Öykü

Balkabağı

“Öyle olsa bile “ dedi gözlerini devirerek Psikolog Ömer Bey, “Söylediklerinizin doğruluğunu kanıtlayacak hiçbir şey yok ki.”

“Zaten kanıtlamak zorunda değilim Ömer Bey; tam aksine, siz yanlışlığını kanıtlamalısınız.” dedi Mürüvvet Hanım gözlüklerinin üzerinden bakarak.

Ömer Bey iç çekti. Bu tarz hastalara çok rastlamıştı kariyeri boyunca. Kimisi kendisini bir casus, kimisi de bir özel dedektif sanıyordu. Mürüvvet Hanım ise bir “cadı” olduğuna inanıyordu. Ama alelade bir cadı değil; sadece cadılar bayramında cadılık yapabilen bir cadı olduğunu düşünüyordu. Neden böyle egzantirik hastalar beni bulur ki diye düşündü cümlesine başlamadan önce. “Eski sevgilinizi bir penguene çevirdiğinizi söylüyorsunuz. Neden bir “penguen” peki?” Ömer Bey penguen kelimesini üstüne bastırarak söylemişti. “Bir keçi veya bir koyuna, hatta bir kurbağaya bile çevirebilirdiniz. Neden penguen?” Şuh bir kahkaha attı Mürüvvet Hanım. “Ay neden olacak; şişkoydu ve paytak paytak yürüyordu. Penguenlik onun ruhunda vardı. Ayrıca şurayı açıklığa kavuşturalım ki ben O’nu penguene çevirmedim; sadece ruhunun temsil ettiği canlıya dönüşmesini sağladım.” Ömer Bey bu arada çaktırmadan saatine bakmıştı. Seansın bitmesine daha 15 dakika vardı. Çok sıkılmıştı ve seansı bitirip eve gitmek için can atıyordu.Üstelik bu Mürrüvvet Hanım’la olan kırkdördüncü seansıydı. “ En azından eski sevgiliniz olan pengueni getirebilirdiniz. Bu size inanmam için bir fırsat olurdu. Sonuçta burası Adana ve yazın ortasındayız. Burada bir penguen bulunma ihtimali Mars’ta yaşam ihtimali kadar düşük olsa gerek.” Mürüvvet Hanım o ünlü şuh kahkahasını patlatıverdi yine. “Ayol sabah uyandığımda evde yoktu penguen. Kapı aralığından kaçıvermiş; ben ne yapabilirim ki.”Psikolog bu fırsatı kaçırmadı ve hemen atıldı. “Ama bir cadı olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Kayıp bir hayvanı da bulabilirsiniz değil mi?” Mürüvvet Hanım bu sorudaki gizli alayı sezmişti ve bu O’nu oldukça öfkelendirdi ama dışa vurmadı öfkesini. “ Altı üstü bir cadıyım ben; özel dedektif değilim ki! Sonuçta benim de yeteneklerim sınırlı.”

Bu kadarı Ömer Bey’e yetmişti artık. Bu kadın cadı olduğunu, bir insanı hayvana çevirebildiğini iddia ediyordu; ama hayvan kayıp olunca bulamadığını, yeteneklerinin sınırlı olduğunu öne sürüyordu. “Bakın Mürüvvet Hanım. Görüyorum ki sizin sorunlarınız benim tedavi yeteneklerimi aşmakta. Size ilaç tedavisini daha uygun görüyorum. Önereceğim bir doktor var; buyrun bu da kartı.” derken elindeki kartı Mürüvvet Hanım’a uzattı Ömer Bey.

“Yani seanslarımız burda bitiyor mu Ömer Bey?” Mürüvvet Hanım şaşkındı ve hayal kırıklığına uğramıştı. Birkaç saniye sonra bu hisler yerini öfkeye bırakacaktı. Peki dedi Mürrüvvet Hanım ve endisine uzatılan kartı alıp doğrudan çantasına attı.

“Bakın Ömer Bey; öfke kontrol sorunu olan birisi neden ilaca ihtiyaç duysun ki. Pek tabiki de psikoterapiyle çözülebilir bu problem.”

Ömer Bey tekrar iç çekti. Bu seans boyunca üçüncü iç çekişiydi. “Mürrüvvet Hanım hala anlamadınız mı siz patolojik bir vakasınız. Öfke kontrolunuzun zayıflığı sadece bir semptom. Hastalığınız çok ciddi bir boyutrta. Cadı olduğunuzu iddia aeidyorsunuz. Size ciddi bir ilaç tedavisi lazım. Ve evet artık benim hastam olmayacaksınız çünkü size artık yardım edebileceğimi zannetmiyorum. Benim tedavi kabiliyetylerimin sınırları dışına çıktınız.” Ömer Bey bütün bunları oldukça sakin ve alçak sesle söylemişti çünkü Mürüvvet Hanım’ı incitmek istemiyordu.

Spiritus dei extractum. Spiritus commercium non herba.Mürüvvet Hanım hızla ayağa kalkmış ve ağzından bu cümleler Çarçabuk dökülmüştü. Ardından hızla odadan çıktı ve kapıyı sertçe kapadı.

“Borcunuz 200 TL” dedi sekreter kız Mürüvvet Hanım’a ve ekledi : “Yeni seans oluşturuyor muyuz?” “Hayır; bu son seansımdı” dedi Mürüvvet Hanım ve 200 TL’yi sekreter kıza uzattı. Odadan dışarı çıkarken ekledi: “Ah nerdeyse unutuyordum. Ömer Bey yarım saat boyunca rahatsız edilmek istemiyor” ve dışarı çıkıp kapıyı kapattı.

Aradan 45 dk geçmesine rağmen Ömer Bey odadan çıkmayınca sekreter kız okuduğu gazeteyi bir kenara bıraktı. Kapıya vurmasına rağmen ses gelmeyince içeri girdi. Bir masa 2 koltuk ve ortadaki sehpa dışında dikkatini çeken ilk şey koltuğun üzerindeki balkabağıydı. Ne balkabağına ne de Ömer Bey’in kendisi görmeden odadan nasıl çıktığına dair bir fikir yürütemedi. Odanın kapısını ve ışıkları kapadı. Gazeteyi kolunun altına sokuşturup ofisi kilitledi. Kolunun altındaki gazetede şu başlık dikkat çekiyordu: Şok!!! Adana’da Seyhan Nehri’nde Nereden Geldiği Belli Olmayan Bir Penguen Bulundu.

Balkabağı” için 13 Yorum Var

  1. Ah Ömer Bey inansanız ne olurdu? 😀
    Bana Ömer Bey biraz sinirli bir adammış gibi geldi. Bir psikolog sinirli olmamalı. Belki de sinirli değildir de bana öyle gelmiştir.
    Sonuç olarak güzel bir öyküydü elinize sağlık.

    1. Evet psikolog biraz sinirli; bu da Mürüvvet Hanım’dan bıkmış olmasından kaynaklanıyor. Dile kolay tam 44 seans olmuş. Ama bu durumu öykümde pek iyi yansıtamamışım okuyucuya. Şimdi tekrar okuyunca farkettim. Beğendiğiniz için teşekkür ederim.

  2. Kısa ve güzel, akıcı öyküydü. Ömer Bey 44 seans boyunca iyi dayanmış. Sonu güzeldi keşke sekreter balkabağını alıp evde içini oysaydı daha güzel olurdu sanki. Ellerinize sağlık.

    1. Evet sizin finaliniz daha bir güzel sanki. Aklıma gelmedi ama 🙂 Yorumunuz için teşekkür ederim.

  3. Seansın bitmesine daha 15 dakika vardı.
    15 yerine biraz küsürümsü bir rakam kullanmakta fayda var. 14, 17 gibi. Hatta bir adım ile gidip kahramanın psikolojisine uygun olarak saniyeyi de ekleyebilirsiniz.

    Daha sık paragraf başı kullanmanız okuyucunun gözlerini rahatlatacaktır.

    “ En azından eski sevgiliniz olan pengueni getirebilirdiniz. Bu size inanmam için bir fırsat olurdu. Sonuçta burası Adana ve yazın ortasındayız. Burada bir penguen bulunma ihtimali Mars’ta yaşam ihtimali kadar düşük olsa gerek.”
    Sanırım “bu seansta kendisini getireceğinize söz vermiştiniz.” derseniz psikoloğu daha zeki gösterecek ve öyküde sık sık “penguen” kelimesinin geçmesini engelleyecektir. (Gerçi mekanın belirtilmesi gerekiyor gibi de…)

    “Ama bir cadı olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Kayıp bir hayvanı da bulabilirsiniz değil mi?”
    “Kayıp bir hayvanı da bulabilirsiniz değil mi?” diye kullanırsanız daha vurgulu olur.

    Yine güzel bir giriş sunmuşsunuz, hemen seans odasında buluverdim kendimi. Öykünün boyu, anlatımın akıcılığı yerindeydi. Karakterlerin konuşmalarıyla kişiliklerini ve ruh hallerini güzel sunmuşsunuz. Hele temayı benden çok daha iyi kullanmışsınız, burası bir gerçek. Bu kadar güzel öyküler yazıyorken, hiçbir seçkiyi boş geçmemelisiniz. Öykü yazmanızın henüz ilk yıldönümü bile olmadı sanıyorum. Şimdiden böyle eserler, böyle farklı farklı dünyalar sunabiliyorsanız, birkaç sene sonra kimbilir nerede olursunuz. Ama o noktaya zamanın geçmesini bekleyerek değil, kalemlerdeki mürekkepleri tüketerek varabilirsiniz.

    Elinize sağlık, daha sık yazın, bol bol yazın.

    1. Eleştirileriniz için teşekkür ederim. Çok kısa sürede yazdığım bir öykü oldu:; üzerinde fazla durmadım. Bahsettiğiniz konular üzerinde duracağım. Diğer öykülerde görüşmek üzere.

  4. Merhabalar, öykü gayet eğlenceli olmuş, tebrikler. Okurken Mürrüvvet hanımın gibi düşündüm, Ömer beyi balkabağı yapmadan evvel cadı olduğuna inandırsaydı keşke dedim. Yazık oldu Ömer beye. Sonunda ki gazete kısmı sanki olmamış gibi geldi, mantığıma oturtamadım. Sabah kaybolan penguen aynı günün gazetesinde haber olamaz diye düşündüm. Televizyonu kapatsaydı son kısımda, televizyonda son dakika haberi olsaydı mesela, daha şık olabilirdi. Bu ufak detay dışında beğendim emeğinize sağlık, bir Adanalı olarak Adana kelimesini gördüğümde de ayrı bir sevindim, belirtmek isterim, bir sonraki seçkide görüşmek üzere.

    1. Açıkçası hem öykü hem de öykünün sonu biraz aceleye geldi benim için; o yüzden son kısımdaki olmamışlık hissini yaşamanız gayet normal.
      Türk öykülerinde genellikle İstanbul arka planını kullanmayı tercih ediyor yazarlar. Açıkçası bu durum beni biraz gocunduruyor. Bir Adanalı olarak öykülerimde kendi şehrimi kullanmayı tercih ediyorum.

  5. Açıkçası hem öykü hem de öykünün sonu biraz aceleye geldi benim için; o yüzden son kısımdaki olmamışlık hissini yaşamanız gayet normal.
    Türk öykülerinde genellikle İstanbul arka planını kullanmayı tercih ediyor yazarlar. Açıkçası bu durum beni biraz gocunduruyor. Bir Adanalı olarak öykülerimde kendi şehrimi kullanmayı tercih ediyorum.

  6. Merhaba, güzel esprili bir öykü kaleme almissiniz. Öykünün tadını biraz daha cikartabilirdiniz sanki. Yine de zevkle okudum. Ellerinize yüreğinize sağlık.

    1. Teşekkür ederim övgü dolu sözleriniz için. Doğru söylüyorsunuz; öykü daha uzun olabilirdi. Ama nedense bu öyküyü kısa tutasım geldi; uzatmak istemedim. 🙂

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *