Öykü

Karanlık Ruh

Bir zamanlar sınırları doğuda yüksek duvarlara, güneyde ufukla birleşen taş yığınlarına, kuzeyde ve batıda engin denizlere ulaşan bir ülke hüküm sürermiş. Sınırları o kadar genişmiş ki ülkeyi tek merkezden yönetmek imkânsız hale gelmiş. Bu durum ölüm döşeğindeki kralı çok rahatsız eder olmuş. İki oğlundan tek isteği ülkeyi beraber ama ayrı merkezlerden yönetmeleri olmuş.

İki kardeş babasının ölümüne kadar ve ölümü sonrasında iyi geçinmiş. Kardeşlerden birinin adı Tarkan diğeri Ural’mış. Ural ülkenin doğusuna, Isfahan şehrine; Tarkan ise batı sınırına yakın olan Magnezya şehrine yerleşmiş. Ural yanına çok güvendiği arkadaşı Veysel’i, Tarkan ise Cem’i veziri olarak almış. Ülkenin ortasından geçen Diyar nehrini sınır kabul ederek iç işlerinde bağımsız dışişlerinde birbirine danışan bir yönetim izlemeye başlamışlar. Yıllar içinde ülkenin batısı verimli ovaları ve eşsiz su kaynakları ile bolluk ve refah içindeyken doğunun dağlık ve engebeli arazisi fakirleşmiş ve bir yaz kıtlık baş göstermiş.

Ural kardeşi Tarkan’ın yardımıyla bu kıtlık dönemini atlatmış ama içini hep “Batıyı ben almalıydım” düşüncesi kemirmiş. Üstelik veziri Veysel ve karısı Aliye’de onu sürekli ateşlemeye başlamış. Ama Ural doğuda, Tarkan ise Diyar nehri geçilip Magnezya’ya yerleşildikten sonra orada dünyaya gelmiş, bu yüzden böyle bir dağılım babası tarafından uygun görülmüş.

Ertesi yıl aynı durum tekrar yaşanmış. Doğuda kıtlık baş göstermişken batı bolluk içindeymiş. İşte tam bu sıralar batı komşuları Rumor; şehirlerine girmeye, limanlarını zapt etmeye başlamış. Düşman Magnezya’ya dayanınca Tarkan kardeşi Ural’dan yardım istemiş. Ural tüm eyaletlerine haber salmış. Kıtlıkta bulabileceği bütün adamları İsfahan’a yığdığı sırada Rumor’dan bir ulak gelmiş. Rumor’un teklifine göre eğer Ural Magnezya’yı kardeşinden alıp onu öldürürse Rumor birlikleri şimdiye kadar sahip olduğu batı şehirlerini sınır kabul edecek ve magnezya’yı işgalden vazgeçecektir. Tersi olursa savaşın devam edeceği ve Rumor’un İsfahan kapılarına dayanacağı tehdidi Ural’a ukalmış.

Mektubu gören Veysel ve Aliye Hatun teklifin gayet makul olduğundan söz etmeye başlamış. Ural başta yanaşmamış. Topladığı birliklerle Rumor ordusunu geri püskürtebileceği şüpheliymiş. Ancak Rumorla birlik olup Magnenzya’ya girerse şansının çok yüksek olduğunu biliyormuş. Bu düşüncelerle sabahladıktan sonra kesin kararını vermiş. Birlikleriyle Magnezya’nın yolunu tutmuş. Yolculuk sırasında Diyar Nehrinin yakınlarındaki Satir ormanında konaklamışlar. Ormanla ilgili büyülü olduğu yönünde hikayeler anlatılırmış. Kervanlar buradan geçerken bazı musibetler yaşandığı, kervanların bu ormanda zayiatlar verdiği bilinirmiş. Bu nedenle orduyu bu ormana sürmek Ural’ın en büyük hatası olmuş.

Ural bu ormana girmiş ancak bir daha ne ondan nede ormana giren askerlerden haber alınabilmiş. Aynı günlerde Magnezya surları büyük bir kuşatmayla karşı karşıya kalmış. Ancak Tarkan’n aldığı önlemler sayesinde kuşatma kışa kadar sürmüş. Şartlar bu aşamadan sonra Rumor’un dezavantajına işlemeye başlamış ve kış ağırlaşmadan kuşatma kaldırılmış.

Geçen zaman içinde Magnezya ordusu toparlanmış ve batıda kaybolan şehirler bir bir geri kazanılmış. Ancak Tarkan bu süreçte her yerde kardeşi ve onun ordusunu aramış. Isfahan’ın yönetimini ise Ural’ın veziri Veysel’e bırakmış. Derken Tarkan Veysel’in yönetimini kontrol etmek için İsfahan’a gitmeye karar vermiş ve yolu da bu sebepten Satir Ormanına düşmüş. İşte hikâyemiz bu yolculukta başlar.

***

Çöl rüzgârları uçsuz dağları aşıp Kanlıpınar ovasına ulaşmış Tarkan’ın saçlarını dalgalandırmıştı. Satir Orman’ı tam karşısında duruyordu. Ağabeyinin burada yitip gittiğini biliyordu ama tüm çabasına rağmen onu bulamamıştı. O zor zamanda en güvendiği askerlerini bu ormana salmış ancak orman alt üst edilmesine rağmen tek bir ize rastlanmamıştı.

“Burada olmuştu değil mi, Ural Bey ve adamları burada kaybolmuştu?” dedi Cem.

“Evet, lanetli olduğu söylenen orman. Babam ben dünyaya gelmeden yıllar önce bu ormanı aşmış ve ülke sınırlarımızı genişletmiş. Ancak aynı orman sanki ağabeyimi yuttu, bize ihanet etti.”

Bu konuşmalar eşliğinde ormanı oluşturan ağaç kümelerinin içine dalıp ilerlemeye başlamışlardı. Tarkan Bey yanına çok az adam almıştı, nede olsa sadece bir ziyaretti yolculukları.

“Bu günlük bu kadar yeter sanırım Cem. Gençliğimdeki kadar dinç değilim.”

“Sen mi ben mi Kralım.”

“Bu Kral unvanını haz etmediğimi biliyorsun Cem bir daha kullanma istersen. Bu açıklık kamp ateşi yakmak için iyi görünüyor. Atları bağlayıp yakacak bir şeyler bakınsak hiç fena olmayacak.

“Beyim sen bu işlerle uğraşma bana kalırsa.”

“Ben kendine hizmet ettirmekten haz duyan hükümdarlardan değilim bunu sende çok iyi bilirsin.” dedi Tarkan ve ağaç kümesinin içine daldı. Bulabildiği kuru dalları kucağına biriktirmeye başladı. Odun toplamaya o kadar kaptırmıştı ki adamlarından uzaklaştığını fark etmedi. Cırcır böceklerinin böldüğü sessizliğe kulak kesildi. Uzaktan belli belirsiz bir dal kırılma sesi geldi kulağına. Elindekileri yere bırakıp sesin geldiği yöne baktı. Orman sık olduğundan on metre ileriyi görmek güçtü. Adımlarını dikkatli atarak ses çıkarmadan ilerlemeye başladı. Bir ağaca siper alıp kendini göstermeden karşıya baktı ve onu gördü.

Tam karşısında duruyordu. Boyu bir bilemedin bir buçuk metre olan belden aşağısı keçi yukarısı insan görünümlü bir yaratıktı. Gözleri yuvalarında dönüyordu. Tarkan başta fark etmemiş olacak birden elini ağzına götürdü ve mızıkasını tiz bir ses çıkaracak şekilde çalmaya başladı. Tarkan Bey çalan ezgiden etkilenerek kendini açık etti. Yaratık onu görünce müziği kesti ve birbirini süzmeye başladılar. Dakikalar sonra birbirine doğru adımlar atmaya ve yaklaşmaya başladılar.

Bu yaratık satir olmalı diye düşündü. Yarı keçi yarı insan olarak tasvir edilen gizemli bir varlık olarak bilirdi Tarkan Bey. Ama yaşamı boyunca var olmadıklarına inanmıştı. “Merhaba, ben Tarkan Bey bu ormanı içine alan diyarın hükümdarıyım.” dedi tok bir sesle, karşısındaki yaratığın nasıl bir tepki ortaya koyacağını kestiremediğinden duruşunu korumaya gayret ederek.

“Selam” dedi önce ürkekçe. Çekinerek “Ben Travis,”

“Sen bir Satir misin?”

“Evet,  bizler bu ormana ismini veren yaratıklarız Kralım.”

“Lütfen, bana Kral demene lüzum yok. Senin türünden burada yaşayanlar var mı?”

“Eskiden çok fazlaydık, ama son zamanlarda karanlık taraf bizleri bir bir yok etti. Ormanın merkezinde insanların ulaşamadığı alanlarda neşe içinde yaşardık. Son zamanda insanoğlunun desteğiyle çok güçlendi. Bizlerde yurdumuzu bırakıp ormanın kıyısında kaçak hayatı yaşamaya başladık. Ara ara akınlar yapıp bizleri avlıyorlar.”

“İnsanoğlunun yardımımı dedin. Bu ormanda insanlar mı yaşıyor?”

“Tam olarak ne zaman ormana yerleştiler bilen yok ancak geldiler işte.” yaratık tam sözlerine devam edecekmiş gibiyken sustu. “Yoksa, sen onlardan mısın?” diye sorabildi.

“Hayır dedim ya ben Tarkan bu diyarın hükümdarıyım, sizlere zarar vermek niyetinde değilim. Gel seni arkadaşlarımla tanıştırayım.”

Yaratığın ayak yerine toynakları vardı ama Tarkan kadar hızlı yürüyebiliyordu. Tüyleri sapsarıydı, çenesinden aşağı uzunca bir sakal sarkıyordu. Görünüşünden bakımsız olduğu izlenimi edindi Tarkan.

“Bu karanlık ruh nasıl bir şey, yani nasıl oluyor da insanları vahşileştirip zarar verecek hale sokuyor.”

“O hep vardı, aslına bakarsan onun hakkında konuşmamız bile yanlış, laneti üzerine çekmek gibi bir şey bu yaptığımız. Ama bize bir etkisi olmamıştı. İnsanları kandırana kadar.”

Sık ağaçların arasından yol bularak ilerlemeyi sürdürdüler. Gökyüzünü kestirmek güçtü ancak ikindi inmeye başlamış olmalıydı. İlk defa karşılaşan iki varlık olmalarına rağmen birbirlerine güvenebileceklerine inanmışlardı. Tarkan aldığı yolu geri dönerken ne kadar yol yürüdüğünü fark etti. Sonunda ateş yakmaya karar verdikleri açıklığa ulaştılar. Adamlar ateşi yenice tutuşturmuş, Cemin etrafında toplanmıştı

“Nerede kaldınız beyim biraz daha gecikseniz peşinizden gelecektim.” dedi Cem onu görünce. Cümlesini tamamlar tamamlamaz Travis’i gördü ve şaşkınlıktan gözleri büyüdü.

“Beyim bu ne?”

“Size Travis’i takdim ediyorum, Travis bu Cem benim vezirim ve en iyi arkadaşım olur. Travis bu ormana adını veren Satir halkıdan, unutulan zamanların unutulan canlılarından.”

Cem yanına sokulup Tarkan’ı kenara çekti. ”Beyim siz ne yaptınız, ya size zarar verseydi.”

“Korkma Cem, ben onun zararsız olduğuna inanıyorum. Hem zarar verecek olsa yol boyunca bolca şansı olmuştu.”

“Siz öyle diyorsanız, ama ben yine de tetikte olma kanaatindeyim.”

“Sen her zaman yaptığın gibi tetikte ol ben yine tehlikeye atılayım Cem. Sen olmasaydın ben buralara gelemezdim.” dedi ve Travis’e döndü.

“Bizimle tanıştırabileceğin dostların var mı Travis?”

“Eskiden bir orman dolusu satir yaşardı şimdi sayımız çok azaldı. Saklanarak yaşamak zorunda kaldık, savaşmayı bilmediğimizden bizi kolayca avladılar.”

“Onlarla tanışmak, derdinizi birde onlardan dinlemek isterim.” diye isteğini bildirdi Tarkan.

“Olur, isterseniz şimdi küçük kampımıza davet edeyim sizleri.”

“Beyleerr, daveti duydunuz bizde daveti geri çevirmek olmaz. Ateşi söndürüp yola koyulalım.” diye gürledi Tarkan. Neşesi yerine gelmişti. Bu işin aslını astarını öğrenmek istiyordu. Karanlık ruhun ne olduğunu öğrenmek, ormana zarar veren insanların kimler olduğunu bulmak ve en önemlisi ağabeyinin durumunu çözmek istiyordu.

Yol ilerledikçe sıklaşan ağaçları bir bir geçerek ilerlediler. Sanki ormanın merkezine yaklaşmadan ilerliyorlardı. Tarkan sadece güneye yöneldiklerinden emindi. Ama Satir’i dikkatli bir şekilde ilerlerken görünce sormaktan kaçındı. Tarkan’a saatler gibi gelen güney yönlü yolculuk geniş bir açıklıkta son buldu. Travis mızıkasını ağzına götürüp çok yumuşak ve duygu yüklü bir ezgiye başladı.

Tarkan nasıl olduğunu çözemedi ancak Travis’in çevresi toynakla doldu. Kendini açık eden her yaratık Travis’in ezgisine mızıkasıyla eşlik ediyordu. Dakikalar içinde kırk kadar satir açıklığa doluştu ve bu muhteşem müzik şöleni son buldu. Mızıkalar ağızları terk edince Tarkan kendini tanıttı.

“Ben Tarkan Bey, bu ormanı içine alan diyarın hükümdarı olurum. Babam yıllar evvel bu ormanı geçip batı şehirleri topraklarımıza katmıştır. Ben ondan kalan mirasın savunucusuyum. Travis bana bu ormanda size zarar veren yaratıklar olduğunu söyledi. Her ne kadar varlığınızdan haberim olmasa da sizin hükümdarınız olarak sizi bu dertten kurtarıp ormanın sükûtunu sağlamak benim vazifem olur.” dedi Tarkan Bey. Sözlerini yeni bitirmişti ki arkalarında bir hareketlilik olduğunu fark etti. Şimdi alandaki herkes o yöne bakmaya başladı. Çok geçmeden ağaçların arasından bir süvari göründü. Yüzü hariç karalar içindeydi. Gerçi ten rengi de siyaha çalıyordu. Gece görmüş olsalar yüzünü seçemezlerdi.

“Neler dönüyor burada, karanlık ruhun ormanında istenmediğinizi size defalarca bildirdik. Bir çoklarınız bunu öğrenebilmek için canını verdi. Ancak hala ormanı terk etmediğinizi görüyorum.” dedi süvari. Tarkan bu ses tonunu bir yerden tanıdığını fark etti. Süvari yaklaşınca konuşanı tanıdı.

“Ural.”

Karanlık Ruh” için 2 Yorum Var

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *