına kadar yurt içi ve dışından farklı oyun, film, reklam yapım şirketleriyle çalıştım. Şimdilerde Riot Games’de illüstratör olarak kariyerime devam ediyorum.

Mehmet Berk Yaltırık

Tarihçiyim ve yazarım. Tarihi korku hikâyeleri yazıyorum. Çeşitli internet sitesi ve fanzinlerde, çeşitli inceleme yazıları ve hikâyelerim yayınlandı. “Anadolu Korku Öyküleri-2”, “Gio Ödülleri 2013 Seçilmiş Öyküler”, “Güçoburlar” ve “Seyfettin Efendi ve Esrarengiz Hikâyeleri-1” çalışmalarında yer aldım. “Türk Kültüründe Hortlak-Cadı İnanışları“ adlı bir akademik makalem de mevcut.

Jamanlık” için 6 Yorum Var

  1. Son ana kadar merak içinde ve bir çırpıda okudum. Cümleleriniz ayrı bir ritim katmış hikayeye. Sondaki gerilim güzel yansıtılmış. Son cümleyle vuruculuk biraz daha artmış. Güzel bir hikayeydi.

  2. Kurgu harikaydı. Tahminime göre yazarın üslubunu sevmeyen de yoktur. Kelimeler ustaca kullanılmış. Betimlemeler yerindeydi. Diğerlerinin aksine seçkiye yakışır bir öykü olmuş.

    1. Öykü seçkilerinde tek bir dokuyu yansıtmak yerine farklı farklı kapılar açmak okuyucu açısından daha iyi gibi gelmiştir hep bana. Ben hem araştırdığım hem de hikayelerimde hep kullandığım “yerel” unsurlardan olduğundan biraz daha severek yazdım bu hikayeyi. Yorumlarınız ve ilginiz için çok teşekkür ederim.

  3. Jamanlık adını ilk kez bu.hikayeyle duydum. Hakkında bilgi edineceğim 🙂 Hatta bir dil tutkunu olarak sözcüğün asıl halini ”Camanlık” olabileceğini düşünüyorum, J bildiğim kadarıyla Türkçede olmayan bir harf. İçime merak da düştü 🙂

    Senin tarih bilgini ve bu bilgileri öykülerle birleştirip okura sunmanı seviyorum ancak diğer toplum bilimleriyle de birleştirmeni isterdim çünkü toplum bilimlerinin birbirine bağlı ve içiçe olduğunu düşünüyorum ama tabii bu senin tarzın.

    Ve tarzını da seviyoruz 🙂 Oldukça güzel ve tarihsel bilgilerle donatılmış bir öyküydü.

    1. Jamanlık, Kazakça bir kelime. Onların telaffuzunda yamanlık yani fenalık, kötülük anlamında. Kıpçak grubunun diğer örneklerinde (Kırım Tatarcası vs.) camanlık olarak geçiyor.
      Eğer diğer hikayelerime baktıysan folklor derlemelerine (memoratlar, halk hikayeleri vb.) sıkça başvurduğumu görebilirsin. Genelde tarihi unsurlarla, halk bilimi birlikte kullanırım. At başı gider ikisi 🙂 Yorumun için çok teşekkür ederim.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *