Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Karanlığın Çağrısı

Önceki Bölüm

Yıldız Tozu – Bölüm 2

Dehşet Duvarı

………………………………………………………..

Yıldız Tozu – Bölüm 3

…Karanlığın Çağrısı…

Okula giren Hakan fizik laboratuarına doğru yöneldiğinde sabah saatleri geçmiş, gün kendini öğle vaktine hazırlıyordu. Şanslı günüydü çünkü eğitim dönemi sona ermiş ve dersler iyice hafiflemişti.

Laboratuara girdiğinde içeride kimse yoktu. Hemen arka odadaki araştırma bölümüne giren Hakan, masada duran mikroskobun yanına geldi. Ne keşfedeceğini bilmemenin verdiği merak ve kafasındaki sorular onun heyecanlanmasına yetiyordu. Saati dikkatlice çantasından çıkararak arka kapağını açıp nesne tablasına yerleştirdi. Mikroskobun aydınlatmasını bastıktan sonra, laboratuar derslerinde daha önce de yaptığı gibi, elini ayar düğmesinde tutup saatin kurma kolunun içeri giden bölümünü incelemeye başladı. Arada ufak bir boşluk vardı ama tam olarak aradaki çukur olan kısma bakması gerekiyordu. Saatin altına masanın kenarında duran metal yuvarlak mikroskop parçasını koyarak açıyı ayarladı ve tekrar baktı.

Aydınlatma kısmı aşağıda olduğu için karanlık bir görüntü vardı. Bu şekilde hiçbir şey göremeyeceğini anlamıştı. Diğer masada duran, küçük bir ışığı bulunan masa lambasını taşıdı ve tam olarak saatin arka kısmına doğru eğerek görüntünün netleşmesini sağladı.

Tek gözünü kapatıp, elini ayar düğmesinde tutan Hakan tekrar mikroskoptan baktığında, kurma kolunun saatin mekanizmasıyla birleşeceği yerde, bir parlaklık fark etti. Heyecanlanmış ama aynı zamanda iyice odaklanmıştı. Ayar düğmesini yavaşça çevirerek görüntüyü iyice büyüttüğünde, kırmızı, jöleye benzeyen, yuvarlak ve zeminle temas ettiği yerde hafifçe uzayan bir nesnenin üzerine yapışmış gibi duran, küp şeklinde saydam bir parça gördü. Elini ince ayar düğmesine götürdü ve görüntüyü biraz daha netleştirdi.

“Sen de nesin?” diye sayıkladı ne dediğinin farkında olmadan.

Küpün içinde yuvarlak bir şekil vardı ve sanki gözleri ve ağzı mı vardı? Kafasını kaldırdı ve derin bir nefes alıp eliyle gözünü ovuşturarak bir kez daha elini ayar düğmesine götürerek daha yakından bakmak istedi. Artık görüntü iyice netleşmişti ve işte oradaydı. Küpün içinde, pembe, top şeklinde, gözleri ve ağzı olan bir canlı ona parlayan canlı, gökkuşağı renkli bakışlarını atıyor ve gülümsüyordu. Yanlış görmemişti. Ona gülümseyen bir canlı vardı ve işte oradaydı.

Hakan, tek gözü kapalı halde, şaşkınca ona bakıyor ve onunla nasıl iletişime geçeceğini düşünüyordu. Bakışlarından onun bilinçli bir canlı olduğunu hissetmişti. Demek ki ustayı ve Arileri bir yerden bir yere götüren bu canlıydı. Bir şekilde bu saatin içine girmiş ya da biri onu oraya yerleştirmişti. Sesinin titrediğini fark etmeden,

“Merhaba, ufaklık.” Dedi.

Küçük yaratık gözlerini ve ağzını bir an kapattı ve şimdi sadece pembe renkli ufak bir top gibi göründü. Bir saniye sonra tekrar gözlerini açmıştı. Beni anlıyor diye düşündü Hakan.

Küçük canlı hareket etmeye çalıştı. Ağzının ve gözlerinin ifadesinden kolayca anlaşılabiliyordu bu. Sanki küpü ve atındaki jölemsi maddeyi hareket ettirmeye çalışıyordu ama çok zorlanıyordu. Biraz hareket edebilmişti ama çok küçük bir mesafeydi bu. Sanki saydam küpe hapsedilmiş ve hareket etmesin diye yapışkan bir sıvı ile tutturulmuştu. O an, Hakan’ın daha önce kendi kendine söylediği sözün aklına gelmesi onu şok etmeye yetti.

“Cama hapsedilmiş saatler ya da zamanı hapseden camlar!”

Bu sözü camekânlarla kaplanan saatleri gördüğünde farkında olmadan söylediğini hatırlıyor, neden söylediğini ise bilmiyordu. Şimdi ise saydam cam benzeri bir küpe kapatılan, kişileri başka zaman dilimine veya başka boyutlara gönderen bir canlıyı hapseden bu küpü görmüştü ve aklına gelen tek söz bu olmuştu.

v

OLMİRYA … Uzayın derinliklerinde bir yerde nadir görülen, pembemsi renkli eşsiz bir gezgendi. Onlarca rengin birbirine karıştığı muhteşem Samanyolu Galaksisinin merkezinde, galaksinin dengede kalmasını ve güzelliğini muhafaza etmesini sağlıyordu. Bunu da astroidlerin galakside yaşanan sürüklenme ve birbirlerine çarparak yok olmalarından sonra, eğer dengeyi yitirirse kara delikler oluşacağından, zamanda ve galaksinin çeşitli yerlerinde atlamalar yaratarak yapıyor, tekrar oluşmalarını ya da çarpışmamalarını sağlıyordu. Olmirya üzerinde yaşayan, evrenin en gizemli yaratıklarının işiydi bu.

Olmiryalılardı onlar. Yıldız tozuydu her biri. Galakside ve belki de evrende, zaman ve mekâna hükmeden yegâne canlılardı. Özgürce oradan oraya gidip, galaksiyi düzenlemeleri ve yaşamın devamını sağlamaları onların göreviydi. Kolay kolay hiçbir canlı varlık onları göremez hatta varlıklarından bile haberdar olmazlardı ta ki evrendeki tüm gücü eline geçirmek isteyen acımasız Ari ırkının galaksiye gelişine kadar….

v

Milyonlarca yıl önce evrendeki büyük patlamalardan sonra uzayın derinliklerinde azot ve sodyum benzeri atıkların birleşmesiyle meydana gelen, boşlukta sürüklenen dünyanın üç katı büyüklüğünde bir kütle vardı. Patlama esnasında kara deliklerden gelen canlı parazitler, zemini delik deşik olmuş bu soğumuş kütlenin merkezinde donmuş vaziyette hayata gelmeyi bekliyorlardı. Zamanla sürüklenen kütle, kendine yakın sıcak yıldız kümelerinin etkisiyle parazitlerin yaşamasına imkân sağladılar. Binlerce deliğin birbirine bağlandığı labirent gibi olan kütlenin merkezindeki mağarada dünyaya gelen bu canlılar, karanlıkta doğanlardı.

Binlercesi zamanla aralarındaki dişileri kurban ederek birbirlerine yapışmış ve ilk Arileri oluşturmuşlardı. İlk Ariler, gri, devasa mağaranın dibinde dev soğanımsı kabuklar içinde gelişimlerini tamamlayıp kabukları parçalayarak ortaya çıktılar. Zamanla soluk beyaz rengi alacak derileri çok ince, damarları yeşilin ve grinin tonlarını barındırıyordu. Kolları ve bacakları henüz gelişmemiş ve bu halleriyle iki metrelik kuyruksuz dev bir kertenkeleye benziyorlardı. Kafaları insan kafası gibi yuvarlak ve kel, gözleri ise kıpkırmızı iki nokta halindeydi. Zamanla grileşecek gözleri onların en can alıcı özelliği olacaktı.

İlk doğanlardan sadece bir tanesi dişiydi ve en değerlileri olacaktı çünkü üremek için ona ihtiyaç duyuyorlardı. Üreme sırasında doğan tüm dişileri kurban ediyor, avuçlarının içindeki vantuzlarla kanlarını çekip onları kurutuyorlardı. Eğer aralarında bir yeri yanlış ve hatalı erkek olanlar olursa onları da aynı akıbet bekliyordu.

Zaman ilerlemiş, karanlıkta doğanlar, kendi gezegenleri olan Arikon gezegenindeki mağaradan yüzeye çıkıp, gelişimlerini tamamlamışlardı. Soluk beyaz derileri kalınlaşmış, iki ayak üzerinde yürümeye başlayıp, garip dilleriyle anlaşmaya başlamışlardı. Gezegenlerindeki karanlık dehlizlerde kullanabilecekleri çeşitli madenler bulmuş, onları kullanıp şekillendirerek teknolojilerini geliştirmiş ve şu anki üstün durumlarına gelmişlerdi.

Görme özellikleri diğer canlılardan çok daha üstün seviyedeydi. Bu özellik onların genlerinde vardı. Gri gözbebeklerinin içindeki yılan gözü misali sivri kırmızılık daha yakından bakmak istediklerinde koyulaşıyor ve simsiyah oluyordu. Böylece kilometrelerce ileriyi görebiliyorlar ve bu onlara çok büyük bir üstünlük sağlıyordu.

Saf kötülük bir kez daha karanlığın çağrısına Arikon’un merkezinde cevap vermiş ve Ariler evren yolculuklarına başlayacakları bu mağarada gerçek kimliklerini keşfetmişlerdi. İçlerindeki merak ve başka canlıları bölüp, parçalayarak sindirme istekleri onları diğer medeniyetlerin olduğu galaksilere yönlendirdi. Bu isteklerini karşılamak için ise güce ihtiyaçları olacaktı. Böylece öncelikli hedefleri, bu gücü kazanabilecekleri maddeleri veya kullanabilecekleri canlıları bulmak oldu.

v

Aradan geçen zamanda Ariler çeşitli medeniyetlerin gezegenlerindeki en derin mağaralarına çeşitli üsler kurarak onların gelişimlerini izlemiş ve güçlerini ele geçirerek onları nasıl kullanacaklarını planlamışlardı. İçlerinden en inanılmazı ise muhteşem bir canlı kaynağı olan Dünya gezegeniydi ve onlar için bu canlıları kullanmak, amaçlarına ulaşmakta inanılmaz bir fırsat sağlayacaktı.

Harekete geçmeleri için mutlak güce ihtiyaçları vardı ve uzun süredir bunu araştırıyorlardı. İçlerinden en zekileri olan iki metre boyundaki Siravin mutlak gücün zaman ve mekâna hükmetmekle olacağını ve böylece tüm medeniyetleri kullanabilecek düzeye geleceklerini savunuyordu.

Bunu sağlayabilecek maddeyi araştırırlarken Samanyolu galaksisindeki inanılmaz boyutlarda olan hareketlilik gözlerinden kaçmamıştı. Nasıl oluyordu da bu kadar hareketli kütlenin bir arada bulunduğu bir galaksi dağılmadan kendini koruyabiliyordu?

İşte bu soruyu soruyordu Siravin devasa uzay gemilerinin ekranından bu hareketliliği incelerken. Daha derine inmeleri gerekiyordu ama hareketli astroidler oraya girmelerine izin vermiyordu. Galaksinin merkezine gitmeleri için çok hızlı ve küçük bir araca ihtiyaçları vardı ve eğer şanslı olursa merkezine inip bu hareketliliğin nasıl dengede kaldığını inceleyebilirdi.

Bu amaçla teknolojileri çok gelişmiş, hâkimiyetleri altında olan Mekantor gezegeninin başmühendisi Tortek’i yanına alan Siravin, bu otuz santimlik küçük, tombul, siyahî mühendisten kendisine hareket halindeyken tüm olasılıkları hesaplayacak bir gözlük yapmasını istemiş, o da belki evrenin en faydalı araçlarından birini ona yapmıştı.

Gözlük, sadece hareketi hesaplamıyor aynı zamanda evrendeki neredeyse tüm dilleri çözümleyebiliyor ve izlediği her şeyi anında bilgi bankasına depolayarak, ileride bu bilgilerin kullanılmasını da sağlıyordu. Arilerin görme yeteneğiyle birleşince gözlüğün onlara kattığı güç inanılmaz olmuştu. Yine Tortek’in yapığı tek kişilik uzay aracını evrenin en güçlü ve en uzun ömürlü enerji kaynaklarından biri olan Pent gazıyla uyumlu hale getirerek, galaksi yolculuğuna başlayan Siravin, tüm çarpışma olasılıklarını hesaplayarak hızla galaksi merkezine doğru ilerliyordu.

Astroidlerin arasında ilerlerken inanılmaz şeylerin olduğunu fark etmiş ama anlam verememişti. Hızla birbirine yaklaşan kütlelerden biri her çarpışma anında ortadan yok oluyor ve diğer kütle geçtiğinde tekrar beliriyordu. Yani, aslında hiçbir şekilde çarpışma olmuyordu. Bu görülmeye değer muhteşem bir şeydi ve buna neyin sebep olduğunu mutlaka bulması gerekiyordu.

v

Kara delikten çıkıp gelen saf kötülük, karanlık ve kasvetli Arikon mağarasında can bulmuş ve şimdi de evrenin en değerli varlıklarından birinin peşine takılmıştı. Arilerin mutlak gücü elde etmesi ve içlerindeki karanlığı yayması an meselesiydi artık. Mağaradan evren hâkimiyetine uzanan inanılmaz yolculuk başlamak üzereydi.


Sonraki Bölüm: Olmiryalıların köleleştirilmesi; Hakan’ın Ari gerçeğini öğrenmesi ve tehlikeli yolculuk..

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *