Artemis IX, ilk insanları Mars yüzeyine indirdiğinde tüm dünya canlı yayında bu büyüleyici ana tanık oluyordu. Altı bilim insanı ekipmanlarını robotların kurduğu modüler laboratuvarlara taşıdı. Sonunda yıllardır devam eden Artemis uçuşlarında final aşamasına geçiliyordu. Mars yüzeyinde zemin ve biyolojik verimlilik testleri yapılacaktı. Böylece bir sonraki seferde gezegende maden kazıları başlayabilecekti.
İlk haftalarda zemin kazılarının yanında Mars yüzeyindeki seraya onlarca değişik tohum ekildi. Bir yılın sonunda pek çok veri dünyayla paylaşılmış, tüm bitkiler sağlıklı şekilde büyümüşlerdi. Zemin testlerine uygun kazıcı ve delici maden arama araçları Mars’a ulaştığında gezegendeki farklı yüzeylerde delme testleri yapılmıştı. Bir zamanlar sessizce uyuyan kırmızı düzlüklerde derin çukurlar vardı şimdi. Bazı yüksek kayalar matkapları test etmek için parçalanmışlardı. Artık ekibin dönüş zamanı gelmişti. Sera ve tüm iş makineleri tesislerde bırakılarak dünyaya dönüldü. Birkaç hafta sonra, güneş enerjili kameralar büyük bir toz fırtınasını kaydettiler. Kameralar fırtınada uçup gidene kadar neredeyse tüm modüler yapılar yıkılmıştı. Seradaki bitkiler ve tohumlar da milyonlarca dolarlık diğer ekipmanlar gibi kırmızı topraklar da kaybolmuşlardı.
Dokuz ay sonra yeni bir ekip Mars’a ulaştığında kırmızı toz ve kayalardan oluşması gereken gezegen yüzeyinin, parlak siyah ve organik bir yapıyla kaplandığını gördüler. Önce tereddüt etseler de uygun bir alana inmeyi başardılar. Siyah yüzey kesinlikle sert değildi hatta canlı gibiydi.
Yüzbaşı O’connor: _Houston bunu görüyor musunuz?
Houston: _Evet mutlaka numune alın ve dikkatli olun!
Üzerinde durdukları bu yapıdan örnek almak istediler ama birden deprem benzeri büyük bir sarsıntı oldu ve yer hareket etmeye başladı. Dev yılanların üzerinde duruyor gibiydiler, zemin ayaklarının altından kayıyordu. Önce nereden geldiğini görmedikleri dev bir “kol” Japon astronotu kaptı ve hızla havaya kaldırıp gözden kaybetti! Ardından gelen diğer kollar iki kişiyi daha kapınca yüzbaşı koşarak kapsüle girdi ve havalandı. Tüm gezegen dev bir ahtapotun kollarıyla kaplı gibiydi. Kameralardan tüm olayı izleyen Nasa şoktaydı. Kapsül yörüngedeki ana roketle birleşmeyi başardı. Ana gemide bekleyen ekip arkadaşlarını içeri aldıklarında kıyafetlerini aceleyle çıkarıp onu sakinleştirmeye çalıştılar. Ancak bu telaş içinde fark etmedikleri bir misafirleri vardı. Yarım milimetre çapında küçük bir tanecik, kaçan astronotun çizmesine tutunarak rokete girmeyi başarmıştı.
Neler olduğunu anlayamamışlardı ama hiç biri geri dönüp kayıp arkadaşlarını aramak istemiyordu. Lyndon B. Johnson Uzay Merkezi‘nden gelen emir açıktı: “Hemen dünyaya dönün!”
Astronotlar dönüş için gemiyi otomatik pilota alıp derin uykuya geçtiklerinde gemideki kaçak yolcu uyumuyor, bekliyordu. Yedi ay sonra gemi dünya yörüngesine girerken mürettebat uyandırıldı ve ayrılma için uzay elbiselerini giymeye başladılar. Mars’tan binen kaçak yolcu dış katmanındaki mikro dokungaçlarıyla sessiz ve hızlı şekilde hareket ederek kıyafetlerden birinin üstüne yapıştı.
Kapsül ana gövdeden ayrıldı ve üç astronot hızla dünyaya doğru inmeye başladı. 1800 metrede açılan paraşüt onları Pasifik okyanusuna yumuşak şekilde bıraktığında hepsi rahatlamıştı. Sahil güvenlik botları onları San Diego Deniz Üssüne ulaştırdı. Karaya ayak bastıklarında küçük obje kendini yere bıraktı ve yol kenarındaki çalılıkların arasında gözden kayboldu. Astronotlar Texas’a giden uçağa bindirildiklerinde, kaçak yolcu işe koyulmuştu bile.
Tıpkı tek hücreli bir spor gibi davranarak toprağın biraz altındaki mantar ağına sızdı. Binlerce kilometrelik mantar ağını domine ederek mutasyona uğratması birkaç saat sürmüştü. Önce yüzeydeki park ve orman türü yumuşak zeminlerden dışarı çıktı dev kollar. Ardından yarılan asfalt yollar, yıkılan binalar ve köprüler geldi. Amerika’nın her yerinden acil haberler geliyordu. Dev bitki kolları insanları, araçları eziyor; milyonlarca kat büyüyen mantar ağı yeri yarıp yüzeye çıkıyordu! Ordu önlem almaya çalıştı ama tüm ülkeyi siyah dev bir mantar ağının kaplamasına engel olamadılar. Yüz milyonlarca insanın bir kısmı ezilerek bir kısmı da mantarların zehirli gazları yüzünden ölmüştü. Bir zamanların rüya ülkesi şimdi simsiyah dev bir mantar ağıyla kaplıydı. On milyon kilometre karelik alanda hiçbir canlı kalmadığında sadece bir ay geçmişti.
İnsanlar yaşadıkları dünyayı zehirledi, kazdı, yaktı ve yıktı. Sonra bununla yetinmediler ve başka gezegenlere göz diktiler. Aç gözlülükleri yüzünden 225 milyon kilometre uzakta, kendilerine ait olmayan bir gezegeni yağmalamaya kalktılar. Ama o gezegen kendini savundu. İnsanların kendi ektiği bir tohumu kim bilir hangi bilinmez bir güç ya da teknolojiyle bir intikam silahına dönüştürdü. Küçücük akıllı bir tohum bir kıtayı yok etti. Dünya neler olup bittiğini anlamaya çalıştı ama kimse tam cevabı bulamadı.
Çin birkaç yıl sonra Chang 8 programıyla ay yüzeyinde madenciliğe başlayacak. Açgözlülüğü insanlığın sonu mu olacak dersiniz?
- Artemis - 1 Haziran 2026
- A.A.A.* - 1 Nisan 2026
- Deus Ex Machina - 1 Kasım 2025
- Aykırı Palyaço - 1 Ağustos 2025
- 00.01 - 1 Mayıs 2025
Henüz yorum yok. Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.