Öykü

Anlatıya Dair Hayalbaz Bir Tez*

Büyükşehir Üniversitesi’nin değerli hocaları, hepinizi içtenlikle selamlıyorum! Aklın esenliği, merakın saflığı ve emeğin sabrı sizinle olsun.

Heyecanımı saklamam mümkün değil.

İnsanlığın, medeniyeti Anadiyar topraklarında yeniden kurmasının üstünden asırlar geçti. Her şeye neredeyse sıfırdan başladık. Bizden öncekilerin biriktirdikleri yanıp kül olmuştu. Evet, baştan başladık; bilimi, tekniği ve eğitimi kurup yapılandırmak, kurumsallaştırmak, yıllarımızı aldı. Üniversitemiz, somut ve soyut bilimler alanında inanılmaz başarılara imza attı. Öncüsü olduğum, Kurgu Bilimi’ne ait bir bölümün Büyükşehir Üniversitesi’nin bünyesinde açıldığını görmenin tarifsiz heyecanını yaşıyorum. Sizler, destekçilerim ve muhaliflerim; hepinize teşekkür ediyorum.

İnsanı, onun düşlerini, kurgularını, kültürünü inceleyen soyut bilimlerin, en az somut bilimler kadar değerli olduğu hususunda hemfikir olduğumuza inanıyorum. Yine de soyut bilimler içinde Kurgu Bilimi’nin yerini kısaca özetlememe müsaade etmenizi rica edeceğim.

Biz, insanlık olarak bir yandan kendi hikâyemizi geleceğe doğru yazarken öte yandan dönüp geçmişimize bakma, onu anlama ihtiyacı duyuyoruz. Gerçek bilgiye ulaşmak istiyoruz. Sayısız kez bulunup kaybedilmiş bilginin peşindeyiz. Şairin dediği gibi ‘Zamanın tozları altından/Gülümser bize hakikat!’ O gülümsemeye bir kere denk gelmek için ömrünü binbir anlatı uydurmaya adamayacak kimse yoktur bu salondaki dinleyiciler arasında. Ben de onlardan biriyim.

Anlatı adını verdiğimiz büyük insanlık hikâyesi nasıl başladı? Daha da önemlisi, insanoğlu kendi hikâyesini anlatmaya nasıl başladı merak ediyoruz. Biliyoruz ki Anadiyar belki binlerce kez yıkılıp yeniden yapıldı. Tarihin katmanları, kültür fosilleri, masallar, şarkılar, ağıtlar, iç içe geçip birbirine karıştı. Bir bakıyorsunuz Derinova’dan derlenmiş bir masalın kaval kemiğine Üçüz Dağlar’da keşfedilmiş bir şarkı yapışıyor. Sonra o şarkının da Batık Kıyılar’da kaydedilmiş bir çocuk tekerlemesi fosiline kaynadığını anlıyorsunuz. Somut bilimlerin yöntemlerini kullanarak aklın kılavuzluğunda bu labirente dalanlar, kurgunun kurganlarını kurcalarken kaybolup gittiler. Aklın tek başına bu karmaşayla baş etmesinin imkânsız olduğu çok açık. Artık hepimiz kabul ediyoruz; anlatının kökenini ve doğasını anlamak için hayal gücümüzü kullanmalıyız. Kültür fosillerinin labirentinde yolumuzu bulmak istiyorsak her olasılığa açılabilen oyunbaz ve hayalci yöntemlere ihtiyacımız var.

Kurgu Bilimi, çok genç hatta çocuk bir kuram. Onun aşırılıklarını bu yüzden hoş görmek gerekiyor. En başından beri şuna inandım ki bizi, anlatının kökenine ve doğasına götürebilecek heyecanı bu çocuk kuramla bulacağız. Elbette bu eleştirel olmayacağımız anlamına gelmiyor. Kurgu Bilimi’nin en hayalbaz iki hocasına karşı en acımasız eleştirileri ben yönelttim. Altar Porsuk’un anlatının kökenini uzak yıldızlara dayandıran tezinin ve Ferdi Susar’ın Dünya’nın çekirdeğinden doğan anlatı masalının Kurgu Bilimi’nin ilk acemi adımları olarak anlaşılması ve aşılması gerekiyor. Çünkü iki tez de fazlasıyla akılcı. Bunlar, muhtemel oldukları için mümkünden uzaktırlar; hayalbaz bir iddia ne kadar uçuk olursa gerçeğe o kadar yakındır ama dikkat buyurun: Gerçeğin ancak kıyısından geçebiliriz!

Ben anlatının, Dünya kökenli olduğunu hayal ediyorum. Tıpkı insan gibi o da yeryüzünün çocuğu olmalıdır. Onun insan gibi et, kan ve kemikten bir varlık olmadığını biliyoruz. İnsan nasıl toprak, su ve ateş ile yoğrulduysa anlatının hammaddesi de belki ses, ışık ve kokuydu. Olasılıklar… Elimizde sadece hayali olasılıklar var. Benim hayalimdeki, henüz söz, resim ve müzik ile kayıt altına alınmamış latif bir varlık. Evet, latif ve kırılgan bir varlıktan bahsediyorum. Hayatta kalabilmek için bir kabuğa, canlı ve şefkatli bir muhafazaya gereksinim duyuyor. Aslında tam o sırada insanın da bir hikâyeye ihtiyacı var. Bu hikâyeye tutunarak kendi varlığına ve geleceğine inanacak. Hikâyesini sürdürmek için hayatta kalacak.

Şimdi hayal edin: İnsan ve anlatı, yeryüzünün ilk zamanlarında karşılaşıyor ve birleşip tek bir varlık oluyorlar. Hayalbaz tezimin esas iddiası budur. Anlatı ve insan ortakyaşardır. Hayatta kalmak ve yaşamlarını sürdürmek için birbirlerini desteklemiş ve iki tarafın da faydalandığı bir ilişki kurmuşlardır. İnsan hikâyesini anlatarak Dünya’daki varlığını kalıcı kılmış, anlatı insanın dilinde incelip bir yaşam ustalığı edinerek bugünlere gelmiştir.

Evet, temel hayalbaz tezim bu. Belki anlattığım masal, tıpkı Altar Porsuk ve Ferdi Susar’ınki gibi daha başka güçlü tezlere geçiş için bir basamak olacak. Doğrusu bundan gocunmam hatta kıvanç duyarım.

Güneş saati, vaktimi tükettiğimi söylüyor. Son bir cümle: Size anlattığım masal, hayatta kalabilecek değere ve güce sahipse hayalbaz tezim kendi kendini doğrulayacaktır. Belki ben bunu göremeyeceğim ama masalım benden sonra da yaşamaya devam edecek.

Aklın esenliği, merakın saflığı, emeğin sabrı ve hayal gücünün heyecanları sizinle olsun!


*: Kurgu Bilimi’nin kurucusu Süleyman Dilmaç’ın Anadiyar Büyükşehir Üniversitesi Kurgu Bilimi Bölümü’nün açılışında sunduğu bildiri metni, Antik Büyükşehir Üniversitesi kayıtları arasında bulunmuş, çevrilip sadeleştirilerek kamuoyuna sunulmuştur.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Kelimelerle dans etmenize hayran kaldım, birde yeni kelimeler üretmenize. Elinize sağlık.

  2. Merhaba @Refik

    Bir denemeyi öykü formatında kurgulayıp bir de gerçekliği veya kanıtlanabilirliğini masal şeklinde ifade edince son derece tutarlı ve başarılı bir iş çıkmış ortaya.
    Bir süredir yoktunuz ayrıca, sizi görmek güzel.
    Tekrar görüşmek dileğiyle…

  3. Avatar for Refik Refik says:

    Çok teşekkürler, gönlünüze sağlık :slight_smile:

  4. Avatar for Refik Refik says:

    Merhaba MuratBarisSari

    Çok teşekkür ederim, sahte makale şeklinde yazılmış öyküleri seviyorum. Özellikle Stanislaw Lem’in bu tür metinlerine imrenirim. Onlara öykündüm.

    Burada olmak, öyküler hakkında muhabbet etmek güzel

    Görüşme ümidiyle…

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar