Öykü

Kara Nemrut’un Hikâyesi

Gün yerini geceye bıraktığında, sırtında eskimiş bir kaftan ile yırtık çarıklar olan meczup kılıklı bir ihtiyar yavaş yavaş yürüyüp, sonunda bulutların üzerinde oturmuş. Oradaki herkes bekledikleri hikâyecinin yaşlı adam olduğuna kanaat getirip etrafında sıraya girmişler.

Meczubun dudakları titreyip duruyormuş. Biraz bekledikten sonra anlatmaya başlamış. O anlatırken bir çocuk da kalabalıktan para toplamaya başlamış.

“ Emsal olur ki cihan şahı Kara Nemrut, henüz küçük bir oğlan çocuğu iken kardeşleri ile hep münakaşa içindeymiş. Kendinden küçük kardeşlerine abilik yapacağı yerde kız kardeşlerini ağlatıp, erkek kardeşlerini hırpalarmış. Büyük ağabeyi Bilge Çelebi, her seyahat sonrası ona pek ihtişamlı armağanlar getirir, bunların onu bir nebze sakinleştireceğini umut edermiş.

Lakin bifayda! Nemrut zaman geçtikçe daha da kötü biri olmaya başlamış. Çelebi pek ihtimal vermese de kardeşinin farklı diyarları gezerek sükûna ereceğini düşünmüş. Uzun seferlerinde onu da yanında götürmeye başlamış. O vakitler on altısında Nemrut, farklı yerleri görmekten pek zevk almış. Gittiği her yerde etrafı dikkatle süzüyor, içten içe tüm bu güzelliklerin sahibi olmayı diliyormuş. Bilge Çelebi, git gide durgunlaşan kardeşinin halini daha iyi görüyor, ama içinde yetişen aç gözlülüğü fark etmiyormuş.

Gel zaman git zaman kardeşlerin ailesi âlem-i bekaya kavuşmuş, taht boş kalmış. Gelenek gereği büyük kardeş Bilge Çelebi’nin şah olması gerekmiş, Çelebi ise pek yanaşmamış. Onun derdi tüylü kırmızı şapkası başında, incili kaftanı sırtında hep at üstünde olmakmış. Kız kardeşlerse henüz küçüklermiş. Gafil avlanıp evlerini düşmana kaptırmalarından korkmuşlar. Erkek kardeşler de haklarını Nemrut’a verip geri çekilmişler.

Nemrut, karalar içinde tahta oturmuş. Yıllar geçtikçe merhametsizliği artmış.  Kötülükler içinde ülkeyi yönetmeye kalkmış. Bundan zarar gören küçük kardeşler bir bir ayrılmış saraydan. Kara Nemrut, bu ayrılıklara pek bir içerlemiş de ses etmemiş.

Kırgınlığı kılıcına güç vermiş. Pek çok şehir fethetmiş. Görüp gezdiği, meftun olduğu pek çok devleti kendine katmış. Ne yazık, güçlü olduğu kadar adaletli olmayan hünkâr, sahibi olduğu her şeyin kendine dert olacağını bilmezmiş.

Çok vakit böyle geçip gitmiş. Kara Nemrut, bir gece yatağına huzur ile yatmış. Sanırmış ki âlemdeki hiçbir kuvvet onu yenemezmiş, zaten âlem dediği de kendisinin değil miymiş? Fakat rüyasında yalın ayak, etrafında kimsenin ve hiç bir şeyin olmadığı bir dünyada imiş. Kapkaranlık bu diyardan pek korkmuş. Sonra birden toprağa gümüşi, kocaman varlıkların düştüğünü görmüş. O kadar güzel ve parlaklarmış ki, gözleri kamaşmış. Yaklaşıp tutmaya çalışmış ama her adımında toprağa inen yıldızlar kaybolmuş.

Kara nemrut, öyle kan ter içinde uyanmış ki yatağının yanından sular süzülüyormuş. O geceden sonra gözüne bir daha uyku girmemiş koca şahın.

Hudutunu bilmeden yıldızların da kendisinin olmasını istemiş. Uzun geceler semalara bakıp hülyalara dalmış. Bunun üzerine boyu bulutları aşan kuleler inşa ettirmeye koyulmuş. Her nasılsa Kara Nemrut sanmış ki, uzansa koca kulelerin tepesinden, gayret edip kendine çekebilirmiş yıldızları.

Herkes Kara Nemrut’un delirdiğini konuşur olmuş. Artık devlet işleri ile de alakadar olmamaya başlamış. Hem derlermiş ki Nemrut’un gören gözleri görmez olmuş. Bu söylentiler taa kardeşlerinin kulaklarına kadar gitmiş. Yine de kardeşler pek ihtimal vermemiş. Nemrut sinirli, gaddar bir adammış adam olmasına da yıldızların toprağa oturacağını düşünecek kadar da deli değilmiş.

Kardeşler söylentilerin aslı var mıdır, bilmek istemişler. Şayet öyleyse yardım eli uzatmak gerek diye istişare etmişler. Tümü birlik olup kuzeye, Nemrut’un sarayına yola çıkmışlar. Bilge Çelebi de çoktan atını dörtnala sürmeye başlamış.

Haftalar sonra Nemrut’un kardeşleri saraya ulaşmış. Bakmışlar ki emanet ettikleri ülke çoktan dağılmış, önceleri Nemrut’a boyun eğip hâkimiyetine giren tüm şehirler ayrılıp güçlenmiş. Kala kala bir avuç toprak kalmış. Kara nemrut ise tüm bu olanlardan bihaber, kulelerinin tepesinde uzanmış semayı gözlüyormuş. Bir yandan da dünyanın en iyi mimarlarını getirtmiş, boyu arşı aşan bir kule yaptırıyormuş.

Bilge Çelebi ve kardeşleri Nemrut’u silkeleyip uyandırmışlar. Nemrut küplere binmiş, öfkesinden nefes dahi alamamış. Onların ne haddine düşermiş işine karışmak! Tüm kardeşlerini tutup zindana attırmış. Bilge Çelebi dışındaki kardeşler pek diş bilemiş Nemrut’a. Sürekli onu öldüreceklerine dair yeminler edip, olanları ikide bir tekrarlıyorlarmış.

Bu sıra da Bilge Çelebi durduğu yerde sallanıyor, tüm vücudu titriyormuş. Kardeşler onun bu haline anlam verememişler. Halini sormuşlar da inlemekten cevap veremez olmuş Bilge Çelebi.

Oysa kardeşler Nemrut’a olan garezlerinden en az onun kadar kör olmuşlar. Yüzüne bakmamışlar. Şayet baksalarmış, Nemrut’un gözleri yerine iki camın olduğunu fark ederlermiş. Etmemişler.

Kara Nemrut iyiden iyiye aklını yitirmişken tüm şehirlerde isyanlar çıkmaya başlamış. Nemrut bir ara uyanıp devletin bu halinin önüne geçmeye çalışmış çalışmasına da, ne ortada bir devleti ne de o devleti koruyan askerleri kalmış. Koca kulesinin tepesinden küfürler savurarak, yumruğu havada kudurmuş şiddetinden. Camdan gözleri yuvalarından çıkarak tüm bedenini kaplamış, bembeyaz alevlerle yanmaya başlamış hükümdar. Kristal bedeni yandıkça parlıyor, parladıkça yanıyormuş.

Bilge Çelebi ile kardeşleri yağmalanan sarayın zindanından zor kaçmışlar. Az kalsın isyancılar onları da öldüreceklermiş. Küçük kardeşler hemen atlarına binip evlerine doğru yola çıkmış. Yalnız Bilge Çelebi semaya yükselip ardından parlak bir yıldız olan Nemrut’u görmüş. ‘Kara Nemrut’ demiş, ‘kuzey yıldızı yahut, öfkesinden yanan yanarken parlayan, şimdi yerinden hiç oynayamayacak hayatı, yalan.’”

Yaşlı meczubun gözünden tek damla yaş gelmiş. Çocuk o arada paraları, tüylü eski bir şapkadan olan heybesine bırakmış adamın. İhtiyar fark etmemiş, kalkıp sessiz sedasız yoluna gitmiş.

Kara Nemrut’un Hikâyesi” için 16 Yorum Var

  1. Merhaba,

    Vallahi ne desem bilemedim. Şu olur mu: Bayıldım?

    Çok güzeldi. Epey keyif aldım. Tam yaşlı bir hikayecinin anlatacağı bir hikaye olmuş. Müthiş bir tat aldım öyküden. Kurgusu da kusursuzdu, bir yer hariç… Şah bir daha hiç uyuyamadı dedikten sonra kardeşleri onu uyandırdı denilmiş. Buradaki kasıt bildiğimiz uykudan uyandırma şeklinde ise, kurgusal olarak sekteye uğratabilir okuyanı. Ama yok, bu uyandırma bir trans halinden uyandırma gibiyse, kurgu hatasız. Fazla didikledim sanırım. Önemli detaylar değil söylediklerim ama okurken hissettiğim her durumu aktarmak istedim.
    Tekrar edeyim ama bu kez hece hece olsun. Ba-yıl-dım! :))
    Kalemine sağlık, görüşmek üzere.

    1. Merhaba,
      Gözlerim geçen seçkiden kalma bir hevesle sizin öykünüzü aradı. Bulamayınca da çok üzülmüştüm ama şimdi yorumunuzu görünce tekrar mutlu oldum. Özellikle sizin böyle bir yorum yapmanız benim için çok önemli. Çok teşekkür ederim, çok sağolun.
      Öyküde karakterin bir trans halinden çıkmasını kastetmistim. Bir dahaki revizemde eleştirinizi kesinlikle göz önünde bulundurup o kısmı gözden getireceğim.
      Tekrar çok teşekkür ederim.
      Sevgiler… 🙂

  2. Merhaba,
    Doğu masalları tadında bir öyküydü. Öyküdeki karakterin yıldızlara ulaşmak için kule yaptırması, Tanrı’ya ulaşmak için yapılan Babil Kulesi’ni hatırlattı.
    Güzel bir öyküydü.
    Kaleminize sağlık.

  3. Merhaba;
    Ellerinize sağlık, güzel bir öykü olmuş. Bazı küçük yazım hataları vardı ben de kendi öykülerimde bunlarla uğraştığım için size de not olarak düşmek istedim. “p” ile biten kelimelerden sonra virgül konulmuyor ve hiçbir birleşik yazılıyor gibi. Bir de şu bölümü anlayamadım: “Bu sıra da Bilge Çelebi durduğu yerde sallanıyor, tüm vücudu titriyormuş. (neden?)Kardeşler onun bu haline anlam verememişler. Halini sormuşlar da inlemekten cevap veremez olmuş Bilge Çelebi.”
    Umarım söylediklerim yanlış anlaşılmaz:) Gelecek seçkilerde görüşebilmek dileğiyle

    1. Yanlış anlamak bir yana dursun memnun bile oldum, dil bilgisi ile çoğu zaman öyle kanlı bıçaklıyız ki sormayın. 🙂 O kadar dikkat etmeme rağmen vakit darlığından gözümden kaçıyor. İyi ki söylediniz, düzeltirim. 🙂 (Çelebi orada bir kaygı nöbeti geçiriyor, kardeşinin hali onu sarsıyor çünkü. Öyküde belirtmiştim aslında.)
      Beğendiğiniz ve yorum yazdığınız için çok teşekkür ederim.

  4. Devamlı takip etmeme rağmen öyküne layık birkaç söz bulamayıp bu yüzden yazamayanlardanım.. sevgili ve kıymetli arkadaşım bu alanda olan eksikliğimden muzdaribim keşke en bilge sözlerle bu fevkalade öyküyü en içtenliğimle övebilsem ama hakikaten çok güzel sürükleyici ve uyanmak istemediğim bir rüya tadında.. ( nolur bi mesaj at ki numaranı kaydedebileyim)

    1. Sayfalarca öykü yazsam bile neyleyim senin yorumun olmazsa canımm arkadaşım, iyi ki varsın. (Mesaj attım kii 🙂 )

  5. Merhabalar.
    Güzel bir masaldı. İhtiyar bir hikaye anlatıcısı ve şapka tutan çocuk konsepti biraz klasik olsa da çok severim, anlatıcı havasını da güzel vermişsiniz. Ellerinize sağlık.

  6. Nemrut kıssasına gönderme yapman, karakterin başındaki “Kara” nitelemesinin aynı zamanda kuzeyde oturan demek olması ve karakterin de ardından kuzey yıldızına dönmesi öyle güzel ki… Eski dilde aç gözlünün camgöz ile eş anlamlı olması ve bunu öykünde kullanman, Bilge Çelebi ismi gibi her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmen beni çok etkiledi. Ama en önemlisi tüm bunları bana okuttuğun taslaklardan tesadüfen öğrenmiş olmam, öyküne bunları hiç belli etmeden yedirmen.
    İyi ki yazıyorsun…

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *