Öykü

Canlı Matruşka

Psikiyatri kliniğinde ikinci günüm. İlkinde pek bir şey anlamadım. Sanırım atak geçirmişim ve sakinleştirici iğnelerle beni yatıştırmışlar. Ölü gibi yatmışım tecritte.

Sabahın köründe herkesi kaldırıp, sıcak çayın dışında hiçbir şeyin taze olmadığı bir kahvaltı verdiler. Annemle babamın zor bir kararla beni buraya yatırmayı kabul ettiklerini hatırlıyorum. Doktorlar neyim olduğunu tam olarak bilmiyorlar. Daha önceden bipolar teşhisi koydular ama en uygun bu gözüktüğü içindi sanırım. Bazıları borderline mıdır nedir öyle bir kişilik bozukluğumun da olabileceğini söylemişti, kollarımdaki çiziklere bakarak. Oysa bilmedikleri bir şey var; Ben hasta falan değilim! O yüzden buradan çıkmalıyız. Bunun içinde her şeyi yapacağız.

Sen de kimsin?

Çayımı yudumlarken orta yaşlı biri yanıma gelip dikkatimi dağıttı. Sesler kayboldu.

Yanımdaki, ben ne olduğunu anlamadan anlatmaya başladı. Sanırım uzaylıymış. Aslında kimseye bunlardan bahsetmezmiş. Lakin beni samimi görmüş. Şöyle anlattı bazı şeyleri; “Bizim galaksimizin dışında başka gezegenler de var. Urinap adında bir gezegenden geliyorum. Bu dünyada doğmuşum ama rüyalarımda annemle iletişime geçebiliyorum. Orada oluyorum ve anneme beni neden buraya gönderdiğini soruyorum. Cevabı kendim bulmalıymışım. Orada o kadar güzelim ki ve buradaki varlıklar o kadar çirkin ki…”

Tam bir saçmalığın ortasına düştüm. Nedensiz bir şekilde bu adamda bana tanıdık gelen bir şey var.

Aman bize ne?

Anlamadım? Sonra ses yine kayboldu.

Of sıyırıyorum galiba? Tanrım beni buradan kurtar diyeceğim ama beni buraya tıkan da sen değil misin?

“İlaç Saati?” diye seslendi hemşire. Baktım herkes sırayla oraya gidiyor. Sürü psikolojisi derler ya aynen öyle. Bana sesleniyor bir tanesi. “Ne var?” dedim.

“Suyunu al da gel. İlaçlarını almalısın.”

Buradan çıkmak istiyorsam, dediklerini yapmalıyım galiba. Elime irili ufaklı haplar verdiler. Önce tereddüt ettim daha sonra yuttum gitti. Ağzımın içini de kontrol etmeyi unutmadı sevimsiz kadın.

Duvardaki bir raf dikkatimi çekti. Üstünde 15-20 tane kitap vardı. Kendimi bildim bileli kitaplardan nefret ederim. Adını bilmediğim yaşlı bir adam, oradan bir kitap aldı ve okumaya başladı. Aradan saatler geçti pek çok kişiyle tanıştım, dertlerini dinledim yalnız bu adam sürekli kitap okuyordu. Birden ayağa kalktı, esnedi. Elindeki kitabın hepsini okudu sanırım çünkü başka bir kitap aldı ve köşesine çekildi. Tuhaf bu adamda da tanıdık bir şeyler vardı.

Merak ettim neymiş bir solukta okuduğu bu kitap? Çaktırmadan aldım kitabı. İsminin yazılı olduğu kapak ve ilk on sayfası yoktu. Açtım okumaya başladım;

“Akıp giden korkunç koridorda, ileri geri adımladım “Onları” ve içime doldular yavaşça. Mey gibi aktı sözcükleri. İnce bir okyanus oldu, benim beslendiğim…” Bu ne kardeşim? Hiç bir şey anlamadım. Gittim iri yarı tanıdık gelen genç bir çocukla konuşmaya.

***

Tamı tamına iki  haftadır buradayım. Kimseyi bir aydan daha uzun süre tutmuyorlarmış. Uzaylı dostum Alper buradan kurtulalı üç gün oldu. İri yarı Semih kardeşimin yakındaki bir dönerciden söylediği döner soğanlı çıktığı için, döneri getiren zavallı arkadaşa saldıralı iki, askerliğini denizci olarak yapan, yemeğini yalnız yiyen bir tek benimle konuşan Fatih’in, ziyaretçi kapısını kırmaya çalışıp, kaçmaya teşebbüs edeli bir gün oldu. Onun dışında her şey aynı. “Öldür öldür!”

“Bi sus be!”

Bir hafta önce B kategorisine girdim ve artık haftada bir kez yakınımla iki saat ve haftada bir gün hastalarla dışarı çıkıp birkaç saatliğine yakan top oynayabiliyorum. Aman ne güzel!

Son beş gündür haplarımı yuttuktan sonra kusarak onları geri çıkartmaya başladım. Bu benim lanet doktorlara karşı bir zaferimdir. İkinci zaferim ise masa tenisinde bir stajyer öğrenciyi yenmiş olmamdır. Üçüncü zaferim ise Fatih’in “Kitap okuma. Beynini bulandırır. Gözlerini bozar ve pek çok ruh hastalığını getirir.” sözlerine inat kitap okumaya başlamamdır.

Ümit amcayla kitap okumak çok keyifli. Çünkü kendisi sürekli okuyor. Sonradan fark ettim ki canının istediği bir kitabı ortasından açıyor ve yine canı sıkılana kadar okuyor. Sonra ne mi yapıyor? Başka kitaba geçiyor. Deli işte! Peki ben ne yapıyorum? Geldim geleli üçüncü kitabımı okuyorum. Saldırgan davranışlardan uzak duruyorum ve herkesle konuşarak iyi olduğumu belli etmeye çalışıyorum.

Burası çok sıkıcı bir yer. Televizyonda sürekli bir müzik kanalı açık ve büyüklerden bize kumanda hiç geçmiyor. Koridorda yürümekten, masada oturmaktan, delilerle kağıt oynamaktan gına geldi artık.

Ertesi gün çok ilginç bir şey oldu. Kadının birisi yazmasını boğazına dolayıp sıkı bir düğüm atarak kendini öldürmeye kalktı. Az daha geberiyordu da. Korkunç dakikalar boyunca, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Karaya vuran balık gibi çırpındı durdu. Öyle tepindi ki kimse boğazındaki düğümü çözemedi. Ümit amcayla atıldık yardım etmek için daha sonra Alper geldi. Uzaylı ya nereden çıktığını anlamadım. Derken Semih ağlayarak etrafa saldırmaya başlamasın mı? Herkes fıldır fıldır etrafta koşuşturmaya başladı. Biri “Ömer yardım et.” diye bana seslendi. Sanırım karıştırdı. Yine de koştum gittim yanına. İsmail abi sebildeki damacanayı çıkartmış etrafı ıslatıyor. Tam bir şölen. Üç hasta bakıcı ve iki güvenlik görevlisi yetmedi curcunayı durdurmaya. Hemşireler telefonla daha fazlasını çağırdı. Derken Semra abla soyunmaya başlamasın mı? Hemşirelerde onun etrafını sardı. “Hadi kaçalım!”

  Kaçmak isterdim. Ama bu kadar zaman bekledim ve şimdi kaçarsam beni daha kötü bir yere yollayabileceklerini düşündüm. Vazgeçtim.

Kontrol sağlandıktan sonra baş örtüsü takan bütün kadınların baş örtülerini aldılar. Onun yerine aşçıların taktığı lastikli bonelerden verdiler ve zavallılar bundan sonra hep öyle dolaştı. Hatta namazlarını bile öyle kıldılar. Böylelikle bir gün daha geçti.

Uykumun en tatlı yerinde “kahvaltı” diyerek uyandırdılar. Yine çaydan başka taze olmayan kahvaltılıklarla karnımı doyurdum. Adil abiye masa tenisi öğretmeye çalıştım ve sabırlı bir şekilde otuz dakika daha geçirdim. Haftada iki defa toplanan heyet hastaları kontrol ediyordu. Vizit midir nedir öyle bir şey. Sıra bana gelene kadar, son zamanlarda o ilk on sayfası eksik olan kitaba göz gezdiriyordum;

“… Sanki zamanı kuyruğundan yakalamış bir aslan gibiydim. Uzun zamandır unuttuğum her şey bir anda karşımda donmuş vaziyette bekliyordu. Acı ve tatlı hatıraların arasında gezinirken bir şey gözüme çarptı. Kendini beğenmiş bir tavırla bakan “İleri” bir zaman. Olmamış bir şey gözümün önünde duruyordu. Ve ben kendi ölümümü gördüm. Bu imkansız! Daha ölmedim. Ama ölecektim… Bunu değiştiremem. Zamana karşı gelemem. Sonra her şey kaybolmaya başladı. İleri koşarken, etrafımdaki her şey geriye gidiyordu. Daha hızlı koştum. Işıklar önümü kesti ve…” bir ses tüm dikkatimi dağıttı.

“Hey sen, Önder bey seni bekliyor.”

“Benim ismim Hakan! Ve biri ağrı kesici versin başım ağrıyor!”

Yine mi benimle konuşmak istiyor lanet heyet! Yavaşça kitabı kapattım ve vizit odasına yöneldim. İçeri girdiğimde, bütün ekip oradaydı. Tanımadığım bir başka doktor daha vardı ve beni gülümseyerek karşıladılar.

“Gel otur. Bugün nasılsın Ömer?”

“İyiyim. Ayrıca benim adım Alper” dedim gülümseyerek.

“Öyle mi peki. Bize şu gezegenden bahsetmeni istiyoruz.”

“Elbette. İsmi Urinap. Çok uzak bir galakside. Orada herkes barış içinde yaşar. Bazen annemin beni neden buraya gönderdiğini anlamıyorum. Sanırım barış getirmem için.”

“Peki Alper. Son zamanlarda kitap okuduğunu görüyoruz. Ne tarz kitaplar okuyorsun?”

“Bilmem elime ne geçerse okuyorum. Genelde… Ah!” Ellerimi başımın arasına aldım. Kafamda ki ses Kitap okuma. Beynini bulandırır. Gözlerini bozar ve pek çok ruh hastalığını getirir.

“Alper iyi misin?”

“Benim adım Fatih ve kitap okumaktan nefret ederim ben. Neden bunları soruyorsunuz?”

Kendi aralarında bir şeyler fısıldaştılar.

“Dün kan vermiştin hatırlıyor musun? Onun sonuçları geldi. Verdiğimiz ilaçların değerleri baya düşük çıktı.”

“Bu ne demek anlamıyorum. O kahrolasıca hapları sabah akşam yutuyorum işte.”

“Bizce bir şekilde ilaçlarını almıyorsun. Bundan sonra daha dikkatli olacağız. Ömer Sevinç ismi sana tanıdık geliyor mu?”

“Hayır. Neden?” Yine kendi aralarında fısıldaştılar.  Sonra çekmeceden bir kitap çıktı.

“Bu kitabı sen yazdın Ömer.”

“Benim ismim Fatih. Bana neden Ömer diyorsunuz? Bakmayın bana öyle?”

“Her gün kendi kitabına göz gezdiriyorsun. Sana hiç bir şey tanıdık gelmiyor mu?”

“Anlamıyorum.” Doktor kitabı bana uzattı. Son paragrafı okumaya başladım;

“İnsanlar ne tuhaf. Herkes tek bir kişi olduğunu zannediyor. Oysa içimizde pek çok insan var. Bugün Ömer’i özgürlüğüne kavuşturduğum gün olacak. Beni hasta yerine koyup verdikleri tüm hapları bir bir yuttum. Ta ki bütün kutular bitene dek. Yatağıma uzandım ve bekledim. İrili ufaklı haleler. Bugünün geleceğini görmüştüm. Ama inanmamıştım. Şimdi yeni bir zamana uyanmanın vakti. Başım geriye doğru düşerken, katıksız bir karanlık kaplıyor odamı. Umudun Tanrısı göz kırpıyor. Dudaklarım yukarı kıvrıldı. Zamana karşı gelemem ve ışıklar önümü kesti.”

“Ömer iyi misin?”

“Bu benim günlüğüm!” Şaşkınlıktan bayılabilirdim.

“Evet. Ailen bunu geçen sene sen intihar ettikten sonra yayımladılar. Hatırlıyor musun?”

AHHH! başım çatlayacak gibi.

“Kafamın içinde birileri var doktor.”

“Kim onlar söyleyebilir misin?”

“Alper, Semih, Fatih ve Ümit.”

“Peki ya Hakan?”

Buradan çıkmam gerek. Duydun mu beni Ömer? Buradan çıkmamız gerek! Lanet olsun sana!

“Ben onu duyuyorum ama sisli bir havada bir bataklığa düşmek gibi.”

“Çok güzel Ömer. Sanırım seni biraz daha misafir edeceğiz. Lütfen ilaçlarını içmeyi ihmal etme.”

“Peki.”

“Bu arada. Bu günlük bir şaheser. Sen tıp literatüründe teksin.”

“Ben kitaplardan nefret ederim. O kitabı da ne yaparsanız yapın!”

Odadan çıkarken aklımda ki tek şey; Annem beni bu dünyaya neden gönderdi!?

Canlı Matruşka” için 15 Yorum Var

  1. Merhaba, öykü ilerledikçe akıl hastanesinde yatan baş kahraman ve uzaylı olduğunu iddia eden bir adamla karşılaşınca, K-PAX uyarlaması mı diye düşündüm. Beni yanılttınız. Bu hoşuma gitti. Güzel ve farklı öykü olmuş. Kişilik bozukluğunu güzel yansıtmışsınız. Sonunu iyi bağlamışsınız. Pek bir hata göremedim. Güzeldi. Naçizane fikrime göre sadece başlık olmamış, yani konuya daha uygun güzel bir başlık yazabilirdiniz. Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle.

    1. Teşekkürler Servet. Başlık benim çok hoşuma gitmişti ? Çok estetik bulmuştum. Ama haklı olabilirsin ? K-Pax güzel filmdi ama buradaki baş karakterimiz hariç hepsi gerçek karakterler. Öykümü beğenmene sevindim ?

  2. Merhabalar. Öykü Fight Clubımsı ve güzeldi. Sayın Servet gibi ismini ben de çok sevemedim. Sanırım matruşkayla kişilik bölünmesine gönderme yapmışsınız ama yerine başka bir isim daha hoş olabilir. (Kendi öykümde ben de benzer bir duruma düştüm. Gönderdiğim dakikadan sonra öykümün isminden nefret ettim.) Finali ise “Ben kitaplardan nefret ederim,” ile bitseydi öyküyle daha uyumlu olurdu gibi. Eleştirilerimi yanlış anlamayın lütfen. Güzel bir öyküydü. Elinize sağlık.

    1. Yorumun için teşekkürler Osman ? Final kısmı evet öyle bitse daha iyi olabilirdi ama Ömer karakterinin ilk karşılaştığı kişi uzaylı dostumuz olduğu için onunla bitirmek istedim ? Öykü çok kısa bir zamanda ortaya çıktı. En çokta başlığı düşünmüştüm ? Bak üzüldüm şimdi ?

  3. Merhaba, yukarıda geçen filmlerin haricinde ben de “Kimlik” filmine benzettim ama elbette karakterin hastalığı bu benzerliği oluşturan. Öykünün ismi konusunda Servet Tursun ve Osman Eliuz’la hemfikirim. “Canlı Matruşka” adını görünce bilimkurgusal bir içerik bekledim, öyle bir çağrışım yaptı. Bir de matruşka erkeği de olsa genelde dişil bir nesne ama öykünün kahramanı erkek. Final hakkında da Osman Eliuz’un saptaması bana da uygun geldi.
    Bunların haricinde; akıl hastanesi atmosferini güzel vermişsiniz. Karakterin duygu durumu da güzel aktarılmış.
    Kaleminize sağlık.

    1. Aslında karakterimiz erkek olmasına rağmen gizli bir bayan karakterimiz de mevcut fakat ona hiç değinmedim ? Hikayelerim de bazı şeyleri gizli veya açık bırakmak hoşuma gidiyor ? Final kısmına gelince evet öyle daha iyi olabilirdi ancak uzaylı dostumun yeri bende farklı o yüzden öyle bitirmek istedim ? başlık, üzerine en çok düşündüğüm şeydi. Bir kaç dostunda onayını almıştım oysaki ? Yorumun için teşekkürler ozbabur ?

  4. Bittim buöyküye. Kesinlikle Borges okuyormuşum gibi hissettim be bu asla kötüanlamda değil; bir harikasınız. Kopup gidecekken canhıraş birsille savuruyor okuyana buöykü. İstemsizce diğer yanağını dönüyorsunuz.

    1. barba belki dediğinde haklı olabilirsin. Şimdilik bende sınırlarımı biliyorum ? ama keşke öyküm hakkında da bir eleştiri yapsaydın ? yine de ilgin için teşekkürler ?

    2. Karşılaştırma yapmadım. Borges okuyormuşum gibi hissettim dedim. İstersem Tolkien ya da Yunus Emre okuyormuş gibi hissettim diyebileceğim gibi.

  5. Merhaba;
    Ben birkaç teknik konuya değinmek istedim. Psikiyatri servislerinde yatan hastaysa koğuşlar ayrı olur. Kurgusal gerçeklik adına bunu belirtmek istedim. Bir de böyle bir hastayı isimler ve onların kimliklerine girmek dışında çok kontrollü gördüm burası da mümkün mü araştırmaya değer. Tüm bunları iki cümle önce yazdığım gibi kurgusal gerçeklik adına söylüyorum, araştırdığınıza da eminim ayrıca. Öykü olarak akıcı, merak uyandırıcı, şüpheye düşündürücü bir öykü. Ellerinize yüreğinize sağlık.

    1. Merhaba, öncelikle öykümü okuyup yorumladığınız için teşekkür ederim ? Aslında bir zamanlar içinde bulunduğum klinik atmosferini yazmaya çalıştım ? Odalarda iki kişi kalıyorduk, (tecrit dışında) erkekler ve bayanlar diye ayrı koğuşlarımız yoktu ? Sanırım o dediğiniz bakırköy gibi ağır ve saldırgan hastaların olduğu yerler için geçerli ? onun dışında öyküm de ki kaçma teşebbüsü ve dönerciye saldırma olaylarıda gerçekten olmuş olaylardır. Bu vakaları pek açmadım kurgu gereği ama bunları yapan da Ömer’in kendisi aslında yani pek uslu durduğunu da söyleyemeyiz. Bunlara ek olarak kontrollü tutumu da tamamen oradan çıkmak istemesinden kaynaklanıyor ? Yine de pek çok hastalığı üzerinde bulunduran birine göre daha kontrollü gözüküyor tekrar okuduğum zaman bende fark ettim ? ilginiz için teşekkürler ?

  6. Merhaba. İnsanın yazarken kendi yaşadıklarından ve iç dünyasından etkilenerek yazması yazarı gerçek bir kurguya yönlendirdiğini düşünüyorum. “Canlı Matruşka” başlığıyla, öyküdeki karakterin, iç içe geçmiş duygusal katmanlarının farklı kişiliklerle yansıtılmasını, aynı duruma benzeyen bir nesneyle bağdaştırılarak düşünülmesi bence duyguların maddeleşmiş bir tanımı gibi olmuş. Güzel bir çalışma. Elinize sağlık.

    1. Yorumun için Teşekkürler Evrim Kurt ? Başlıkla ilgili yorumun gayet açıklayıcı ve güzeldi ?Gelecek Seçkilerde görüşmek dileğiyle ?

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *