Öykü

Yazılamayan Son

Yine sıradan bir gündü, en azından Işıl öyle sanıyordu, sabah gün ışığının gözüne vurmasıyla uyanmıştı, her gün olduğu gibi kahvaltısını yaptı hazırlandı, evde çıktı. Arkadaşları Cemre ve Rüyayla buluştu plaja gideceklerdi, bütün gün yüzüp güneşlenip eğleneceklerdi.

Plaja doğru giderlerken köpek sürüsü onları kovalamaya başladı, en az 10 köpek vardı çok korkunç gözüküyorlardı, bu dünyaya ait değiller gibiydi çengel gibi dişleri çenelerinin iki yanından sarkıyordu, kuyrukları dikenliydi, kafalarının ortasında boynuz vardı. Köpek gibi gözükmüyorlardı ama vahşi bir şekilde havlayarak kızların peşinden koşuyorlardı.

Rüya bir an için geriye baktı aslında o kadar köpeğin onları yakalamamış olmasına şaşırmıştı, köpekler onları belli mesafeden takip ediyordu, durmalarına veya ayrılmalarına izin vermeden inatla koşuyorlardı, kızları ıssız bir yere doğru sürüklüyorlardı, çevrede ev yoktu insanlar yoktu hiç kızlar bunu da anlamlandıramamıştı.

Kızlar çok yorulmuşlardı devam edemeyecek durumdaydılar. Cemre yere düştüğünde köpeklerden biri cemrenin kolunu ısırdı, kalkması için. Işıl ve Rüya onu kaldırıp devam ettiler daha yavaş şekilde koşuyorlardı, Cemrenin kolu kanıyordu, Işıl’ın sırtı yüzülmüştü, köpek kuyruğuyla vurmuştu, durduğu için, Rüya’nın ayağı burkulmuştu. Rüya’yı Işıl taşıyordu dayanamayacak duruma gelmişlerdi pes edeceklerdi, bir anda karşılarında bir ev belirdi evin kapısı açıktı içeri girdiler ve kapıyı kapattılar.

Hava kararmıştı, köpekler uzun bir süre havladıktan sonra gitmişlerdi. Kızlar korkudan dışarı çıkamadılar zaten çıkacak halleri de yoktu, yorulmuşlardı vücutlarındaki her kas ağrıyordu, canları yanıyordu. Yaraları temizleyip sardıktan sonra bir kanepenin üzerinde uyuyakaldılar. Kendilerini kabusta olduklarına inandırmak istemişlerdi ama uyandıklarında kabus olmadığını anladılar ve her şey daha garip bir hal aldı.

Günün ilk ışıklarıyla Cemre uyanmıştı fark ettiği ilk şey kolunun acımadığıydı, kolundaki sargıyı açtı hiçbir iz yoktu oysa kolunun parçalandığına yemin edebilirdi şok içindeydi, Işılın sırtına baktı, ışılın sırtı da iyileşmişti bunun üzerine Işıl ve Rüya’yı uyandırdı, kızlar da duruma şaşırdılar, yaraları birkaç gün de iyileşebilecek yaralar değildi, sanki hiç yaralanmamış gibiydiler kızlar duruma anlam veremedi, yaşadıkları kabus olsa içinde bulundukları evi nasıl açıklayacaklardı ki?

Evden çıkmaya cesaret edemediler, nerede olduklarını bilmiyorlardı ve telefonları çekmiyordu, durumun şokunu atlatıp evi incelemeye karar verdiler. Terk edilmiş ıssız bir yerde olmalarına karşın içinde bulundukları ev bunun aksini iddia ediyordu. Ev iki katlı dayalı döşeliydi, eski bir tarza sahip olsa da eşyalar kaliteliydi, ev temizlenmişti, Mutfak yiyeceklerle doluydu, üst kata çıktıklarında her köşede kitaplar, kâğıtlar, kalemler vardı. Duvara notlar yapıştırılmıştı, notlardan birinde “Sarina’yı kurtarmalısın” yazıyordu. Çalışma masasının üzerinde bir daktilo vardı. Daktiloda yarım bırakılmış bir yazı vardı

“Sarina ölüyordu, her geçen gün yavaş yavaş ölüyordu. Onu öldüren Anri’nin kiniydi, öfkesiydi. Anri bunu bilmiyordu, onu öldürmek için, kalbini parçalamak için onu ararken Sarina’sı yanı başındaydı. Sevdiği, aşık olduğu Sarina, nefret ettiği Sarina, güldüğü, ağladığı Sarina, kaybettiğini sandığı Sarina…”

Arada okunmayan bir kısım vardı oradan sonra “Sarina her şeye rağmen Anri’yi seviyordu. Kinini bile seviyordu, o kinin altında ezilse de…” yazıyordu devamı “Sarina’nın ölümünü hızlandıran kendini suçlaması oldu. Anri’nin kalbini kararttığını düşünüyordu canını en çok bu yakıyordu.” şeklindeydi en son cümle okunmuyordu.

Kızlar yazıyı okudular bir aşk hikâyesinin eksik parçasıydı o kâğıtta yazılanlar. Bir yazarın evindeydiler herhalde. Rüya bu Sarina ve Anri’yi merak etmeye başlamıştı baştan sona okumak istiyordu. Cemre tedirginleşmişti iyice bir yabancının evinde olmak zaten hoşuna gitmiyordu mecbur kalmış olsalar da bu yetmezmiş gibi bir de eşyaları karıştırıyorlardı Rüya’ya kızdı “Rüya yeter daha fazla karıştırmaya hakkımız yok” dedi, Rüya onu duymuyordu, bir eserin ilk halini okumak onu heyecanlandırmıştı, kimsenin eline geçmemiş bir kitabı okuyacaktı… Cemre iyice kızdı Işıl’a patladı “Ev sahibi gelene kadar bekleyelim, nasıl geri döneceğimizi bilmiyoruz dedin tamam ama adamın evini karıştırmaya hakkımız yok ben daha fazla durmak istemiyorum” dedi kapıya yöneldi. Kapı açılmıyordu, “kızlar anahtarı verin” diye bağırdı, Işıl ona anlamaz bir ifadeyle baktı ve kapıyı açmayı denedi, açılmıyordu, kapıyı kilitlememişlerdi çünkü anahtar yoktu, en azından onlar görmemişti. Cemrenin sağ gözü korkudan seğirmeye başlamıştı, Işıl şoktaydı, kapı niye açılmıyordu ki? Hemen üst kata çıktılar, Rüyayı kendine getirmek için sarstılar. “Rüya ne oluyor” dedi. Kızlar kapının kilitlendiğini ve içerde kaldıklarını söylediğinde inanmamıştı, aşağı inip o da denedi olmadı, Cemre sinirden gülüyordu, ışıl hareket edemiyordu korkudan, Rüya inatla kapıyı açmayı deniyordu sonra pencerelere yöneldi. Rüya sandalyeyi pencereye geçirecekken Işıl, kendilerini kovalayan köpeklerin yaklaştığını fark etti ve Rüya’yı durdurdu. O sırada ikinci kattan gelen seslerle irkildiler. Birbirlerine sarıldılar, kapana kısılmışlardı. Cemre ayakkabılıkta duran sopayı aldı, yavaşça yukarı çıktılar, kimse yoktu, ses gelmeye devam ediyordu, Daktiloyu fark eden Işıl oldu. Sanki görünmez bir varlık daktilonun tuşlarına basıyordu. Kızlar bir süre öylece izlediler daktiloyu, durmadan yazıyordu, Cemre sopayı daktiloya geçirecekken Rüya onu durdurdu. Kâğıtta yazılanları merak ediyordu kâğıdı aldı okumaya başladı, Sayfanın yarısı anlamsız şekilde basılmış harflerle doluydu sonrası şu şekilde devam ediyordu “Öncelikle sizi korkuttuğum için üzgünüm, ama sizi yaptığınız büyük hatadan döndürmem gerekiyordu. Sonuçta size yardım etmiş birine borcunuzu ödemeden hatta teşekkür bile etmeden gitmeniz büyük kabalık olurdu dimi? Bana bunun için de borçlusunuz. Hazır olduğunuzda borcunuzu nasıl ödeyeceğinizi anlatacağım yazıyordu en sonda not vardı. “Bana istediğiniz kadar soru sorabilirsiniz?” yazıyordu. Kızlar şaşırmıştı. Cemre sopayı daktiloya vurdu ama daktilo cemreyi geri fırlattı. Daktiloya hiçbir şey olmamıştı ve kâğıt yenilenmişti. Tuşlara çok sert bir şekilde basıldı, “Çok kabasınız yazı ve anlamsızca harflere basmaya devam etti gitgide daha sert vuruyordu. Gürültü sinir bozucuydu ve gerçekten üçü de daktiloyu parçalamak istiyordu. Bir süre sonra Işıl çalışma masasına oturduğunda daktilo durdu. Işıl daktiloya “Ne istiyorsun” yazdı. Daktilo yazmaya başladı “Yazdığım romanı tamamlamanızı istiyorum” yazdı.

Sorulması gereken bir sürü soru vardı, bunlardan en önemlisi “Neden biz?” ama o an soruların bir önemi yoktu. Kurtulmaları için, geri dönebilmeleri için bir romanı tamamlamaları gerekiyordu, Sarina ve Anri’nin hikâyesini. Kızlar romanı buldular ve okumaya başladılar. Fantastik bir aşk hikâyesiydi okudukları, hikâye masum bir hikâyeydi Sarina ve Anri’nin çocuksu aşklarını büyüdükçe yitirişini okudular. Daha çocuktular tanıştıklarında Sarina Anri’yi kurtarmıştı sonra hayatı boyunca onu kurtarmaya devam etti. Anri Sarina’yı sevmişti, onun gibi güçlü olmak istiyordu, ona layık olmak, onun tarafından kurtarılmamak, Anri iyi biriydi, nazikti. Sarina onu bilinmezlikte bıraktığında kayboldu, güçlü olmadığı için terk edildiğini düşünüyordu…

Kızlar hikâyeyi okudular, Cemre Anri’yi haklı buluyordu, Rüya Sarina’yı sürekli tartışıyorlardı. Işıl hiçbir şey söylemeden bitirdi okumayı, masadan bir kâğıt aldı bir şeyler yazdı kimse görmedi ne yazdığını, kâğıdı zarfa koydu sonrasında aşağı kata indi. Kanepenin üstüne uzandı, kızları duymamak için kafasını yastıklara gömdü.

Cemre ve Rüya sürekli tartışıyordu. Rüya Sarina’yı cesur ve fedakar bir aşık olarak görüyordu, Anri’yi hep korumuştu, kurtarmıştı; Anri ilk zorlukta Sarina’dan vazgeçmişti. Anri Sarina’yı hak etmiyordu.

Cemre’ye göre Sarina bencil ve korkak biriydi, Anri’ye güvenmediği için onu terk etmişti, Anri’ye güvenmediği için hep öne atılmıştı, ona şans tanımamıştı, Anri ona bağlıydı, Sarina Anri’nin güvenini hak etmiyordu, çünkü ona güvenmemişti. Sarina Anri’yi hak etmiyordu.

Romanın sonunu defalarca yazdılar her seferinde yırtılmış buluyorlardı, kağıtları.

Aydınlık karanlığı kovaladı, güneş ayı değişen bir şey yoktu, elde ettikleri tek şey yırtık sayfalardı.

Romanın son bölümünü tekrar okudular

“Aris kolyeyi getirdi, O öldü dedi. Sarina’nın kolyesiydi bu… bedeni yanmış bir kadının üzerinde bulunmuştu. Mor taşlı kolye Anri kolyenin içini açtı resmi hâlâ içindeydi. Kolyeyi saklamıştı ve remi hâlâ içindeydi. Anri o an anladı, yıllarca bir yalanın içinde olduğunu, görememişti. İçine düştüğü boşluktan, kalbini saran karanlıktan kurtulamamıştı. Şimdi o yoktu” sayfanın yarısı silikti. Son sayfaya geçtiler gerçeklerin ortaya çıktığı sayfaya…

Anri ve Feodal’in kanlı yüzleşmesini tekrar tekrar okudu kızlar.

Feodal Anri’ye kustu bütün öfkesini kini. Feodal de Sarina’yı sevmişti, onun olsun istemişti. İstediği her şeyi elde etmişti Feodal bir o hariç.

En sonunda Feodal arzusuna kavuşacaktı, Sarina onun olmasa da… Kılıcını çekti, Anri de ölümü bekliyordu, nasıl geldiğinin önemi yoktu, Sarina’yı kurtarma şansı yoktu… ama ölmemişti, kılıç Aris’e saplanmıştı, demir zırhı delip içinden geçmişti. Aris Anri’nin kucağına yığıldı, Anri şimdi de yoldaşını kaybediyordu, neden önüne atlamıştı ki… Aris’in başlığı açıldı Anri ile göz gözeydiler o Sarina’ydı. Ölmemişti ama ölüyordu onun için ölüyordu. Anri hiçbir şey yapamamıştı, feodal başka bir köşede Aris’in daha doğrusu Sarina’nın sapladığı zehirli hançerin etkisiyle can çekişerek ölmüştü. Sarina ve Anri baş başaydılar konuşacak çok şey vardı ama vakit yoktu” yazı burada bitiyordu.

Kızlar okudukça romanın çok kötü olduğunu düşündüler, çok fazla eksik vardı ve kendi yazdıkları beğenilmiyordu, akla gelebilecek her sonu yazmışlardı zaten, bıraktılar yazmayı, alt kata Işıl’ın yanına indiler ve kendilerini uykunun kollarına bıraktılar.

Üç kız gözlerini denizin üzerinde açtı, geri dönmüşlerdi. Şaşırdılar her şey rüya mıydı? Üçü de aynı rüyayı mı görmüştü? Kıyıya yüzdüler, şezlonglarına gittiler şaşkınlardı, Işıl çantasında buldukları şişe ve içindeki kâğıt, yaşadıklarının rüya olmadığını söylüyordu, Cevaplar o şişenin içinde ki kâğıttaydı belki de ama kızlar bunu umursamadılar şişeyi denize bıraktılar. Bütün gün eğlendiler yüzdüler ve evlerine döndüler, Sarina ve Anri’yi unuttular.

Gerçekliğin ötesinde daktilo yazmaya devam ediyordu, kendisine verilen görevi tamamlamalıydı genç adamın ona verdiği görevi…

“Sarina ve Anri baş başaydılar konuşacak çok şey vardı ama vakit yoktu birbirlerine sadece Seni Seviyorum diyebildiler, Sarina gözlerini kapadı” hikâye burada bitmedi daktilo bir sürü sayfayı atladı, son kâğıt kalmıştı “Üç küçük peri genç adamı kurtardı, Genç adam kendini affetmeyi deneyecekti, genç adam yaşayacaktı, Sarina’nın istediği gibi” Daktilo son cümleyi yazdı ve durdu, yazılacak çok şey vardı, öncesinde ve sonrasında ama bu artık Anri’nin elindeydi, genç adam hikâyesini kendi tamamlayacaktı.

Yazılamayan Son” için 1 Yorum Var

  1. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili Ece,

    Aramıza hoşgeldin. Güzel bir ilk öykü denemesi olduğunu düşünüyorum. Bir çok fikir, zamansal-kurgusal olarak farklılaştırma ve karakterler arası duygusal çekişmelerle dolu bir öykü. Kendi içinde bir dünya yaratmayı da amaçladığından gerçeklik algısında oynamayı da hedeflendiğini anlayabiliyorum

    İlham zorlu bir arkadaş çoğu zaman çünkü sana birden gelir bir görüntü, bir kelime ya da bir ses bırakır ve sen elindekinden hareketle anlatmaya, anlatırken okuyucunun da onu anlamasını sağlamaya ve anladıktan sonra da onda bir iz bıraktığından emin olmaya çalışırsın. Yazmak bü yüzden yazarı tüketen, yoran ve çok çalıştıran bir eylemdir.

    Okuyucu olarak yazar bizim için herşeyi düşünsün, anlatsın, kurgusal bağlantıları kursun, mantık hatalarını önlesin, güzel bir giriş-gelişme-sonuç yaşatsın ve biz onu okurken dünyadan kopup yazarın gerçekliğine giridiğimizde hiç bir şekilde kesintiye uğramadan hikayeyi yaşamak isteriz.

    Okuyucu olmak kolaydır. Okuyucu talepkardır. Okuyucu, hikayede bir sorun olduğunda onu çözmek istemez. İşte bu yüzden yazar olarak kağıda dökmek istediğimiz ve o çok kıymet verdiğimiz öykkülerin okuyucuya tam olarak ulaştığından emin olmalıyız.

    Yazmak aynı zamanda kas gibidir, çalıştıkça gelişir ve hazır olduğunda sana senin gelişmen gereken yerleri fark etmeni sağlayacak doluluğa ulaştırır. Dolmak için önce bardağını bir kontrol etki çatlaklardan sızıntılar olmasın. BU örneği çok veriyorum. Sende duymuşsundur. Eğer hikayede duvarda bir silahtan bahsediliyorsa, o silah hikayenin bir yerinde patlaması gerekli. Bu bağlamda, köpeklerin kızları neden kovaladığı, evden çıkmak istediklerinde birden neden görünür oldukları, yaraların iyileşmesinde evin rolü (eğer varsa) Işıl’ın o kağıda ne yazdığı, o kağıdın sonradan neden kullanılmadığı, bunu hangi amaçla yaptığı gibi bazı örnekler verebilirim.

    Bol bol yaz. Biz de bol bol okuyalım. Gösterdiğin gelişime hayret edeceksin :slight_smile:

    Tekrar hoşgeldin.
    Eline ve hayal gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!