Öykü

Dördüncü Sedye

Adalet. 21 yaşında. Üniversite öğrencisi.

“Hayır!”

“Ya kızım ne olacak. Baksana in cin top oynuyor. Hadi bak bir kere…”

“Burak hayır dedim!”

“Eeeh! Yeter be!”

* * *

Yonca. 43 yaşında. Öğretmen.

“Lan ne demek yemek yapmaya vaktim olmadı.”

“Hayatım sınavları anca okudum. Söyleriz dışarıdan ne olacak?”

“Bak bak laflara bak. Biz parayı yerden mi topluyoruz!”

“Hayatım ne diyorsun sen? Bir tek sen mi para kaza….”

“Senin kazanacağın paranın da senin de yemeğinin de…”

* * *

Irmak. 69 yaşında. Emekli işçi.

“Ben istemiyorum köyde yaşamak.”

“Sana soran olmadı. Gidilecek diyorsam gidilecek.”

“Adam kafayı mı yedin. Git nerde istersen yaşa.”

“Ben ne diyorsam o olacak kadın!”

* * *

Pınar. 6 yaşında. Çocuk.

“Benim oyuncağım var. İstemem.”

“Ama bunun gibi değil ki. Bak bendeki ne kadar yeni.”

“Bana mı vereceksin onu?”

“Vermemi ister misin?”

“Bilmem.”

“Eğer istersen gel kucağıma. Aferin, gel güzelim.”

* * *

Acil servisin kapısından girip kırmızı alan yazan çizgiyi takip etti. Bir kez sağa, iki kez sola dönüp camekân ile bölünmüş alana girdi ve ilk sedyenin ayakucuna kadar ilerledi. Çekili perdenin arkasında durdu.

“Durumu nasıl?”

Hemşire hemen cevap vermedi.

“Yakını mısınız?”

“Değilim. Arabamla ilerlerken yolun kenarında gördüm. Kötü görünüyordu. Ben de hemen hastaneye getirdim.”

“Anladım. Hastanın durumu stabil. Henüz kendine gelebilmiş değil.”

Sedyede yatan kız perdeye yansıyan gölgeye baktı. Aynıydı ama değildi belki de…

Kolları kaç taneydi o gölgenin? Bir, iki, üç… Kimisinin ucunda pençeler, kimisinde bıçaklar, kimisinde çekiçler… Hepsi havaya kalkmış! Hepsi ona dönük!

Kadın bir çığlık kopardı. Gölge irkildi ve hızlı adımlarla geldiği yoldan geri gitti. Hemşire kadınla ilgilenirken o sigarasını yakacak bir ateş arıyordu.

* * *

Karşısındaki gencin sigarasını yakan adam kendisininkini yağmur ızgarasına fırlatıp acil servis kapısından içeri girdi. Bir kez sağa iki kez sola dönerek camekân ile bölünmüş alana girdi. İkinci sedyenin önünde durup hemşireye bakındı. Hemşire yandaki kızla ilgileniyordu.

“Pardon?”

“Bir saniye beyefendi, geliyorum.”

İkinci sedyede yatan kadın gözlerini araladı. Bu sesi tanıyordu ama gölgeyi tanımıyordu. Gölge çirkindi. Kambur, çarpık vücudunun her yerinden iltihap akıyordu. Zehirliydi gölge; ağzını açsa onu da zehirleyecekti…

Kadın derin bir nefes aldı; veremedi… Yüzü morardı.

Yanındaki makinadan sesler gelmeye başlayınca hemşire koşarak yanına geldi.

Gölge kaçtı, pisliğini her yere bulaştırdı evet; ama kaçtı. Kadın nefesini verdi.

* * *

Hemşire üçüncü sedyenin yanına geldi. Teyzenin durumu iyi değildi. Hatta şu ana kadar yaşaması bile bir mucizeydi. Belki bir beklediği vardı; belki bir söyleyemediği…

Kadının kocasını aradı gözleri. Bekleme salonunda olduğu aklına geldi sonra… Hiç gelmemişti ki buraya. Karısının bir grup kapkaççı tarafından bu duruma sokulmasına yüreği el vermemişti. Üstelik –onun deyimiyle- kıçı kırık bir emekli maaşı için. Allah belasını versindi onların. Yattıkları yerde dinlenemesinlerdi. Adilerdi, şerefsizlerdi…

* * *

Ortalık sakinleşince dördüncü sedyeye gitti hemşire.

Boştu. Küçük kız hiç gelememişti buraya. Bir ormanın kıyısında, yerin bir metre altında, elinde yepyeni bebeği ile…

* * *

Perdeleri çekip uzandı hemşire. Dünyada ne kadar çok orospu çocuğu var diye düşündü.

Haklıydı.

Nuri Kurucu

Uzun zaman kendine ve yakın çevresine yazan biri iken şimdilerde buraya da yazmaya başlayan bir Makine Mühendisiyim. Çok okumayı seviyorum. Ki zaten yazma sevgim de buradan geliyor. Çeşitli okuduğum için yazdıklarım da çeşitleniyor haliyle. Önceliğim çoğu zaman fantastik-kurgu/korku-gerilim/kurgu/mitolojik/vb. olsa da tarih, siyaset, aşk, mizah hikâyeleri de geçiyor elimden. Vakitsizlik yazma sevgime çoğu zaman engel belki ama eşim ve kızımın vakitlerinden hediyeleri sayesinde tamamen kopmuyorum. Yazıyla kalmalı…

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Merhaba Nuri,

    Evet gölge metaforu faillere çok uymuş.
    Ama finali…
    Gerçekten edebi anlamda etkileyici ama gerçeğini düşününce, sağlam bir darbe vuruyor okuyucuya.
    Ellerine sağlık.

  2. Avatar for nkurucu nkurucu says:

    Yazdıktan sonra yollamak ile yollamamak arasında çok gidip geldim. Konu hassas. Teşekkür ederim.

  3. Avatar for Senaa Senaa says:

    Merhaba @nkurucu,

    Öykünün sonunu okuduğumda tüylerimin diken diken olmasını engelleyemedim. Çok hassas bir içerik seçmişsiniz. Maalesef hepimizin içini acıtan konular. Gölge teması için yaratıcı buldum. Kısa, öz ve gerçek anlamda vurucu olmuş.

    Emeğinize sağlık, sevgiler,

    Sena

  4. Avatar for huseyin huseyin says:

    Merhaba @nkurucu

    Kadın isimlerini bilerek mi böyle seçtiniz bilmiyorum ama ilk harflerinin AYIP olması gerçekten dikkate değer bir detay.

    Bir başka detay da ikinci adamın birincinin sigarasını yakması, adeta bayrak yarışı gibi, görevi birbirlerine devrediyorlar. Bunun diğerlerinde de olmasını geçirdim içimden.

    Yaşlı adamın kapkaççıları suçlaması, onlara serzenişte bulunması bu karakterdeki insanların tipik özelliği. Anlatım olarak beğendim.

    Dördüncü beni de etkiledi, ve “öykünün başlığı keşke Boş Sedye olsaymış” dedirtti.

    Küçük bir düşünce; son bölüm “Dünyada ne kadar çok gölgesiz var diye düşündü.” olabilirmiş. Kabul edersiniz ki bu tür canlılar karanlıkta yaşayan, dolayısıyla gölgesi olmayan canlılardır. Onlara gölgelerini sağlayan şey karşılarına çıkan insanların (buradaki öyküde kadınların) sağladığı ışıktır; o ışık sayesinde bir gölgeleri vardır ve o ışık söndüğünde de gölgeleri yok olur, kendi karanlıklarında yaşamaya devam ederler, ta ki yeni bir ışık bulana dek.

    Bu canlıların ışığı hiçbir zaman görmemeleri dileğiyle!

    Kaleminize sağlık.

  5. Avatar for nkurucu nkurucu says:

    Merhabalar. Okuyup yorumladığınız için teşekkür ederim. Bayrak yarışı vurgusunu yapmak istedim evet ama dedeyi oturtamadım oraya.
    Son bölüm için öneriniz çok güzelmiş. İşte farklı düşünceler bir araya gelince çok daha iyi şeyler çıkıyor.

    Okuyup yorumladığınız için teşekkür ederim.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

1 cevap daha var.

Yorum Yapanlar