Öykü

Anlatılması Gereken

O gün genç kızın doğum günüydü. Artık on sekiz olmuştu. Büyükannesi doğum günü partisinin başlamasına bir saat kala biricik torunun ellerini tutup masmavi gözlerini onun yeşil gözlerine kilitlemiş, ona on sekizin özel bir yaş olduğunu söylemişti. Genç kız şimdiden bu yeni yaşın hayatına kattığı özellikleri hissedebiliyordu. Annesi için ise bu bir saçmalıktı. Genç kız kırmızı parti elbisesini çıkardı ve üzerine daha rahat hissettiren pijamalarını geçirdi. Çekik yeşil gözlerine yaptığı hafif makyajı temizledi. Büyükannesini ve annesinin ondan yıllardır sakladığı hikayeyi duymak için artık hazırdı. İçi merak duygusuyla doldu. Büyükannesi geçen yılki doğum gününde ona bir söz vermişti. On sekiz yaşında yaşanılan gizem dolu bir aşk öyküsünü öğrenmek için en uygun yaş on sekizdir, demişti. Odasından salona doğru yürürken burnuna mutfaktan yayılan kahve kokusu doldu. Tüyler ürperten, gizemli bir hikayeyi anlatmayı kolaylaştırmak için yapılmış bir kahveydi bu. Annesinin sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı.

“Üstünü neden çıkardın? Bu gece benimle eve geliyorsun, Johanna.” Annesi sert bir kadındı. Hayatta hep radikal kararlar almış, mantığını daima duygularının önünde tutmuştu. Genç kızın üç yıldır görüşmediği babasıyla bir mantık evliliği yapmış ve üç sene önce büyük bir kavgayla bu evliliği sonlandırmıştı. Annesi daima bu evlilikten hiçbir zaman pişmanlık duymadığını, bu evliliğin verdiği en doğru kararlardan biri olduğunu söylerdi. Genç kıza göre bu konuda haklı olabilirdi. Babasının geniş çevresi sayesinde annesi işinde yükselebilmişti.

“Sen gidebilirsin Marie. Jo bu gece burada benimle kalıyor.” Büyükannesiyle annesinin tek benzeyen özelliği inatçı olmalarıydı. Annesinin korktuğu şey başına gelmiş, genç kız büyükannesinin özelliklerini almıştı. Genç kız annesinin bu korkusunu daima sezmiş ve çocukluğu boyunca annesi ve büyükannesi tarafından iki kolundan tutulmuş bir oyuncak gibi çekilmesine şahit olmuştu.

“Hayır anne. Bu sefer bunun olmasına izin vermeyeceğim. Aptal masalını herkesin bilmesine gerek yok. Bu Johanna’yı etkileyebilir, bunu biliyorsun.” Genç kız annesinin ses tonundan fırtınanın yaklaştığını sezebiliyordu. Annesi bu tartışmayı kaybedecekti. Her zaman böyle olmuştu. Yaşlı kadın daima istediğini elde ederdi. Genç kız annesinin titrek sesinden ve dudaklarını birbirine sımsıkı kenetlemesinden anladığı üzere annesi ağlamak üzereydi. Genç kız annesine sarılıp bu ağlamayı engellemek istese de bunu yapmadı. Hikayeyi duymaya olan merakı ağır basıyordu.

“Aslında bu beni de korkutuyor Marie. Sana dönüşür, bana inanmaz aşka küser diye korkmuyor değilim. Ama Jo güçlüdür. Ayrıca ne olursa olsun bilmesi gerek, bana hak verdiğine eminim.” Yaşlı kadın yavaşça kızına doğru yürüdü. Ona sarıldı ve saçlarını okşadı. Genç kız artık annesinin ağladığına emindi. Bu kısa ve genç kıza göre anlamsız olan teselli çok kısa sürdü. Annesi hırçın bir şekilde yaşlı kadının kollarından kurtuldu.

“Her ne haliniz varsa görün. Ona istediğini anlat, sen de dinle. Her ikiniz de artık yetişkin insanlarsınız sonuçta. Sadece bana bu aptal masalı anımsatacak tek kelime etmeyin yeter.” Genç kadın ceketini aceleyle giydi ve çantasını bir hışımla kaptı. Kapıyı açmadan önce durup kızına baktı. Genç kız annesinin gözlerindeki merhamet duygusunu hiç bu kadar derinden hissetmemişti. Genç kadının gözlerinde beliren diğer duygu ise korkuydu.

Yaşlı kadın elindeki kahve fincanının birini genç kıza uzattı ve en sevdiği yer olan mavi eski, tekli koltuğuna oturdu. Mavi gözleri nemliydi ve şöminedeki ateşin de etkisiyle parlıyordu. Genç kız onun dakikalar içerisinde birkaç yaş daha yaşlandığını düşündü.

“Sen bunu dinlemek istediğine emin misin, Jo?” genç kız hafifçe kafasını salladı. İçinde belirmiş olan yoğun merak duygusu içindeki minik korkuyu bastırıyordu. Yaşlı kadın elindeki kahveden bir yudum aldı ve fincanı tozlu sehpaya koydu. Gözlerini yanan ateşe dikti ve anlatmaya başladı. Artık o altmışlarında olan yaşlı Debra değil, en büyük aşkını yaşayan on sekizinde bir genç kızdı.

“Yıllar önceydi. Senin yaşında bir genç kızdım. Güzeldim ve bunun farkındaydım. Kasabadaki tüm genç delikanlılar peşimde koşardı. Bense hiçbirine bakmazdım, daima gerçek aşkın beni gelip bulacağına inanırdım. Babamın bir kasap dükkânı vardı. Küçük bir kasabada yaşıyorduk ve kasaba halkına göre zengindik. Babam beni severdi, bana kıymet verirdi. Hayatımdaki her şeyin harika ve yerinde olduğunu düşünürdüm. Tek eksik aşktı. Şu anda da olduğu gibi gençken de annenin tam zıttıydım. Gözümde para, şan, şöhret hiçbiri yoktu. İstediğim tek şey deliler gibi âşık olmaktı. Ve oldum Jo, büyükbabana âşık oldum. Çok yakışıklıydı. Zengin miydi bilmiyordum. Aslında onu tanıdığımı da söyleyemezdim ama belli olan şeyler vardı. Cesurdu, gizemliydi ve bilgiliydi. Kasabaya yalnız gelmişti ve ailesinin olmadığını söylemişti. Karşısına çıkan herkesi büyülüyordu sanki. Hakkında sorulan hiçbir soruya tam yanıt vermiyordu. Buna rağmen tüm kasabalının kalbini kazanmış, herkesi kendine hayran bırakmıştı. Kasabadaki tüm kızlar ona hayranlıklarını sergilerken bense zor kızı oynuyordum. Onu beğenmediğimi her fırsatta dile getirmeme rağmen gerçek bundan çok farklıydı. tüm gün aklımdaydı. Rüyalarımı süsler olmuştu. Gözlerinin yeşilini gördükten sonra en sevdiğim renk ilan etmiştim yeşili. Teninden yayılan nane kokusu en sevdiğim kokuydu artık. Sonunda aşkı bulmuştum.” Gözlerini ateşten ayırıp kahvesinden bir yudum aldı. Titreyen elleriyle gözlerindeki yaşları sildi. Genç kız onu hayranlıkla dinliyordu. Yaşlı kadının hikayesini anlatırken gözlerindeki neşe ve heyecan ilk günkü kadar tazeydi.

“Harika bir masalın içinde gibiydim. Babamın kasap dükkânında çalışmaya başlamasıyla onunla tanıştım ve kısa zaman aramızda harika bir ilişki oluştu. çoğu öğlen kasabanın az uzağındaki göle gider uzun sohbetler yapardık. Konuşması şiir gibiydi. Kalbim ilk defa onu öptüğümde duracak sandım. Heyecanlıydım, umutluydum. O gelmişti ve dünyamda güneş doğmuş, çiçekler açmış, yaz gelmişti. Nerden bilebilirdim ki beni bekleyen bir kış olduğunu.” Duraksadı. Genç kız hikayenin mutlu kısmının bittiğinin farkındaydı. İçinde hafif bir ürperti oluşmuştu. Yaşlı kadın destek almak istercesine iki eliyle koltuğun kenarlarını sıkıca tuttu ve anlatmaya devam etti.

“O geldikten bir ay sonra korkunç şeyler olmaya başladı. İlk kurban mini marketin sahibi yaşlı Mike’tı. İç organları dükkânının her köşesine dağılmıştı ve kalbi ve karaciğeri yok olmuştu. Kasabalı bunun bir hayvanın işi olduğunu düşünüyordu. Kasabamız ormana yakın değildi. Yıllardır ilk defa böyle bir olayla karşı karşıyaydık. Kimse kimseyi suçlamadı ama herkesin tedirgin olduğu çok belliydi. Bense yaşadığım harika aşkın da etkisiyle olayı en çabuk atlatanlardandım. Aradan bir ay geçti ve bu esrarengiz ve korkunç ölüm neredeyse unutuldu. Kasaba halkı eski havasına tekrar kavuşmaya başlamıştı. Her şeyin düzeldiğini düşünürken, kasabalı halkından birinin daha ölümüyle olaylar daha da beter bir hal aldı. Ölüm şekli aynıydı ve kalp ve karaciğer yine kayıptı. Kimse dillendirmese de onu suçladılar. Yıllardır güzel bir hayat sürerken bilinmeyen biri gelmiş ve korkunç olaylar yaşanmaya başlamıştı. Ona konduramazdım, kasabalıya içten içe kızdım. Ona âşıktım ve gün geçtikçe aşkım daha da artıyordu. Kasaba halkı artık onu açıkça suçlamaya başlamıştı. Tüm ısrarlarıma rağmen babam onu kovmak zorunda kaldı. Kasabalı bana ve ona karşı tepkiliydi. Kimse onunla konuşmuyordu, bana ise türlü nasihatler veriyorlar, ondan uzaklaşmam gerektiğini söylüyorlardı. Bense ona olan güvenimi her fırsatta dile getiriyordum fakat emin olduğum bir şey vardı. O değişmişti. Eskisi kadar sakin değildi. Kimi zaman kasabalı halkına tehditler savuruyor, kimi zamansa bana karşı hiç olmadığı kadar sert davranıyordu. Sonra ise söylediklerinden dolayı pişman oluyor, benden defalarca kez özür diliyordu. Onu hiçbir zaman suçlamadım. Korktuğunu, yaşadıklarının ona ağır geldiğini düşündüm. Bana defalarca tekrarladığı aşkın önemi konulu konuşmalarını hiç sorgulamadan defalarca dinledim. Korku ve garipliklerle dolu iki hafta geçirdik. İki hafta sonra bana öğlen buluşmamızı sonlandırırken sımsıkı sarıldı ve öptü. Bu onu son görüşümdü.” Gözleriyle odayı taradı. Korkuyordu. Genç kız bunu fark etmişti. Yaşlı kadın fincandaki soğumuş tüm kahveyi tek seferde içti. Destek almak istercesine ellerini birbirine sımsıkı kenetlemişti. Artık yaşlı bedeni de sesi gibi titriyordu.

“O gece, bütün her şeyin sonlandığı gece, babamın çocukluk arkadaşı Harold’un kapımızı çalmasıyla başladı. Harold’un koca cüssesi korkuyla titriyordu. Babama Bayan Danvers’in öldürüldüğünü söylediğini duydum. Cinayet aynı özellikleri taşıyordu. Sessizce ekledi. Sesi titriyordu. O olduğuna eminiz. Birine daha zarar vermeden onu durdurmalıyız, demişti. Tüm kasaba meydandayız, onu arayıp bulacağız. Sana da ihtiyaç var. Babam korkuyla evden çıktı. Bense donup kalmıştım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Onun olduğuna inanamıyordum. Anlarsın ya aşk böyledir, körleştirir. Her ne olursa olsun, onu kasabalıdan önce bulmalıydım ve ona gerçeği sormalıydım. Ancak o söylerse inanırdım. Evden gizlice çıktım. İçimdeki küçük güvensizliği dinleyerek yanıma da bir bıçak aldım. Korkuyordum. Ona zarar gelmesinden, canını yakmalarından korkuyordum. Dereye gitmiş olabileceğini düşündüğüm için oraya doğru yola çıktım. Yol boyunca yaptığımız o bütün aşk dolu konuşmalar kulaklarımda çınlıyordu. Dereye vardığımda yanılmadığımı fark ettim. Oradaydı. Dere kenarında suya doğru eğilmişti. Kıyafetlerinin çoğunu çıkarmıştı. Ona seslendim. Bana baktığında yeşil gözlerinden saçılan yoğun bir ışık olduğunu gördüm. Çığlık atmak istedim ama yapamadım. Kaçmak isterken yere düştüm. Bana doğru gelmeye başladığında bunun sonum olduğuna, beni öldüreceğine emindim. O artık beni aşkla büyüleyen kişi değildi. Ne olduğunu bilmiyordum ama o olmadığına emindim. Dizlerimin üstünde ölümümü beklerken o bana yaklaştı ve nazikçe omzuma dokundu. Bana yumuşak ses tonuyla artık her şeyi öğrenmelisin dedi. Anlattığı şeyler hâlâ masal gibi geliyor ama doğru olduğuna eminim. Bana dört yüz yıldır on sekizinde olduğunu çünkü bir canavar olduğunu söyledi. Tazmanya canavarıydı. Yüzyıllardır kasaba kasaba dolanır her kasabadan bir can alır terk ederim. Kalp bana insanlık katar, karaciğer ise genç kalmamı sağlar. Hiç yakalanmadım çünkü tek bir cinayet hiçbir zaman büyük bir yankı uyandırmaz dedi. Dizlerinin üzerine çökmüştü. Yarı kanlı parmakları yüzümde geziniyordu. Bu sefer işler planladığım gibi gitmedi, sevgilim. Sana âşık oldum. Bırakıp gitmek istemedim. Sen de biliyorsun ki aşk kolay bulunmaz. Her şey senin içindi dedi. Ona inandım, hâlâ inanıyorum. Beni sevdiğini biliyordum. Bana her şeyi bırakıp onunla kaçmamı teklif etti. Ona sarıldım ve onu öldürdüm, Jo. Onun teklifini kabul edercesine sarıldım ona sonra da evden getirdiğim bıçakla öldürdüm onu.” Elleriyle gözyaşlarını kuruladı. Genç kız yaşlı kadına ilk defa acıyarak baktı. Yaşlı kadın gözlerini ateşten ayırmış genç kızınkilere kilitlenmişti.

“Onu öldürdüm, bu doğru ama buna mecburdum. Bana ölürken ne dedi tahmin dahi edemezsin. Bu kadar uzun bir hayat ancak bu kadar güzel bir sonla biterdi, dedi. Onu hiç unutmadım. Sonra ise hiç evlenmedim. İki ay sonra kasabadan taşındık çünkü hamileydim. Babam çocuğu istemese de bana saygı duydu ve onu doğurmama izin verdi. Korktuğum için annene on sekiz yaşına basana kadar iyi bir annelik yapamadım. On sekizinde insan olduğundan emin olduktan sonra ise artık çok geçti. Annen benden nefret etti ve hikayeye hiçbir zaman inanmadı. Bunun benim annelik hatalarımı telafi etmek için uydurduğum bir masal olduğunu düşündü. Sana iki öğüdüm var. Birincisi aşka daima inanman. İkincisi ise büyükbabandan nefret etme, Jo. O yaptıklarını yapmaya mecburdu. Beni sevdiğin gibi onu da sev. Annene hiç bahsetmedim ama gözlerini ondan almışsın. O bir katildi ama bunun nedeni içindeki canavarlıktı. Bense canavar olmadığım halde bir katile dönüştüm. Asıl korkulması gereken kişi benim.”

Genç kız büyük annesinin yanına gitti ve çömeldi. Yaşlı kadının ellerini dolgun dudaklarına dokundurdu. Yeşil gözlerini buğulu mavi gözlere kilitledi. “Üzülme, her insan kabul etmese de içinde bir katil veya canavar bulundurur, bazen ikisini de taşır. Sadece herkesinki farklı bir zamanda, farklı olaylarda meydana çıkar.”

Genç kızın yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Sanki kafasındaki bazı düşünceler aydınlık kazanmıştı. Yeşil gözlerinden yoğun, parlak bir ışık saçılıyordu.

Anlatılması Gereken” için 4 Yorum Var

  1. Ebrar dedi ki: dedi ki:

    Başarılı tebrik ediyorum hayatım😊

  2. hilay dedi ki: dedi ki:

    Teşekkür ederim canım beğenmene çok sevindim :two_hearts:

  3. Akıcı, merak uyandırıcı ve finaliyle klasik aksiyon romantik öykülerden farklıydı. Bununla birlikte büyükannenin tazmanya canavarının hareketlerini kabul edilebilir bulması kendi kendisine yaptığı bir haksızlık diye düşünüyorum.
    Elinize sağlık.

  4. hilay dedi ki: dedi ki:

    Okuyup değerli yorumunuzu eksik etmediğiniz için teşekkür ederim :blush:

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!