Öykü

Ağaç Hurda

Altay, yaşamını hurdacılıkla idame ettiren bir yoksuldu. Birbirine düğüm olmuş kirli, seyrek ve uzun saçları, yine kirli ve uzun sakalları, hurda tozu ve ter etkisiyle çamurumsu bir izlenime sahip yüzü, çelimsiz kol ve bacakları, yırtık gömleğinin üzerinden kolaylıkla sayılabilen göğüs kemikleri ile tam bir göçüktü. Yaklaşık 78 saattir uyumuyordu. Sık sık gecelerini uykusuz geçiriyor ve bazı zamanlar böyle birkaç gün uyuyamadığı oluyordu. Bir süredir ise sanrılarıyla birlikte yaşıyordu Altay. Yine geldi hurda arabasını tepeleme doldurmuş, hurdalığa götürüp satmak için giderken yine geldi o sanrısal dostu. Hurda bir otobüsü içinden uzunlamasına geçen iri bir ağaç suretindeki sanrısal dostu hep aynı zırvaları söylüyordu Altay’a: “İnsanlar doğanın hurdalarıdır!” Her seferinde olduğu gibi yine irkildi Altay. Kendine gelmesi birkaç saniye sürdü, soluk alışları yavaşça normale döndü, iki eliyle sıkıca yüzünü ve gözlerini ovuşturdu, sakalını sıvazladı, uzun ve kirli saçlarını geriye attı, cevap verme gereksinimi duymadan yoluna devam etti.

Uzun süren uykusuzluğu ile iyice güçten düşmüş ve refleksleri yavaşlamıştı. Geçtiği sokaklardan birinde çocukların topu kafasına gelse birkaç saniye sonra ancak tepki verebilecek, bir yığın hurda bulsa sevinmesi epey güç olacak ve hatta ölmeye kalksa can vermesi yıllar sürecekti. İşte, hareketleri ve refleksleri öylesine yavaşlamıştı. Hurdalığa pek az yolu kalmıştı ve hurda arabasını boşaltıp hurdalıkta tenha bir yere kıvrılıp uyumak istiyordu. Her adımında yere yığılacak gibi oluyor ve bir anlık duraksamanın ardından gücünü toplamaya çalışıp ağır ağır yürümeye devam ediyordu; yıkıldı yıkılacak. Birkaç adım sonra yine sanrıladı o çirkin ve manasız varlığı: “İnsanlar doğanın hurdalarıdır!” Daha fazla dayanamıyordu, hızlandı, artık daha hızlı ve istekli gidiyordu tükenmeye.

Daha fazlasını duymak istemiyordu. Kendine gelmeye çalışıyor; başını sağa sola sallıyor, olduğu yerde tepiniyordu. Ağız boşluğundan dışarıya bırakmamak için kendini zor tuttuğu sayhasını saldı dışarı: “Aaaahhh!”

Şimdi Altay için her şey zor ve imkânsızdı. Yürümek, nefes almak, hurdalığa kadar dayanabilmek, bu anlamsız sanrının anlamsız cümlesine tahammül edebilmek zor geliyor, hatta yaşamak bile ağır geliyordu. Her adımında son kez adım atıyor gibi hissediyor ve bir nefes daha almak için can atıyor, tanrısına yalvarıyordu.

Aynı cümleyi tekrar tekrar duyarken iyice hızlandı, vardı hurdalığa, eliyle ittirdiği eski püskü ve tekerlekleri zor dönen arabasını boşalttı ve karşılığını aldı hurdacıdan. Hemen bir tenha köşe bulup uyumak için sabırsızlanıyor, gözüne bir yerleri kestiriyordu. Ağır hareketlerini geride bıraktı ve hızlı adımlarla bir otomobil hurdası kestirdi gözüne. Hemen yanında bulunan iri bir ağaç, hurda otomobil üzerine gölge düşürüyor ve sıcakla birlikte tüm saldırılardan korunaklı bir hâle getiriyordu hurdayı. Aceleci ve telaşlı görünen bir hamleyle atladı hurdanın üzerine. Sırtüstü uzandı ve bir an önce uyuyup o lanet cümleden kurtulmayı diledi:

“İnsanlar doğanın hurdalarıdır!”

Gözleri ağır ağır kapanmaya başlarken ağaç hurda yine tepesinde belirdi. Keskin bir nefesle sol yanına döndü. Yine karşısında belirdi. Hıçkırıkla karışmış ürkek bir tepkiyle sağ omzunu aşağı aldı. Ağaç hurda yine karşısında. Bağırmak, kuvvetli sayhasını hurdanın suratına koyuverip koşmak, gücü yettiğince koşmak istiyordu. Nefesi daralıyor, göğsü sıkışıyor, vücudunda baskı hissediyordu. Herkesten saklamaya çalıştığı bu durum karşısında âdeta eziliyordu. Kimsenin bilmediği bu içsel sıkıntı her an daha fazla canını yakıyordu. Önce ayaklarını yattığı zemine bağlayan kuvvetli bir bağ sabitledi, bacakları hareketsiz kaldı, çırpınmak için çaba sarf ettiği anda göğsü ve başı da sabitlendiği yattığı otomobil hurdasına. Karşısında, ona sürekli aynı şeyleri söyleyen, ağaç hurdayı görmemek için gözlerini kapatmak istedi; kapatamadı. Gözleri sıkı sıkıya pörtledi, artık her şeyi izlemek zorundaydı. Ağaç hurda yine aynı cümleyi söylüyordu fakat gittikçe hiddetini arttırıyordu:

“İnsanlar doğanın hurdalarıdır!”

“İnsanlar doğanın hurdalarıdır!”

Ve ekledi:

“Önce en eski olanları toplayacağım!”

“Önce en eski olanları toplayacağım!”

Sabitlendiği otomobil hurdası ile birlikte yükseldi, bacaklarının uyuşmaya başladığını hissetti. Göğsünün ezildiğini hissettirecek bir acı başladı. Kollarını dümdüz edecek düzeyde bir baskı hissetti kollarında. Göğsündeki acı gitgide artıyordu; önce göğsünü ve ardından ince gövdesini çevreleyen gömleğini yırtan bir şeyin acısıyla haykırdı. Bir daldı, ağaç dalı. Bacaklarının yerini bir ağaç gövdesinin, ayaklarının yerini ise kuvvetli ağaç köklerinin alması da uzun sürmedi. En son başında yoğun bir ağrı hisseder gibi oldu. Fakat bunun bir ağrı olup olmadığını değerlendirecek vakti olmadan gerçekleşti beklenen şey: Altay artık aramızda dolaşan bir ağaç hurda. “İnsanlar doğanın hurdalarıdır! Önce en eski olanları toplayacağım,” diyerek gezen ve dediğini yapan bir ağaç hurda.

Mehmet Ali Uysal

Eskişehir'de yaşıyor ve Osmangazi Üniversitesi'nde öğrenim görüyorum. Çeşitli yazılar yazıyorum ve bunları okurlara ulaştırmak istiyorum. Edebiyat Haber'de kitap tanıtım yazılarım yayımlanıyor.