Ben, Leksand Roci. Yaşım, takribi 26 olsa da bundan çok daha uzun süredir hayattayım. Sırtıma yüklenen hayati değerdeki görevin başlamasına sayılı günler kalmışken, kaynağı belirsiz bir içgüdü tarafından bu lüzumsuz satırları yazmaya zorlandım. Lüzumsuz, çünkü ne de olsa okuyacak kimse kalmayacak…
Hikayenin daha iyi anlaşılabilmesi için ilk olarak milyonlarca yıl önceye götürmeliyim sizleri. İnsan diye bir canlının henüz var olmadığı, bunun yerine iki büyük ırkın evrende hüküm sürdüğü yıllara…
Kıllarla kaplı devasa cüsseleriyle kaba saba Neandraller ve çelimsiz fakat zehir gibi zeki Aspionlar… Bildiğimiz kadarıyla hayatın ışığının ilk parladığı, çoktan unutulmuş bir gezegende serpilip uzaya saçılan iki tür… Aralarındaki ilişkileri düzenlemek için çok kesin kurallar getirmişlerdi. Bu kurallar arasında en katı ve tartışmaya kapalı olanlar ise aralarındaki duygusal ve cinsel ilişkileri düzenleyenlerdi. En basit haliyle bir Aspion ile bir Neandral arasında bu tarz her tür ilişki kesinlikle yasaktı ve affı yoktu.
Lakin günün birinde Neandral bir erkek ve Aspion bir kadın tarafından bu kural delindi. Farklı ırkları temsil eden bu iki kişi bir şekilde birbirine aşık oldu. Birbirlerinden vazgeçmeyen aşıklar bir yolunu bulup galaksinin sınır boylarına yakın, küçük bir gezegene kaçtılar. Aşkları bu küçük gezegende tohum verdi ve iki ırk ilk defa melezlenerek yeni bir tür ortaya çıkardı. İşte insan bu şekilde var oldu.
Aşıkların pek çok çocuğu oldu. Yepyeni bir tür meydana getirdiklerinden habersiz, bu çocuklarla mutlu bir hayat yaşıyorlardı. Lakin ihanet unutulmayacaktı. Peşlerindekiler, yüzyıllar boyunca galaksinin dört bir yanını dur durak bilmeden taradı. En sonunda o küçük gezegeni bulduklarında insan nüfusu tüm gezegene yayılmış vaziyetteydi. Tanımadıkları bir canlı türüyle karşılaşmak başta onları heyecanlandırsa da işin iç yüzünü anladıklarında insanlardan iğrendiler. Vakit kaybetmeden saldırıya geçtiler. Gel gelelim ilk denemeleri başarılı olmadı. Bunu izleyen diğer teşebbüsler de farklı bir sonuç vermedi.
İşin aslı şuydu ki insanlık Neandral ve Aspion ırklarının ortak tohumu olarak her iki ırkın da en güçlü özelliklerini almış, zayıf yönlerinden ise bütünüyle arınmıştı. Daha güçlü ve daha zekiydi. Koşullara çok daha rahat uyum sağlıyordu ve atalarının tek tipliliğinin aksine kendi içinde muazzam bir çeşitliliğe sahipti. Yine de bu düşman türlerle karşılaştıklarında gerçeklerden bihaberlerdi. Tek bir gezegende evrimleştikleri ve en gelişmiş canlı türü oldukları yanılgısı içerisindeydiler. Haliyle, onları salt işgalciler olarak gördüler. Halihazırda uzay yolculuğunun kıyısında bulunan insanlık, yabancı atalarının bilgi ve teknolojisinden de istifade ederek hızlıca galaksiye açıldı.
İnsanlık bir taraftan galaksi içlerine ilerliyor, diğer taraftan düşmanlarına karşı zafer üstüne zafer kazanıyordu. İki ırkı yerleştikleri tüm gezegenlerden söküp attılar. Soykırım kapıyı çalmışken her iki ırktan ancak bir avuç kadar üye kaçıp canını kurtarmayı başardı. Bunlar, tıpkı asi aşıkların yaptığı gibi galaksinin ücra köşelerine sığındılar. İnsanlık, savaşı kesin olarak kazandı ve gelişimini sürdürdü. Neandraller ve Aspionlar ise tarih kitaplarının tozlu sayfalarında kaldı.
Tüm galaksiyi kontrol altına alan ve bir tür altın çağ yaşayan insanlık, günün birinde bir başka yabancıyla karşılaştı. Düşman bu kez yarı organik yarı sentetikti. Onlara Blis adını verdiler. Blisler fiziksel olarak muazzam kuvvete ve dayanıklılığa sahip oldukları gibi çok da zekilerdi. Dahası, zekaları şeytani bir doku ile sarmalanmıştı. Yarı sentetik bedenleri sayesinde bazı makinelere doğrudan etki edebiliyorlardı. Kısacası yenilmezlerdi.
İnsanlık bu kudretli düşmana karşı uzun süre mücadele etti ancak kaçınılmaz yenilgi her geçen gün yaklaşmaktaydı. İşte böyle ümitsiz günlerden birinde inanılmaz bir keşif yapıldı. Blisler bütünüyle yabancı değillerdi. Geçmiş, intikamcı bir ruh biçiminde geri dönmüştü. Bir Blis, bir Neandral ve bir Aspion’un tek bedende birleşmesiyle vücut buluyordu. Her nasılsa bu iki mağlup ırk hayatta kalmak için böyle bir yol bulmuş, üst düzey teknoloji kullanarak doğal olmayan çarpık bir tür ortaya çıkarmıştı.
Ailemin tek oğlu olarak bu koşullar altında dünyaya geldim. Fiziksel bir kusuru bulunmayan her erkek çocuk gibi yaşım geldiğinde askeri koleje kaydoldum. Beş yıllık eğitimin ardından okulu ikincilikle bitirdim ve Anka adlı gemiye atandım. İlk görevim, galaksinin uzak köşelerinde bulunan üç gezegeni inceleyerek bunların yaşama uygunluğunu raporlamaktı.
Yaşama elverişli koşullara sahip olsa da aralıklı olarak halüsinojen maddeler salgılayan bir faunaya sahip olan UR-27 isimli ilk gezegenin toksik atmosferinden yakayı zor kurtardık. Durmaksızın yüksek şiddette zelzeleler üreten EN-58 ve lavlarla kaplı ER-11 de benzer hayal kırıklıkları yaşattı.
Görevimizi tamamlayıp kötü haberlerle geri döndük. Standart olarak iki haftalık izne ayrıldık. Fakat iznimin henüz ikinci gününde acil olarak karargaha çağrıldım. Yeni ve çok acil bir göreve atandığım bildirildi. Benzer keşif görevine giden gemilerden biri, yaşam için yüksek potansiyel taşımakta olan bir gezegen bulmuştu. Görevim bu gezegene gidip yeni insan kolonisini başlatmaktı.
Lakin önemli bir problem söz konusuydu. Keşfedilen gezegen her ne kadar umut vadetse de mevcut haliyle yaşanılamaz durumdaydı. Gezegen güçlü bir yıldızın çevresinde dönüyor olsa da yörüngesi düzensizdi. Ancak bu duruma bir çare bulunmuştu. Gezegenin yörüngesini düzenlemek için yapay bir çekim noktası sisteme dahil edilecekti. Uydu işlevi görecek bu yapay cismin sağlayacağı çekim kuvvetiyle beraber gezegenin dönüşü istikrarlı hale getirilerek yaşama uygun koşulların oluşması sağlanacaktı. Fakat bu çok uzun zaman demekti. Gezegen galaksinin öbür ucundaydı. Bu kadar uzakta devasa bir gök cisminin inşa edilmesi, bu cismin nihai biçimini alarak işlevsel hale gelmesi, gezegeni etkisi altına alarak yörüngesini düzenlemesi, son olarak da gezegenin insan hayatına uygun hale gelmesi milyonlarca yıl demekti.
Gel gelelim insanlık sabırlıydı. Işık hızına yakın süratte ilerleyen otonom araçlar ile uyduyu meydana getirecek parçalar hedefe yollandı. Bu parçalar, yapay zekanın kontrolü altında hareket ederek uydunun çekirdeğini meydana getirecek, uydunun akkor yüzeyinin oluşumunu ise fizik kanunları kendi başına tamamlayacaktı.
Ardından ikinci adıma geçildi; gezegene insan yollanması. Fakat canlı insan göndermek riskli ve verimsizdi. Bu yüzden; tek bir canlı insan gözetiminde, doğum haznesinde teker teker hayata getirilmek üzere koloni üyelerine ait embriyoların yollanması kararlaştırıldı. İnsanlık için tüm bunlar kocaman bir “restart” olacaktı.
Bir şekilde bu görev için ben seçilmiştim. Anka’dan alındım ve tam iki sene boyunca özel olarak hazırlandım. Her şey müthiş bir gizlilik içerisinde yürütüldü ve sadece bir avuç insan, ırkımızı bekleyen gelecekten haberdar edildi. İnsanlığın neredeyse tamamı farkında olmadığı bir yok oluşa doğru adım adım sürüklenmekteydi.
Beni, embriyoları ve doğum haznesini taşıyan uzay mekiği, uydu parçalarını taşıyan otonom araçlar kadar hızlı değildi. Aradaki bu hız farkı, eğitimim için harcanan iki yıl ve son olarak dondurulmuş olarak yolda geçireceğim süre hesaba katıldığında, hedefe vardığımda gezegenin yaşama uygun hale gelmiş olması planlanıyordu. Elbette bu süre hiç de kısa değildi. Sanıyorum, 1.485.225.396 yıl kadar…
Ben bu satırları yazarken geriye sadece haftalar kalmış durumda. Gezegenin durumunu gözetlemek ve inişi kontrol altında tutmak için erkenden uyandım. Bir buçuk milyar yıl önce doğmuş bir adam olarak 26 yaşında bir bedene sahibim ve şüphesiz, ırkımın nefes alan son üyesiyim.
Yapay uydu üstüne düşeni layıkıyla yapmış, gezegeni yaşama elverişli hale getirmişti. Artık gerisi bana kalıyordu. Gemideki 14 adet embriyonun ne yazık ki 2 tanesi ölmüştü. Bana düşen, kalan 12 taneyi sorunsuzca “doğurmak” ve onlara temel şeyleri öğretmekti.
Onlara ırkımızın geçmişi hakkında en ufak bir bilgi dahi vermemem tembihlenmişti. Sözünü ettiğim gibi tüm bu işlem koca bir sıfırlama olduğundan dolayı bu yola gidilmiş olmalıydı. Ancak yapay olarak yerleştirilen uydunun çekirdeğine bir mesaj gizlendiğinden haberdarım. İnsanlık bir gün tekrar uzaya çıkacak bilgi ve beceriye ulaştığında bu mesajı tespit ederek gerçeği öğrenebilecekti. Ama kesinlikle bundan önce değil.
Diğer taraftan bu yeni insanları isimlendirme ayrıcalığı bana bırakıldı. Irkımızı en başta meydana getiren firari aşıklardan esinlenerek ilk doğacak erkeğe Uddam, kıza da Yava adını vermeyi düşünüyorum.
Ben Leksand Roci, yeni kimliğimle Gözcü, benim hikayem işte böyle. Şimdi bu kağıt parçasını yok edip kalan günlerimi; ırkımın, mekik güvertesindeki titanyum raflarda saklanan geleceğine adayacağım.
* * *
“İyi akşamlar sayın seyirciler. Son günlerde çeşitli mecralarda konuşulan, gündemi meşgul eden bir olay ile ilgili olarak yayınımızı kesmiş bulunuyoruz. Elimize ulaşan son dakika bilgilerinin resmi makamlar aracılığıyla tarafımıza iletildiğini ve yine resmi kanallar tarafından doğrulandığını en başta belirtmek isterim. Duyacaklarınız karşısında lütfen metanetinizi kaybetmeyin.
“09.05.2026 tarihinde, yani yaklaşık 7 sene önce NASA ve ESA ortaklığında yürütülen projede, ay çekirdeğinden gelen tanımlanamaz bir sinyali araştırmak üzere ay yüzeyinde sondaj faaliyetlerine başlanmıştı. Proje, hakkında başka bilgi paylaşılmasa da sayısız komplo teorisine konu edilmişti. Bugün, söz konusu projenin sonuna gelindiği ve insanlık tarihini baştan yazacak bir keşfin yapıldığı haberiyle karşınızda bulunuyorum.
“Ay yüzeyinde yapılan sondaj çalışmasında, ayın çekirdeğine çok yakın bir bölgede bulunan bir tür haznenin içinde parşömenler keşfedildiği haberini almış bulunuyoruz. Bu parşömenler üzerinde çalışan uzmanlar parşömenlerde kullanılan dilin, Frigyalıların kullandığı ölü dile çok benzer olduğunu keşfetti ve metni çözmeyi başardı.
“Bu metin internete yüklenmiş durumda. Ancak kısa bir özet geçmem gerekirse metinde; insanlığın Neandral ve Aspion adlı iki uzaylı ırkın melezi olarak ortaya çıktığı, bu iki ırkı büyük bir savaş sonucunda mağlup ettiği, büyük bir gelişim göstererek galaksiye yayıldığı ve yine aynı iki ırkın sentezi bir diğer canlı türü olan Blisler tarafından yok edildiği anlatılmakta. Bu yok oluşun önüne geçmek için ise şu an üzerinde yaşadığımız ve yegane evimiz olarak bildiğimiz dünyanın yapay bir uydu yani ay vasıtasıyla yaşama elverişli hale getirildiğinden, Gözcü adı verilen bir şahıs gözetiminde dünyaya gönderilen embriyolar vasıtasıyla insan neslinin sıfırdan başlatıldığından söz edilmekte. Parşömenlerin ay çekirdeğine gömülmesindeki amaç ise doğru zaman geldiğinde bu yeni insan neslini uyarmak, zira Blis ırkı evrenin bir köşesinde hala daha izimizi sürmekte.
“Tekrar ediyorum, tüm bu bilgiler yetkili kurumlar tarafından titiz çalışmalar sonucu elde edilmiş ve onaylanmıştır. Lütfen sakin kalmaya özen gösterelim. İnsanlık nice badireler atlatmıştır, bunu da atlatacaktır.”
- Gözcü - 1 Haziran 2026
Henüz yorum yok. Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.