Öykü

Peri Düğünü

Sabaha karşı üç ışık kümesi başımın üstünde. Odayı aydınlatıyor. Uyandığımı fark edince kalp ritmime ayak uyduruyor parıltıları. Bir yanıp bir sönüyor. Bir süre sonra seslerini duymaya başlıyorum. Kendi aralarında tartışıyorlar. Komodin in üstündeki suya uzanırken sanki bir iğne saplanıyor sırtıma. Ağrılarım aklıma geliyor. Banyoya doğru yürüyorum. Bugün hacamat tedavisine başlayacağız. Soyunurken çapraz aynada kamburumun ne kadar belirginleştiğini fark edince, bedenimdeki bu çıkıntıyı benimsemek konusunda zorlanıyorum. Banyodan çıkıyorum.

Periler hâlâ yatağın üstünde. Tartışmaya devam ediyorlar.

“Bu akşam mağarada bir düğün olacak.”

“Peki nasıl olacak acaba bu iş, insanlar bu kadar keyfimizi kaçırmışken.”

“Her yerde izleri ve kokuları var.”

“Çok kalabalıklar ve ışıklar sürekli açık.”

Sesleri kesilmeyince “neden burada olduklarını,” sordum. “Gelin odası hazırlayacağız,” dediler. “Nasıl olacak bu,” dedim. “Biz de bilmiyoruz,” diye cevap verdiler.

Bulunduğum otel kayaların içinde yer alan mağaraların restore edilmesiyle oluşturulmuştu. Böylece hem peri bacalarının doğal görünümü korunmuş hem de bir otel havası verilmişti. Ama onlar otel açıldığından beri düzenlerinin bozulduğunu söylüyorlar. Yüzyıllardır burada yaşayan akrabalık bağları da bir o kadar kuvvetli toprak perilerinden oluşuyormuş hepsi. Akşama kadar da bu duruma bir çare bulmaları gerekiyormuş. Çünkü tanıdık tanımadık herkes bu akşam düğün için burada olacakmış. Gelinin odasını işgal ediyormuşum. Ben otelin sağlık imkanlarından faydalanmak için geldiğimi bu tarz şeylerle de uğraşacak vaktimin olmadığını ama odayı boşaltmak için bir talepte bulunacağımı söylüyorum.

Sırt ağrılarım gittikçe artıyor. Hacamat için bekliyorum. İşlemin canımı acıtmasından çok sonucuna odaklanıyorum. Bu arada oda değişikliği olabilir mi diye sormayı ihmal etmiyorum ve maalesef olumsuz yanıt alıyorum. Tedaviden sonra dinlenmek için odama çekiliyorum. Odada aydınlatma için gece lambaları kullanılmış. Otelin dışardan yansıyan ışıkları odanın taş duvarlarına turuncumsu bir renk veriyor. Mağara konseptini bozmamak için odanın içindeki birçok girinti ve çıkıntı korunmuş. Odadan kalp şeklinde bir duvarla ayrılan bölümdeki girinti diğerlerine göre daha büyükçe olduğundan içine bir yatak konmuş. Uzandığım yerden bakınca yatağın üstünde yeşil bir huzmenin olduğunu fark ediyorum.

Huzme belirginleşip insan formunda yakın bir hal alıyor. Kaşları ve kirpikleri olmayan ama kocaman gözleri olan bu varlık benimle konuştuğunda ağzı hiç kıpırdamıyor. Varlığındaki ışık zaten o konuştukça onun duygu durumuna göre azalıp çoğaldığı için jest ve mimik yapmaya ihtiyaç da duymuyor. “Ben bu odayı çok seviyordum, burada evlenmeyi hayal etmiştim. Ama siz insanlar maalesef her şeyi mahvediyorsunuz.” dedi. “Birkaç güne gideceğim,” dedim. “Sen gidince başkaları geliyor, fark eden bir şey olmuyor.” dedi.

Hem onu çok iyi anlıyorum, hem de yapacak bir şey de bulamıyorum. “Bu akşam burada uyumam senin düğün planını bozar mı?” dedim. “Evet, bozuyor. Kim yabancı biriyle gelin odasını paylaşmak ister ki,” dedi. Haklıydı. Bir çözüm üretemediğim için ağrılarımın etkisiyle uyuyakaldım.

Rüyamda rengarenk ışıklarla süslü bir mağaranın içindeydim. Bir bulutun üstünde, ayağım yerden kesilmiş vaziyette düğüne gelenlerle oradan oraya dolaşıyorduk. Dolaşırken önümüzden geçen garsonların tepsilerinden parça parça ikramlıklar alıyor, keyfimize bakıyorduk. Sıra gelinin odasına geldiğinde kapının eşiğinde biraz bekledik. Gelin henüz düğüne katılmamıştı. Odadan çıkmasını bekliyorduk.

Bir el arkamdan bana doğru uzandı beni yavaşça itti bu hareket benim bulutun üstünden inmeme neden oldu. Açık kapıdan gelinin odasına doğru girdim. Geline baktım. Gözleri ağlamaktan kan çanağını dönmüştü. Elini tuttum. “N’oldu neden ağlıyorsun?” dedim. Cevap vermedi.

Gözlerini hiç kıpırdatmadan baktığı yere doğru kafamı çevirdiğimde otelin sahibini orada ölü olarak gördüm. Ben bu düğünü bir ölüyle paylaşmak istemedim, böyle olsun istemedim, dedi. Uyandığımda halen odadaydı. “Sen de gördün,” dedi. “Başımıza gelebilecekleri.” “Neden böyle oldu?” dedim. Anlatmaya başladı.

Otel sahibini burayı restore ederken tanımışlar. Burada inşaat istemediklerinden onun atmosferini ve atmosfere yolladığı frekansı incelemeye başlamışlar. Tamamen para odaklı olaylara bakan bu şahsın onu alt edebilecek en büyük düşmanının da yine para olacağı sonucuna varıp ilk önce ona çokça para kazandıran yolları açmışlar. Bu paraları kazandıkça onun ne kadar mutlu olduğu verdiği tepkileri atmosferinden okuyabiliyorlarmış. Aynı frekans etkisinden daha kolay ve hızlı para kazanabilirsin etkisini uyandırmışlar ve adam kumar oynamaya başlamış.

“Ne için yaşıyorsan o yolda ölürsün,” dedi. Bu gece onun için büyük bir plan var, kumar oynayacağı masada. Buna kalbinin dayanacağını sanmıyorum.

Bir müddet oteli kimse devralamayacak ve böylece biz de akrabalarımızla bu düğünü yapmış olacağız. Akrabalarımız gittiğinde yeniden kendi başımızın çaresine bakacağız. Bu odaya gelen hiç kimse iyi bir rüya göremez. Onu rahatsız eden bir durum varsa bir problemi sürekli aklına gelir. Sonra o huzursuzlukla da buradan kaçıp kurtulmak ister. “Aynısı bana neden olmadı,” dedim.

Beni yanına çağırdı. Ona doğru yaklaştım. Garip bir hisle arkama doğru baktım. Cansız bedenim yatağın içinde öylece duruyordu.

Peri Düğünü” için 2 Yorum Var

  1. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili Gülay,

    Her hikayenin kendine ait bir ritim ve frekansla aktığını düşünmüşümdür. Bu akış ne kadar güçlü ise okuyucu o kadar kendini hikayeye kaptırabilir ve kaptırırken de konsanstrasyonu o oranda güçlenir. Bu sebeple yazarın, okuyucu nezdinde oluşan konsantrasyonu kuvvetli tutabilmek için bir çok hususu eş zamanlı olarak düzenlemiş olması beklenir. Bu hususların bir çoğu yazarın yazma yeteneğinden dolayı kendiliğinden metnin içinde vardır. Bazılarını ise tecrübe ve farkındalık ile yazar gelişim sürecinde geliştirir. Bu bağlamda betimlemelerinde, kahramanın ruh durumunun anlatımında, diyalogların verilmesinde ve tüm bunlar yapılırken seçilen cümle alt yapısına bir kez daha bakmak istersin. Şöyle bir örnek vereyim:

    İlk paragrafın; devrik yapılar ve kısmi lirik anlatım ile güçlendirilmiş öznel paylaşım.
    4 cümlelik diyalog kümesi - okuyucu yönlendirmesi yapılmamış - akabinde yazar ikinci paragrafa geçiyor.
    İkinci paragraf:ilk paragrafta okuyucu ile yazar arasıdan yazım dili ile yaratılan yakınlığın sonu. Yazarın ifadesel şeklinin değişimi.

    İlk paragrafla karşılaştırınca şöyle devam etmeliydi: "Sesleri kesilmeyince “neden burada olduklarını,” soruyorum. “Gelin odası hazırlayacağız,” diye cevap veriyorlar. “Nasıl olacak bu,” diyorum. “Biz de bilmiyoruz,” diye cevap veriyorlar.

    Bu sayede ilk paragraf ile paralellik sağlayabilirsin. Bu anlatımdan hikaye anlatımıza geri dönme için - dedim-dediler-yaptım gibi - gramer ve hikayenin ruhunun değiimi için bir geçiş paragrafı yazmalısın. Bu geçiş paragrafı genelde betimlemeler ve kahramanın bir konuyu açıklaması ile olabilir. Hikayenin genelinde bu konu devam ediyor ve 1.öznel kullanım yapılan yerlerde akıntı biraz sekteye uğruyor.

    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

  2. pamuksu dedi ki: dedi ki:

    Kiymetlı yorumun için teşekkür ederim. Daha dikkatli olmaya çalışacağım.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!