Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Sadece Çocukluğunun Uyandığı Saatlerde

Huzursuzca odanın içinde bir ileri bir geri gidiyor, yürümekten sıkıldığı anlarda ise duvara bakan koltuğuna oturup ayakları titret hareketlerle sektiriyordu.

Nerede kaldı bu kargo diye düşünmekteydi, daha doğrusu düşünmemekteydi. Evin dekorasyonundan tut, evde televizyon dergi kitap namına hiçbir şey olmamasına hatta koltuğun neden gri duvara baktığına dair hiçbir şey düşünmek istemiyordu. Şuan biri tarafından düşünülüyor muyum diye hayıflanıyordu. Hatırlanmak, düşünülmek hatta birisinin rüyasına girmek istemiyordu.

Gözlerini kapıya dikti sanki bakışlarıyla postacıyı kapının önüne çağırabilir ya da ışınlayabilirmiş gibi. Şu raddede ışınlanma gücü olsaydı kendini uzayın ortasına ışınlayıp kütle çekim kuvvetinin yıkıcı etkisine bırakabilirdi. Bİrkaç saniyeliğine de olsa hücreleri tek tek feryatlar ederek parçalanırken, kanında çözünmüş gazların çılgın bir at sürüsü gibi damar çeperlerini nallarıyla çiğnediği esnada üzerinde birkaç bin adım atıp  birkaç metreküp oksijeni zayi ettiği yeri gelip sevdiği yeri gelip içine kapandığı dünyaya bakabilirdi.

Hep internetten görüyordu çünkü dünyayı, evden dışarı çıkmamaktaki kararlılığını sorgulamak istemiyordu şuan, kararlılığını sorgularsa onu yitirebileceğini biliyordu. En iyisi düşünmemekti, düşünmeyip burada evinde sanki uçurumun kenarındaki ıssız bir şatodaymış gibi hissetmekti.

En nihayetinde düşünmemeyi düşünürken epey süre geçmişti ve kapısının önündeki ayak seslerini takiben zili çalmıştı.

Daha ayak seslerini duyduğu anda kapıya koşmuş fakat kapıyı açmak postacının çantasının içinden kargosunu çıkarıp zili çalmasını beklemişti. Bugün diğer günlerde olduğu gibi dışarıda ne olduğuyla pek ilgilenmiyordu, birkaç saniye fazladan görmese daha iyiydi.

Devlet desteğiyle kafayı bozmuş adamlara bedava verilen haplarını aldı, adını söyleyip imzasını attı ve kapıyı örttü. Kapıyı örterken kendisinin meczup olduğunu düşünen adama da aldırmadı.
Saatlerdir ilk defa yüzüne konmuş bir gülümsemeyle baloncuklu naylonu teker teker patlatarak çıkardı ilaç kutularını. Kendini bacak bacak üzerine atmış elinde çay fincanıyla çok bilmiş bir kadının yerine koymak istedi ” Bunları içiyorum kafam rahat.. Yoksa ev işleri, çocuklar çekilir mi bu dünya şekerim.” kadın sözlerini şuh bir kahkahayla noktalıyor fakat onun kahkahası biraz daha histerik ve çılgınca geliyordu.

Titreyen ellerini kutuya zar zor sokup hemen bir hap çıkardı ve ağzına attı . Hapın ağzından yutağına iteklenişi daha sonra yemek borusundan aşağı cumburlop diye midesine düşüşü oradan da bağırsaklarına gidip milyonlarca küçük ol tarafından emiliş yolculuğunu hayal etti. Yolculuk bittiğinde bambaşka bir dünyadaydı ve buradan korkmuyordu.

Uzun zamandır yaşadığı dünyadan korkmuştu hiçbir zaman kendini bu dünyaya ait hissedememişti. Bu hapları almasının da nedeni oydu zaten. Bütün bu bekleyiş bir uyuşturucu bağımlısının bekleyişi değili bu sadece hayatı normal olarak yaşamak isteyen birininkisiydi. Aklının odalarında sevdikleriyle sohbet ediyor, onları zihnine hapsediyordu.  Bütün gün çocukluğunun geçtiği evdeydiler. Annesi hala gençti, elinde temizlik beziyle tezgahları silerken en sevdiği şarkıyı söylüyordu . Babası itinayla okuduğu gazeteyi bir kenara bırakıyor sırf oğlu gazetedekilere kaş göz çizebilsin diye. Eski eşi henüz eski sıfatını almamışberaber kahvaltı sofrasında oturuyorlar, ikisinin kucağında iki çocuk birbirinden güzel melekler sofrayı cennet sofrasına çeviriyor.  Sanki çekip gitmemiş gibi mutluydu herkes sofrada.. Gözlerinden yaşlar damlayarak hiçbir şeyden habersiz çocuklarına kabanlarını montlarını giydirmiyor gibiydi kadın. O da kapının eşiğine yaslanıp kaçan geleceklerine üzülmüyordu, ortalık gün gibi aydınlık ve şendi.

Sofradaki tablo uzaydaymış gibi dönüyor dönüyor ve tekrardan geçmişe gidiyordu. O henüz geceleri çişe uyandığında bütün ışıkları yakacak kadar masumdu ve paçaları boyuna fazla gelen pijamasıyla cama koşuyordu. Evin arka bahçesinden sesler yükseliyor tam on tane çocuk bağırış çağırış ve itirazlarla mahalle maçı yapıyorlar. Yakalarını horoz gibi dikmiş Cantona her şeye itiraz ediyor , onu sakinleştirmek ise Cannavaro ve Kahn’a düşüyordu. Figo’nun üzerinde Kırmızı Mavi forma vardı ve her zaman sahanın en hızlısıydı , Hagi topun başında beklerdi ve golü yaratırdı.. Sahanın kenarında çok çalışan ve büyük futbolcu olmak isteyen esmer bir çocuk ile doktorlar tarafından neredeyse yürüyemeyeceği söylenen sarışın diğer çocuk omuz omuza oturuyordu. Sahanın içinde çocukluğunun rüya takımı vardı ve maçı kim kazanırsa kazansın artık o sadece seyirciydi.

Sadece Çocukluğunun Uyandığı Saatlerde” için 4 Yorum Var

  1. Merhaba, öyküyü yazdıktan sonra yüksek sesle okudunuz mu merak ettim. Neden böyle söyledim? Açıklayayım: Öykünün başı farklı bir anlatım, sonu farklı bir anlatım. Başı farklı bir konu, sonu farklı bir konu. Değilse bile benim zihnimde öyle bir algı oluştu. Sanki bu öyküyü tam ortadan bölsem iki ayrı öykü çıkar gibi geldi bana. Çok dağınık. Halbuki başlangıç güzeldi, hatta son iki paragrafa kadar merak da ettiriyordu öykü devamında ne olacağıyla ilgili ama sonra karıştı bir şeyler.
    Yanlış anlaşılmam umarım ama söyleme ihtiyacı hissettim çünkü ifade edişleriniz güzel ama bir kopukluk, bütünlük sağlayamama var. Biraz daha dikkatli ve sesli okuma yapılırsa dediğim noktalar daha anlaşılır olur diye düşünüyorum.

  2. Merhabalar. Öykü bitmiş mi bitmemiş mi bilemedim. Bir şeyler anlıyor öyküye giriyor gibiydim ama karakter hapı aldıktan sonra geçen satırlarda -sanırım hapın etkisini dile getirmeye çalıştınız ve o gördükleri birer sanrıydı- öykü kopuveriyor aniden ve ben de öyküden koptum. Elinize sağlık.

  3. Merhaba, Sayın Öznur’a ve Osman’a katılıyorum. Giriş güzeldi. Konu ilerlerken bir baktım başka şeyler düşünmeye başlamışım. Öyküden koptuğumu fark ettim. Tekrar okuyunca sona doğru kopukluk ve dağınıklık nedeniyle konudan uzaklaştığımı anladım. Yanlış anlaşılmasın, öykünüz güzel fakat üzerinde biraz daha durmanız gerektiğini düşünüyorum. Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…

  4. Kendini dünyadan soyutlamış bir kadının sanrılarının kısacık bir kesitiydi. Ne de güzeldi. Keşke biraz daha devam etseydi.. Ellerinize, kaleminize sağlık..

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *