Öykü

Kalbimdeki Tohum

Kupkuru bir daldan yavaşça düşen kupkuru bir yaprak daha bahçedeki yerini aldı. Geniş, direkt yola açılan bir bahçe. Çit falan yoktu, gerek de yoktu. Sadece çimler ve yaşlı bir ağaç kimin umurunda olacaktı ki?

İşte böyle düşünüyordu ihtiyar. Kafasındaki birkaç beyaz tel, bahçedeki solgun yapraklar ve sevdiği birkaç filmin kasetiydi o. Yalnızdı; hayattan elini eteğini çekmişti, o güne kadar.

Yine böyle geçen bir günde bahçeden bir ses geldi. Biri toprağı kazıyordu. Pencereden kafasını uzattı. Bir çocuk yaşlı ağacın yanına bir çukur kazıyordu. “Uzaklaş bahçemden!” Çocuk dinlemedi. Adam evinden çıktı ve çocuğu kovaladı. Çocuk hızla koştu ve gözden kayboldu. Neydi şimdi bu? Hangi küçük hırsız toprak kazardı ki? İhtiyar döndü evine. Tekrar oturdu her zamanki koltuğuna, yanındaki günlüğüne bakarak. Bir süre önce yazmayı bırakmıştı. Ya günlüğe küsmüştü, ya da günlüğe yazdığı hayata. Öylece tozlanıyordu orada. Hayır, günlük değildi tozlanan; ihtiyardı.

Ertesi gün adam en sevdiği filmi izliyordu. Dalmıştı. 99’da şans eseri ilk defa sinemaya gittiğinde izlemişti bu filmi. Yine bahçeden gelen o seslerle bölündü film. Pencereden kafasını uzattı. “Ne yaptığını sanıyorsun?” Çocuk yine toprağı kazıyordu, oyuncak bir kürek ve kovayla. Elinde de bir şey tutuyordu. Bir süre bakakaldı adam, çocuğu inceledi. Sonra hatırladı durumu. “Defol bahçemden!” Yine dışarı fırlayıp çocuğu uzaklaştırdı. Sonra çukura baktı, daha sonra da yaşlı ağaca. Yarı sararmış bir yaprak ilişti gözüne. Evine döndü. En sevdiği filme devam etti. Bir replik takıldı aklına. Defalarca izlemişti filmi ama bu söz… Çok tanıdıktı, doğal olarak ama biraz da eskilere götürdü onu. Günlüğünü aldı. İlk sayfasındaki tırnak işaretiyle yazılmış söz… Evet.

Ertesi gün çocuk yine geldi. O sırada adam aynaya bakıyordu. Birkaç beyaz tel hep dikkatini çekerdi ama bu sefer büyük resme odaklandı. O beyaz teller oradaydı ama siyah teller de vardı, çok fazla. Adam çocuğu fark edene kadar, çocuk bahçeye elindeki tohumu ekmişti. Birkaç kuru yapraktan kurtulan yemyeşil ağacın tam yanına.

Günlüğün ilk sayfasındaki söze tekrar bakarak kapağı kapattı adam. “Bu senin hayatın ve dakika dakika daha da sona eriyor.” Hatırlamak güzeldi. O koca ağacı işte böyle dikmişti, oyuncak kürek ve kovayla, huysuz bir adamın bahçesine.

Evet; ağaç aynı ağaçtı, tohumluktan kurumaya… Kuru dallarıyla, yeşil yapraklarıyla. Hayat da aynı hayattı, doğumdan ölüme… Acısıyla tatlısıyla.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *