Öykü

Efsane

“Evet arkadaşlar, hepinizin de bildiği gibi bugün yılın son günü ve bu dersimiz 2012’nin son dersi. O yüzden bu derste sizi sıkmayacağım. Sadece Selin arkadaşımızdan ona verdiğim ödevi okumasını istiyorum.” Öğretmenlerinin bu sözleri üzerine sınıfın büyük çoğunluğu ders işlenmeyeceğini anladığından çığlık atarak sevinmeye başladı. Öğretmen tekrar kontrolü eline almak için konuşmasına devam etmeye başlarken sevinç çığlıkları azalıyordu. “Selin, benim masama oturarak okumak ister misin? Hadi gel bakalım”

“Peki öğretmenim.” Cam kenarındaki sıradan, arkadaşlarına göre biraz kısa boylu olan sarı saçları iki yandan örülmüş kız eline sırasında duran kâğıdı alarak öğretmen masasına oturdu.

“Başla bakalım.” Öğretmen başlamasını söylediği anda tüm sınıf sessizlik içinde Selin’e dönerek dikkatlice dinlemeye başladı.

“Efsaneye göre, yüzyıllar önce bölgemizde büyücüler yaşarmış. Bunlardan birisi öyle yetenekliymiş ki istediği bir şeyi asasının küçük bir hareketiyle elde edebiliyormuş. Aslında ona bu gücü getiren bir sırrı varmış ama bunu kimseye söylemiyormuş. Bir süre sonra gücünü daha da arttırmaya başlayarak diğer sağ kalan büyücüleri de yok etmiş ve dünyayı kendi yönetimi altına almak için insanları kullanmaya başlamış. Gittikçe yaşlanan büyücü, bu kadar güce sahipken bile sonsuz ömrü elde edemiyormuş. Bu yüzden kendisi gibi büyü yapabilen, asistanlığını yapabilecek ve ölümsüzlük için ona yardım edecek birini daha yetiştirmeye karar verip kökeni eski büyücü ailelerine dayanan küçük bir çocuğu zorla ailesinden alarak daha konuşmaya başladığı ilk andan itibaren eğitmeye başlamış. Çocuk on yaşına geldiğinde büyücünün düşündüğünden de fazla büyü bilgisine sahipmiş. Yavaş yavaş da onu eğiten büyücüye karşı görüşte düşünceler benimsemeye başlamış. Artık çocuk, onu eğiten büyücünün büyük gücünün sırrını da biliyormuş. Dünyaya gelen ilk büyücünün yaptığı asa o büyücünün elindeymiş. Asırlardan ailesinden yadigâr kalan o asanın gücünü fark edebilen tek büyücüymüş. Ama artık çocuk da bunu biliyormuş ve o asayı ele geçirip büyücünün hayatına son vermek için planlar yapmaya başlamış. Çünkü büyücü, çocuğu ailesinden ayırıp istediklerini yapması için yıllarca çabalamış. Büyücüye karşı düşüncelerini belli etmeden kendisini sürekli onun tarafında göstermeye çalışan çocuk bir gün büyücü uyurken asayı çalmış ve büyücüyü öldürmüş.

Kısa bir süre içerisinde dünyaya yeniden iyilik ve sevgi hâkim olmuş. Çocuk yaşında dünyayı kötülükten kurtaran bu büyücü artık soyunun tek bireyi olarak kalmış. Zaten o da büyücülerin var olmasına karşıymış çünkü gücü elde edenlerinden birinin zamanla diğer büyücü gibi olabileceklerini biliyormuş. Kendisi de büyücüyü öldürdüğü günden beri asayı hiç kullanmamış.

Bir yılbaşı gecesi aklına bir fikir gelmiş ve asasını sakladığı yerden çıkararak yıllar sonra tekrar sallamış. Bahçesinde bir tren belirmiş, bir kez daha sallamış ve trenin her yılbaşı gecesinde sadece çocuklar tarafından görülebilmesini sağlamış. Canlı bir bedene yapamayacağı ölümsüzlük büyüsünü de yapmış ve yüzyıllar boyunca yaşayacak her yılbaşı gecesinde belirerek gün doğana kadar onu görebilen çocukları gezdirecek bir tren var etmiş. Trenin içine girerek onu görebilecek ve gezebilecek çocukların hayallerini gerçekleştirmesi için asayı saklamış.

Artık yüzyıllar boyunca hayatta en çok istediği şeyi küçük bir kâğıda yazan ve yılbaşı gecesi yastığının altına koyan çocuklar treni görebilirmiş.”

Okuduğu kâğıdı öğretmeninin masasında bırakarak ayağa kalktı ve yerine oturdu. Tüm sınıf Selin’in okuduklarından öyle etkilenmişti ki hepsi farklı bir yere bakarak dalıp gitmişti. Öğretmen bunu fark ederek ellerini alkış yapar gibi birbirine iki defa çarparak sınıfın tekrar kendine gelmesini sağladıktan sonra konuşmaya başladı.

“Bize bu efsaneyi araştırıp getirdiğin ve okuduğun için teşekkür ederiz Selin.” Sınıfı baştan aşağı süzercesine kontrol ettikten sonra sözlerine devam etti. “Hadi bakalım hepiniz küçük birer kâğıt çıkarın ve hayatta en çok istediğiniz şeyi yazın. Ondan sonra bunu birbirimizle paylaşalım.” Tüm sınıf heyecanla çantalarını kurcalayarak kâğıt ve kalemlerini çıkardı.

“Sanırım herkes yazdı. Evet, ilk önce kim okumak ister?” Büyük bir çoğunluk parmağını kaldırarak havada sallamaya başladı. “O zaman ilk önce bize bu efsaneyi araştırıp gelen Selin arkadaşımız okusun bakalım.” Herkes parmaklarını indirerek az önce efsaneyi anlatıp tekrar yerine oturmuş olan kıza dönerek dinlemek için hazırlandı.

“Ben kocaman ve konuşan bir oyuncak bebek isterdim öğretmenim. Böylece onunla sabaha kadar oyun oynar birbirimize masal okurduk.” Sözlerini bitirdiği anda sınıfta tekrar parmaklar havaya kalktı.

“Peki, sen oku bakalım Kemal. Sen hayatta en çok neyi isterdin?”

Selin’in arkasındaki hafif iri yapılı kısa kıvırcık sarı saçlı çocuk ayağa kalktı ve masasındaki küçük kâğıdı eline alarak okumaya başladı: “İçinde her türlü oyuncağın bulunduğu kocaman bir oda.”

Öğretmen sırayla herkese okutmaya devam etti.

“Okumayan kimse kaldı mı arkadaşlar.”

Kemal “Özgür okumadı öğretmenim” diyerek ayağa kalktı ve en arka sıradaki çocuğu işaret etti.

“Ben okumak istemiyorum öğretmenim.” Ayağa kalkarak oldukça kısık bir sesle cevap verdi Özgür.

“Hadi Özgür, bak tüm arkadaşların okudu. Sen neden okumak istemiyorsun?”

“Şey… Öğretmenim…” sözlerini bitiremeden yerine oturdu ve yüzünü sıraya kapadı. Öğretmeni yanına yaklaştı ve eğilerek sadece Özgür’ün duyabileceği bir sesle konuşmaya başladı.

“Yazdığın şeyi gerçekten çok mu istiyorsun? Yoksa yazdıkların çok garip ya da çok mu komik?”

“Okumak istemiyorum öğretmenim.” Sesi bu sefer biraz daha titrek çıkmıştı.

“Tamam o zaman. Sadece benim okumama izin verecek misin?”

Öğretmeninin bu sözleri üzerine masasından kâğıdını alarak pantolonunun cebine koydu. “Hayır!”

Öğretmen çocukça bir şeydir herhalde diye düşünerek inadından vazgeçti ve yavaşça ayağa kalkarak masasına gidip oturdu. Şimdi Özgür de başını kaldırmış ona bakıyordu. Tüm sınıf şaşkınlık içinde bir Özgür’e bir öğretmenlerine bakarak aralarında konuşmaya başladılar.

“Arkadaşlar zil çalmak üzere hadi çantalarınızı toplayın.” Sözlerini bitirdiği sırada zil çalmaya başladı. “Hepinize iyi tatiller. Yazdıklarınızı, yastıklarınızın altına koymayı unutmayın.”

Sınıftakiler sırayla öğretmenlerine “İyi tatiller!” diyerek dışarı koşturmaya başladılar. Sınıfta en son Özgür ve öğretmeni kalmıştı. “Yazdıklarını okutmama kararın hala geçerli mi Özgür?” Olabildiğince tatlı bir dille konuşmuştu öğretmen. Sanki o kâğıtta yazanlar çok önemli bir bilgiymiş gibi davranıyordu.

“İyi tatiller öğretmenim” diyerek çantasını omzuna astı ve sınıftan dışarı çıktı.

* * *

Özgür tabağındaki son patatesi de ağzına atarak ayağa kalktı ve odasına doğru yürümeye başladı.

“Doydun mu Özgür?”

“Evet teyze. Ellerine sağlık.” Sesi oldukça kısık ve titrekti. Odasına girdi ve üstünü değiştirerek çıkardıklarını özenle dürdü. On yaşındaki bir çocuğa göre oldukça düzenliydi. Odasında sadece bir çalışma masası, bir yatak ve küçük bir giysi dolabı vardı. Dürdüğü kıyafetlerini dolabına yerleştirdi. Yatağına uzanarak gözlerini tavana dikti. Bugün sınıfta olanları düşünüyordu. Acaba kâğıda daha başka bir şey yazıp okusa mıydı? Ama hayatta en çok istediği şey konusunda yalan atamazdı ve bunu kimseye de söylemeye cesaret edemiyordu. Başkalarından korktuğundan değil, en çok kendinden korkuyordu. Bu sözcükler ağzından çıkabilir miydi?

Hızlıca ayağa kalktı ve dolabından okul pantolonunu buldu. Cebinden küçük kâğıdı çıkararak yastığının altına koydu. Tekrar yatağına uzanarak düşünmeye başladı. “Keşke gerçek olsaydı” dedi kendi kendine.

* * *

Garip bir sesle sıçrayarak uyandı. “Ses dışardan gelmiş olmalı” diyerek camdan dışarı baktı ve bir süre hareket edemeden öylece bakakaldı. Gözlerini ovuşturarak odasına göz gezdirdi ve tekrar camdan dışarı baktı. Gördüğü şey hala orada bütün heybetiyle duruyordu. Kocaman ve bembeyaz bir tren… Hemen yastığını kaldırarak baktı ve kâğıdın orada olmadığını fark etti. Koşarak dışarı çıktı ve bu arada teyzesinin yattığı odanın camına bakmayı da ihmal etmedi. Hiçbir hareket yoktu. Demek ki tüm efsane doğruydu ve şu anda burada bu treni benden başka görebilen yok diye düşündü. Kâğıda yazdığı şeyin gerçekten o trenin içinde olup olmadığını öyle merak ediyordu ki bahçede koşarken ayağına batan dikenlere hiç aldırış etmiyordu. Trenin kaç vagonu olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. Bir sis bulutu ilk iki vagondan sonrasını görmesini engelliyordu.

Artık trenin yanına gelmişti ve tam o sırada ikinci vagon ile birinci vagon arasında bir kapı açıldı. İçeri girdiği anda kapı tekrar kapandı ve bir düdük sesiyle hareket etmeye başladı. Birkaç dakika olduğu yerde kalakaldı. Çünkü önünde yeni açılan kapının arkasında kâğıtta yazılı olan hayalinin gerçek olduğunu düşünüyordu.

Heyecanlıydı, korkuyordu, şaşkındı… Kapıya yaklaştı ve içeri baktı. Beş on metre ilerisinde bir camın yanında durmuş beyaz bir kıyafet giymiş, uzun saçlı bir kadın duruyordu. Yüzünü tam olarak görememişti ama onu tanımıştı.

“Anne…” tek kelime çıkmıştı ağzından ve bunu duyan kadın kollarını açarak ona döndü.

Dört yıl önce ölen annesi tam da hatırlayabildiği haliyle tekrar karşısında duruyordu ve güneş doğana kadar tekrar onunla olacaktı…

Efsane” için 4 Yorum Var

  1. Öykünün dili, kurgusu sade ve düzenli. Dikkatimi çeken tek şey şu oldu: Öyküde sanki Amerikanvari bir hava var. Öyküdeki karakter adları Selin, Özgür; ama öykü sanki Türkiye’de geçmiyormuş gibi geldi bana. Belki de efsaneden ötürü, böyle bir fikre kapılmış olabilirim. Efsaneye biraz daha yerel öğeler katılsa, bu değişebilirdi diye düşünüyorum.

    Eline, kalemine, emeğine sağlık!

    1. Okuyup değerlendirdiğiniz için teşekkür ederim. Eleştirdiğiniz konu hakkında haklısınız; okunduğunda Türkiye’de geçen bir olaymış havası pek katmıyor. Ancak yabancı isimler kullanmayı sevmediğimden bu şekilde yazdım, bundan sonra verdiğiniz tavsiyeye uyup öykülerime biraz daha yerel öğeler katmaya çalışacağım.

  2. Öyküde gerçekten sade ve düzenli bir kullanılmış. Bu tren bana bir filmi hatırlattı. Şuan ismini hatırlayamıyorum ama gerçekten çok beğenmiştim o filmi. Ve bu hikayeyi de çok beğendim.
    Ellerine yüreğine düşünen beynine sağlık.

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim, beğenmenize sevindim. Böyle bir film izlemedim ama bu konuyu düşünen ilk kişinin ben olmadığımı eminim. 🙂

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *