Öykü

Artık Vakti Geldi

Bir kâğıt, bir kalem, bir hokka da mürekkep yeter bana. Varlık sebebini çözemeyenlerin fink attığı bu garip alemde bu değer bilgisi büyük lüks.

Yerleşik olamayanların dünyasında her zaman koskocaman yerler buldum kendime. Yanımda götüremeyeceğim hiçbir şey yok. Kendimle beraber her yere götürmek zorunda olduğum iki köpeğim var ve kendimi onlardan ayrı görmediğim için ikisinin canını da kendi can haneme yazıveriyorum. Böylelikle tek kişi oluyoruz. Onlar ki tüm insanlardan daha uyumlu ve daha değerliler. Benimle her yere gelirler. Kaç ülke gezdik, kaç deniz gördük onlarla kim bilir? Kimseyi yargılamadılar. Buraya neden geldik, demediler. Kimseye senin rengin kara, senin atan soysuz, demediler. Ayırmazlar, soru sormazlar. Kafeslere kapatmazlar ne beni, ne başkasını. Sadece kafese kapatılmayı sevmezler. Onu da ben yapamam zaten.  Eee şimdi napıyorsun, kariyer planların neler, ee evlenmiyor musun, bu ne sen hep kitap mı okuyorsun demezler. Israrla görüşmek istemediğim arkadaşlarımın yayık ve dünyaya hiçbir faydası olmayan konuşmalarını, kocişlerini, karılarını, bebişlerinin gazını, hayatımı didik didik sorgulayışlarını köpeklerimin dostluğu sayesinde atlatırım.

Konfor alanım yoktur. İnsan ayırmadığım gibi kendimi de ayırmam. İstanbul’da İstanbullu, Madrid’de Madridli, Los Angeles’ta Los Angeleslı olurum. İklimlere, ilk kez yatılan yataklara, dillere, hoş sohbetlere, yeni yemeklere uyarım.  Yargılamam. Sadece kafese kapatılmaktan hoşlanmam. Gerek sözlü, gerek somut kafesler. Yani birçok konuda çok sevgili köpeklerime benzerim ve benzerliğimizden onur duyarım.

Aslında bunu söylemeli miyim bilmiyorum. Bir keresinde bir şey oldu. Yani… Yedi arkadaşımı tekme tokat dövdüm. Nasıl olduğunu anlamadım önce. Anladığımdaysa bunun benim doğam olduğunu çoktan kabullenmiştim. İnsan neyi severse bir süre sonra ona benzermiş. Polat Alemdar’ı sevip sokakta onunkine benzeyen montlar giyerek dolaşan tiplerle alay ettiğimden oldu sanırım bunlar. Toleranslı tarafıma denk gelmemiş olacaklar demek. Yazık yaptığıma. İnsan bir şeyi kınayıp kendine kötülük etmemeli.  Gönderdiğin sert enerji form değiştirerek gelip seni vuruyor sonucunda. Tıpkı bana olduğu gibi. Nasıl yorulduğumu anlatamam o gece. Lakin sabahında duyduğum ferahlamayı da. Evet. Söylüyorum artık yeter! O gece Tazmanya Canavarı oldum. Çok sevdiğim kahramanıma dönüştüm. Çocukluğumun Polat Alemdar’ı. Siz tabii ki Thor sevebilirsiniz. Ne bileyim etraf Wonder Woman olmak isterken Barbielere dönüşenlerle dolu. Ya da dünyanın değneğini elinde tutanların Thanos olduklarını gördükçe “I dont feel so good Mr. Stark” diyerek olanlar karşısında pul pul dökülen Spiderman gibi de hissedebilirsiniz kendinizi. Sevdiğimize dönüşme yolunda zarar görüp aşınabiliriz de. Her şey mümkün bu benzerlik oyununda. Çok şükür bende aşınma, dökülme olmadı. Ben doğrudan Tazmanya Canavarı olup aşındırıp, yıprattım. Ama sor bi neden oldum, neden yaptım?  Bak işte insan bazen Banker Bilo’yu bile anlayabiliyor.

Arkadaşlarımla görüştüm o akşam. Çocukluk, ilkokul, lise derken aynı mahallede oturmanın verdiği gereksiz bağlılıkla yıllarca aynı havayı teneffüs edip ve auralarımız her ne kadar bu duruma isyan etse de görünmeyen sosyal kurallar gereği bir şekilde kopamamıştık birbirimizden. Ben ki o küçük bir mahalle olarak tabir edeceğim arkadaş grubumun ayrık otu dahi kalplerde solan gülleri soldurmamak adına hepsiyle daima görüşüp kendi gönlümün gül bahçesini her buluşmada biçtiriyordum onlara.  Hepsi bir şekilde unumu eledim, eleğimi astım tavrındaydılar. Beni sevmeyişlerini her defasında bana sordukları ecel sorularından biliyordum. Neden onlar gibi olmadığım, neden sürüye uymadığım gibi meseleler kafalarını çok kurcalıyordu. Size uyacağıma gider koyun başıma kurtlarla kanka olurum da diyemiyordum işte. Konu benden nihayet geçip patronlarından ne kadar nefret ettikleri, pazartesilerden ne kadar nefret ettikleri, kocişlerinin, sevgililerinin en özel ve anlatılmaması gereken sırları, bebişlerinin dişinin çıkışının 16. günü partisi ve hooooop ilk kakamızı yaptık temalı fotonun da Instagram da paylaşılması noktasına gelince işte orada patladım. İçimdeki azgın canavar ortaya çıktı. Çığlıkları hatırlıyorum. Çatır çatır kırılan bardaklar, eller kollar kesen tabaklar. Benim sözde arkadaşlarım dışında kimsenin zarar görmediği bir vaveyla koptu restoranda. Tahmini 5 dakikanın ardından döne döne eve gelmişim. Gelmişim diyorum çünkü tekme tokat, döne döne millete saldırmak kısmının dışını hatırlamıyorum. Eve gelip yorgunluktan durulduğumda acaba tam olarak nasıl dövdüm diye düşünmeye başladım. Ölmüş olamazlar, dedim. Tam olarak hatırlayamamak da kötüydü. Kimseyi aramadım. Hayatıma devam ettim. Bir hafta sonra telefonum çaldı. Telefondaki avukat sesi bana toplu dava açıldığından bahsediyordu. Davanın açılma sebebini sorduğumda en mendebura bile kahkaha attıracak o cümleyi kurdu: “Hanımefendi siz Tazmanya Canavarı olmuşsunuz.” Biri size Tazmanya Canavarı oldunuz yahu, dese ne dersiniz. Ben doğru, dedim. “Peki ne olacak şimdi?” Arkadaşlarımın hepsinin benden şikayetçi olduğunu, kiminin çenesini, kiminin kolunu kırdığımı söyledi. Birinin de kulağını ısırmışım.  Dili kopan var mıymış, diye sesli sesli düşünürken avukat efendim, dedi. Ona hiçbir şey demediğimi, belirtilen gün ve zamanda adliyede olacağımı söyledim. Hayatında hiç şiddet görmemiş ve göstermemiş olan, yargısızlığıyla övünen ben şiddetin alasını göstermiş ve hiç utanmamıştım.  Telefonu kapadım.

Mahkeme günü geldiğinde suçlama net bir şekilde belirtildi. Hâkim kişi hâkimlerde genelde olmayan bir sevecenlikle:

– Kızım sen Tazmanya Canavarı olmuşsun.

– Evet.

– Peki pişman mısın?

Pişmanım ama Tazmanya Canavarı olduğuma değil. Pişmanım çünkü yedisini de öldürmek istedin.

Üç erkek, dört kadın arkadaşım bu cümlemi duyunca çığlıklarıyla salonu çınlatmaya başladılar. Hâkim ciddi bir vakayla karşılaştığını anlamış olacak yine sevecenlikle sordu:

– Neden yedisini de öldürmek istedin?

– Kendi boktan hayatlarının bir örneğini yaşamamı istiyorlardı çünkü. Benim onlarınki gibi bir hayatta gözüm yok. Ne ülke nüfusunun yarısını doyuracak israflarla evlenmek, ne şımarık, aptal çocuklar doğurmak, ne her günümü zehir eden bir sevgili, ne iğreneceğim bir patron, ne nefret edeceğim şükürsüz pazartesiler! Hepsi uzak olsun bana! Ünlü dedikoduları, aptal TV şovları, evde para harcamamak için aylarca peynir ekmek yiyip o paralarla çıkılan ve tek amacı Instagram’da hava atmak için çıkılmış Maldivler tatilleri uzak olsun! Onlar gibi olmaktan Allah’a sığınırım! Tutkusuz, aşksız ve köleden farkı olmayan vasatlıklarını bana dayatmaya çalıştıkları için, özne ve yüklem uyumlu tek bir cümle kuramayıp kitap okumamı eleştirdikleri için, içten içe kendilerine benzememi istedikleri, aynılaştırmaya çalıştıkları için onları öldürmek istedim.

Hâkim de, salon da nefesini tutmuş beni dinliyordu. Onların ölmesini istediğimin bu kadar net bir biçimde ben de farkındaydım. Hâkim sinirli sinirli suratını gerdi. İtirafımdan dolayı hapse gireceğimi biliyordum fakat içimde Hulk gibi gizlenen bir Tazmanya Canavarı vardı ve hangi çılgın bana zincir vuracaktı, şaşardım. Hâkim karar, diyerek hepimizi ayağa kaldırdı.

– Bu yedi kişinin de yedi sene hapse yollanmasına ve bu Tazmanya Canavarı’nın da serbest bırakılmasına karar verilmiştir!

Hâkimin sözleri karşısında artık gerçekleri garip, garipleri gerçek olarak algılayan ben yine şaşırmadım. Oysa şaşırma sırası bendeydi. Ne mi oldu? Hâkim, katip, avukatım, salondaki insanların yarısı inanılmaz bir Tazmanya Canavarı rüzgârı yaratarak salonu terk ettiler. Benim o kolektif hafızanın en derin sularından içmiş, gerçek diye sıkıştıkları sefil dünyanın dar yollarından geçmiş arkadaşlarım hayatlarında anlatabilecekleri tek değerli hikayeyi yaşadıklarını henüz algılayamamış biçimde salonun kenarına pusmuşlardı. Baktım Tazmanya Canavarı olmak serbest embesil yediliye “Hırrr” yapıp, dişlerimi son kez gösterip, en havalı Taz rüzgârımı savurarak esip gittim salondan. İnsanın başka Tazmanya Canavarları’nın varlığını bilmesi ne büyük ferahlıkmış. O gün bugündür çok mutluyum. Hiçbir embesile katlanmıyorum. İki köpeğim ve bir diğer üçüncü hayvanım olan kendim ile Tazgillerin çok sevildiği bir ülkeye taşındık. Ara ara bizim hakimle dahi karşılaşıp selamlaşıyoruz. Hatta sonradan öğrendim ki o günkü o sinirli suratının sebebi onları öldüremememmiş. İlahi hakim amca! Tazmanya Canavarı olmuşsun ama hâlâ öğrenememişsin, dedim ona. Bir Tazmanya Canavarı her ne kadar onları kafese koymaya çalışanları öldürmek istese de bunu yapmaz. Çünkü insanların ruhlarını sömürerek beslenen canlıların eti çürük ve tatsızdır. Yenir mi onlar? Sakın deneme!

Merve Aydın

Ben Merve Aydın. Önce Kandilli Kız Lisesi’nde yatılı okuyup sonra Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Tarih Bölümü’nü bitirdikten sonra şimdi de Yeditepe Üniversitesi’nde Tarih yüksek lisansı yapıyorum. Bir kalem ve kağıdın ne işe yaradığını öğrendiğim andan beri yazıyor, yazıyorum. İflah olmaz bir Potterhead olduğumu belirtmem gerekiyor çünkü şu biyografide Hogwarts’ın da olmasını çok isterdim. Ha bir de Hogwarts’ta okurken okulu korumak için piertotum locomotor büyüsünü yapmak. Marquez ve Le Guin’in de kutsallarım arasında olduğunu belirtmek isterim.

Artık Vakti Geldi” için 6 Yorum Var

  1. Öykünün genelini insanı gülümsetiyorsa mahkeme sahnesi güldürüyor. Üstelik son derece grotesk bir finalle yapıyor bunu.

    Dilin ve noktalama işaretlerinin kullanımını başarılı bulduğum kadar zaman uyumlarını da oldukça beğendim.

    Anlatıcıyı başlarda biraz fazla makale/deneme tarzı bulmuştum ancak mahkeme sahnesi ve sonrasıyla ana karakter yazardan ayrışmayı başardı.

    Kaleminize sağlık

  2. merveriii dedi ki: dedi ki:

    Çok teşekkür ederim güzel yorumlar için. Esprili dili her zaman seviyorum. Böyle canımı sıkan bir konuyu özellikle esprili yazmak istedim. Sağolun :slight_smile:

  3. Cerenn dedi ki: dedi ki:

    Hikayenin akışında tut mizah anlayışına kadar her şey güzel. Özellikle “sevdiğimize dönüşme yolunda zarar görüp aşınabiliriz” ve “insanların ruhlarını sömürerek beslenen canlıların eti çürük ve tatsızdır” kısımları o kadar şey anlatıyor ki… Kaleminde mürekkep hiç azalmasın, mizahla harmanlanmış yazılarını sabırsızlıkla bekliyorum.

  4. merveriii dedi ki: dedi ki:

    Kayıp Rıhtım’ı en çok bu yüzden seviyorum: Güzel ruhlar güzelliklerinden bir parçayı gelip öykülerime yorum olarak bırakıyorlar. Beğenmene, güzel ruhunun parçasını buraya eklemene çok sevindim Ceren. İnşaallah en güzel şekilde karşılaşırız yeniden :slight_smile:

  5. Kitsune dedi ki: dedi ki:

    Merhaba Merve,

    Keyifli anlatıma sahip, mizahı unsurları güçlü bir öyküydü. Anlatıcıyı samimi buldum. İnsanlara bakışı, hayvanlara daha yakın oluşu güzel detaylardı. Öykünün ilk kısımlarına doğru bir öyküden çok sohbet havası hissediliyordu. Bunu kötü bulduğumu söyleyemem. Bence karakterin samimi yönünü güçlendirdi.

    Kalemine sağlık. :slight_smile: