Öykü

VantrilOK

With a strut into the room

With his hat cocked sure defiantly

He said “I, I have heard

That you can play the way I like it to be played.”

I said, “I can play, anyway that you want.

But first…”

 

Karru Marri Odonna Loma Molonu Karrano. No way without Slippery the Dummy, dummy! Önce büyülü sözler mırıldanıp sonra tuhaf aksanıyla İngilizce parçalayan da kim diye etrafına bakmayı bırak, karnından konuşarak beni seslendiren kişi vantriloğum, Orta Çağ’da büyücülükle suçladığınız sanatın yerli bir erbabı. Çark barının hoparlörlerinde Tori Amos’tan Sweet the Sting çalarken kendisine bir şişe bira ısmarlayıp, ardından karanlık odaya çağırdığın ve içeriye girer girmez dudaklarına yapıştığın yabancı. Şimdi o dudakların hareketsiz olmasına kanıp sesin benden çıktığını varsay ve o maharetli ellerdeki bendesine bir müddet kulak ver (Söylediklerim harfi harfine yazıya dökülseydi ortaya anlamsız bir metin çıkardı! Vantriloğu ele veren fvbp, ve m harflerini kullanmadığımı ve bozuk aksanıma rağmen, az önce “bottle of beer” yerine hızlı bir biçimde “gottle o’ gear” dediğimi fark etmediğine göre duraksamadan devam edebilirim). Hâl ve tavırlarından mekânın müdavimi olduğun ortada, beni yadırmana bakılırsa, burada ilk kez bir vantrilokla karşılaşıyor olmalısın. Bir masör münasebete masaj yaparak girecek olsaydı  bunu yadırgamazdın; öyleyse bırak, bir vantrilok da kendince sanatını icra edip karnından konuşarak biraz rahatlasın. “Bunun yeri burası mı, git gösterini sahnede yap,” diyebilirsin, ama Shakespeare’in söylediği gibi, bütün dünya bir sahne değil midir? Bütün dünya bir sahneyse, Viyana 2017 Gey Rehberi’ndeki haritada yer alan bir çark barı da pekâlâ buna dâhil demektir. O hâlde, Jack Palance maçoluğunu dizginleyip blucinini zorlayan azmanı ehlîleştir ve ben Elm Sokağı’nın homoerotik sakini Jesse Walsh gibi “Something is trying to get inside my body!” diye çığlığı basmadan yamacındaki deri salıncağa protokol misali kurulup bendenizi biraz tanı. Biliyorum, bu tür mekânlarda insanlar birbiriyle gerekmedikçe konuşmaz, çünkü muhabbet samimiyet doğurur ve buradakilerin en son isteyecekleri şey samimiyete gebe sözcüklerdir. Viyanalılar her ne kadar kendi hâlinde insanlar olsalar da, Eagle, F56, Hard On, Kino-Labyrinth ya da Sling, hiçbir çark barının müşterisine, üstüne üstlük şehrin yabancısıysa pek güven olmaz. Sen bu peşin hükme varıp benden çekinme, temin edeceğim üzere fena bir kimse değilim, hele korku filmlerinde görmeye alışık olduğun şeytani vantrilok kuklalarından biri hiç değilim. Başımda hare yok ama ailece insanlığa cümle azizden -anargyri denen gönüllü hekimlerden biledaha fazla hayrımızın dokunduğunu hiç abartmadan söyleyebilirim. Övünmek gibi olmasın, iyi tanınmış, köklü bir aileye mensubum, soylu olduğu kadar hayırsever bir aileye… Kökenimiz Fransa’nın Dordogne bölgesine dayanıyor. Atalarım, Çinliler ve Mısırlılarla uzun yıllar iyi ilişkiler içinde olmuş. Büyük dedem, Victor Hugo’nun sadık bir yol arkadaşıymış, gezilerinde ona sürekli eşlik eder, yanından hiç ayrılmazmış. Kadınlarımız ise öyle alımlıymış ki, Shakespeare’in onları “Venüs’ün Eldiveni” diye övdüğü söylenir. Madame de Sévigné ise hayırseverliğimizi yadsımaz fakat mizacımızı biraz kaba saba bulduğunu saklamazmış. Tabii o zamanlar şimdiki gibi incelikli değilmişiz, sonradan yontulmuşuz. Başta bize burun kıvıran Casanova bile ilerleyen yıllarda ateşli bir savunucumuz olmuş. 19. yüzyılın ortalarında Charles Goodyear’la ortaklık kurup devrim yaratan yeni bir yöntem geliştirerek gücümüze güç katmışız, ki modernleşmemizin temelinde işte bu devrim yatıyor. Eh, çağla birlikte biz de çağdaşlaşmış, bugünkü medeniyet seviyesine ulaşmışız. Böyle anlatınca müthiş bir hayatım varmış gibi geliyor, değil mi? Nerede! Ben de hayırsever atalarıma layık bir evlat olmaya özen gösterdim, doğuştan sahip olduğum ayrıcalıkları insanlık için kullandım, insanlar için elimden geleni fazlasıyla yaptım. Onlara bir azizden daha fazla yararım dokunsa da, azizliğin kaymağını yaşarken yiyenler gibi el üstünde tutulmadım. Çoğu zaman öyle ötekileştirildim ki, bir tek çarmıha gerilip “INRI” diye yaftalanmadığım kaldı. Bir anlamda o da oldu aslında: Ucuz komplo teorilerine malzeme olup, dünyaya hükmeden küresel güçlere dünya nüfusunu azaltarak insanları daha rahat kontrol altına almaları konusunda hizmet ettiğim iddia edilince, muhafazakâr çevrelerce 1. Yuhanna’dan alıntılarla azılı bir Mesih-karşıtı sayılıp pankartlara kanlı sivri dişlerle resmedildim. Papa XVI. Benedictus bir Afrika ziyareti sırasında beni adeta “persona non grata” ilan ederek hakkımda öyle düşmanca sözler söyledi ki, kuzu postuna bürünmüş kurtlar arasında karşıtlarımın sayısı günden güne arttı, efendilerine yaltaklanan Katolik rahipleri dünyanın dört bir yanındaki kiliselerde benden medet ummanın günah olduğunu vaaz etti. Öte yandan, tüm karşıtlarıma rağmen savunucularımın varlığı yadsınamaz. Papa’nın bu çağdışı açıklaması dünyanın birçok yerinde “Papa 21. yüzyılda mı yaşıyor?” gibi sözlerle tepki buldu. Fransız politikacılardan Bernard Kouchner ve Michel Kazatchkine Papa’nın açıklamasını tehlikeli, çelişkili ve bu yüzden kabul edilemez bulup geri çekmesini talep etti. Alain Juppé, Papa’nın ciddi bir problem olmaya başladığına değinirken, Daniel Cohn-Bendit ondan artık bıktığını saklamayarak bu yaptığını “taammüden cinayet” olarak yorumladı. Almanya, Hollanda ve Belçika’da ise bakanlar Papa’nın protesto edilmesini istedi. Ve dünya genelindeki haklı tepkiler üzerine Papa tükürdüğünü yalayıp bana tamamen karşı olmadığını, gerekli durumlarda yardımıma başvurmanın uygun olabileceğini açıkladı. O güne kadar bana karşı savaş açan Papa’nın bu kesin tavrını yumuşatıp bana dair “Bazı özel durumlarda haklı olabilir,” dediği yönündeki iddialar Hıristiyan dünyasında büyük yankı uyandırdı. Ne var ki Papa’nın son açıklaması Katolik Kilisesi’nin beni artık kabul ettiği anlamı taşımıyordu, istisnai durumlar dışında benimle iş birliği yapmayı yine doğru ve ahlaki bir çözüm olarak görmüyorlardı. Bu çelişkili tutum cemaatler içinde ayrılıklar doğurdu. Derken Malta Şövalyeleri de kervana katıldı; tarikatın üst düzey bir yetkilisinin beni desteklemesi skandala dönüştü, zavallı adamcağız bu yüzden gözaltına alındı. Anlayacağın, yalnız beni değil, benden yana olan herkesi düşman bilip karalamaya çalıştılar. Neyse ki esnek bir yapım var, görüş ve tutumlarımda katı olmadığımdan bana karşı olanları da anlamaya çalışıyorum. Vatikan’ın bana karşı tutumunun nedeni, insanlığa tüm yararıma rağmen güya olanak tanıdığım sözde günahlara karşı çıkmak. Bunu görmesine görüyorum ama belirli bir mesafeye kadar. Bana hangi nedenle karşı çıkıyor olurlarsa olsunlar, bu yolda dünyayı türlü trajedilerle kırıp geçirmeyi amansızca göze alıyorlar. Varsın ellerinden geleni artlarına koymasınlar! Kurşun geçirmez olmayabilirim ama esnek olduğum kadar dayanıklıyım da. Son kalem yıkılana dek misyonumda ısrarcı, yılmaz bir savaşçıyım!.. Neyse, sadede gelelim der gibi baktığına göre lafı daha fazla uzatmayayım. Sen çenebaz vantriloğumun kusuruna bakma, hakkımda onca şey anlattım ama daha kendimi takdim etmedim. Her meşhur vantriloğun ismi kendi kuklasıyla birlikte anılır: Willie Tyler ile Lester, Jimmy Nelson ile Danny O’Day, Edgar Bergen ile Charlie McCarthy ya da Mortimer Snerd… Benimkiyse, vantriloğumun Goosebumps’ın baş kötüsü Slappy the Dummy’den esinlenerek verdiği isimle Slippery (Kaygan) the Dummy. Bu isimden başka, her soylu gibi birden çok özel unvan taşıyorum, sen hangisiyle hitap etmek istersen onu seç: Prezervatif, kondom, hatta vantriloğumun memleketindeki utanç jarjonuyla kılıf, kaput ya da nam-ı diğer şapka! Kimine göre hastalıklara karşı bir örümcek ağı, kimine göreyse zevki önleyen fuzuli bir zırhım. İstenmeyen soylu, hakir kurtarıcıyım. Taçsız mesih, haresiz azizim… Dedim ya, insanlık için elimden geleni yaptım, siz insanları gereksiz trajedilerden, türlü hastalıklardan, zamansız veletlerden ve zoraki evliliklerden korudum, buna rağmen çoğunuza yaranamadım. Kimi zaman resmen kullanılıp atıldım, kimi zaman bir gün yüzü görmedim, folyo ambalajımın içinde dürülü bir hâlde kaldım, dahası müzmin bakirlerin cüzdanında son kullanma tarihim geçti. Ne olursa olsun hiçbir zaman yılmadım, her seferinde bir yolunu bulup hedefi tam on ikiden vurdum. Dün bir uçak tuvaletinde, belki bir hostesin “Et ete değecek,” diye direten bir Türk pilotun bulutüstü vaatlerine kapılıp kanmasıyla ambalajımdan çıkarılmadan bir kenara atılmışken, bu sabah şehrinize gelmek üzere bindiği uçakta beni bulup cebine atan ve deminden beri bir parmak kuklası gibi oynatarak konuşturan vantriloğumun sayesinde  işte karşında ve her zamanki gibi epey formumdayım. Hâlimden memnun kalmazsan bir koşu gider, yeni bir kılığa bürünüp bambaşka bir çeşitte huzuruna çıkarım. Kahkahayı basacağın en gülünç hâlde bile! Sen hiç soylu birinin uluorta şaklabanlığa soyunduğunu gördün mü? Oysa ben yeri geldi maymuna döndüm, insanların keyfini yapmak için farklı şekiller, boyutlar, kabartmalar, tırtıklar ve kayganlaştırıcılarla kılıktan kılığa girdim, ama “Bana bir şey olmaz,” diyerek ahmakça inat edenleri bir türlü ikna edemedim. Bugünse en şeffaf hâlimle karşındayım: Klasikten vazgeçemeyenler için doğal lateks kauçuğundan üretilmiş standart boyda, kayganlaştırıcı krem içeren, rezervuar uçlu ve olabildiğince şeffaf. Tüm içtenliğimle anlattıklarımdan sonra bana yine “latex non grata” diye yaftalarcasına istenmeyen muamelesi yapmazsan derhâl başlayalım. Her türlü oyunu oynamaya hazırım, ama vantriloğumun başta uyardığı gibi, no way without Slippery the Dummy, dummy! Ya da senin anlayacağın dilden bildik bir sloganla: Dont be a dummy, cum on my tummy! Yüzünde beliren gülümsemeyi -çok şükür- ikna olduğuna yoruyor ve artık senin azmanla tek beden olmak üzere kendimi olabildiğince açıyorum. Don’t be silly, wrap your Willy! Ha şöyle… Karru Marri Odonna Loma Molonu Karrano, yani senle ben bir bütünüz şimdi. Madem münasebete amadeyiz, bu gösteri bir kukla gösterisine göre daha fazla edepsizleşmeden, izin verirsen tiradımı Kral Lear’ın istenmeyen kişisi Edmund gibi aynı sözlerle sonlandırayım: “Büyüyorum artık, açılıyor yolum. Haydi tanrılar, piçleri koruyun!

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *