Öykü

Yaradılış

T.C.

9 EYLÜL ÜNİVERSİTESİ

TÜRK DİLİ VE KÖKENLERİ ARAŞTIRMA KURUMU BŞK.LIĞINA

                                                                                                                                  İZMİR

Sayın Yetkili,

Öncelikle bu dilekçe elinize ulaştığında tarafıma haber verirseniz çok mesut olurum. Tarafıma derken aslında dilekçeyi yazan benim torunumdur. Dünya gözüyle bu bilgilerin paylaşılmasını istediğim için son çare olarak size göndermeyi uygun buldum ve torunum da benim anlamadığım bu mecrada size ulaşmama yardımcı oluyor. Daha önce gönderdiğim merciler pek ilgilenmediler ama sizin bu konularda ne kadar hassas olduğunuzu, tarafınıza başvurup cevap alan tanıdıklarımdan biliyorum.

Aşağıda okuyacağınız satırları değerlendirebilecek bir eğitime sahip olmadığım için tarafınıza gönderiyorum. Babamın eski eşyaları arasında bulduğum ve okuyabildiğim kadar çevirebildiğim bu satırlar, anlayabildiğim kadarıyla kökenlerimizi aydınlatmak için yeni ipuçları barındırıyor. Babam eski dillere oldukça hakim bir arkeolog olarak cumhuriyetimizin ilk yıllarında pek çok hizmetlerde bulundu. Fakat size gönderdiğim bu yazmaları neden kimseyle paylaşmadığına bir mana veremedim. Şahsım, babamın izinden yürümek yerine, üniversiteyi yarıda bırakıp onun tabiriyle hovardalık peşine düştüğümden, sınırlı bilgimle sonuçsuz bazı teşebbüslerde bulundum. Fakat bu size gönderdiğim girizgah dışında oldukça uzun yazılar; benim, eski yazı bilgimle bile çözemediğim metinler bulunmakta. Her ne kadar babamın izinden yürümemiş olsam da; kendisinin yazılarını günümüz alfabesine çevirecek miktarda bilgiye sahibim. Fakat, bu dilekçeme cevap verirseniz size ileteceğim belgeler, şahsımın bilmediği bir yazıyla kaleme alınmışlardır. Bu metinde de bazı yerler yıprandığı için okunamamıştır ve okunmayan yerler boş bırakılmak yerine “OKUNAMADI” ibaresiyle işaretlenmiştir.

Durumu bilgilerinize sunar gereğini arz ederim.

Adres:

Kartal mah. Somur sok. Yıldırım Apt. No:12/3                                                 02/04/2016

Güzelce / İzmir                                                                                                    Tahsin Türközü

 

EK:

Yaradılış Destanı Çevirisi

 

YARADILIŞ DESTANI

Dağların doruklarını yabancı rüzgarlara terketmezden önce

Kişi bilmezdi ne iyi ne kötü, ne güneşli gün ne de aydınlık gece

Göklerin ve yerin ve denizin yaratıcısı dedi ki “çözülsün bu bilmece”

Böylece belirdi kişinin eşi, meleklerden güzeldi adına dendi ece

 

(OKUNAMAYAN DÖRT SATIR VARDIR)

 

Göklerin ve yerin ve denizin sahibi verdi ikisine de güzelliğini

Ama istemedi bir üçüncü ve kendinden habersiz töremelerini

Kişi ve ece güle oynaya (OKUNAMADI) güzel bahçelerini

Bahçede gezerken gördüler gök ejderin gece kokan çiçeğini

 

(OKUNAMAYAN DÖRT SATIR VARDIR)

 

Gök ejder bahçenin gözdesi, yüreğinde taşıdığı ateşin ta kendisi

Gece olsun diye bekler, ateşi dindirmenin yok başka çaresi

Haber çabucak yayıldı bahçede, çiçeğin etrafında gezer birisi

Bir hışımla uçup geldi gördü ki çiçeği gezenler ne biri ne ikisi

 

Göklerin ve yerin ve denizin sahibinin yeni oyuncakları bunlar

Yalnız da değiller gezerken cümle mahlukatı peşlerine takmışlar

Daha önce kendisinden korkup köşe bucak kaçan yaratıklar

Bunları arka alıp çiçeğine yaklaşacak kadar yüz bulmuşlar

 

 

 

Baktı ikisine Ejder sakladı pençesini,  herşeyin sahibine hürmetliydi,

Aklına geldiğinde gece kokan çiçeği, alevden dudakları gülümsedi,

Kendisi gibi bir kere koklasa bu narin yaratıklar, acaba başlarına ne gelirdi 

Kendi ateşini dindirirse bunlara ne yapar kimbilir, sonra sahipleri ne derdi

 

Kişi ve ece şımarıklıklarıyla tavaf ettiler tüm bahçeyi

Söylendiğine göre yoktu eşleri kendilerinden daha güzeli

Ama yine de donakaldılar görünce, gece kokan çiçeği

Ejder usulca yanaşıp çiçeğe itti sıcağıyla, kişi ve eceyi

 

Kişi dönüp arkasını dikti bakışlarını ejderin gözlerine

Ecenin gözleri kadar güzelini görmemişti daha önce

Ece de meraklanıp döndü de bakakaldı ejderin içine

O güne kadar konuşmayanlardan döküldü ilk hece

 

Kişi derin bir nefes aldı bakarken ejderin sıcak gözyaşına

Çevirip kafasını verdi soluğunu Eje deyiverdi yanındaki kadına

Ece de dönüp baktı kişiye Törün dedi ateşini katıp soluğuna

Ejderin sıcak nefesiyle dönüp Evran dediler onun da adına

 

(OKUNAMAYAN DÖRT SATIR VARDIR)

 

Gökler kararınca çiçeğin kızıl tomurcukları karanlığa açıldı

Evranın, Ejenin, Törünün soluklarına karışan kokular saçıldı

Evranın içindeki ateş söndü, Eje ve Törünü kanatlarıyla sardı

Eje ve Törün üşüyüp sokulunca birbirlerine yürekleri alev aldı

 

Evranın yüreği kordan damıtılmış, damarlarında alevler akardı

Ömür denilecek vakit kadar uçar karanlıkta derman arardı

Herşeyin sahibinin bahçesinde gece kokan bir çiçek vardı

Evran uzaktan kokusunu aldığında ateşi söner ferahlardı

 

 

Evran hiç yaklaşmamıştı bu denli, gece kokan çiçeğe

Damarlarında akan alev dondu, yüreği karıştı geceye

Kanatları kapanıp kocaman bir saray oldu Törünle Ejeye

Çiçeğin kokusu yüreklerinde alev, ışık oldu ikisinin gözlerine

 

Törünün her bakışında teni canlanıp parlıyordu Ejenin

(OKUNAMADI) yanıp kırılıyordu soğuğu gecenin

Ezberliyorlardı her bir boğumunu kenetlenmiş ellerinin

Aralanınca dudaklar alışıyorlardı buruk tadına terlerinin

 

Utangaçlar gecenin neden karanlık olduğunu anlamamıştı

İyi kötü bile belli değilken insanın duyguları tartılmamıştı

Törünle eje önceden hiç bu kadar birbirlerine yaklaşmamıştı

Evranın ateşiyle içlerinden yanıp tenleri buz tutmamıştı

 

Her şeyin sahibi gece kokan çiçeği Evranın ateşi için dikmişti

Yarattığı her şey gibi bunun da vardı bir zamanı ve sebebi

Evranın ateşini söndüren koku yakıyordu bir diğerinin içini

İnsanoğlu bahçede yaşayan ve yaratılanların en garibiydi

 

 

Sonsuzluğun denizinde yüzen bahçeydi tüm mahlukatın gezdiği

Adı unutulmuş, adı konmamış ve doğmamışların birli ikili dizildiği

Kimi ayaklıydı,kimi kanatlı, kimi kök bağlamış var elbet bir bildiği

Bir tek evran yalnızdı bahçede, bir de onun sade gece kokan çiçeği

 

(OKUNAMAYAN DÖRT SATIR VARDIR)

 

Sonsuz denizin dibinden, bahçenin köklerine bulaşan bir çamurdu

Her şeyin sahibi alıp onu oradan, bahçenin bir kenarına koydu

Zaman yoktu, ölçülsün diye kendine bakarak ilk insanı yoğurdu

Ve diğer mahlukata, yokluğunda ona dikkat etmelerini buyurdu

 

Törünle eje, evranın kanatlarından sarayda unuttular zamanı

Her bir nefesle çektiler içlerine, alevler salıp yakan, gece kokanı

Kalpleri közlendiğinde, ateş arayıp durdu bedende, daha iyi saranı

Her cana çarptığında kavurdu tenleri, bırakmadı tek seferle, dokunanı

 

Sonsuz denizin çamuru, ne kum ne de toprak değil suya aşık

Ucu bucağı derinliği olmayan suların karanlığında cansız ışık

İçinden çıktığı gölgeye ak vurmaz, ama nurunda al kara barışık

Hiç bir renk görünmez ilk bakışta, ama içinde her renk karışık

 

İşte insanın hamuru dipsiz denizden köklere tutunup bekledi

Her şeyin sahibi yoğurup insana bir de kendi nefesini ekledi

Nefes canın bir köşesinde hep asıl sahibine geri dönmek istedi

Kor yaktı nefesi çıkarttı tenden, insan neler kaybettiğini bilmedi

 

İçlerinde yanan ateşin son közleri ter olup yattıkları yeri avuttu

Bahçenin toprağı kavrulmuş yeni tenleri buz gibi soğuttu

Evranın kanatlarından saray şimdi sanki korkunç dev bir kovuktu

Yeni çıplak bedenlerini gören Eje ve Törünü birbirinden korkuttu  

 

Nefes geri döndüğünde sahibine, tüm bahçe rüzgarla sarsıldı

Toprağa düşen ter süzülüp köklerden sonsuz denize karıldı

Denizin gölgesinde yaşayanlar tuzdaki hazzın tadını aldı

Her şeyin sahibiyle beraber, onlar da Törünle  Ejenin yanına vardı

 

Her şeyin sahibi önce denizi tuttu sonsuzuktan uzağa savurdu

Tuzun bulaştığı yedi zerre, denizden uzakta birbirine kavuştu

Terin tadına gelen mahlukatı o zerrelerin en diplerine sokuşturdu

Sonsuzluktan uzakta yedi okyanus ve mahlukatı işte böyle oluştu

 

Her şeyin sahibi bahçeyi tuttu sonra başının üstünde döndürdü

Her bir yana savrulan bahçe tam tamına kırk parçaya bölündü

Kimi karanlıkta kayboldu kimi yedi denize denk gelip gömüldü

Kimi de kökleri tutunana kadar okyanusların üzerinde yürüdü

 

Ateşi sönmüş uyuyan Evranı yattığı yerle avuçladı her şeyin sahibi

Öbür elini kapatıp üzerine sıkıştırınca oldu bembeyaz bir kaya gibi

Evranın gece kokan çiçeği de kapalı kanatları altında (OKUNAMADI)

Derileri kavrulduktan sonra durmuştu, içerideki Törünle Ejenin kalbi

 

 

 

Denizin ve göklerin ve yerin sahibi canından üfledi yeniden ikisine

Bu sefer böldü nefesini ikiye, yarısı birine hayat oldu yarısı diğerine

Dedi ki “bundan böyle, kendiniz dikkat edecekseniz birbirinizin nefesine

Öleceksiniz, deriniz çürüyecek ve tamlanacak nefes dönünce sahibine”

 

 

Her şeyin sahibi Törünle Ejeyi koruyan mahlukata dönüp dedi “yaramazsınız”

“Yersu olsun adınız her bir şeyden haberdar olup fani kişiye konuşamayasınız”

“Sürüldüğünüz yerde koruyamadıklarınız ölçsün de zamanı siz sayamayasınız”

“Şimdi gidip tuzlu suya, onda yüzen toprağa batan kuma ruh olup karışasınız”

 

Evranı savurunca arkalarından, tuttu yersular beyaz bir ada oldu

Törünü alıp sıcak bir uca, Ejeyi de başka bir soğuk karaya kodu

Kızgınlığını savurunca karanlığa, sayısız yıldız bir de güneş doğdu

Üzüntüsünden bir damla düştü gözünden, ay denilen de buydu

 

Güneş ve ay ve de yldızlar dönüp durdular her şeyden uzakta

Dünya dediğin yerde Törün ve Eje başka başka yerde ağlamakta

Yersular çaresiz, sessiz, gökleri,  karaları denizleri kucaklamakta

Evran dev bir ada olmuş kayadan, her şeyden habersiz uyumakta

 

Gece kokan çiçek hep karanlıkta, hep açık, solmakta ve çabuk gelecek sonu

Yersular yalvarır her şeyin sahibine, uyanırsa Evran, kurutur hepsinin soyunu

Törün veya Ejeye duyurabilseler seslerini belki verirler çiçeğin can suyunu

Her şeyin sahibi durup dinledi ve bildi bu dünyaya nefretinin soğuduğunu

 

 

Ama Törün ve Ejenin cezaları bu yüzden bu kadar çabuk bitmemeliydi , bitmezdi

Yarım canları zaten her şeyin sahibini bir daha ne görmeye ne duymaya yetmezdi

Belki içlerinde kalan yarım nefesi tutuşturmadan saklayınca onu hissedebilirlerdi

Şimdi sadece yersuların onlara fısıltılarını dinleyip ne yapılacağını öğreneceklerdi

 

Her şeyin sahibi verdi izin, denizler sakinleşti, hava ılıdı, topraktan yollar açıldı

Törünle Eje yolları aşıp buluşunca yüzlerinden nur gözlerinden yaşlar saçıldı

Bildiklerini anlatırlarken , adada uyuyan evrana yürüsünler diye deniz yarıldı

Yersu, evranın yüreğinden bir damlayla çiçeği sula diye Ejenin kulağına fısıldadı

 

Eski derilerini andırır bembeyaz bir kayaya benzeyen evranadaya çıktılar

Her şeyin sahibi sıkıştırmıştı ama belirgindi gövdesi ve kapalıydı kanatlar

İçeri girmek için beraberce kanatların toprakla birleştiği yeri zorladılar

Ay yükseldiğinde sürünerek girebilecekleri kadar ufak bir yeri araladılar

 

NOT: Çevrilen defterde metnin bundan sonrası bulunmamakta. Dilekçede de belirttiğim gibi diğer defterlerde bunun gibi nice bilgiler olduğunu sanıyorum. Ömrüm vefa eder de bu metinlerin dilimize kazandırılıp yeni nesillere faydalı olacağını görürsem çok mesut olacağım. Bir tek kişinin dahi görüp okuması müteveffa babamın da beni yanına kabul etmesini ve kabrimde huzur içinde ahireti beklememe vesile olacaktır. Tekrar ve tekrar sonsuz saygılarımla.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *