Öykü

Göle Yansıyan Dolunay

ilham alınan eser

Bram Stoker – Dracula

Soğuk rüzgarların taşıdığı bulutlar, arada dolunayı gökyüzünden silerken, Kont Dracula, şatosunun kulesine doğru basamakları tek tek tırmanıyordu. Duvardan destek alıyordu elbet, fakat bu yaşlı bedeninden değil de yorgun ruhundan kaynaklanıyordu. Tepeye varınca ay ışığı altında pencereye yanaştı. Pervazdan dışarı adım atıp koruluğa çıktı. Serin esintinin soluk boynunu yalamasına izin verdi. Bu akşam kızıl pelerinini giymişti, sadece bu uğursuz günlerde, yani doğum gününde kullanılmak üzere diktirdiği pelerini. Esintide bir bayrak gibi dalgalanıyordu.

Koca bir yüzyıl daha geride kalmak üzereydi. Kont’un bakışı ellerindeki kırışıklara kaydı. Aradan geçen zamanın bir önemi yoktu, yoktu farkı günle yılın, yoktu farkı yüzyılların. On bin senedir ruhunun eksik parçasını aramaktan usanmış, bu azap dolu kovalamacanın artık bitmesini diliyordu. Tıpkı yapraklarının tek tek yolunmasına dayanamayıp bir an önce kışın gelmesini dileyen ağaç gibi.  Kont, cebinden çıkardığı çakıl taşını bahçedeki minyatür göle doğru fırlattı. Çakıl silik bir ıslık çıkartıp hızla suya gömüldü.

Tüm kıtaları baştan sona dolaşmış, yedi okyanusta yelken açmıştı.  Bakireler, fetüsler, oğlancılar, kahramanlar tanımıştı; hepsinin tadı aynıydı. Aynıydı fareyle köpekle, aynıydı tok karnına içtiği bir bardak suyla, aynıydı soluduğu havayla. Geçen yıllar her şeyin lezzetini sökmüş, tadını aynı kılmıştı.

Bahçe kapısının ince bir iniltiyle aralandığını duydu. Az önce de sokak kaldırımından yükselen ayak seslerini işitmiş fakat önemsememişti. Geri kuleye girdi, salona inip beklemeye koyuldu. Büyük ihtimalle Mari’ydi, gülümsedi, elbette Mari’ydi. Son yarım yüzyılda kimin aklına düşmüştü ki başka?

Mari, iki katı boyundaki bir tabloyu andıran, ince koliyi ağır adımlarla taşıyordu. Ayağını verandanın basamağına atar atmaz şatonun dev ahşap kapıları kendiliğinden aralanıp, iki ayrı yana açıldı ağırca. Mari, her adımda bir sonraki basamağı bulmak için uğraş veriyordu. Pakete gösterdiği bu dikkat, Kont’a karşı korkusundan değildi. Sadece ve sadece ona duyduğu saygıdan dolayı kaynaklanıyordu.

Kont, Mari’nin taşıdığı dev pakete baktı.  Bir yağlıboya olmalıydı, doğum günü için hazırlanmış bir başka portre. Ne düşünceliydi insanlar, tek gördüğü çerçevenin ortasında duran, içi boş bir şarap fıçısının suretiydi. Kimden, diye bile sormak niyetinde değildi.

Mari, paketi yemek masasının yakınına indirip duvarına yasladı. Kont’a döndü, başını öne eğip reverans verdi. “İsleket Prenses’ten.” dedi. Elindeki makbuzu imzalaması için Kont’a uzattı. Yakasını aralayıp boynunu açığa çıkartı ve bekleme koyuldu.

Kont makbuza uzanıp bir de kendi gözleriyle inceledi. Gerçekten de ondandı, İskelet Prenses’ten. Sağ elini havaya kaldırdı. Orta parmağının tırnağını çıkartıp, işaret parmağına sığ bir çizik attı. Kanayan damlaları makbuzun üzerine bastırdı. Makbuzu elinden bırakıp merdivenlere doğru yöneldi.

Mari havada bir beşik gibi süzülen makbuza bakakaldı. Dracula, boynundan bir öpücük almadan nereye gidiyordu. Kontun sırtındaki kızıl pelerini görünce hatırladı, bugün onun doğum günüydü. Merdivenden ağır ağır tırmanan ölüyü seyretti Mari, sanki tüm gücü tükenmişçesine tırabzandan destek alıyordu Kont. Bu esnada Mari hala boynunu yana eğmiş, sol koluyla yakasını aralar haldeydi. Kont’un geri gelmeyeceğini anlayınca gömleğini düzeltti. Pakete döndü, iyi niyetinden dolayı ambalajı söktü. Ortaya ahşap çerçeveli eski bir ayna çıktı. Güzel bir ayna, diye düşündü Mari evden çıkarken.

Kont, tekrar salona indiğinde aklında İskelet Prenses vardı hala. Hele kızın hediyesi görünce şaşkınlığı bir kat daha arttı. Bu lanet kız neden bir ayna yolluyordu ki şimdi, hatırladığı kadarıyla ona bir kötülüğü dokunmamıştı. İçinde bulunduğu ruh halinden bir sıyrılıp gülümsedi. Dokunamazdı ki ona, ölümün el süremediği kemiklere diş geçiremezdi ki zaten.

Bir an için kalbi nefesle doldu. Yalnız hissetmedi kendisini. Bu ölümsüzlüğe terk edilmiş kız, dünyanın her neresinde olursa olsun dünyada kendisine eşlik ediyordu. Aynaya gözü kaydı, iyi de bu ahmakça hediye de neyin nesiydi? Daha demin içinde hissettiği alev söndü, tekrar bir soğukluk kapladı kalbini. Zaten kendisinin yalnızlığı nasıl bir olurdu ki bir başkasıyla, hele hele gününü oradan orada koşarak geçiren, ejderha kesip krallık devirerek eğlenen bir aptalla. Ne zaman vazgeçecekti bu kız, ne zaman anlayacaktı ki kovanın dibinin çatlak olduğunu? Eninde sonunda su akıp gidecekti, arkada kalan her damla da kuruyup gidecekti.

Akşam yemeği bir uçtan diğer uca uzanan masanın başına geçti. Ayna tam karşısında duvara yaslı duruyordu. Kadehini eline alıp çerçeveye yaklaştı. Kendi görüntüsünün yokluğunda bir resmi andırıyordu. Tüm dünya gibi bu çerçevede de yeri yoktu kendisinin, tüm yeryüzünde aradığını bulamamıştı.

Kadehini yokluğa kaldırdı. Bir yudum çekti su tadındaki kırmızı şarabından ve tek bir an daha düşünmeden masanın üzerindeki yarasa biblosunu aynaya fırlattı. Çatlak daha tavana ulaşmadan yansımasını gördü. O andan sonra hiçbir şey eskisi gibi değildi artık. Soluk teninde parlayan gözleriydi ilk fark ettiği. Göle yansıyan dolunayı andırıyordu.

Deniz Eksilen

Öykü, roman, novella, deneme ve şiir yazıyorum. Psikolojik hikayeleri seviyorum. Arada gerçekçi kurgular kullansam da, bilimkurgu ve fantastik favorim.

Yorgos Lantimos izliyor, Marcel Proust okuyor, Heraklitos’u düşünüyor, Carl Sagan’ı anıyor, Progressive House dinliyor, scooter kullanırken elimi uzatıp otlarla tokalaşıyorum. Rüzgarı, dalgayı, ve abartmadığı sürece yağmuru seviyorum.

Anime ga daisuki desu.

Göle Yansıyan Dolunay” için 12 Yorum Var

  1. Merhaba Deniz,
    Yine kısa, hızla okunan bir öykü. Geçen ay öykünün havasına giremeden bitmişti. Bu ay çok beğendiğimi söylemeliyim. Çünkü Dracula’yı, yalnızlığını ve 100 yıl sonra da yine yalnız olacağını, sonsuz yaşamında hiçbir şeyden tat alamayacağını güzel işlemişsin. Eline, kalemine sağlık.

    1. Merhaba Erdoğan,
      Sanırım bundan sonra öyküleri biraz daha uzatacağım. Zaman bulabilirsem 1.000 kelimenin üzerine çıkmayı planlıyorum. But no promise!
      Aslında eksiklikten bahsetmek istemiştim. Fakat sizin ve diğer arkadaşların yorumlarından, yazmak istediğim ile ortaya çıkan öykünün farklı olduğunu anladım. Öykünün temasına iyi odaklanmam gerek gibi.

      Okuyup yorumladığınız için teşekkürler.
      Tekrar görüşmek dileğiyle.

  2. Merhaba,
    Dracula ve bitmeyen yalnızlığı güzel bir tema seçimi. Öykünüz de yalın ve oldukça akıcı. Ancak bu iç sıkıcı yalnızlığın biraz daha yoğun verilebileceği, okurun da Dracula için üzülmesi ya da o hissi yaşamasının sağlanabileceği düşüncesindeyim.
    Elinize sağlık.

    1. Merhaba Burak,
      Aslında eksiklikten bahsetmek istemiştim. Fakat ortaya çıkan öykü yalnızlık teması üzerineymiş gibi gözükmüş. Bu bakış açısından bakmadığım için de haliyle yalnızlık bakımından eksik gözüküyor. Öykü temasına daha iyi odaklanmalıyım gibi. Yorumlarda geçince daha yeni fark edebildim.

      Belirttiğiniz için teşekkürler,
      Tekrar görüşmek üzere.

  3. Merhaba,
    Güzel bir öyküydü. Öyküde İskelet Prenses’e gönderme yapman da hoştu.
    Betimlemelerin ve Dracula’nın ruh tahlili öykünün kısalığına rağmen yeterli ve başarılıydı. Öykü uzayabilirdi, daha çok aksiyon olabilirdi belki ama bence senin vermek istediğin Dracula’nın ruh hali olduğu için öykü bu haliyle amacını yerine getirmiş.
    Kalemine sağlık.

    1. Merhaba Öznur,
      Gördüğünüz eksiklikler tam da kendimi üzerine geliştirmeye çalıştığım noktalardı. Bu aydan itibaren öyküleri uzatmaya, 1.000 kelime üzerine çıkmaya çalışacağım. Ayrıca oldukça kısıtlı kullandığım aksiyon sahnelerini de ruh tahlilleriyle orantılı gözükecek hale getireceğim.
      Okuyup yorumladığınız için teşekkürler,
      Tekrar görüşmek dileğiyle.

  4. Merhaba;
    Yaşlılık herkes için çekilmez oluyor galiba, Dracula için bile… Ellerine, yüreğine sağlık, güzel bir öyküydü.

    1. Merhaba Nurdan,
      Sanırım öyle, yaşlılık herkes için çekilmez bir hal alıyor.
      Beğenmenize sevindim. Tekrar görüşmek dileğiyle.

  5. Merhabalar. Ve yine çok güzel bir öykü.

    ”Tıpkı yapraklarının tek tek yolunmasına dayanamayıp bir an önce kışın gelmesini dileyen ağaç gibi.”

    ”Bakireler, fetüsler, oğlancılar, kahramanlar tanımıştı; hepsinin tadı aynıydı. Aynıydı fareyle köpekle, aynıydı tok karnına içtiği bir bardak
    suyla, aynıydı soluduğu havayla. Geçen yıllar her şeyin lezzetini sökmüş, tadını aynı kılmıştı.”

    ”Bu esnada Mari hala boynunu yana eğmiş, sol koluyla yakasını aralar haldeydi. Kont’un geri gelmeyeceğini anlayınca gömleğini düzeltti” 🙂

    ”Eninde sonunda su akıp gidecekti, arkada kalan her damla da kuruyup gidecekti.”

    Şuraya bir itirafı not düşeyim: Seçkide yazım dilini en sevdiğim yazar sizsiniz. Çoğu öykünüzü tekrar tekrar ve gıptayla okuyorum.
    İskelet Prenses’i yeniden görmek de güzeldi. Kendisinden yakın zamanda bir öykü okuruz umarım.

    Ellerinize, kaleminize sağlık. Gelecek seçkilerde de görüşebilme umuduyla.

    1. Merhabalar Osman,
      Beğenilerinizi belirttiğiniz için teşekekürler.
      Biraz eleştirseydeniz daha da memnun olurdum.

      Kanayan damlaları makbuzun üzerine bastırdı. Makbuzu elinden bırakıp merdivenlere doğru yöneldi.
      Mari havada bir beşik gibi süzülen makbuza bakakaldı.
      Burada makbuz kelimesini ardarda üç cümlede kullanmışım.

      Eninde sonunda su akıp gidecekti, arkada kalan her damla da kuruyup gidecekti.
      Burada da gidecekti kelimesini aynı cümlede iki kez kullanmışım.

      Okuyup yorumladığınız için teşekkürler,
      Tekrar görüşmek dileğiyle.

  6. Merhaba Deniz.
    Güzel bir öykü kaleme almışsın. Ellerine sağlık. Sevgili Burak’a ben de katılıyorum. İşlediğin yalnızlık güzel ancak yalnızlığı işlenen kişi Dracula. Bu yüzden daha yoğun daha farklı bir şey bekledim. Bir okur olarak sadece bu kısma takıldım. Kalemine sağlık. Görüşmek üzere 🙂

    1. Merhaba Umut,
      Aslında eksiklikten bahsetmek istemiştim. Fakat yorumlardan anladığım kadarıyla okuyucuya, öykü yalnızlık teması üzerineymiş gibi gözükmüş. Sonuçta bu etkiyi bıraktığı için mesuliyet bende. Öykünün temasına daha iyi odaklanmalıyım gibi.

      Görüşlerinizi belirttiğiniz için teşekkürler,
      Tekrar görüşmek üzere.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *