Öykü

Grotan ve Buz

Güneş tatlı yüzünü uzun bir aradan sonra ilk kez göstermişti. Grotan günler süren deniz yolculuğunu iliklerine kadar hissetmişti. Gün normal şartlarda başlayalı saatler olmuştu ancak kuzeyin sisi neredeyse tüm yolculuk boyunca güneşi örtmeyi başarmıştı.

Grotan başını göğe dikti, uzun sarı saçları sırtına tel tel döküldü. Grotan uzun boylu, geniş omuzlu kalıplı bir Viking savaşçısı olarak yetişmişti. Bu gün ilk denizaşırı seferine çıkmanın verdiği gururla güney sahiline ayak basmıştı. İri gözlerinde seyahat boyunca ona ve mürettebata eşlik eden engin mavi saklıydı, cam gibi tabirini sonuna kadar hak eden.

“nasıl gidiyor Grotan, şimdiye kadar altına kaçırmaman bir mucize, ha hahahaaaa.”

“kes sesini Flavyer, bu gidişle Güneylilerden önce baltamın tadına sen bakacaksın.”

“reisimiz konuşuyor beyler sıkı durun, peh haahahaaa.”

Flavyerin kahkahaları köyden işitilmeyecek kadar uzaktılar ancak köye giden yol ayrımı on metre önlerinde uzanıyordu. Babasının olduğu kayık henüz karaya çıkmıştı. Babasıyla kucaklaşırken Flavyer’in kahkaları zirveye ulaştı. On altı yaşında bir çocuğun babasına sarılmasının nesi komikse artık.

“herkesin Berserk mantarı hazır mı?”

Vikinglerin hepsi birden boyunlarında asılı duran kapsüle uzandı. Vikingler savaş öncesi bu mantarı yer ve kendilerinden geçer. Yarı çıplak vaziyette ateşe yürür ama yanmaz, çelik derilerine işlemez olur. Grotan daha önce birçok sefere katılmış ancak bu mantarı yiyerek Berserk’e dönüşmemişti.

“evlat mantar seni zehirlemesin ilk deneyiminde ölen nice yiğit gördüm” diye alay etti Flavyar.

Aslında Grotan’da bundan korkuyordu. Daha önce bu mantarı yeme şerefine nail olmamıştı. Kapsülü açıp içindeki mantarı iki parmağının arasına alıp ağzının içine yuvarladı. Dişleri mantarı lif lif ayırırken gözleri açılmaya başladı. Parmak uçlarındaki dokuları sanki daha önce hissetmiyormuş da yeni yeni varlığının farkına varıyormuş gibi geldi. Vücudundaki her bir sarı tüy tanesinin ucundaki tozu ayrı ayrı hissedebiliyordu artık ölü deri kalıntıları dökülüp canlı deri oluşumunu da bir o kadar hassas şekilde duyumsadı. Sonra başı dönmeye, kusma isteği baş göstermeye başladı. Bu acaba ölüm müydü, zehirlenmiş miydi?

Baş dönmesi şiddetlendi, kusmamak için başını geri attı o vaziyette çok duramadı kendini kaybetti.

Gözünü yeşile açtı. Arkasına baktığında karanlığa maruz kaldı. Önünde derince bir kuyu, kuyunun hemen yanı başında tahtadan bir kova bulunuyordu. Ucunda haşmetli bir ağacın konakladığı uzunca bir yamacın başında bulunuyordu. Arkasındaki karanlığın ve bulunduğu konumun loşluğunun nedeni fazlasıyla sık ağaçlardı. Kuzeye özgü uzun ağaçlarla güneyin geniş yapraklılarını bir arada bulunduran ve renk cümbüşüne ev sahipliği yapan bir ormanın sınırlarını bilemediği bir noktasındaydı.

“baltanı kullan Grotan, savur baltayı” gibisinden sesler çalındı kulağına. Nereden geldiğini bir türlü anlayamadığı bu bağrışmalar yavaş yavaş silindi. Elinde bir su matarası vardı ayrıca baltayı nereden çıkarmışlardı. Çok susadığını fark etti matarayı fark edince. Kovayı almak için tam eğilmişti ki metrelerce aşağı ormana doğru savruldu. Yamacın eğimi beklediğinden fazla olmalıydı. Savrulmanın şiddetine yamaç boyunca attığı taklalar eşil etti. Ayağa kalkarken fark ettiği başka bir ayrıntı ise ortamın fazlaca sessizleşmiş oluşuydu.

Yuvarlandığı mesafeyi tekrar aldı tekrar kovaya uzandı ama nasıl olduğunu kavrayamadığı bir kuvvet tarafından tekrar itildi. Bu sefer kızmıştı o öfkeyle tekrar yokuşu çıktı ancak tam kovaya uzanacak ninesini anlattığı masal geldi aklına. Masal ölümsüzlük suyuyla ilgiliydi ve bu derece değerli bir güce ancak kendin için çok değerli bir şeyi feda ederek ulaşabilmişti kahraman. Kimi kılıç kullandığı kolu feda etmişti bu uğurda kimi ise gözünün tekini kuyuda bırakmıştı. Bunları düşünürken bir ara kuyuda yüzen bir gözün onu izlediğini zannetti. Yapma Grotan ninemin anlattığı abuk masallardan biriydi sadece. Bu cesretle tekrar kovaya uzandı ve tekrar ormana yuvarlanırken buldu kendini.

Kovayı ve kuyuya ulaşma düşüncesini bir kenara bıraktı ve yokuşu çıkmaya başladı. Patika ufak S’ler çizse de doğrudan zirvedeki ağaca götürdü Grotanı. Ağaç yaklaştıkça daha bir büyüdü gözünde. Uzaktan bakınca sıradan bir ağaca göre biraz büyük denirdi ancak iri gövdesinin altında durunca Viking olsan korkardın. Ağaca çok yaklaşmadan dallarını görebileceği bir açıya geldi ve adeta büyülendi. Dalların her birinde küçük nesneler hareket ediyordu, noktalar her bir dal kümesinde hareket halindeydi. Başta bunların bir tür böcek yâda hastalık gibi bir şey olduğunu düşündü Grotan. Çünkü dalların bazı noktalarında çok ağır tahribat vardı. Ancak ağaç bir şekilde kendini yeniliyormuş gibiydi.

Ağaç hiçbir şekilde mantığına yatmamıştı. Siyah noktalar neydi, tahribat neden kaynaklanıyordu ve ağaç nasıl kendini yeniliyordu. O bunları düşünürken kuvvetli bir rüzgar esmeye başladı. Matara elinden düştü ve yamaç boyunca yuvarlanmaya başladı. Baş dönmesi ve kusma hissi tekrarladı ve kontrolünü kaybetti.

Uyandığında sahildeydi güneş yenice denize vurmaya başlamış harika bir yakamoz manzarası oluşmuştu. Elinde gümüşi baltasını sıkı sıkı kavramıştı. Babası göründü sahil boyunda ona doğru geliyordu. Yüzü gülüyordu babasının gece ne olmuştu, gördükleri bir rüyamıydı.

“seninle gurur duyuyorum oğlum, nasıl bir Viking olunur dosta ve düşmana gösterdin. Savaş alanında adeta uçtun, güneyliler ne olduğu anlayamadan senin balta darbelerinle buz kesildi. Bunu nasıl becerdin bilmiyorum ama oğlum sen bir büyülü güce sahipsin. Baltanın temas ettiği düşman olduğu yerde donakaldı. Böyle bir şeyi daha önce ne duydum nede gördüm, seninle gurur duyuyorum.”

Grotan’ın şaşkın ifadesi tüm güney sahiline esen lodosla birlikte yayıldı.

Grotan ve Buz” için 5 Yorum Var

  1. Merhabalar.
    ”Grotan uzun boylu, geniş omuzlu kalıplı bir Viking savaşçısı olarak yetişmişti.” Yetişmişti yerine ”…savaşçısıydı.” daha doğru olabilir. Konuşma sahnelerinizi sevdim. Baş harflerini büyültmelisiniz.
    On altı yaşında bir çocuğun babasına sarılmasının nesi komikse artık. Güzel bir detay.
    Kapsül, kelimesi metne gitmemiş. Farklı bir kelime kullanabilirsiniz fikrimce.
    ”Viking olsan korkardın.” Çok hoş bir deyim olmuş.
    Öykünüzü beğendim. Gelecek seçkilerde de görüşmek dileğiyle diyorum. Umarım kurcalamama kızmazsınız.

    1. Merhaba.
      ”Grotan uzun boylu, geniş omuzlu kalıplı bir Viking savaşçısı olarak yetişmişti.” burada savaşçı demek istemedim. Aslında savaşçı denecek kadar savaş görmüş biri değil Grotan ama “…savaşçısı olmak için yetişmişti” yada daha farklı bir ifade olabilirdi haklısınız. Detaylara inmenize bozulmadım aksine hoşuma gitti. Kapsül kelimesi o an aklıma geldi ama kulağa bilim kurgu filmlerinden çıkmış gibi geliyor.
      Gelecek seçkilerde görüşmek dileğinize katılıyorum ve teşekkür ediyorum.

  2. Merhaba, Sayın Osman’ın yorumuna katılıyorum. Akıcı ve güzel olmuş. Ayrıca “herkesin Berserk mantarı hazır mı?” bu detay da hoş durmuş. Ellerinize sağlık ve kaleminize kuvvet gelecek seçkilerde görüşebilmek dileğiyle…

    1. Merhaba, okuyup hoşuna giden bir detaya yer verdiğin için çok teşekkür ederim. Gelecek seçkilerde görüşme dileğine canı gönülden katılıyorum.

  3. Merhabalar,
    – İlk olarak öykünüzü beğendim. Okurken not aldığım şeyleri müsaadenizle belirtmek istiyorum.
    – Betimlemelerinizde hiçbir sıkıntı görmedim. Oldukça akıcıydı, bir anda bitti. Fakat anlamlandıramadığım bir iki ufak nokta var. Diyalogları biraz garipsedim. Çünkü ilk iki paragraf oldukça iyi gidiyordu. Fakat bir anda hepsi küçük harfle başladı ve neden olduğuna dair bir fikrim yok. Acaba benim mi bilmediğim bir diyalog tarzı diyeceğim ama tam kestiremiyorum dediğim gibi.
    – İkinci olarak ‘hahaaaha’ tarzı gülmeler bence diyaloglarda sırıtmış. Bir an WhatsApp konuşması okuyormuş gibi hissettim. Belki onu yazmaktansa cümle bittikten sonra kahkaha attı, kahkaha patlattı, alaycı bir şekilde güldü şeklinde ifadeler daha iyi durabilirdi. Sanki biraz müdahaleci oldum, kusuruma bakmayın.
    – ‘Berserk mantarı’ fikri gerçekten orjinaldi.
    – Dişleri mantarı lif lif ayırırken gözleri açılmaya başladı.(Dişleri, mantarı… Virgül koyulabilir.)
    – Sanırım bir kelimede de harf eksikliği vardı. Sadece belirtmek istedim. İleride tekrar öykünüze dönüp düzeltme yapmak isterseniz, aklınızın bir köşesinde bulunsun diye.
    – “Uyandığında sahildeydi güneş yenice denize vurmaya başlamış…” Tekrar tekrar kullanılacak kadar hoş bir ifade olmuş.
    Ellerinize sağlık, kaleminize kuvvet. Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *