Öykü

Kat 7

Küçük bir kız çocuğu, gecenin ürkütücü karanlığından korktuğu için yanındaki adama sımsıkı sarılıverdi. Dışardaki çığlıklara karışan kahkahalar ortada tezat bir durum oluşturuyordu. Gürültüler kızın ruhuna işledikçe daha sıkı sarılıyordu yanındakine.

– Baba buraya gelebilirler mi?

– Şişşşt, hayır kızım merak etme sen. Yanındayım korkmana gerek yok.

Küçük masum gözlerini karanlığa doğru çevirip etrafını dinlemeye devam etti. Kendisini saran kolların arasında, odanın köşesindekiloş karanlıkta oturuyordu. Babası onu temiz su ve yiyeceklerle beslemesine rağmen her geçen gün zayıflamaktaydı. Gözlerinin etrafındaki morluklar ve dudaklarının grileşmesi gitgide artıyordu. Caddede ise kadınlı erkekli kahkaha sesleri, çığlıklar ve koşuşturmaca hâkimdi. Kuru hastalığından mustarip insanlar birbirlerini yemekle meşguldü. O gece Alara sesini çıkarmadan babasına sarılıp ertesi sabahı bekledi.

Ortaya çıkan radyasyoniyiden iyiye kendini belli etmişti.

Beton yığınları ve genzi yakan pis hava ile kalın toz tabakasında dolaşan canavarlardan başka bir şey gözükmüyordu etrafta. Güneş kendini yavan bir tatla belli etmesine rağmen, ışıklarını gezdirdiği alanların toz parçacıklarını havaya kaldırıyordu.

Bulundukları apartmanın yedinci katından dışarı çıkmayalı yaklaşık dört ay geçmişti ve ellerindeki erzak hızla azalmaya devam ediyordu. Dışarıdaki canlıların ise tek besin kaynağı kendileriydi.  Kısacası sokaklarda yamyamlık kol geziyordu. Yakaladığı güçsüz bedenleri oracıkta tüketen yamyamlar, kuru hastalığı nedeniyle amaçsızca kahkaha atmaktaydı. Enfekte olan ve hastalığı kaldıramayanlar ise yol kenarlarında titreyerek can veriyordu.

Kemal, uyuyan kızını umutsuzca öperek uyandırmak istedi. Sarıdan griye çalan saçlarını okşuyordu kızının:

– Haydi canım uyan, kahvaltı zamanı.

Alara gözlerini kırpıştırarak uzandığı yerden babasına ufak bir gülümseme yolladı. Babası buna buruk bir sevinçle karşılık vermişti.Temizlik için getirdiği bezi,tastaki su ile ıslatıp kızının ellerini silmeye başladı.  Çocuğun teni solmaktaydı ve yumuşak bir hal almıştı. Islak bezle kollarını silerken çürüyen derinin soyulmaya başladığı görünce beyninden vurulmuşa döndü. Alara’nın yüzene baktı aniden; ancak kızının canı acımışa benzemiyordu. Telaşını içine atarak konuşmaya başladı:

– Tamam canım şimdi gözlerini kapatmanı istiyorum, tertemiz olacaksın.

Alara söyleneni yaparak olanlardan habersizce bekledi. Kemal temizliği oracıkta bırakıp sargı bezi almak için fırladı. Ve hemen gelip kolunu sarmaya başladı. Kızının küçük yaşlarda bu acıyı çekmesi onu derinden üzüyordu. Ağlamak istemesine rağmen yanındaki kızını korkutmamak uğruna olanları içine atıyor ve bu da akciğerlerinin üzerinde sert bir yumrukhissi uyandırıyordu.

– İşte tamaaaaam.

Bakliyatları ezerek hazırladığı soğuk çorbayı kızına içiren Kemal, çaresizliğini düşünüyordu. Kızının aldığı her yuduma gülümseyerek yanıt veridi.Kendisi de birkaç lokma yerken ağzında sert bir cisim hissetti ve koşarak lavaboya gitti. Soğuk suda tam olarak yumuşayamayan bakliyatın sertliği dişinin yerinden çıkmasına neden olmuştu. Büyük kanlı bir tükürük savurdu lavaboya doğru yumruğunu sıkarak. Aynada solmuş yüzüne baktı ve ağzını açıp, ağrı hissetmeden yerinden fırlayan dişin çıktığı bölgeyi inceledi. “Dişimi yerinden oynatacak kadar sert değildi” diye düşünürken, kopan dişin hemen yanındaki dişin sağlamlığını anlamak için parmaklarıyla oynatmaya çalıştı. Ancak yanındaki diş de kökünden çıkıp elinde kalınca suratı kıpkırmızı oldu ve kızını telaşlandırmamak için kendi duyacağı kadar bağırtıyı koparıverdi.

Bedenleri artık dayanamıyordu radyasyona. Ama Kemalin bedeninden çok ruhu acı çekmekteydi. Kızının günden güne gözlerinin önünde erimesi ve bu küçücük yaşta koskoca acılar çekip öte dünyaya gidecek olması onu kedere boğuyordu.

Mutfaktaki damacana içerisinde ham tahıldan hazırlamış olduğu, fermantasyona uğramış içkisinden bir bardak alıp salona doğru yürüdü. Derin bir yudum alarak dişlerinin koptuğu bölgede içkisini bekletip tüketmeye başladı. Küçük kızı dışarda olanlardan habersiz, yerdeki halıya gözleri yarı açık yarı kapalı vaziyette uzanıverdi. Akşama kadar parkta oynayıp yorulmuş çocuklar gibi enerjisi tükenmişti. Oysaki uykudan kalkalı sadece dakikalar geçmişti.

Elinde bardakla camın kenarındaki sallanan ahşap sandalyesine oturan Kemal, kızını izlemeye koyulmuştu. İçinden fırtınalar kopuyordu. Kızının yavaş yavaş ölümüne içerledikçe sandalyesini daha hızlı sallıyordu. Dışarıdaki güruh yakalamış olduğu birkaç bedenden parçalar koparmaktaydı.

Başını çevirip caddeye doğru baktığında, zayıf esmer bir kadının çığlıklar atarak güruhtan kaçmaya çalıştığını gördü. Üzüntüyle izliyordu olanları. Çaresizce döndü tekrar kızına. Gözleri kapanmıştı, nefesini güçlükle alan kızını seyretmeye başladı. Bardağını yere bırakıp sandalyeden kalkarak kızına doğru ilerledi. Alara’nın yanına uzanıp saçlarını okşamaya başladı. Mora çalan göz bebeklerine bir öpücük kondurdu. Kızına sarılan baba gözyaşlarına engel olamadı ve sessizce ağlamaya başladı. Hıçkırıkları gözyaşlarına eşlik ederken kızını kucağına aldı ve geldiği yere doğru ilerlemeye başladı. Pencereyi açıp solmuş havanın bayat kokusunu ağrılı ciğerlerine çekti. Kızına sımsıkı sarılmış vaziyette gözyaşlarıyla kendini baş döndüren yükseklikten bırakıverdi. Kahvaltı sırası aşağıdakilerindi.

Kat 7” için 9 Yorum Var

  1. Öykü olayını iyi kavramışsın. Kurguyu harika sağlamışsın. Sanırım düzenli yazarak yakın zamanda belli bir konuma gelebilirsin.

    Fakat kalbimden geçen keşke son iki cümleyi yazmasaydın. Hayır, bir yazarın sanatına karışmak istemem, asla. Fakat görüyorsun ya, hayat ne sıkıntılarla dolu. Senin gibi detayları görebilen birisi ise okuyucuya güç verenlerden olmalı. Babası, Alara’ya tüm o zorluklara karşı savaşmasını söylemeli. Pencereden o yamyamları gösterip, her halükarda onlardan daha iyi durumda olduğunu anlatmalı.

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. Evet haklısınız tema yamyam olunca kahramanlara acımak istemedim açıkcası. Babasının ruhsal durumu iyice kötüleşince olanlar oluverdi 🙂

  2. İki arada bir derede kaldım ben de:) Hem üstteki yorumlara katılıyorum hem de keşke yaşasalardı diyorum…sonra kendi yazdığıma bakıyorum çok iyi yapmışsın diyorum:))

  3. Sevgili Uğur, Çağatay’ın öyküsüne yaptığın yorumdan ben de istiyorum. Bu ayki öyküm kısa, sanırım üzerine söylenecek pek birşey bulamayabilirsin. Ama, gelecek ay mutlaka, ama mutlaka eleştirini bekliyorum.

  4. Bence bu öykü detaylarla süslenmiş olsaydı çok daha iyi olabilirdi. Kimi cümlelerde okurken kişiyi sekteye uğratıyor.

    Ama bir taraftan da beğendim tabii. Özellikle post-apokaliptik bir tat aldım. Bir an zombilerin de devreye gireceğini düşündüm hatta.

    Bence birtakım eksikleri olsa da hoş bir öyküydü. Tebrik ederim.

  5. Şeçkideki en güzel öyküydü. En sonda okumak daha hoş oldu. Ölümcül Deney filminden bir sahne okudum sanki. Eksikleri var mıydı, ben göremedim. Kısa öykü kavramına harfiyen uyan bir yapıda eksik aramak King, Poe öyküsünde hata aramak kadar hatalı bir eylemdir benim için. Öykü okurken tad veriyor mu, evet. İşte bu yeterli bir olgu. Kolay gelsin.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *