Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Küllük Canavarı

Kafası dumanlıydı şoför Asım’ın. Uzun yıllar ilçenin termik santralinde çalışmıştı. Emekliliğine az kaldığı için kendisini çok yormuyorlardı ama gene de canı çıkıyordu. Yorgunluğunu burada anılarının merkezindeki bu koca kayanın üzerinde atmaya çalışıyordu. Eee ne de olsa yaşı kırkı geçmişti ve üstelik bekârdı. Hala yanında kaldığı annesinin ve iki kız kardeşinin tüm ısrarlarına rağmen hala bekârdı. Geçmişte yaşadığı ve çok sevdiği nişanlısı Ayşe’den sonra evlenmemişti hiç.

Hemen yanında duran gazete kâğıdına sarılmış şişeden kocaman bir yudum daha aldı. Birası bitmek üzereydi, bu ay ki randevusu da sona erecekti beklediği gelmeden. Dile kolay tam 19 yıldır buraya bu kayanın üzerinde oturmaya geliyordu yeni ay zamanı. On dokuz yılda kaç yeniay olduğunu varın siz hesaplayın. Saatine baktı gece yarısını geçeli bir hayli olmuştu. Şişesinden bir yudum daha aldı ve bu son yudumdu. On dokuz yıllık alışkanlığı beklerken bir bilemedin iki bira içmekten ibaretti. İlçedeki hemen herkes bilirdi Asım’ın çok içmediğini. Eğer içerse işini yapamayacağını da bilirdi. Pek yapmadığı bir davranış olmasına rağmen koyu renkli şişeyi ileriye oturduğu taştan daha aşağı seviyede duran gri gölgeye fırlattı.

Yıllar, uzun yıllar önce üzerinde üzerinde oturduğu taş derin bir vadinin kenarındaydı. Bilmem hangi jeolojik dönemden kalma cennet köşesi, ilçenin ve çevrenin tek termik santralinden gelen, kamyon kamyon atık için bulunmaz bir depolama alanıydı. Yakılan linyitlerin külü bu çamlar içerisindeki yere dökülmüştü. Her damper kalktığında gri leke kanser uru gibi yeşili öldürmüştü. Zamanla ve kocaman bir dozerin yardımıyla içinde kocaman çam ağaçlarının bile kaybolduğu yeşil çukur doldurulmuş ortalık külrengine bürünmüştü. Şişenin düştüğü yerdeki küllerin hafifçe havalandığını karanlıkta da olsa gördü. Elinin tersiyle dudaklarını ve dudaklarının üzerinde yıllardır duran bıyıklarını sildi. Yavaş yavaş toparlanmaya başlamıştı ki gözleri az önce şişeyi fırlattığı yere kaydı.

Önce, nereden estiği belli olmayan hafif bir rüzgâr çıktı. Yıllardır fabrikadan atılan küllerin toplandığı çukurun üzerinde şöyle bir dolandı esen tatlı yel. Adamın hafifçe ürpermesine neden olan serin hava akımı, külleri havalandırmakla kalmamış yerden yukarıya karanlık gökyüzüne doğru hortum oluşturmasına neden olmuştu. On dokuz yıldır beklediği işaret bu hortum olabilir miydi? Şoför Asım yerinden doğruldu, damarlarında dolaşan kanın taşıdığı alkol bir anda uçup gitmişti. Dikkatini yirmi metre ilerisinde oluşan olaylara kilitledi. Kül dumanı yükseldikçe yerde bir çukur oluşuyordu. Karanlığın içerisindeki koyu leke genişlemeye ve derinleşmeye başladı. Adam oturduğu kocaman kayanın üzerinden yere atladı.

Havada uçuşan küller bilinmeyen bir güçle bir merkez çevresinde dönmeye başladılar. Çukur derinleşti, karanlık bir kuyu halini aldı. Gri toz tanecikleri çoğaldı ve hızları arttı, hızları arttı ve yükseldiler. Şoför, ne olduğunu anlamadan üç adam boyu yüksekliğe ulaştılar. Dönüş hızları yavaşlamaya başladığında toz bulutu garip bir şekle girmeye başladı. Yerinden doğrulan adam ne yapacağını bilemez durumdaydı. Biricik nişanlısı öldüğü akşamdan bu güne kadar hep bu anı beklemişti ama şimdi aklı başından uçmuş ne yapacağını bilemeyecek durumdaydı. Yüreği ve bacakları geri dönmesini ve kaslarının tüm hızıyla kaçmasını söylüyordu ama içinde var olan ve yıllardır beslediği o intikam duygusu kalmasını ve savaşmasını istiyordu. Üstelik mahallenin bıçkın kabadayısına bu kaçış yakışmazdı.

Önce bir anlam veremedi karşısında oluşan şekle. Kül tanecikleri birbirine yaklaştıkça sıkıştı, sıkıştıkça daha belirgin hale geldi tozlu havada dönen şekil. Adam karşısında dikilen varlıktan gözünü alamıyordu. Şeklin hızı yavaşladı ve durdu. Gördüğü karşısında adamın dudaklarının arasında dört harfli bir kelime döküldü; Ayşe. Çıplak hayal yanına yaklaştıkça damarlarında dolaşan alkolün bu oyunu oynadığını düşünüyordu. Uzun saçları rüzgârda savruluyordu genç kızın. Zarif bacaklarının her hareketinde gözü okşayan bir alım vardı. Küllerin arasından çıkıp tabanları kuru toprağa değmeye başladığında, adamda yaklaşmaya başlamıştı sevdiğinin hayaline. Nasıl olduğuna aklı kesmiyordu ama nişanlısı, belki gerdek gecesinde görebileceği haliyle, tam karşısındaydı ve yıllar önce küllerin arasında kaybolduğu yaştaydı. Asım’a uzattığı kolunda, rahmetli babasının gelin namzedine nişanda taktığı bilezik, vitrinden indirdikleri şekilde ışıldıyordu yeni ayın ışığında. Hep hayran olduğu, ince uzun parmaklar, elini kavradığında içi sımsıcak olmuştu. Kız, kendine çekti adamı. Asım, istemese de bir adım attı küllere doğru. Yüzler birbirine yakınlaştı, ikinci adımı atacaktı ki karanlığın içerisinden ince bir çığlık duyuldu.

“Gitme”

İşte o zaman büyü bozulmuştu. Öpecek kadar kendisine yaklaşan kırmızı dudaklar tekrar kül rengine dönüştü ve tüm vücut toz halinde yere yığıldı. Bir saniye geçmemişti ki girdap gene oluştu ve yerden kalkan küller tekrar kendi ekseninde dönmeye başladı. Az önce gözlerine, nişanlısı Ayşe gibi görünen kül yığınları, bu defa ucuz korku filmlerinden çıkma bir varlık havasındaydı. Ne bir insan ne bir hayvan, şekilsiz, sakil ve çirkin bir yaratık olmuştu. Artık iyice kendine gelmiş olan gözler, sesin geldiği yöne döndü. Bakışlarının yöneldiği karanlık noktada yedi-sekiz yaşlarında bir çocuk korkudan titreşiyordu. Canavar, yönünü çocuğa çevirmiş, peşinden az ötesinde yığılı kül tepelerini de sürüklemeye başlamıştı. Her adım attığında sis gibi duman gibi her yanı kaplıyordu kül zerreleri. Çocuk apışarasında bir ıslaklık hissetti, idrarını salıvermişti korkudan. İşte o zaman karanlığın içinde eski kabadayılardan kalma bir nara patladı.

Yılların kavgacısı, kabadayıların bilinen son örneği Asım, omuzundaki ceketi eline aldı. Üzerine bastığı ayakkabılarıyla ve bileğine geçirdiği tespihiyle ağır ağır gölgeye yaklaşmaya başladı. Önce şaşıran yaratık, çalıların arkasında saklanan gölgeyi bırakıp, asıl hedefine çevirdi iğrenç yüzünü. Atmışların kovboy filmlerindeki rakipler gibiydiler. Adım adım birbirlerine yaklaşıyorlardı. Küllerin arasında gelen varlık, her adımında kendisine katılan tozla büyüyordu. Tekrar yüz yüze geldiklerinde, az önce derinliklerinde kaybolmaya hazır olduğu gözler kırmızı kan denizine dönüşmüşlerdi. O askerden yeni gelen delikanlıyı gördüğünde kibarca gülümseyen dudaklar, keskin dişlerin doldurduğu iğrenç bir ağıza dönüşmüştü.

Yaratık, adamın iki katından daha iriydi artık. Sağ elinde bir gölge belirdi. Dayısının, gecenin bir yarısında, bu ıssız araziye neden geldiğini merak eden ve kendisini karanlıkla izleyen küçük çocuğun gözlerinin önünde, nesne uzun keskin bir bıçağa dönüştü. Gökyüzünden yayılan yıldızların soluk ışığında bile parıldayacak kadar keskin bir bıçak oldu.

Eski kabadayılardan Asım, ceketini bir sağ eline bir sol eline almaya başlamıştı. Gençliğinde, gerçekten damarlarında dolaşan kanın deli aktığı, Ayşe’siyle nişanlanmadan çok öncesinde girdiği kavgalardan alışkın olduğu davranıştı bu. Ceketinizle rakibinizi şaşırtırdınız ve onda var olan şişin veya falçatanın darbesini azaltmak için kolunuza sarardınız.

Tam da öyle yapmak üzereydi ki yaratık ilk bıçağını savurdu. Kırklı yaşlarda olmasına rağmen adam geri sıçradı ve darbeyi savuşturdu. Daha ne olduğunu anlamamıştı ki ikinci darbe daha hızlı bir şekilde geldi ve karnına, soldan sağa doğru derin bir çizik attı. Asım, refleksle elini kanının sızdığı yere bastırdı ama üçüncü darbe en kötüsüydü. Aşağıdan gelen keskin bıçak, kasıklarından çenesine kadar tüm bedeni yardı.  Bıçak derin yaranın içerisinde kayboldu küle dönüştü. Yaratık adamı kucakladı, geldiği yere kül yığınlarının arasına döndü. Bir saniye sonrasında da kül yığını dalgasız denizler gibi dümdüz olmuştu.

Derin hıçkırıklar içerisinde bulunan çocuğun, anlatacağı hiçbir şey yoktu. Dayısını, eski kabadayılardan kalan tek örneği, Bıçkın Delikanlısı ve mahallelinin Asım Ağabeyinin külden canavara yenildiğini ve kül yığınlarına karıştığını ve kaybolduğunu nasıl söyleyebilirdi ki…

Cevdet Denizaltı

Ben Cevdet Denizaltı; tercih ettiğim şekilde olursa Aziz Hayri. İzmir’de Eşrefpaşa’da doğdum. Önce Çınarlı Endüstri Meslek Lisesini sonra Erkek Sanat Yüksek Öğretmen Okulunu bitirdim. Makine Teknolojisi bölümü öğretmeni olarak görev yapıyorum. Okumayı, araştırmayı, yazmayı seviyorum. Tür ayrımı yapmam, bilimkurgu, fantastik kurgu ve tarihi romanlar favorim. Poe ve Tolkien hayranıyım.

Küllük Canavarı” için 5 Yorum Var

  1. Kabadayı temasını fantastik açıdan ele almak iyi fikirdi. Kurguyu sevdim ama biraz kısa geldi. Yazım hataları ve aynı cümlede tekrarlayan kelimeler vardı. Betimlemeler iyiydi. Final kabadayının (genelde olanın aksine) kaybetmesiyle sonlandığı için daha hoş göründü bana.

  2. Merhaba
    Önce bir özürle başlamak istiyorum sözlerime. Yazıyorum ama arkadaşlarımın yazdıklarını okuyamıyorum ve değerlendirmelerde bulunamıyorum. Nedeni sizin eleştirinizde de göründüğü gibi zaten ben bi dünya yazım hatası yapıyorken diğer arkadaşların hatalarını bulup söylemek hani nasıl derler ‘kendi gözündeki merteği görmez elin gözündeki çöpü görür’ sözünü açıklayan bir durum olacak.
    Şimdi gelelim itirafa kısa hikayeler yazamıyorum yazdıklarım genellikle uzun tasarıların bir kesiti oluyor. Bu da öyle Asım’ın yeğeni olayların görgü tanığı daha ilçeye gidecek olanları anlatacak vb. Üstelik aradan bir ondokuz yıl daha geçecek. Sanırım o da -söylemem ne kadar doğru ama Piksel de anlatılacak- O nedenle öykü kadük gözüküyor.
    Ve benim için en can sıkıcı olanıysa yazım hataları… Belki zamanla düzelir diyorum ama günden güne de umudumu yitiriyorum…
    Okuyup eleştirdiğiniz için tekrardan teşekkür ederim…

  3. Bence öyle düşünmemek gerek. Ben de çok bildiğimden değil içimden geleni söylüyorum sadece. 🙂 Yazım hataları düzeltilebilir biraz daha dikkatle.

  4. Eğer daha kısa öyküler yazabilirseniz, hem daha fazla okura ulaşabilirsiniz hem de okurlar ortaya çıkabilecek tek tük hataları işaret edebilir diye düşünüyorum. Ve siz de, varsa, eksik taraflarınızı görebilirsiniz.
    Mesela, kelime seçimlerinizi daha vurgulu bir hale getirebilirsiniz.
    Hemen yanında duran gazete kâğıdına sarılmış şişeden kocaman bir yudum daha aldı.
    Hemen yanında duran gazete kâğıdına sarılmış şişeden kocaman bir yudum daha çekti.

    Düzeltme okumasına daha fazla zaman ayırabilirsiniz. Mesela aşağıda arka arkaya cümlelerde iki farklı yeni ay var.
    Dile kolay tam 19 yıldır buraya bu kayanın üzerinde oturmaya geliyordu yeni ay zamanı. On dokuz yılda kaç yeniay olduğunu varın siz hesaplayın.

    Düzeltme okuması için bir örnek daha: Normalde “-ki” eki ayrı yazılacakken bitişik kullanılır, sizde tam tersi durum ortaya çıkmış. Kuralları bildiğiniz ortada, fakat düzetme okumasına zaman bulamamışsınız gibi.
    Birası bitmek üzereydi, bu ay ki randevusu da sona erecekti beklediği gelmeden.

    Elinize sağlık. Güzel bir öyküydü. Temayı fantastiğe vurabilmeniz de takdiri hakediyor.

  5. Merhaba;
    Sınıf içerisinde ödevini yapmayan ama konu her gündeme geldiğinde hep bir mazereti olan çocuklar gibiyim. Bu ay gönderdiğim hikaye biraz daha kısa oldu. Aslında en az kelime sayısında bırakmak 250 kelime de kesmek isterdim yine de fazla oldu. Ki konusunda da yüzüm kızardı sanki. Nasıl böyle bir hata yaptım anlamadım…
    Okuduğunuz için tekrar teşekkür ederim.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *