Öykü

Kehf

Kardeşlerimin hepsi öldü.

Midgard’ın duvarlarını ararken, Ymir’in kaşları çatılıp yol vermedi bize kuzeyde.

Soğuk denizlerin buzlu yüzüne bakmayı bırakıp, bu sakin suların sıcak dalgalarında eriyip yitirdik heybetimizi.

Sigrid’in kızları, Turid’in oğulları, Gunnar, Harald, Vidar, Sigurd’un dölleri, kanı bozulmamış tüm kavimlerden kopup gelenler, okyanustan çektiğimiz soluğu bu topraklara gömdüler.

Kılıç ve baltalarımızla biçtiğimiz orduların kızıl izlerinde soğuttuk kaynayan kanımızı.

Şimdi ben… Onca soydan kalan tek kişi; aldığım kelleleri, ezdiğim toprakları ve yuttuğum onca tuzu çocuklarıma anlatamadan yitip gidecek miyim?

Bu zamanın tanıkları sormayacak mı adımı, bilmeyecek unutacak mı beni?”

Bakire için söylenen bir şantın içinde eridi kuzeylinin sözleri. Ve gözlerini rengârenk mozaiklerden ardında durduğu mermere çevirdi.

Kartalın gözüne dikilmiş bu tapınağın mermerleri aynı doğduğum denizlerin dalgasının renginde ve soğuk onlar gibi.

Şahidim olsun o zaman bu mermer, bu putlar… Yazayım atalarımın dilinde ‘Halvdan buradaydı’ diye.”

Sarışın kuzeyli, yerdeki miğferini boynuzlarından iki eliyle kavrayarak kimsenin göremediği varlığa döndü.

İsteğin oldu Halvdan” dedi nurlar saçan varlık. Mermer üzerinde runik semboller belirdi sanki elle kazınmış gibi. “Şimdi seni çok uzun bir yolculuğa çıkaracağız. Ama bu yolculukta yeni bir ismin olacak”

Bugünü ve bugüne kadar bildiklerimin hepsini kaybettim ve sen Odin’in elçisi beni geçmiş ve geleceğe götüreceğini söyledin. Ve kaybettiğim herkesi istediğim zaman görebileceğimi. Bana istediğin gibi istediğin dilde seslenebilirsin, yeter ki atalarımın ve omuz omuza savaştıklarımın sofrasında yüzüme gülerek baksınlar.”

İnan tüm dünyalarda senin adın bilinecek her daim. İstediğin dünyaya, istediğin zaman gidip hem ataların, hem doğmamış torunlarınla ve bilip bilmediğin tüm mahlukat ve onları yaratan tanrılarla kendi dillerinde konuşacaksın.”

Seslen o zaman bana Odin’in ışığıyla gelen!”

Ayasofya’nın kubbesinden göğe iki parlak ışık yükselirken, insanların duyamadığı bir ses yankılandı gelecekten geçmişe: “Zülkarneyn!”

Kehf” için 13 Yorum Var

  1. Hoy… Böylesi minicik bir yere böylesi kocaman tezleri ve güzel ifadeleri sığdırmak… Buna kısaca “ustalık” diyelim biz.
    Anlatımının güzelliğine, açık bırakmamasına; karakterin, bence, bir Viking’e tamamen uygun davranmasına; birkaç efsaneye, efsanevi açıklamalar yapmana… Öykünle ilgili her şeye sonsuz övgüler düzebilirim.
    Yanlış anımsamıyorsam, önceki öykülerini “çok kısa sürede/sıkışık zamanda” yazdığını söylüyordun? Kusura bakma ama, bu güzellikler öyle alelacele hazırlanmış olamaz. Eğer o şekilde hazırlandılarsa da bu yetenek bu kadar gizil kalamaz. Türkiye’ye, gezegene açılman lazım senin.
    Eğer ki bir gün bu dileğimi gerçekleştirmeye karar verirsen, Kayıp Rıhtım’ı da bırakma lütfen 🙂

    Teşekkür ederim. Yine, nerede iyi olduğunu çok iyi biliyorsun. Ekleyebileceğim tek şey, virgül konusunda çok daha iyi iş çıkartmış olman. Bir tek noktada sorun yaşadım, onun dışında her şey harikaydı.

    1. Övgülerinize teşekkürlerimden başka verebilecek bir yanıtım yok.
      Kısa sürede yazıya dökülse bile hikayelerin akıl süzgecinden geçtiği bir zaman tabii var.
      Teşekkür ederim.

  2. Dev bütçeli bir Hollywood filminin final sahnesi gibiydi bu kısa öykü. Her ne kadar tek bir sahne olsa da duyguyu yaşatmayı başarıyor. Tebrikler.

  3. Merhabalar. Etkileyici bir tiyatro sahnesi gibiydi öykünüz. Bu açıdan çok beğendim, başka ne denir ki? Fakat öykü gözüyle bakamadım. Elinize yüreğinize sağlık, umarım gelecek seçkilerde de görüşürüz.

  4. Merhabalar, ellerinize sağlık. Etkileyici bir anlatımınız var. Sayın Osman’ın belirtiği gibi tiyatro sahnesi gibiydi. Bu bakımdan ben de beğendim fakat bana göre; Odin, Kehf süresi ismi ve orada geçen Zülkarneyn birleşimi zorlama olmuş gibi. Bu yönden öykünüzden soğumama neden oldu. Çabanızı takdir ediyorum, daha önceki yorumunuzda yerli bir bakışla öyküyü kaleme alacağınızı belirtmiştiniz, bu açıdan takdir edilesi ama diğer açıdan da iki farklı kültürde geçen böyle bir şeyin birleşmesi, dediğim gibi zorlama olmuş bana göre. Yanlış anlamayın, öykünüz gayet güzel, hoş ve akıcı olmuş. Yukarıda belirttiğim hususlar dışında beğendiğimi belirtmek isterim. Gelecek seçkilerde görüşebilmek dileğiyle…

    1. Okuyup yorumladığınız için teşekkür ederim.
      Bizans tarihinin kuzeyli savaşçıları veya şantların günümüz mevlidlerinin atası olduğundan satırlarca bahsedebilirdim ama konumuz değil :))
      Burasının fantastik öykülerin paylaşıldığı bir platform olmasına dayanarak, hayal gücüne nasıl sınırlar koyabildiğinize hayret ediyorum.
      Gelecekteki öykülerde, bir kızılderilinin inandığı tanrının aslında atlantisli bir bilim adamı olduğuna dair öykü yazsam ve bunun aslında hadron çarpıştırıcısında çalışan bir sivaslının tesadüfen icat ettiği bir zaman makinesine bağlasam ne diyeceksiniz?
      Allahaşkına bunun sadece kurgu olduğunu aklınıza çıkarmayın. Ve hayalgücünüzü serbest bırakın.
      Sevgilerimle

      1. Tekrar merhaba herhâlde ters bir anınızda cevap verdiniz. Ben hayal gücüne bir sınırlama koymadım ve böyle bir iddiada da bulunmadım. Güzel bir şekilde tartışabileceğimiz bir ortam oluşturmaya çalıştım. Hayal gücümün ne kadar serbest kaldığı veya kalmadığını bilemezsiniz, aynı şekilde ben de sizin hakkınızda bir şey bilmiyorum. Allah aşkına deyip sitemle yaklaşmanızı garipsedim, kendi yargılarınızla benim hayal gücümün sınırlı olduğunu kabul etmeniz ve buna göre yargı bildirmeniz, sanki bana ön yargıyla yaklaşmışsınız gibi, hissetmeme neden oldu.
        Allan W. Ecker’a göre yazılan her şey bir mantığa oturmalı, bu hayal gücü olsa bile ve yine Pearl Hogrefe’e göre ne anlatırsanız anlatın karakter kendi içinde tutarlı olmalıdır. Ayrıca yanlış hatırlamıyorsam F. Scott Fitzgerald’a göre yazar iyi bir yalancı olmalıdır, yani hayal gücü serbest olmalı; fakat iyi bir yalancı olurken bir ayağı daima toprağa sağlam bir şekilde basmalıdır. Bu konuda daha çok şey yazabilirim ama yerimiz ve vaktimiz sınırlı.
        Benim amacım sizi yermek veya kırmak değil. Sonuçta burası bir öykü platformu, ben kendi düşüncelerimi belirttim. Amacım kimseye ders vermek değil, seçkideki hiçbir insanı da kırmak istemem. Sadece olabildiğince “doğru, yanlış” fikir belirtip, seçkiyi ve öyküleri renklendirmeye çalışmak niyetim. Bir kızıl derinin inandığı tanrının Atlantisli bir bilim insanı olması ilgi çekici konu, üzerinizdeki gerginliği alabildiysem ne mutlu bana. Esen kalın.

        1. Yazının bazı zamanlarda duyguları yeterince gösteremediğini bir kere daha anladım.
          Ekrandan okunan satırlar o andaki ruh haline göre gerçekten farklı algılanıyor demek. Gayet sakin ve güzelce yazdığıma emindim oysa.
          Biraz daha açıklayıcı yazmam gerekiyor demek:
          Zorlama olmasından bahsetmeniz bende hayalgücüne ket vurduğunuz izlenimini uyandırdı ve bunu gayet açık ve sakin bir şekilde belirttim. Yazdıklarımı sakince okursanız ve sanki bir sohbet esnasında konuşan iki dostun sohbeti gibi algılarsanız memnun olurum. Zira ben buradaki her öyküyü okuyarak en azından yazar kimliklerinizi biraz tanıyıp hepinizi dostlarım olarak kabul ediyorum.
          Buraya kadar anlaştıysak devam edeyim bakalım nereye varacağız.

          Odin tanrı, kehf kutsal kitaptan bir sûre, zülkarneyn ne olduğunu bilmediğimiz bir kişi, Halvdan Ayasofya’da gerçekten adı yazan bir kuzeyli.
          Zülkarneyn’in zaman yolcusu olduğuna dair kuvvetli iddialar var. Bu adamı zaman yolculuğu için seçen “kişi” veya “kişiler” güçlere sahip olmalı.
          Halvdan’ın karşısına özel güçleri olan birisini çıkarırsak kendi inancına göre, o “kişiyi” gönderen Odin olacaktır.
          Bu düzene oturttuğumuz zaman gözünüze nasıl göründüğünü merak ediyorum.

          Bu arada bana istediğiniz kadar sert eleştiride bulunabilirsiniz. Kolay kırılmam 🙂 Ama sıkı tartışmayı da severim.
          Sevgilerimle

          1. Halvdan sürekli aklımdaydı ama nedense yorum yazarken eklemeyi unuttum :). Taşlar şimdi yerine oturdu. Her halde öykünün kısa olması ve tiyatro sahnesinden bir kesit gibi durması buna neden oldu. Bu yorumunuzla beraber üç defa daha okudum. Naçizane fikrime göre öykünün kısalığı nedeniyle bu durumu biraz muğlakta bırakmış, eğer biraz daha uzatabilirseniz öykü tadı damağımızda bırakacak lezzete dönecektir kanımca. 🙂

            Size katılıyorum Zülkarneyn hakkında o kadar çok şey var ki gelecekte yaşayan adam olmasından tutun da onun yaşadığı dönemde kuzey kutbunun aslında doğu olduğu ve güney kutbunun ise aslında batı olduğu bir devirde yaşadığına da değiniliyor. Kehf süresi yazılı bir kaynak olunca ve Yahudi kaynaklarına göre de iyi bir yönetici olduğuna da değiniliyor.

            Tekrar ellerinize sağlık güzel bir tartışma oldu. Eğer vaktiniz varsa benim öykü hakkında da yorumlarınızı bekliyorum 🙂 birlikte orada da tartışalım 🙂 Daha güzel öykülerde buluşabilmek dileğiyle.

  5. Merhabalar, oldukça etkileyici bir anlatımınız var. Onlarca sayfa sürüp gitseydi bile, beni de kendisi ile sürükleyecekti. Heyecanlandığımı söylemeliyim. 🙂
    Maalesef yazım konusunda eleştirebileceğim bir husus yok. Her şey yerli yerinde. Konu hakkında ise, bende ilk başta Halvdan’ı yazmak istemiştim ancak vazgeçtim. Sizinkini okuduktan sonra iyi ki yazmamışım diyorum. Bu etkileyiciliği veremezdim sanırım. İlk fırsatta gidip, diğer öykülerinizi de okuyorum. Ellerinize sağlık, kaleminize kuvvet…

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *