Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Ötedeki Yıldız

Beyaz yüzünü yastığına gömmüş, uyuyor. Çiçekli nevresimi hala yumuşatıcı kokuyor. Koyu renkli saçları yastığına yayılmış, tel tel uçuşuyor rüyalarında. Küçük göğsü yavaşça inip kalkıyor. Bir kolu yorganın dışında, öbürüyle ikinci bir yastığa sımsıkı sarılmış.

Yatağı pencerenin hemen önünde ve perdesi sonuna kadar açık. Derin gecenin gölgesi düşüyor odanın zeminine. Bir parça karanlık da yorganın kıvrımlarına saklanmış. Pencere pervazına çarpan yıldız ışıkları, yavaşça uzanıp camın öbür tarafına geçiyorlar. Bu gece dolunay yok. Titrek yıldız ışıkları var sadece.

Ve bir yıldız dokunduğu an yüzüne, gözkapakları aralanıyor hemen. Sakin fakat dakik. Işığı hissediyor teni, gözleri ve belki kirpikleri. Küçük kız, gözlerini açıyor. Saçları geceye karışıyor, beyaz teni, üzerine düşen yıldız ışıklarıyla parıldıyor. Küçük kız, kelimenin tam anlamıyla uyanık, gözlerinde gece parıltıları dolaşıyor. Dudakları nazik bir gülümsemeyle kıvrılıyor ve yattığı yerden seyrediyor yıldızları.

Sonra tek bir yıldıza uzun uzun bakıyor. Gülümsemesi kuruyup gidiyor ve çene kasları gevşiyor. Kaşlarını çatıyor. Gözlerini kısıyor, kirpikleri kovalıyor irislerindeki yıldız ışıklarını.

Neden bu yıldız diğerlerinden daha farklı?

O yıldız, işte, mavi-kırmızı parıltılar saçar. Uzun beyaz titremeler ve kısa mavi-kırmızı patlamalar. O yıldız, işte, çok güzeldir.

Küçük kız dikkatle inceledi yıldızı ve diğerlerinden daha uzakta olduğunu fark etti. Arada bir soluklanmak için duruyordu ve titremesi kesiliyordu yıldızın, sonra yeniden başlıyor ve nefes nefese kalıncaya kadar titriyordu. Küçük kız sol elini göğe doğru uzattı ve fısıldadı;

“Ötedeki Yıldız..”

* * *

Bay Somnus titreyerek uyandı. Rüyasında bir adı oluyordu. Gerçek bir adı. Kafasını hızla salladı. Bunu yaptığı için başı döndü, pişman oldu. Yavaşça yataktan kalktı, içinde hidrojen,helyum ve daha ağır birkaç gaz biriktirdiği kamburunu yerden aldı ve sırtına taktı. Kamburundan yayılan radyasyon zamanla yüzünün sol tarafını eritmişti. Dudağının sağ kenarı, sağ yanağını hafifçe yana ittirdi ve kulağına doğru uzandı. Ensesinin hemen altında gerçekleşen ve durmak bilmeyen füzyon tepkimeleri yüzünden sırtı fena halde kaşınıyordu. İşin ilginç tarafı, bundan büyük bir zevk alıyordu.

İç çekti ve sabahın erken saatinde uyanıp işe gitmek zorunda olan bir insan her ne yapıyor ise onu yaptı.

* * *

Sınıfın kapısı açıldı ve küçük, tuhaf bir adam içeri girdi. Kapıya dönmüş yirmi bir çift göz, adamın sırtına takılı kaldı bir süreliğine. Sonra yüzünün sol tarafına bakmamaya çalışarak odaklanacak bir yer aradılar.

Bay Somnus fizik öğretmeniydi. Ve o gün, dersine girdiği tüm sınıflara yıldızların ölümünü ve doğumunu anlattı.

* * *

Küçük metal anahtarı deliğe soktu ve yavaşça çevirdi. Yaşlı kapı inleyerek açıldı. Apartmanın lekeli betonuna bir adım attı ve içeri girdi, kapıyı arkasından kapattı. Yine aynı inlemeler ve anahtar dilinin yuvaya oturduğunu haber veren güçlü tıkırtı. Yürümeye başladı. Eskimiş kunduranın beton üzerindeki tıkırtıları kesildi. Kundura havalandı ve daha yüksekteki bir beton çıkıntıya kondu. Sonra yeniden havalandı, bir daha yere kondu. Sonra yeniden, sonra bir daha. Böylece üç kat merdiven çıktı ayaklar. Bir kez daha, fakat bu sefer başka bir anahtarı başka bir deliğe soktu. Yeniden, ama bu sefer daha küçük bir kapı homurdanarak açıldı. Ve yine bir kilidin yuvasına oturduğu duyuldu.

Bay Somnus derin bir nefes verdi ve uzun bir günün ardından evine giren bir insan her ne yapıyor ise onu yaptı. Bir iki saat sonra yatağına girdi, yorganı çenesine kadar çekti ve uyumaya başladı.

* * *

Dolunay’ın ilk ışıkları ile gözlerini açtı. Sırtı karıncalanmaya başlamıştı. Hafifçe gülümsedi ve perdesini sonuna kadar açarak gökyüzüne baktı. Dolunay bu akşam erkenciydi. Gözlerini ovuşturdu ve karanlık odada bekledi bir süre. Omurgasından yukarı doğru yükselen ürperti ensesindeki tüyleri havaya dikti.

Kamburunun içindeki gazların genişlediğini ve derisini gerdiğini hissetti. Gözlerini kapadı. Yıldıza dönüşme süreci sancılıydı fakat yıldıza dönüşmekten çok hoşlanıyordu. Bay Somnus’un sırt derisi yavaşça açıldı ve kamburundan dışarı ışıltılar saçılmaya başladı. Derisi vücudunun etrafına bir koza gibi sarıldı, vücudu derisinin içinde cenin pozisyonunda uykuya daldı ve kamburundan saçılan gazların içine hapsoldu. Yıldız doğumu başlamıştı.

Bay Somnus’un yaşadığı apartman, yaşadığı boyuttaki bir çatlağın üzerine inşa edilmişti-şansa bakın. Yıldız oluşumu başladığı sırada odaya yayılan radyasyon bu çatlağı tetikler ve boyutlar arası bir geçit açılmasına sebep olurdu. Vücudunun içinde bulunduğu koza, önyıldızdır. Yani oluşacak yıldızın çekirdeği. Her gece aynı şey olur; önyıldızın yaydığı radyasyon çatlağın yakınındaki bir gezegenin kutupsal manyetik alanı tarafından çekilir-bu gezegen ise dünyadır şansa bakın- ve yıldız boyut değiştirir. Fakat diğer yıldız ve gezegenlerden farklı bir boyuttur bu, yeryüzünden bakıldığında oldukça uzakta görülür.

Kısacası, Bay Somnus geceleri yıldıza dönüşen bir insan her ne yapıyor ise onu yaptı.

Dolandığı yörüngeden dünyayı seyretmeye başladı. Derin ışıltılar saçan gözleri dünyanın üzerindeki bir noktada sabitlenmişti. Tuhaftı. İzlenildiğini hissetti, ürperdi.

Bay Somnus, yıldız olan, kozanın içinde yatan vücudundaki minik kalbi titreten bir ses duydu.

“Ötedeki yıldız… Senin adın Ötedeki yıldız.”

Ötedeki Yıldız” için 3 Yorum Var

  1. Öyküye dair ne hissettiğimden emin değilim. Yazım yanlışı görmedim, kurguyu beğendim, hiç bir yerinin homojen olmamasını güneşin üzerindeki dağınık lekelere benzettim. Bazı yerler daha yoğun, bilgili, bazı yerler daha yoğun, hisli…

    Yine de, anlatımındaki “şiirsellik” in bu kadar sık duraksaması… İşte, ne hissettiğimden emin olmadığım kısım geldi. Sapanla göğe ulaşmaya çalışırken lastikleri gerip, yükseleceğim seviyede hissedeceklerimi hayal edip, lastiği biraz daha gerip, daha yükseklerde beni beklediğine inandığım hisleri biraz daha hayal edip sapandan inmişim gibi hissettim. Zaman zaman vaadleri büyüdü, ama hiç bir noktada gerçeğe dökülemedi gibi… Bu “heterojenlik” durumuyla uyumlu ve sapandan iniş anı da pekala yazar tarafından planlanmış olabilir… Hiç bilemedim. Uykulu olmamla da ilgili olabilir…

    Her şeye rağmen hoş bir kısa öyküydü. Teşekkür ederim

    1. Öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim. İlk defa, yazdığım bir öykü benim dışımda birileri tarafından okunuyor, dolayısıyla aldığım ilk yorum oldu bu. Durum böyleyken bir yorum nasıl cevaplanır bilemiyorum, cevapsız bırakmak da istemedim, bir şekilde doğru gelmedi.
      Her ne ise. Öyküye dönecek olursak, yorumunuzu pek anlamadım, açık konuşayım. Sanırım biraz hayal kırıcı bir öykü olmuş. Böyle hissetmenize, daha doğrusu emin olamamanıza üzüldüm. İtiraf etmek gerekirse, bu öyküde ‘yazar tarafından planlanmış’ diyebileceğim pek bir şey yok. Hissettiğim gibi yazdım bu yüzden de herhangi bir savunmam yok. Savunma yapmama da gerek yoktu galiba konuşasım geldi demek ki..
      Yorumunuz için tekrar teşekkür ederim ve gereksiz konuştuğum için affedin, bundan sonra yazacaklarıma biraz daha özen gösterip dikkat edeceğim, umarım beğenirsiniz, cevabın sonunu bağlayamıyorum o yüzden susuyorum.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *