Öykü

Günbatımı

Bu öykü uzak bir gelecekte geçmektedir. Çok uzak, tahayyül bile edemezsiniz, gerçekten. Her şey yok olmuştur, herkes. Resimli romanlar mı? Evet, hepsi gitti. Peki, o her bir bilgi kaynağına ulaşmamızı sağlayan elektronik cihazlar? Kahretsin, bittiler. Kenderler mi? Öyle bir şey hiç var olmadı ki. Ya da belki olmuştur. Belki de bu öykü uzak bir gelecekte geçmiyordur, bir uçurumda, en kıyı.

* * *

Bay A: Şu an gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Beklediğim en son şey sanırım böyle bir durum idi. Ne tuhaf, tanrım.

Bayan S: Bence ortada komik bir durum yok, hatta çok ciddi. Biraz gerçekçi ol ve yaklaş bana. Seviş benimle ve varlığımızı devam ettirelim.

Bay A: Ah, delirmiş olmalısın. Kör müsün yoksa! Bunun devamı yok. Sanırım sondayız. Etrafına bir bak. Her yer yıkılmış bir şekilde. Kıyamet geldi ve ikimizin üzerinde durduğu şu lanet olası iki metre çapındaki toprak parçasına büyük ikramiye vurdu. Yüce yaratıcı ya da ne haltsa sanırım şu an hoşaf ile komposto arasındaki farkı düşünüyor olmalı. Baksana bizi unuttu!

Bayan S: Lütfen biraz saygılı ol.

Bay A: Bakıyorum da aniden inancın kahredici sersemlik etkisi bedenini esir aldı.

Bayan S: Siktir. Sana değil, böylesine bir duruma. Yani ne bileyim sence de çok saçma değil mi? Ayaklarımız yere sağlam basıyor, bir toprak parçasının üzerinde. Aynı zamanda uçurumun kıyısında. Yaşamını devam ettirebilen son iki beden. Söylemedi deme, bence açlıktan öleceğiz.

Bay A: Umarım açlıktan ölürüz.

Bayan S: O da ne demek oluyor?

Bay A: Baksana aşağıya, iki yüz metre civarı. Tüm birikimlerimiz yanıyor. Yeryüzünün başlangıcından beri bıkmadan geliştirmiş olduğumuz teknoloji son anımızda bizi görmezden geldi. Ne saçma değil mi? Üstelik üzerimizde görünmezlik pelerini de yok, pes diyorum. Binlerce kitap yazdık, milyonlarca. Kaydettik de kaydettik milyarlarca albüm kaydını. Peki ya o güzelim filmler onlara ne demeli? İçinde bulunduğumuz durum o kadar saçma ki Lost’un sonu bile daha anlaşılabilir.

Bayan S: Lost konusunu hiç açma lütfen. İçimde kanayan bir yaradır o. Rezil ettiler güzelim diziyi. Bir gerçek var ki yeryüzündeki en iyi dizi kesinlikle It’s Always Sunny in Philadelphia. İzlememiş olan var mıdır ki acaba?

Bay A: Ben izlemedim.

Bayan S: Hah! Tanrı bilir sen vergilerini de ödemiyorsundur.

Bay A: Bırak şimdi klişeleri lütfen. Peki ya Breaking Bad’in muhteşem sonuna ne diyorsun?

Bayan S: Spoiler olmasın şimdi.

Bay A: Game of Thrones?

Bayan S: Kitaplar her zaman için favorimdir.

Bay A: Favori serin?

Bayan S: Tabi ki de Zaman Çarkı.

Bay A: Okumaya fırsat bulamadım onu. Ama Yüzüklerin Efendisi her türlü en büyük eser gibi.

Bayan S: Size öğretilenler tamamen büyük bir yanlıştan ibaret. Doğrusu şu şekilde olmalı. Dünya ikiye bölünmüştür. Evet. Zaman Çarkı’nı okumuş olanlar ve okumayı göze alamayacak kadar salak olanlar.

Bay A: Belki okumaya başlayamayacak kadar meşgulümdür.

Bayan S: Belki de zamanını yönetebilecek kadar beyninin fonksiyonlarını kullanamıyorsundur.

Bay A: Belki fiyatları çok yüksektir ve karşılayabilecek maddiyata sahip değilimdir.

Bayan S: Belki de fahişe olmalıymışsın kim bilir belki o zaman karşılayabilirdin. Görmüş olacağın her iş için bir kitap. Haha. Fonda da Blind Guardian çalsaymış teselli niyetine. Haha.

Bay A: Merak etme, bir gün o işi yaparsam babalar gibi Necrophagist çalarım.

Bayan S: Yardır, Advanced Corpse Tumor.

* * *

Görmüş olduğunuz gibi bir kıyamet senaryosuyla karşı karşıyayız. Fakat sanki seçilmiş kişiler olayın ciddiyetinin farkında değil gibi. Ne yapsak ki?

* * *

Bayan S: İçimde buruk bir hüzün var tıpkı bekâretimi kaybettiğim zamandaki gibi. Yaşananlar karşısında ağlamam gerekir oysaki ben kahkaha atmak istiyorum. Hiçbir zaman var olmak istemedim belki de olmadım. Belki de son, benim ödülümdür.

Bay A: Belki de son yoktur. Hoş bir kadınsın. Belki de yaratıcı sonsuza kadar seni düzmek isteyebilir.

Bayan S: Kim bilir belki de hep birlikte üçlü yaparız. Hiç kimsenin çözemeyeceği türden çok bilinmeyenli bir denklem oluştururuz. Ceketinin arasındaki o şişkinlik de ne?

Bay A: Kitap, bir kitap.

Bayan S: Çıkartsana. Adı ne?

Bay A: Adı mı? Cennetin Kapıları.

Bayan S: Öyle mi? Hiç duymadım. Yazarı kim?

Bay A: Kitabın içinde yazı yok. Sadece şu var. Bak, kurumuş bir yaprak parçası. Biliyor musun bir keresinde ölmüştüm ben ve çok şanslı olduğumdan dolayı cennete düşmüştüm. İğrenç bir yer orası. Sinirlendim, hem de çok. Orda ki herkesi öldürdüm, insanları, gardiyanları, hayvanları, duyguları. Çaldım, cennetin kapılarının anahtarını ve şu an orası işlevini yerine getirememekte.

Bayan S: Yani bu gördüğüm yaprak parçası yaratıcının aradığı kutsal eşya mı?

Bay A: Öyle. Yaratıcı yıllarca aradı beni ve sonunda buldu. Sırf cenneti yeniden faal bir duruma getirebilmek için evreni yok etti. Karşıma da seni koydu. İkiyüzlüyü oynamaya artık bir son ver ve göster gerçek gerçek yüzünü. Kim olduğunu biliyorum.

Bayan S: Onu bana geri vereceksin.

Bay A: Seni yok edeceğim. Ve geri kalan tüm şeyleri de.

Bayan S: Bunu başaramayacaksın.

Bay A: Evet, başarılı olacağım. Ve biliyor musun?

Bayan S: Neyi?

Bay A: Lost hiçbir zaman bozmadı seni tokmak kafalı.

* * *

Bay A ve yaratıcı yaprak parçası için kapışırken birlikte tüm şeylerin yanmakta olduğu yeryüzünün zeminine doğru düşerler. Yanarlar. Yok olurlar. Her şey yanar, evren. Kül olur. Küller de yok olur. Güneş söner, güzel bir manzara. Hiçlik hüküm sürer. Yeni bir başlangıca kadar.

* * *

Derler ki sahip olduğumuz yaşama iki defa adım atarız. Bir defasında iyiliği oynarız diğerinde ise kötülüğü. İlkinde seviliriz tüm ahali tarafından, ikincisinde nefret ediliriz. Belki de bir fırsat verilmiştir yüce varlık tarafından. Nihayetinde insanın tüm hazları tadabilmesi gerek.

Günbatımı” için 2 Yorum Var

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *