Öykü

Aşkımızı Parfüm Yedi

Gökte tek bir yıldız yoktu, kaçmışlar derinlere. Evrene saklanmışlar. Bulutlar mı yoksa sis mi arkasına saklayıp sır eyledi. Gökyüzüne kalın, ışık sızdırmayan bir branda çekilmiş gibiydi. Yoktu bir tek Allah’ın yıldızı. Zifiri karanlıkta kendimi dahi göremiyordum. Kıpırdanma şansım yok denecek kadar az. Tanımadığım, yaşayıp görmediğim bir ortamdaydım. Başlangıç noktası Atlantik Okyanusu muydu, tam hatırlayamıyorum. Nasıl hatırlayayım, neredeyse bin yıl olmuş bu sularda gezip durduğum. Yıllar, bağırsaklarında sertleşmemizi, yumru hâline gelmemizi sağlamıştı. Bağırsaklara fazla gelmeye başlamıştık, bize ihtiyaç kalmamıştı.Artık neresi denk gelirse oraya bırakabilirlerdi. Bilmiyorlardı yüksek düzeyde güneş ışığı bizi beyaz bir buhara dönüştüreceğini. Okyanus suları, güneş ışığı ve havayla temas bizi renkten renge sokuyordu. Siyahtan, kahverenginden giderek açık kahverengi ve sarımtırak renklere büründük. Neden böyle bir ortam tercih ettiler, bilmiyorum. Avusturalya, Hint Okyanusu kıyıları, Bahama Adaları, Japonya, Madagaskar, Java, fark etmiyordu onlar için. Brezilya, Maldivler, Yeni Zelanda kıyı ve sahilleri öncelikli olarak yurtlanmaya çalıştığımız yerler. Kusmuk olarak, dışkı olarak bırakıverdiler okyanusun bu en ıssız karanlığına. Hani aşinalığım olsa el yordamıyla bir rota, bir güzergâh çizebilirim gecenin zifiri karanlığına. Yoksa gözlerimde mi bir perde var?

Bizim büyük maceramızdı okyanus sularına düşmek. Dalgalar, rüzgâr, sıcak soğuk su akıntıları, hava koşulları kaderimizde belirleyici roller oynadılar. Kimimiz her şeye rağmen okyanus yüzeyinde ya da dipte kusmuk ve dışkı topları şeklinde yüzerek yıllarca, bazen asırlarca, okyanustan okyanusa dolaşıp durduk. Kimimizi de şu yılda ya da bu yılda dalgalar, rüzgâr işbirliği sonucu sahillere vuruyorduk. Asıl macera ondan sonra başlıyordu. Uzun süre güneşe ve tuzlu suya maruz kaldığımızdan topaklarımız tuhaf görüntülerinden yavaş yavaş sıyrılarak düzgün, gri bir taş şeklini alıyordu. Kayalaşmıştık, sararmış, grileşmiş bir yumurta şeklinde hafif çıkıntılarla bir şekil almıştık. Okyanus gibi bir heykeltıraş bıkmadan usanmadan üzerimizde çalışmalarını sürdürüyordu. Evrende var olan her şeye benzetebilirsin. İnsan, kuş, dağ aklına ne gelire, Çürümüş balık kokusu esas zırhımız, etrafımızı kuşatan haledir. Bizim dış korunağımız. Bazen bizi ele veren açığımız. Dışkı, kusmuk kokuları arasında saklı bir inci gibidir,ben Amber. Benim adım Amber, Esmer Amber. Uğruna milyar dolarlar gözden çıkarılıyor. Esans dünyasının koku aşkıdır Amber.

Şaşkın ördek gibiyim. Hareketsiz kalmak istiyorum ama zemin ırgalanıyor. Bilim kurgulu bir karanlıktan gözetleniyorum sanki. Tepemde ışınlar ki onu bile göremiyorum Karanlık kamuflaj ediyor. Sadece darbesini hissediyorum. Bir sağa bir sola, bir öne bir arkaya yalpalayıp duruyorum. Bir yumuşaklığın orta yerinde olduğum kesin. Yine de anlayıp kavramaya çalışıyorum. Ama hiç kolay olmuyor. Ne zamandır buradayım bilmiyorum. Gücümün son zerresine kadar zorluyorum kendimi. Bir kıdım yol almış değilim. Kendim ve konumumla ilgili bir fikir oluşturmuş değilim. Bir rüzgâr esse, bir şırıltı… Uzaktan da olsa, belli belirsiz de olsa bir ses, bir ışık, bir koku yok. Duyularını yitirmiş bir kitleyim. Cevapsız bir boşluk içindeyim. Sorusu çok olan ama hiçbir cevabı olmayan boşluktayım.

Okyanusta serseri mayın gibi dolaşıp duruyorum. Akıntılar keyiflerine göre beni sürükleyip duruyor. Eğer yurdun okyanusun en ıssız dalgasıysa tabi ki her şeye açıksın. Sıcak su akıntılarına soğuk su akıntılarına maruz kaldığın gibi diplerde de sürükleniyorum, güneş yüzü görmeden günlerce yıllarca hatta asırlarca okyanus altındaki kanyonlarda, uçsuz bucaksız ovalarında, su altındaki dağlar arasından sürüklenip duruyorsun. Ama ne oluyorsa oluyor biz bizi yine ele veriyoruz. Çok sonraları fark ettim. En büyük tehlikemiz de buydu. Ölümümüzün nedenini kendi içimizde taşıyoruz. Kendi içimizde sakladığımız güzellikle. Ölü balık kokusu hem zırhımız hem de tuzağımız. Bu okyanuslarda, denizlerde bizi yemeye kalkan canlıları bize çekiyor. Bak görüyorsun gediklerimi, her tarafım girintili çıkıntılı. Ay yüzeyi gibi.Her taraftan ısırmaya kalktılar irili ufaklı canlılar. Neler yapmadım ki bu bin yıllık yolculuk esnasında. Okyanuslardaki yüzey ve dip akıntılarına karşı paralel bir yolculuktu, diyebilirim. Yakaladılar beni. Sen bir teröristsin, okyanusun ortasında patlayacak büyük patlayıcısın. Doğal yaşamı allak bullak edeceksin dediler etrafımı dört bir yandan kuşattılar. Ensemde silahlarla döverek sorguladılar beni. Kendimi anlatmam o kadar zor oluyordu ki gerçek anlaşılana kadar epeyce hırpalanıyordum. Ben yaşamımın gereğini yaşıyorum, siz bunu engelliyorsunuz. Asıl terörist sizsiniz. Tahammülsüzsünüz. İçimdeki amber söylüyordu tüm bunları. Yanıcıyım diyorum çok hırpalamayın beni diyorum ama kime anlatıyorsun. Çok arkadaşımızın zalimane davranışlar karşısında okyanusun ortasında ateş topuna döndüğünü gördüm. Hakkımızda fermanlar verilmiş, denizin, okyanusların tuzunu, güneşin ışığını çalıyorlar, bizlerden daha çok kullanıyorlar, çok parlak bir yüzeye sahip oluyorlar, diye dedikodular hakikate dönüşmüş. Bu da terörist olmamıza yetiyordu.

Üzüntülerim bin yıllık bir ağırlığa sahip. Çook yorgunum, dinlenecek bir sahil arıyorum. Sevinçlerim de çok oldu ama gerçekten çok yorgunum. Bir hayat arkadaşı arıyorum, birlikte sahilde konaklaya bileceğim, çakıllara kumlara uzanalım istiyorum. Güneş vursun yaksın bizi sonra büyük köpüklü bir dalga gelsin yalasın bizi tuzlu diliyle, ırgalasın bizi. Ay ışığında rüzgârın ve dalgaların sesi bizi kendimizden geçirsin. Balinaların okyanusun derinliklerinde gelen ıslık, cıvıltı, şaklama, seri ve yoğun tıklama sesleri, gürültüleri, şarkıları mutluluğumuza mutluluk katsın.

Ne dersin Sarışın Amber güzeli. Siz daha çok genç gözüküyorsunuz ama yalnızlık çok zordur. Tez zamanda bizi sahile atacak vicdan sahibi bir rüzgâra ihtiyacımız var. Kalan ömrü de böyle yaşasak diyorum.

Grönland’da okyanus içindeki şelaleden çok korkmuştum. Beni paramparça edecek duygusu çok berbat bir duyguydu ama büyük bir ekşindi. Şelale harikaydı. Şarıl şarıl sesi sakinleştirici ve sahili özletiyordu. Brezilya kıyılarında sahile ulaşma şansı bulmuştum ama az kalsın ele geçiyordum, götürüp parfüm yapacaklardı. Sağ olsun beni sahile vuran dalga durumu fark etti ve çok güçlü bir şekilde sahilden geri çekilince çakıllara ne kadar tutunmaya çalıştıysam da beni söküp attı okyanusun ortasına. Çok kızmıştım, sinirimden delirdim gri rengim sarıya döndü. Bana yaptığı büyük iyiliği okyanusun ortasında fark ettiğimde çok utandım, mahcup oldum.

Çok mu konuşuyorum? Eee… Nereden baksan akıntıların bin yıllık devri daimini tamamladım. Hele sizin bu güzelliğiniz karşısında Esmer Amberin çenesi gevşemesinde ne yapsın.

İltifatlar karşısında Sarışın Amber çok heyecanlanır. Zaten Esmer Amber onu cezbetmiştir. Nutku tutulmuştur.Ağzından bir sözcük bile çıkmadı. Hayranlıkla dinledi onu. Esmer Amber de çok heyecanlanır ve her ikisinden de çok güçlü ölü balık kokusu salgılanır.

Esmer amber, Biz birbirimize yakışırız. İkimizde İspermeçet balinasının sindirim sisteminin ürünüyüz. Seni arkadan beni de önden bırakmıştır okyanusun tuzlu sularına.

Ümit Burnu’nu işaret ederek, günümüz aydın olsun, bize sağlık, huzur versin, girdaplardan uzak olsun. . Bol su, tuz ve güneş nasip eylesin. Hayırlı bir sahil bulunsun. Avrupa sahilleri de olabilir. Sarışın Amber sevecen göz kırpışlarıyla Esmer Amberi sürekli onaylıyordu. Kalbim, güçlü kokuların, bin yıl boyunca kurduğum hayallerin artık nasibimde olduğunu haber veriyor.

Aralarındaki kokusal elektriklenmeden ayrılmaz parçaları sular da çok etkilendi. Rüzgâr, hava da… Hemen harekete geçip ufak bir dalga çıkarıp birbirlerinden uzaklaştırıp izlediler. Çok korktular. Tedirginlikleri had safhaya çıkınca salgıladıkları ölü balık kokusu tüm evreni sardı. Rüzgârın da, suların da, güneşin de içi dışına çıktı. Aşkın büyük ve karşılıklı olduğunu anladılar. Şakayı daha fazla uzatmadılar. Küçük bir dalgalanmayla Esmer Amber ile Sarışın Amber tenteneydi. Sular sakinleşti, rüzgâr arazi oldu. Kıpırtısız dümdüz bir yatak gibiydi okyanus. Çok mutluydular. Ölü balık kokusu dört bir yanı sarmış olması umurlarında değildi. Harika duyguların anaforunda Ümit Burnu’ndaki anaforlara bakıyorlardı. Hemen diplerinden geçen şilebi bile umursamadılar.Yüzlerce kara keçiyi peşine takmış, sürüsünü dağlara doğru çeken Kürt kızıydı, binlerce keçiyi sağan Yörük kızıydı. Bir başka güzeldi raks eden İspanyol güzeli, Yaşlı usta matadordu azgın boğalarla dans eden duygusundaydılar. Kaygı ve tedirginliği de beraberinde taşıyordu. Ya kayıp ederlerse? Böyle bir şans bir daha yakalana bilinir mi? Mümkün değil.

Nasıl ve niçin size yazıyorum dedi açık açık. Sonra sürdürüyor konuşmasını kendine göre. Sizin hiç Esmer Amber arkadaşınız oldu mu? Bütün enstrümanları çalabilen, bütün aşk şiirlerini okuyan, içli türküler söyleyen… Dinlenmenin mutlu olmanın adresi çakıllı sahillerdir. Yorgunluğun ve bitkinliğin piknik alanı… Sana mangallar yakarım, tüm deniz kuşlarını çağırırım, gürültücü beyaz büyüklerimizi çağırır, seni eğlendirir mutlu ederim. Hiçbir yasa olmayacak ama biz yasal olacağız tereyağı kokusu gibi.

Kayan kaygan çakıllar üstünde huzur… Keşke hep böyle kalsak dünyasındayım. Gemilerin dalgalarında sörf edasında… Aşkımızı parfüm yedi ondandır güzellerin parfüm aşkı.

Kıyılara, sahillere, körfezlere vurduğumuzu duyan insanoğlu durur mu? Durmaz tabi, akın akın gelirler. Bazen ailesiyle, bazen köpeği kedisiyle, çoğu zaman da yalnız başına gelirler. Gözleri çakıllara kilitli aranıp dururlar. Alır götürürler bizi en büyük heyecan ve mutluluk içinde üzüntümüzü görmeden. Ayrıştırırlar bizi bizden alarak. Esansa güç katmak için bütün dertleri. Katlettiler İspermeçet balinalarını bizim yüzümüzden, nesilleri tükenme noktasında. Parfüm sektörü çok mutluydu süreçten. Aşkımızı parfüm yedi kokular artık daha güçlü.

Ben amber idim.Rivayet o ki denizlerin efendisi İspermeçet efendi pisboğaz bir balinadır. Yediği mürekkep balığının bağırsaklarının çeperlerini etkilemesiyle salgılanırım. Sindirim sisteminin bir savunma mekanizmasıyım. Ürettiği en kıymetli ürünüyüm. Çok farkında olduğunu sanmıyorum kusmuk ya da dışkıyla bırakıveriyor bizi okyanus sularına. İnsanlar bize ‘Yüzen altın’ lakabını takmış. O ise sularda gürültü çıkararak dolaşsın. Suyun altından gelen şaklama sesini duyuyor musunuz? Seri yoğun tıklama seslerini.

Okyanusun en ıssız dalgasına bir zifiri karanlığın içine bırakıverdiler. Aydınlığa ulaşmaya çalışıyorum neredeyse bin yıl olmuş bu arada.

Aşkımızı Parfüm Yedi” için 4 Yorum Var

  1. Selam @Ziya

    Çok başarılıydı. Çok beğendim. Edebi yönden dolu dolu, hüzünlü, duygu yüklüydü. Sizin öykülerinizde hep bir arayış var. Geçmişte yaşayan bir psikoloji var. Pişmanlık var; yapamadığımız şeylerin borcu aklımızın bir köşesinde. Bu arayışı herkes hayatında ne eksikse onunla bağdaştırır ama bence o arayış insanın ne için yaşadığıyla ilgili. Hepimiz mutlu olmak için yaşamıyor muyuz? Hep bir adım uzağımızda o mutluluk ama nadiren parmaklarımızın ucu dokunuyor, çoğu zaman ulaşamıyoruz. Bu yüzden bu kadar yorgunuz.

    Kaleminize sağlık. Bence bir metnin değeri insana ne kadar çok şey hissettirdiği ile ölçülebilir. Sizinki çok fazla hissettiriyor. Görüşmek üzere. :pray:

  2. Ziya dedi ki: dedi ki:

    Selam @ulu.kasvet
    Öykümle ilgili yorumun için çok teşekkür ederim.
    Yüreğimden kopardıklarım yüreğinizde yerini bulmuş. Artık sizinle Ýürek Kardeşi olduk.
    Hani diyorsunuz “Bence bir metnin değeri insana ne kadar çok şey hissettirdiği ile ölçülebilir.” Bunu başara bildiysem ne mutlu bana.
    Çok teşekkür ediyorum yerinde ve isabetli yorumun için.
    Daha iyi öykülerde görüşmek dileğiyle hoşça kalın.

  3. Delal_Llz dedi ki: dedi ki:

    “Ölümümüzün nedenini kendi içimizde taşıyoruz. Kendi içimizde sakladığımız güzellikle.”

    Gerek imge yoğunluğu, gerek kurgunun uçucu hafifliği çok başarılı olmuş. Büyük bir keyifle okudum… Özellikle yeryüzünün ve barındırdığı canlıların tarihin hiç bir noktasında olmadığı kadar tehdit altında olduğu bu zamanlarda konu seçimi de oldukça anlamlı,
    Tebrik eder yeni öykülerinizi heyecanla beklerim …

  4. Ziya dedi ki: dedi ki:

    Teşekkür ederim @Delal_Llz .Yeni öykülerde buluşmak dileğiyle.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!