Öykü

Arz-ı Kaf

Sıcak… Çok sıcak… Bu kelime durumu tarif etmeye yetmiyor aslında, kendisi de yerine başka bir kelime söyleyebilecek kadar düşünebilir bir vaziyette değil zaten. Sera gazları her yeri cehenneme çeviriyor, onun bulunduğu tesis ise kaplıca adeta. Ter yapış yapış, bütün vücudunu sarmış durumda ve tıpkı Dünyalı bir köpeği andırır şekilde dili dışarıda nefes alıp veriyor. Bu gezegenin ekonomik döngüsü de bu asli ihtiyaca yönelik olarak şekilleniyor. Duvarların arasındaki her nefesin bir bedeli var: ‘Hayat aldığınız nefeslerin toplamı değil, nefesinizi kesen anların toplamıdır.’ beylik sözünün aksine ikiz gezegende hayat gerçekten nefeslerin toplamıyla ölçülüyor ve nefesinizin anlık kesilmeleri ekonomik açıdan büyük şansınız hatta. Havanın bedava olmadığı bir yer burası. Yapay oksijenli havadan çektiğiniz bütün nefesler, ciğerlerinize klips olarak takılan ‘Nefessayar’ adlı su sayacı mantığıyla çalışan alet ile sayılıyor. ‘Hava bedava, bulut bedava.’ dizesi artık tamamen bir tarih.

Gerçi bunların hiçbiri kendisini ilgilendirmiyor. Mayıșma hali onu farklı âlemlerde hayallere götürüyor, farkında olmasa da bu sırada düzenli olarak nefes almaya devam ediyor. Tabi yine yaşamını devam ettirme aracı olan nefes alıp verme hesabı aktivasyon içerisinde; ama zaten kendisi oksijen hesabı yapmak zorunda değil, bunu karşılayabilecek durumun çok ötesinde bir geliri olduğu için Venüs vatandaşları gibi sürekli nefesini tutmak zorunda kalmıyor. Bu uçsuz bucaksız tesisin kaplıcasında pek çoklarından uzakta keyif çatabiliyor olmak en büyük şanslarından biri, belki bir insanın ulaşabileceği en büyük mutluluklara sahip. Çok az insanın ulaşabileceği bir lükstür ertesini düşünmemek. Bulunduğu devasa tesisin dışarısına çıktığı vakit oksijensiz kalacağı için içeride aldığı bütün nefeslerin bir ücreti var, ama sayacı kontrol etmek zorunda bile değil.

Tesisin dışı 461 °C, aslında ideal. Galaksi’nin en sıcak gezegeni olan ve Dünya’nın ikizi sanılan Venüs’ün kütlesi atmosferindeki su buharı moleküllerini güneş ışınlarına kurban edecek kadar küçük; bu yüzden parçalanıp atomlarına ayrıldıktan sonra hidrojen, atmosferden uzaya doğru tıpkı gaz kaçıran bir balonun havası gibi uçup gidiyor. Yoğun karbondioksitten, az biraz su buharı ve azottan oluşan atmosferin basıncı Dünya’nınkinden 90 kat kadar fazla. Kraterleri insanlar gelmeden çok önceleri el değmemiş şekilde öylece kalakalmış. Atmosfere giren cisimler yanıyor; yanmasa bile yavaşça, tıpkı bir sevgiliye dokunur gibi gezegene giriş yaptıkları için zaten krater oluşturmaları beklenemez. Yumurtaya ulaşamayan spermler, hayat veremezler. Su, Venüs’te en büyük sorunlardan biri, kaynamayı geçip direkt buharlaşabiliyor gezegenin yoğun sera etkisiyle. Bu yüzden iyi korunan bir şişedeki suyun ücreti fahiş fiyatlarda satılıyor. Ama gezegenin nefes alabildiğiniz her yerinde sudan daha pahalı olan şey oksijen. Hilmi Vahap Kılınç, KAF A.Ș.’nin yönetim kurulu başkanı olarak bunların hiçbirisini kafasına takmak zorunda değil. Çünkü galaktik kapitalizm kuralları gereği yönetim kurulu pasif akrabalardan oluşan üst düzey bir şirketin karar mercii olmak, onu koskoca bir gezegenin kanunen olmasa bile uygulamada monarkı haline getiriyor.

Hilmi Bey kaplıcadan, hayallerinden sıyrılıp ayrıldıktan sonra soğutulmuș yeraltı tünellerine, zaman algısını Dünya şartlarında yavaşlatan manyetik trenlere doğru yöneldi. Biraz serinlik iyi gelmiş, mayışma halinin yerini tuhaf bir enerji almıştı. Bu rutinler şirkete gitmeden önce hayallerden mantıklı ve ekonomik düşüncelere yönelmesini sağlıyor. Aslında varması gereken yere çok kısa bir sürede varacak. Ancak taşıtın zaman algısı Dünya’ya göre şekillendiği için yolculuk daha uzun sürüyormuș gibi hissettiriyor. Bu sayede insanların dinlenmek ve düşünmek için daha fazla zamanı oluyor, daha ziyade sahte zamanlanma şansları oluyor. Eskinin hızlandırılmış tüketim alışkanlıklarının yerini tadını çıkararak yaşlanmak aldı, uzayın büyüklüğünün göreli yavaşlığına başka türlü katlanamazsınız yoksa. Tadını çıkarmak insanları daha verimli kılıyor. Yaşamlarının epey uzamış olduğunu düşünürsek bu tadını çıkarma eylemi insanların akıl sağlıkları açısından zorunluluk gibi bir şey, her şeyi sindirmeliler. Ayrıca zaten ana arzdan bu kadar uzakta başka bir çareniz de yok. Hilmi Bey ‘Dünya’nın gözünü seveyim, resmen cennet orası be cennet! Herhalde çift yumurta ikizi bu gezegen, hiçbir benzerliği yok.’ diye düşünürken Venüs’ün sunduğu kısıtlı imkânlara hayıflanıyor. Hilmi Bey’in mantıklı ekonomik düşünceleri vatandaşlar gibi nasıl para kazanırım, nasıl aç susuz havasız kalmam ve hatta nasıl hayatta kalırım olacak değil ya. Bazıları tropik bir adaya sahip olmak isterken onun bir gezegeni var ve herkesin şikâyet edecek bir şeyleri var.

Hiçbir yere değmeden, sadece manyetikliğin antipatik itkisiyle hareket eden tren tam şirketinin asansörünün önünde durdu. Sakince trenden inip birkaç basamaklı merdiveni çıktı. Tünelin korkutucu karanlığının diplerinden gelen sesler onun merdivene basan ayak seslerinin yankılanışını bastırıyordu. Bu sesler onu epeyce mutlu etti, demek ki işler tıkırındaydı. Yağmursuz gezegen Venüs’ün volkanik faaliyetleri bugün arıza çıkarmamış, devasa tesisteki büyük fabrikaların içindeki kocaman makineler çalışıyordu. 1500’den fazla yanardağdaki aktif volkanik püskürmelerin yarattığı küllü bulutlardan fırlayan şimşekler muhteşem ve fakat korkutucu görünüyorlar; ancak neredeyse hiçbir şey, gezegenin hırçın güzel tanrıçası Venüs’ün doğası bile bu tesise zarar veremez. Şirket uzmanlık alanları konusunda kendi tesisini koruyamayacak değil ya. Doğa ancak KAF tanrının, yedinci gün dinlenmesini sağlayabilir; aksama olur ama yaratılanlara, yapılara bir şey olmaz.

KAF A.Ș. evren mühendisliği konusunda galakside üzerinde yaşam olan üç gezegen ve birkaç uydu içerisinde en önde gelen şirket. Yıldızların enerjisinden faydalanmak üzere Dyson küreleri inşa ediliyor. İyon motorların bu küreler sayesinde gerekli enerjiyi almalarıyla yıldızların hareket kabiliyetlerinin etkilenebileceği projeler üstünde çalışılıyor. Daha ileri düzeyde süpernova çalışmaları ise adeta enerji sektörünün küçük belkemiği haline gelmeye başladı ve ekonominin geleceği de süpernovalar ve kara deliklerde. Ancak şirketin daha ziyade uğraştığı genel iş, inşaat; gezegenlerin, uyduların üstünde ve uzay boşluğunda inşaat. Uzayda veya herhangi bir yerdeki inşaatı Türklerden başka birilerinin başaracağını düşünmek zaten abes olurdu. Sadece devasa tesisler, makineleri tıkır tıkır işleyen fabrikalar kurmuyorlar, ortanın ortası gelirliler için yer çekimsizliğe dayanıklı konut projeleri de mevcut. Tek sorun vadeli ödemelerin ne zaman yapılacağını kararlaştırmanın zorluğu, zira insanlara ‘36 aya varan kredilerle’ dediğin zaman hangi gezegeni veya uyduyu baz alacaklarını şaşırıyorlar. Astronominin deneysel olmayışı sağ olsun dinde Kâbe, ekonomi ve hukukta yer ve zaman şaşmış durumda. Maalesef hâlâ geleneksel uygulanan hukuk bu konuda biraz zayıf işlerken ekonomiyse galaksinin ötesine taşma planları yaptığı için mükemmellik bekleyemiyorsun. Tüm bu zorluğa rağmen şirket isminin hakkını veriyor, büyük bir enerji ve inşaat devi; şirketin mottosu bile manidar: ‘Kafdağı dünyayı, KAF Anonim Şirketi evreninizi sarar.’. Dikkatinizi çekerim küçük hedefleri yok, galaksiyle sınırlı değiller.

Asansör, içinde insanın nefes alabildiği özel bir kimyasal sıvı boşaltırken Hilmi Bey herkes gibi şirkete girmeden önce gözeneklerine kadar dezenfekte oluyor. Venüs’ün mikropları Dünya’dakilerden çok daha dayanıklı oldukları için onlardan kurtulmak da pek kolay değil. Ses hızında titreşimli bir hareket halinde olan fakat yine içindekilerin zaman yavaşlatıcılarla bunu algılayamadığı asansörün, durduğu katlar dışında tamamı bu özel sıvı ile dolduruluyor. İnsan içinde yunuslar gibi hissedebiliyor, az önce bunun Hilmi Bey de ilk kez farkına vardı. Asansörü daha otantik kılmak adına dalga seslerine yunus sesleri eklenmesini zihnenotuna kaydetti bu yüzden. Bu not, anında sır olmayanlar listesine eklenerek sekreterine ulaştı. Kişinin kendi zihninde neyin gizlenmesi neyin kime iletilmesi gerektiğine karar veren bir mekanizma olması iç rahatlatıcıydı doğrusu. İletişim kontrolünüz dışında gelişebilecek bir hal alırsa, alkollüyseniz, duygularınız sizi yönetmeye başlarsa bu mekanizma patavatsızlığınızı engeller. Dahası bu teknoloji eklentiler vasıtasıyla vücudunuzu siber saldırılardan da korur, tabi herkesi değil. Kimse heklenemez değildir ama Hilmi Vahap Kılınç gibileri öncelikli oldukları için beyinleri neredeyse heklenemeyecek kadar özgürdür.

İşte Arz-ı Kaf Venüs böyle bir yer, Hilmi Vahap Kılınç’ın gözünden evreni saran ve kontrolü altındaki bir şirket gezegen, vatandaşlar içinse yaşaması epeyce zor bir yer. Dağın zirvesine terlemeden, uçarak gelen biri ile etiyle, tırnağıyla, kanıyla tırmanarak gelen biri arasındaki dağ tanımı farkı budur; birisi kendisini Kaf’ı yarattığını zanneder, öteki aslında dağın kendisidir.

Arz-ı Kaf” için 1 Yorum Var

  1. TaHa dedi ki: dedi ki:

    Keyifli bir öyküydü.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!