Öykü

Hodkâmlar

Büyülü bir kâğıda basılmış, her biri büyük akımları temsil eden seçkin ve eşsiz tam “iki-yüz-elli-kelime”, tıpalı bir şampanya şişesi içinde okyanusun engin sularında seyrediyor, burada zevk-i sefa içinde derûni tartışmalar düzenliyordu.

Onlara rast gelen bir korsanın anlattıklarına göre bu kelimelerin kimi dünyaya hükmeden bir Kral’ın, kimiyse fıçıda yoksulca yaşayan bir düşünürün ağzından kaçmıştı.

* * *

Yine bir gün kahvaltı sonrası, konu her zamanki hakikati açıklama meselesine geldi. “Ben” kelimesi ayağa kalkıp, “Her birimiz şu yekpare kâğıdın üzerine dizilmek suretiyle yer değiştirip, hakiki manâyı bulmaya çalışıyoruz, fakat türlü denemelerimize rağmen halen bir nihayete eremedik. Derim ki başınızdaki kelime ben olayım, çünkü her şey benle başlar ve benle biter.”

Hodkâmcılığı savunan bu kelime, sözlerini bitirip yerine oturdu. Özgüven dolu konuşması ardındansa şişeyi bir sessizliktir aldı, götürdü. Derken, içlerinden biri ayağa kalkıp tartışmaya devam edecekti ki tepelerine inen bir martıyla herkes bir kenara savruluverdi.

Üzerilerine konan koca kuş sanki onları anlıyormuşçasına her birine şöyle bir göz gezdirdi. Sonra biraz durup, cam tavanlarına pisledi. Ardından umursamazca şişenin mantarını tırtıklamaya koyuldu. Seyirciler duruma şaşırınca “Durun yahu, daha bitmedi” dercesine gagasını bir tirbuşon gibi kullanarak tıpayı kaptığı gibi göğe yükseldi.

Tıpanın çıkmasıyla şişedekilerin çenelerinin de zemine yapışması bir oldu. Şaşkın bakışlara eşlik eden su, tazyikle açık kalan ağızlara çarparak içeriye doluyor, bir süngerin kucağına düşer gibi kâğıda nüfuz ediyordu.

* * *

Tıka-basa denizle dolan şişe dibe batarken, kâğıt üzerinde belli belirsiz kalan bir kelime, hatırındaki son harfleri dizerek aklından şunları geçirdi:

“Dilsizler haberini, kulaksız dinleyesi

Dilsiz kulaksız sözün, can gerek anlayası

Dinlemeden anladık, anlamadan eyledik

Gerçek erin bu yolda, yokluktur sermayesi*


*: Yunus Emre’nin Anlamadan Eyledik isimli dizelerinden alıntı yapılmıştır.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Merhaba Gökay😇

    Seni buralarda görmek ne güzel. Yine güzel kelimelerle örülü, oldukça örtülü ve eski öykülerinin tadında bir oyku. Duş gücüne sağlık🙏

    Ben biraz daha uzun olmasını, biraz daha içine dalabilmeyi tercih ederdim.

    Görüşmek üzere, sevgiyle.

  2. okutucu says:

    Selam Gaye!

    Hızlıca konuya giriyorum: Aslında sadece üç cümleden(yaklaşık 30-40 kelimelik) oluşan bir öykü yazacaktım fakat kayıprıhtım’ın öykü gönderim koşulu buna engel oldu. Ben de üç cümlelik öyküyü uzatarak gönderim koşullarında belirtilen 250 kelimeye denk getirdim. Hatta bu kuralı eleştirmek adına 251 kelimeden oluşan bir “İki Yüz Elli Kelime” hikayesi yarattım(Üşenmiyorsan sayabilirsin).

    Öykünün bende kayıtlı adı “Hodkâmlar”. Bu siteye göndermeyi planladığım isim ise "İki Yüz Elli Kelime"ydi fakat farkında olmadan yanlış isimle göndermişim(Buradan yetkililere sesleniyorum).

    Hikâyenin bütününe gelince tam istediğim gibi olmadığını itiraf etmeliyim. Ben normalde oldukça yalın öyküler yazmayı seviyorum yalnız bu sefer ipin ucu biraz derinlere indi. Oralara inip, tekrar yukarı çıkmak okuyucu için güç olabilir.

    Kısa öykü yazmak konusuna gelince, tek cümleyle şunu ifade etmek isterim: Kısa öykü yaratmak zor. Hatta -sitede olduğu gibi-kurallar kısıtlanınca daha da zor oluyor. Bir de böyle fibonacci sayılarından birine yakın kelime sayısı içine hapis olunca giriş, gelişme ve sonuç kısımları ifade etmek epey imkansızlaşıyor. Ancak ne olursa olsun biz insanlar nadiren de olsa az kelimeyle çok anlam ifade eden cümleler yaratabiliyoruz. En başında bahsettiğim bu 30-40 kelimeden oluşan hikâye de buna bir örnekti. O yüzden şimdilik “başka yerde, başka bir zamanda” diyerek sözlerimi sonlandırıyorum.

    Güzel sözlerin için teşekkürler.

    Sevgiler,

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar