Öykü

Eşsiz

“TÜM ÖĞRENCİLER TOPLANTI SALONUNA. TÜM ÖĞRENCİLER TOPLANTI SALONUNA.”

Bade’nin kafası başka yerdeydi. Ne hoparlörlerden gelen müdürün sesini duydu, ne de savaşa gidermişçesine dersliği boşaltan arkadaşlarını fark etti.

“Ne düşünüyorsun Bade? Dersim ağır mı geldi yoksa?”

Bade cevap vermeyince adam eğilip gözlerinin içine baktı ve olduğu yere çöküp kaldı. Gözlerine inanamıyordu, inanmak istemiyordu. O gözler…

“Bade… ah kızım…”

“TÜM ÖĞRENCİLER TOPLANTI SALONUNA. TÜM ÖĞRENCİLER TOPLANTI SALONUNA.”

* * *

Bade’nin kafası gerçekten başka yerdeydi. Karşısında bitkince oturan öğretmenini göremez, ah kızım, ah kızım sızlanmalarını duyamazdı. Bade için sadece küre vardı; ışıl ışıl cam bir küre.

Her yerinden süzülen rengarenk ışınlar kürenin tam merkezinde, Bade’nin başının üstünde birleşiyor, çıplak gözle bakılamayacak bir ışık topu oluşturuyordu. Elini uzatsa yakalayabileceği ama yakaladığında elini geri çekecek kadar bile yaşayamayacağı eşsiz bir ışık topu.

Ama, elini uzatmak şöyle dursun; Bade’nin şu anki beyin fonksiyonları, vücudunun herhangi bir uzvuna emir verecek kadar sağlıklı çalışmıyordu.

Küredeydi çünkü, lanetlerin en büyüğü olan kürede! Varoluşun en gizli, en güzel, en ölümcül, en, en, en… Küre en bilinmezdi. İçine giren haricinde kimsenin varlığından bile haberinin olmadığı en özel yer.

Ben neredeyim?

Sorunun altına gizlenen korku kelimelerini fısıldayan ama aynı zamanda etrafında süzülen rengarenk ışınlara hayranlık duyan bilinçaltından, cevaba benzer hiçbir imge sızmıyordu. Burası histi belki; duyguydu. Hatta çoğunlukla güzel bir duygu. Çoğunlukla…

* * *

Hizmetliler Bade’yi revire taşırlarken okulun müdürü de eşlik ediyordu. Bu ay, başına gelen üçüncü vakaydı bu. Betül, Masal ve Bade… Geçmiş ayları, hatta yılları düşünmek bile istemiyordu. Ayşe, Esra, Kübra, Aylin… Hepsi de kız.

İlk vaka dört sene önce Bulgaristan’da görülmüştü. O günden bu yana da dünyanın her yerine yayılmış, binlerce araştırma yapılmasına, sadece bu rahatsızlığa özel yüzlerce tesis kurulmasına, hatta, her ne kadar resmi olarak açıklanmasa da bu kızların çoğunun doğal yollarla değil, bu tesislerdeki araştırmalar sırasında hayatını kaybetmesine rağmen bir sonuç elde edilememişti. Kızlar bu halde kalıyor, bazen aylarca yaşıyor, bazen birkaç saat içinde ölüp gidiyordu.

Ailelere iki seçenek sunulmuştu. Dileyen kızını alıp kendi imkânları ile evinde tutacak, dileyen ücretsiz olarak kısaltılmışı KBM olan Kız Bakım Merkezlerine yatıracaktı. KBM’den ücretsiz yararlanabilmelerinin tek şartı, kızlarının üzerlerinde test yapılmasına izin vermeleriydi. Elbette…

Prosedür belliydi. Okul müdürü kızın ailesine haber vermeden önce doktoru arayacak, kızın durumunun SUH -Sebepsiz Uyku Hali- olduğunu kanıtlayan raporu alacaktı. Yani beyin ve -yürüme, beslenme ve dışkılama hariç- vücut fonksiyonlarının tamamen normal olduğu bir uyku hali. Daha sonra ailesinin seçeceği yola göre nakil işlemlerini başlatacaktı.

Revirdeki tek yatağa yatırılan kız, rengarenk göz bebekleri ile tavana bakıyordu. Müdür o gözlerde bazen dehşet, bazen mutluluk görür gibi oluyordu ama çoğu zaman bunun kendi hayal ürünü olduğuna inanıyordu. Şimdi de kızın gözlerinde korku vardı sanki. Her an annesine seslenmeye hazırlanıyormuş gibi.

“Aptal olma!” dedi adam kendi kendine. “Hangisi şimdiye kadar bir kelime konuştu ki!”

Hizmetliler müdüre şaşkın bakışlar atıp odadan çıktılar. Müdür fark etmedi bile. Elinde telefonu ile kızı izliyordu. Aklınca vakalar arasında bağlantılar kurmaya çalışıyor ama sanki bir şeyleri kaçıyordu.

Betül başka bir bölüm öğrencisi olduğundan farklı dersliklerde eğitim alıyordu ama Masal ve Bade aynı bölüm öğrencileriydiler. Hatta ders aralarında beraber zaman geçirecek kadar yakın olduklarını da biliyordu müdür. Masal’ın vakasından sonra yaptığı ufak görüşmelerden öğrenmişti tüm bunları. Birkaç farklı öğrenciden duymuş olmasına rağmen, kendisine açık açık söyleyen de karşısındaki kızdı.

Gözyaşları içinde, arkadaşının kaybını kabullenemez durumda anlatmıştı tüm bunları. Her ne kadar hâlâ tam olarak kendini ikna edemese de, bu zamanda böyle sıkı arkadaşlıklar kurmanın ne denli yıkıcı olduğunu karşısında canlı canlı görmüştü o zaman müdür. Kendisi başka bir kuşağın, okulda arkadaş olmanın dünyanın en güzel şeyi olduğunu yaşayan, bilen bir kuşağın insanıydı. Oradaki arkadaşlarından biriyle hayatını birleştirmesi, ilkokul aşkıyla evli olması da bu durumu kolaylaştırmıyordu. Ama gereklilik, gereklilikti.

Bununla ilgili düzenli olarak toplantılar düzenliyor, her hafta yılmadan öğrencilerine aynı uyarıları yapıyordu. Kızların kızlarla veya kızların erkeklerle fazla yakın olmaları ve gereğinden fazla zaman geçirmeleri yasak değildi ama sakıncalıydı. Çünkü hangi kızın SUH’a yakalanacağı belli değildi. Sizin yakalanmanız durumda arkadaşınızın veya arkadaşınızın yakalanması durumunda sizin için fazla üzücü bir durum oluşabilirdi. Bu üzüntünün SUH’u tetikleyip tetiklemediği bilinmiyordu ama bu riski göze almanın ne kadar gereksiz olduğunu hepsi anlayabilmeliydi.

Görülen vakaların tümü 12-15 yaş aralığında olduğundan uyarı on beş yaşına kadar olan öğrencilere yapılıyordu. Daha sonrası için hayat normal akışında devam edebilirdi. Edebiliyor muydu peki? O yaşa kadar her an SUH korkusuyla geçiren bir kız bu travmaları hemen atlatabiliyor muydu?

Müdür aklındaki düşüncelerden sıyrılıp doktoru aradı. Prosedür devam etmeliydi.

* * *

Kürede zaman yoktu, doğal olarak Bade kaç dakikadır ya da kaç yıldır burada olduğunu bilmiyordu. Ama ezelden beridir buradaymış, buradan başka yerde hiç olmamış gibi hissediyordu. Aşıktı buraya ama korkudan da ölüyordu.

Kim bilir ne kadar zaman geçtikten sonra hareket etmeyi başardığında ilk yaptığı etrafına bakmak oldu. Kürenin şeffaf duvarlarının arkasındaki boşluğu gördü. Orada farklı küreler de vardı. Onlarca, yüzlerce… Belki, o görme sınırının kıyısındaki ışıklar da küre ise on binlerce…

Sonra kendi küresini incelemeye koyuldu. Boş, yaklaşık iki metre çapında -rengarenk, çok güzel, eşsiz- bir küre. Sonra ışık topuna baktı. Kalp atışı gibi bir parlayıp bir sönen ışık topu ona fısıldıyordu sanki. Bir tarafı ona dokunmak istiyordu ama diğer tarafı, mantıklı olan tarafı buna kesinlikle karşı çıkıyordu. Fizik dersinde iyiydi. Işık toplarının öyle yoktan var olmayacaklarını, enerjilerinin ne kadar büyük olduğunu ve kendisine -yok edeceğini düşünemese bile- zarar verebileceğini tahmin ediyordu. Çok güzel, çok eşsiz…

Evet, güzel görünüyordu ama güzelliği, çirkinliği veya dehşeti en uçlara çıkaran o ışık topunun fısıltılarıydı.

O sese kulaklarını tıkamaya çalıştı ve ses bir anda kesilince içindeki eksiklik duygusunun büyüklüğüyle çığlık attı. Kendi sesinin kendisine yankılanmasıyla çığlığı yineledi. Dehşet büyüdü, büyüdü, tüm küreyi kapladı. Rengarenk ışıklar kapkara oldu. Bade gözlerini kapatıp olduğu yere yığıldı. Sesi kısılana, artık yankılanacak bir çığlık atamayana kadar cenin pozisyonunda yatıp kaldı.

* * *

Kızın ailesi KBM’ye karar vermişti. Zaten ekonomik durumu çok iyi olmayan aileler için aksi neredeyse imkânsızdı. Müdür görüşmelerini tamamlamış, transfer için gelecek aracı bekliyordu. Ailesi ile orada buluşulacaktı.

Bu süreçte gözlerini bir an olsun kızdan ayırmadı. Bu yüzden kızın gözlerindeki renklerin bulandığını ve simsiyah olana kadar karardığını görünce eli ayağı birbirine dolaştı. Bu oluyor muydu? Ölüyor muydu yoksa? Ölümleri böyle mi oluyordu? Daha önce hiç karşılaşmamıştı. Telaşla odadan fırlayıp henüz okuldan ayrılmayan doktorun yanına gitti. Aramak aklına gelmemişti.

Doktoru alıp gelene kadar kızın gözlerinin aynı kalmayabileceğini hesap edememişti. O yüzden ikisi birlikte gelip rengarenk gözlerle karşılaştıklarında kekelemekten ve az önce gördüklerini doktora açıklamaya çalışmaktan başka bir şey yapamadı.

Doktor pek heyecanlanmadı. Bu tarz renk değişikliklerinin normal olduğunu, tüm vakalarda zaman zaman olduğunu söyledi. Bunu bu kadar koşmadan da söyleyebileceğini ekledi gülerek. Er ya da geç rengarenk haline dönüyordu.

Doktor odadan ayrıldığında, keşfinin çok da yeni olmadığının hayal kırıklığı ile kızın yanına oturdu. Keşke elimden bir şey gelse diye düşündü. Gelmiyordu.

* * *

Korkma. Sev. Bağlan. Geçtin. Bade kafasının içinden gelen ama ışık kaynaklı olduğuna emin olduğu sesleri dinledi. Gözlerini açamıyordu henüz. Etrafın kapkara olduğunu görmek istemiyordu. Korkma. Sev. Katıl. Başardın. Rengarenk…

Evet, etraf yine rengarenkti. Neyi başarmıştı?

Bade yavaş hareketlerle doğrulup, ışık topuna bakmamaya dikkat ederek etrafındaki güzel, harika renkli huzmeleri izledi. Hareket ediyorlardı. Çok yavaş, belki dikkatle bakılmazsa anlaşılamayacak kadar yavaş, ama tüm renkler dalgalanarak, renkli birer duman gibi ışık topuna doğru gidiyordu. Işık onları emiyor, kalp gibi atıyordu.

“Tamam,” diye düşündü Bade. “Neden buradayım ve neyi başardım?”

Sesi kürenin içinde yankılanana kadar sesli düşündüğünü fark etmemişti. Yankılanan kelimelere bakılırsa sesli düşünmese de tüm bunları duyacağını düşündürüyordu.

Tamam.

Başardım?

Kabul.

Çok güzel.

Hayatta kaldın.

Harika.

Eşsiz.

Canlı!

EŞSİZ!

Evet Bade sadece 14 yaşında bir kızdı. Ama tüm çocuklar gibi çabuk korkar, çabuk sıkılır, çabuk sever, çabuk nefret ederdi. Kısacası çabuk adapte olurdu. Bu yüzden yüzüne yerleşen sıkılmış ifade ile ışık topuna döndü.

“Lütfen kendini övmeyi bırakıp bana cevap verir misin?” dedi.

Birkaç eşsiz, harika yankılanmasından sonra sesler kesildi ve cevabı kelimelerle değil kafasının içine dolan görüntülerle aldı. Görüntüler boyunca ağladı, güldü, çığlık attı, dans etti… Tüm duyguları aynı anda yaşadı ve bittiğinde artık her şeyi bilen birinin bakışına sahip olarak ışık topuna uzandı. Dokunmadı ama elini karıncalandıracak kadar yaklaştırıp bekledi.

“Tamam,” dedi. “Öyle yapacağız.”

Ama bir şartı da vardı. Şartını anlatırken ışık topu kalp gibi atmayı bıraktı. Renkli huzmeler hareket etmedi. Küre bir an donup kaldı. İlk defa şart vardı…

* * *

KBM’de yerleşim rastgele oluyordu ama müdür özel bir rica ile Masal ve Bade’yi aynı koğuşa ve yan yana yataklara yatırtabilmişti. Kızlar SUH’dan önce iyi arkadaşlardı. En azından bu kadarını yapabilirdi onlar için.

Ayrılırken kızlara son bir bakış attı ve çıktı. Tepelerinde asılı duran serumlar, bipleyen monitörler ve ardına kadar açılmış gözleri ile komada gibi görünüyorlardı. Bir anlamda öyleler zaten, diye düşündü.

* * *

Yaşam. Sonsuz.

Evet, Bade anlamıştı. Ama bunun kendi saf isteği dışında olamayacağını da anlamıştı. Sayamayacağı kadar çok şey göstermişti ışık ona. Çok kötü biten hayatlar. Hiç bitmesin isteyeceği hayatlar…

Tüm bunlar bir seçimin sonuçları demişti. Küreler varoluşun başından beri bizimleydi ama enerjilerinin kaynağı olan şey -ne olduğunu tanımlamak Bade’nin kelime dağarcığını aşıyordu- bir anda kaybolmuştu. O zamandan beri kürelerin enerji kaynağı doğurganlığının ilk çağlarında olan kızlar olmuştu. Çünkü anladığı kadarı ile kızları alıkoyan -misafir, hoşnut, gönüllü, rengarenk- küreler de dişiydi.

Evren. Dişi.

Yaşamalarının tek yolu içlerinde tutabildikleri kızlardı. Ki bunun olması da çoğu zaman mümkün olmuyordu. Çünkü kendisi gibi çoğu kız başta dehşete kapılıyor, bağırıyor çağırıyor ve isyan ediyordu. Bilerek veya bilmeyerek ışığa dokunuyor ve silinip gidiyorlardı. Işığa dokunmanın onlara faydası olmuyor değildi. Çünkü kızın enerjisi bir anda ışığa geçiyor ve bir süre idare edebileceği kadar yaşama kavuşuyordu. Ama kız ölüyordu tabi.

Ama bu enerji sonsuz olmuyordu. Sonsuz yaşam sadece uyumla, kızın içeride kalmayı sürdürmesiyle mümkün oluyordu. Yani o ışığın kalp gibi atması, bir anlamda Bade’nin içeride kalmasıyla mümkün oluyordu. O renkler Bade’nin enerjisi anlamına mı geliyordu. Yaşamı mı?

RENGÂRENK! EŞSİZ.

Bade bu bilgi patlamasının arasında bir boşluk, bir karanlık sezinliyordu ama önündeki perdeyi aralayıp açık açık bakamıyordu. Perde kelimelerdi. Işık o dinginliği sağlayacak kadar sessizleşmiyordu. Ama anlaması gerektiği kadarını anlamış, gerisini zamana bırakmıştı.

“Şartımı gerçekleştirme zamanı.” dedi sessizce.

Yankılar cevabı verdi.

Masal.

Yakın.

Şart.

Görüşme.

“Evet, Masal’la beni görüştür. Nasıl yaparsın bilmiyorum ama yapabileceğini hissediyorum.”

Masal.

Yol.

Yakın.

Bak.

Bade kafasını çevirdiğinde kendisininkine çok benzeyen bir küre ile yan yana olduğunu gördü. İçinde en sevdiği insanlardan birisi Masal duruyor, kendi yüzünde de olduğunu tahmin ettiği şaşkınlıkla ona bakıyordu. Farkında olmadan el salladı ve aynı karşılığı aldı.

Gözlerinden yaşlar süzülüyor, aynı zamanda kahkaha atıyordu. Neşe. Mutlu. Eşsiz.

Sakinleştiğinde Masal’la konuşmasının bir yolu olup olmadığını düşündü. Işık ona cevap verdi. Merak. Özlem. Sevinç.

Merak ettiğini tahmin ediyordu. Özlediğini de. Sevincini ise gözlerinden okuyabiliyordu.

Elinden geldiğince işaret ederek ve neyi işaret ettiğini düşünmemeye çalışarak Masal’la konuştu. Ona da düşünmemesi gerektiğini işaret etti. Kız kafasını salladı. Bade anladığından emin değildi ama öyle olduğunu ummaktan başka bir şey de yapamıyordu.

Görüşme birkaç dakikada bitti. Ama günlerdir konuşuyorlarmış gibi yorulmuş ve rahatlamıştı. Masal’ın küresi bir kalp atımı sürede gözden kayboldu. Arkadaşına tüm detayları anlattığını umdu. Aklından tekrar etme riskine girmek istemiyordu. Işığın duygularına tepki verdiğini anlamıştı. Kafasının içine görüntüler de gönderebiliyordu. Düşüncelerini koruması mantıksız bir fikir değildi ona göre.

Heyecan?

Sonsuz.

“Evet,” dedi küreye. “Sonsuz yaşam için çok heyecanlıyım.”

Kürenin renkleri canlandı. Anlaşılan o da çok heyecanlanmıştı. Kafasının içinde mutluluk imgeleri çağladı. Kıyıda bir yerde mutluluğun sebebi de vardı, ama dikkatini vermezsen anlayamıyordun. Perde aralanmış, Bade’nin kafasındaki eksik parça da yerine oturmuştu.

Eşsiz.

* * *

Müdür hâlâ kızların yanında olsaydı, Bade’nin gülümsediğini görebilirdi. Bu da daha önce siyah gözlerde yaşadığı hayal kırıklığının aksine, yeni bir keşif olurdu. Ama orada değildi ve göremedi. O sırada evinin yolunu tutmuş, on bir yaşına yeni girmiş kızına sarılmaya gidiyordu. Korkuyordu.

* * *

Cinsel eğitim dersinin kabul görmesi zaman almış olabilir ama Bade ve -umarım anlamıştır- arkadaşı Masal’ın hayatını bu ders kurtaracaktı. Her canlı üremeye muhtaçtı ve bu üremenin bir şekilde çiftleşme yolu ile olması gerekiyordu. Ve bu çiftleşme enerji gerektiriyordu. Kısaca, kendi devamlılıkları için insan ırkının enerjisini sömürmekte pek bir problem görmüyorlardı.

Bade çiftleşmenin nasıl olacağını tahmin edemiyordu ama o anda kurtulmaları için bir umut olduğunu hissediyordu. Işığın tüm yoğunluğu oradayken enerji kaynağı…

“Annemin bazı şeyleri geceleri babama kabul ettirmesi gibi.” dedi Masal bilincinin derinliklerinde. İkisinin kıkırdayan sesleri arasında anılara gömüldü Bade.

Düşünceleri bir heyecan fırtınası ile kesildi. Işığın heyecanı tüm hücrelerini doldurdu ve renkler yoğunlaştı.

AŞK!

HEYECAN!

EŞ!

Bade şaşkınlıktan donup kaldı. Bu iyi değildi. Kendisini o heyecan fırtınasından kurtaramazsa tüm enerjisi birkaç saniyede ışığın içine akacak ve tüm planı daha başlamadan bitecekti. Zor da olsa aklını başka şeylerle doldurmaya çalıştı. Masal. Dostluk. Umut. Işığın zevk çığlıkları arasında cılız birer fısıltı da olsalar düşüncelerine sıkıca yapıştı.

İçinden akıp gittiğini neredeyse fiziki olarak hissettiği enerjiyi hayali bir bıçakla kesip attı. Etrafındaki renkler titreşti ve soldu. Şimdi küre yalnızca ortadaki ışıkla aydınlanıyordu.

Işığın zevk çığlıkları anlık bir kesintiye uğradı ama artık duramayacağı noktadaydı. Tüm enerjisini yaptığı işe vermekten başka yapabileceği bir şey yoktu.

Bade bekledi.

Bekledi ve ışık kendi enerjisini tüketerek soluklaştı ve küçüldü. Artık zevkten mi yoksa dehşetten mi olduğunu anlayamadığı çığlıklar etrafını sardı. Ama Bade bu çığlıkların kendisini etkileyeceği aşamayı çoktan geçmişti. Elini uzatıp ışığı aldı ve elinin karıncalanmasına aldırmadan iyice küçülene kadar avucunda tuttu. Kibrit alevi gibiydi artık.

“Üflesem söner misin?”

HAYIR!

DEHŞET!

ÖLÜM!

Üfledi.

* * *

Gözlerini açtığında ışıktan başka bir şey göremeyince dehşete kapıldı. Yapamamış mıydı? Hâlâ kürede miydi?

Sesler vardı. Ama kafasının içinden gelmiyorlardı.

“İyi ki doğdun Bade. İyi ki doğdun Bade.”

Gözleri ışığa alışınca etrafını saran insanları gördü. Annesi, babası, doktorlar, okuldan arkadaşları, müdürü, öğretmenleri, kameralar, muhabirler… Neler oluyordu?

Şaşkınlıktan konuşamadı. Doğum günü 26 Mart’tı ve daha altı ay vardı. Altı ay mı uyumuştu?

Önemli değildi. Uyanmıştı. Kurtulmuştu. Şu an için tek düşünebildiği buydu.

Detayları daha sonra öğrenebilirdi. Detayları daha sonra anlatabilirdi.

Yanında yatan Masal’a baktı. Onun ne zaman uyanacağını merak etti. Ya da uyanıp uyanmayacağını…

Nuri Kurucu

Uzun zaman kendine ve yakın çevresine yazan biri iken şimdilerde buraya da yazmaya başlayan bir Makine Mühendisiyim. Çok okumayı seviyorum. Ki zaten yazma sevgim de buradan geliyor. Çeşitli okuduğum için yazdıklarım da çeşitleniyor haliyle. Önceliğim çoğu zaman fantastik-kurgu/korku-gerilim/kurgu/mitolojik/vb. olsa da tarih, siyaset, aşk, mizah hikâyeleri de geçiyor elimden. Vakitsizlik yazma sevgime çoğu zaman engel belki ama eşim ve kızımın vakitlerinden hediyeleri sayesinde tamamen kopmuyorum. Yazıyla kalmalı…

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Merhaba @nkurucu,

    Edebi olarak yetkin ve bazı metaforları ile bir meselesi olan bir öykü okumakla birlikte. Odağın genişliği zorlamadı değil. Bir ana fikir çıkartmakla, akışa kapılmak arasında kararsız kaldım, tam açıklamasıyla…

    Kürenin farklı bir yaşam formu olarak en azından “literal” tasvirlerini beğendiğimi de eklemeliyim.

    Elinize sağlık…

  2. Avatar for nkurucu nkurucu says:

    Yorum için teşekkür ederim. Ben şahsen akışa kapılırdım. :slight_smile: Bu arada da aklımda fikir kalırsa kalır.
    Tekrar yorumunuz için teşekkür ederim.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar