Öykü

Adayan

“Sessiz ol!”

Aska bu gereksiz uyarıdan ne kadar bıktıysa bunun mümkün olmadığını adama göstermekten de o kadar bıkmıştı. Zamanı gelene kadar sessizce beklemesi gerektiğini daha ilk gün öğrenmişti. Hem de birkaç kelimelik uyarıdan çok daha acı verici yollardan.

Son ziyaretçi de çıkınca ayağa kalktı. Adam bir süre daha kımıldamadı. Ana giriş kapılarının kilitlenmesi için bir süre daha geçmesi gerekiyordu. Ardından elini taştaki oyuklar üzerinde gezdirerek açılmasını bekledi.

Taşların birbirine sürtme sesini hep sevmişti Aska. Çünkü bu özgürlüğün sesiydi. Her ne kadar kısa süreli de olsa.

Adam önünde ilerlemeye başladı. Aska sessiz adımlarla takip ediyor ve işini bitirip yuvasına gideceği zamanı ertelemek için neler yapabilirim diye düşünüyordu. Mevcudiyeti gibi bu düşünce de bir kısır döngüye girmiş, kesin çözümsüzlüğüne rağmen her gün kafasına girmekten vazgeçmemişti. Yuvasından çıkmak, işini yapmak ve yuvasına dönmek kat-i olarak hep aynı zamanda yapılırdı. Tam on yıldır bu şekilde oluyordu.

Koridorlardan yürürlerken yanlarından geçen temizlikçi kadınları gördü. Ellerinde ziyaretçilerden kalan çöpler vardı. Onun çöplere dokunması yasaktı. Saf kalmalı ve görevini layıkıyla yerine getirmeliydi. Yoksa…

Kadınlardan birinin ayağı yerde bir taşa takılınca elindeki çöpler etrafa saçıldı. Kadın dağılanları toplamak için hamle yapınca yanlarındaki adam gülümseyerek kadını duvara itti. Kadından bir inleme sesi geldi ama direnmedi. Zaten böyle bir şey düşünülemezdi bile.

Hata yapıldığına mutlu olduğu suratından net bir şekilde okunan adam, çöpleri diğerlerinin almasını bekledi. Kadına ne o ne de diğerleri bir daha baktı. O yoktu artık, akşam güneşine aitti.

* * *

Aska adayandı. Her gün batımında, ışık tam piramidin küçücük boşluğundan süzülüp firavunun mezarının üzerine düştüğünde orada çırılçıplak bir kadının yatmasını o sağlamıyordu belki evet. Ama o kadının ölü olarak yatmasını o sağlıyordu. Yoksa tanrı sinirlenirdi. Sinirlenen tanrının gazabı da büyük olurdu.

Nereden geldiğini anlayamadığınız bir ok ya da hançer bir anda kalbinize saplanabilirdi. Ya da ayağınızın altındaki o sağlam zemin bir anda yok olur kendinizi bir anda aşağıdaki aç yılanların içinde bulabilirdiniz. Yanından geçtiğiniz bir duvardan zehirli bir duman suratınıza püskürebilirdi. Kısacası onlarca yoldan kendinizi ölümün kollarında bulabilirdiniz.

Aska bunların hepsini biliyordu. Çünkü ondan önceki adayanların hepsinin bu ölümlerden birini tattığı ona öğretilmişti. Bazen adak sorun çıkarmış, bazen adayan dalgın olmuştu ama zaman bir kere kaydıysa sonuç değişmiyordu. Adayan yuvasına geri dönemiyordu.

* * *

Sessizlik içinde mezarın bulunduğu salona geldiler. Gün içinde ziyaretçilerin firavunu görebilmeleri için mezarlık açılıp üzerine cam bir koruma konulurdu. Şimdi bir grup adam o camı yerinden kaldırıyordu. Aska ışığın içeri gireceği deliğe baktı. Fazla bir zaman kalmamıştı.

Adamlar camı kaldırma işini bitirip mezarın taş kapağını kapadılar. Sonra iki tanesi gidip günün adağını getirdiler. Kadın çırılçıplak soyulmuş ve ağzına bir bez parçası tıkılmıştı. Gözleri bağlıydı. Kadını mezarın üzerine sırtüstü yatırmadan ellerini ve ayaklarını da bağladılar. Elleri arkadan bağlı oluğundan göğsü yukarı doğru fırlamıştı. Aska ilerledi ve önündeki adamın elinden hançeri aldı.

Zamanı beklerken kadının vücudunu inceledi. Gençti, belki çok genç… Neredeyse kızı olacak yaştaydı. Aska ne zaman genç bir kız vücuduna denk gelse aklına o gelirdi. Ama -ne yazık ki ve şu durumda ne mutlu ki– onu bir daha göremeyecekti. Çünkü kendisi on yıl önce buna benzer birkaç adam tarafından şimdilerde yuva dediği o taşın içine çekildiğinde kızı ve babası tuvalete gitmek için piramitten çıkmışlardı.

Aska onu bir daha görmemişti. Kocasının sesini sonraki bir kaç gün boyunca daha duvarın ardından duymuştu. Yanında polisler ile kendisini arıyordu. Ama ne yazık ki kesik dili yüzünden Aska ona seslenemiyordu.

Tüm bunlar her genç kızın vücudunda bir provizyon perdesinden izliyormuşçasına gözlerinin önünden geçip giderdi. Ama ne yazık ki bu hayaller tehlikeliydi ve önünde yapması gereken bir görevi vardı. Kafasını sallayıp zamanının gelmesini bekledi.

* * *

Işık sonunda geldi ve tam kadının kalbinin üzerinde parladı. Aska hançeri kaldırdı. Işığı kaybetmeden önce on beş saniyesi vardı. Nefesini tuttu ve hançeri tam ışığın ortasına sapladı.

Kadının ağzından sadece bir inleme duyuldu. Vücudu kasıldı. Kan hançerin etrafından süzülürken kadın titremeye başladı. Adamlar onu tutmayı bırakmıştı. Önemli olan mezarın üstünde kalması ve kanın taşın üzerindeki kanallara dolup tam firavunun kafasının olduğu delikten içeriye dökülmesiydi. Firavun adak kanını emecek ve geceye hükmetmek için kalkacaktı.

Aska hançeri yerinden çıkarırken kanın boşa sıçramaması için kadını iyice yan çevirdi. Kan kaybından iyice halsizleşen kadın direnç göstermedi. Hançer çıktığında son bir titredi ve tam olarak hareketsiz kaldı.

Hançeri taşın üstüne bırakan Aska tam arkasını dönerken kadının kalçasındaki bir leke gözüne çarptı ve olduğu yerde donup kaldı. Olamazdı. Olmamalıydı.

Etrafı bir anda karardı ve kendisi ve çıplak kadından başka her şey görünmez oldu. Kalçasındaki öpücük şeklindeki doğum lekesi gözlerini acıttı. bir kaç adım atarak kadının yanına geldi ve gözlerindeki bandı çıkardı. Kendisine bakan ölü gözler içindeki son umut kırıntılarını da süpürdü.

Önünde yatan bu kadın, bu kız…

* * *

“Sessiz ol!” dedi adam dünkü tonunun aynısı ile.

Aska duymadı, duyamadı.

Nefes almıyordu.

Nuri Kurucu

Adayan” için 3 Yorum Var

  1. ebuka dedi ki: dedi ki:

    Selam @nkurucu,

    Öykü duygusunu geçirmekte başarılıydı. Ben en çok Aska’ya üzüldüm. Her yanından yaralı bir karakter: Hem esir, hem cellat, hem birçok şeyini kaybetmiş…

    Öykünün geneline baktığımda potansiyeli olan ancak ayakları tam yere basmayan bir anlatım gördüğümü söyleyebilirim. Bazı cümlelerde tekrar eden ifadeler ve küçük sorunlar var:

    Aska adayandı. Her gün batımında, ışık tam piramidin küçücük boşluğundan süzülüp firavunun mezarının üzerine düştüğünde orada çırılçıplak bir kadının yatmasını o sağlamıyordu belki evet. Ama o kadının ölü olarak yatmasını o sağlıyordu.

    Yukarıdaki örnekte, ilk cümlenin sonundaki evet fazla olmuş gibi. Ayrıca bu küçük pasajda yine bana göre fazla miktarda “o” zamiri kullanılmış. Mesela aşağıdaki cümlede de aynı sorun var:

    Çünkü ondan önceki adayanların hepsinin bu ölümlerden birini tattığı ona öğretilmişti.

    Mesela bu cümle “ Çünkü önceki adayanların hepsinin, bu ölümlerden birini tattığı ona öğretilmişti.” şeklinde daha duru olabilir.

    Çünkü kendisi on yıl önce buna benzer birkaç adam tarafından şimdilerde yuva dediği o taşın içine çekildiğinde kızı ve babası tuvalete gitmek için piramitten çıkmışlardı.

    Bu cümlede, Aska’dan bahsettiğimiz için kızı ve babası değil de kızı ve kocası demek daha doğru olurmuş.

    Kocasının sesini sonraki bir kaç gün boyunca daha duvarın ardından duymuştu.

    Bu cümlede ise sonraki ifadesi fazla olmuş gibi. Ya da cümle şöyle düzenlenebilir: “ Kocasının sesini sonraki bir kaç gün boyunca, duvarın ardından duymaya devam etmişti.”

    Böyle işte, belki birkaç örnek daha verilebilir. Bu arada yanlış anlamayın, amacım metni didik didik edip küçük kusurlar bulmak değil. Bu kusurları çapağa benzetebiliriz: Temizlendikleri takdirde ortaya pürüzsüz bir iş çıkabilir.

    Yazdıkça kendinizi daha da geliştireceğinizden eminim. Bir de finalde, Aska’nın yaşadığı şok, üzüntü vs daha iyi yansıtılabilirmiş.

    Elinize emeğinize sağlık. Bol selamlar…

  2. nkurucu dedi ki: dedi ki:

    Yorumunuz için teşekkür ederim. Tüm yazdıklarınıza katılıyorum. Yaklaşık 10 yıl önce çok sık yazmakla birlikle geçen sürede çokça okudum sadece. Son bir yıldır da yazmak ile ilgili okuyup duruyorum ama ne yazık ki yazmadan ilerleme kaydedilmiyor.
    Umarım ilerleyen aylarda daha iyi işler çıkarırım. Tekrar teşekkürler.

  3. Arokan dedi ki: dedi ki:

    Merhaba.

    Güzel kurgulanmış bir öykü kaleme almışsınız. Tebrik ederim. Okurken cellatın yani sizin deyiminiz ile adayanın kadın olması şaşırttı. Genelde, cellatların erkek olduğunu özümsediğimizden dolayı bu şaşkınlık sanırım.
    Yalnız, @ebuka 'nın da dediği gibi ben de öykünün final bölümünde karşılaşılan durumun, okuru fazlaca şaşırtmasını, onda şok etkisi yaratmasını beklerdim. Bunun sebebi, öykünüzün kısalığı sebebiyle anne-kız ilişkilerine yer vermeyişiniz olabilir.

    Cümle yapıları olarak çok büyük sorunlar olmasa da Ebuzer değinmiş bir çoğuna zaten. Benim gözüme çarpan şu kısımda kullanılan bir kelime oldu :

    Burada projeksiyon perdesi demiş olabilir misiniz?

    Emekleriniz için, güzel bir öyküyü paylaştığınız için teşekkürler.
    Yeni öykülerde görüşmek dileğiyle.

    Sevgiler…

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!