Çoğu zaman bilmediğimiz, yabancı olan
bizi korkutur. Korku insanı yavaşlatır ve
korktuğumuzdan kaçınırız. Gerçek ise
tamamen bambaşkadır. Bilinmezi anla-
maya çalışmak korkumuzu yenmek için
çabaladığımızda, işte o an gerçeğe en
yakınızdır.
Günün birinde bana burada çalışacağımı, araştırmalar yapacağımı söyleseler hayatta inanmazdım. Tam iki yıldır bu araştırma laboratuvarında bilimsel çalışmalar yapıyoruz. Ben daha çömez sayılırım diğer ekip üyelerinin yanında. Gerçi aramıza katılan Ukraynalı Pavlo benim çömezliğimi sona erdirmiş oldu ama henüz kıdemli olmanın keyfine varamadım. Yakında onun da keyfine varmak nasip olacak umarım. Bugün benim izin günüm olduğundan odamda yatakta keyif yaparak dinleniyorum. Geç vakitte kahvaltı yapıp banyo keyfi yapacağım. Okumayı düşündüğüm birkaç kitap var, onları okuyacağım. Ailemi arayacağım internetten ve kız kardeşimle konuşacağım. Onları çok özledim, hepsi burnumda tütüyorlar ama henüz buradaki görevim bitmediği için tatile de çıkamıyorum ve yanlarına da gidemiyorum.
Ben yatakta oyalanırken arkadaşım Kayla odamın kapısını açtı ve “Zey, birinci aşama gerçekleşmiş!” diye bağırdı. Heyecandan yüzü kızarmıştı. Onun heyecanlı hâli bana da sirayet ederken hızla yataktan kalktım ve dolaptan kıyafetlerimi alıp aceleyle giyindim. Koşarak personel girişi kapısına gidip kartımı okutarak laboratuvara giden asansöre doğru koştum. Uzun koridor sanki bitmek bilmiyordu. Bensiz bir şeyleri keşfedeceklerini düşünmek dahi istemiyordum. Asansörün düğmesine bastığımda kalbimin atışlarını ağzımda hissediyordum âdeta. Burası yerin yüzlerce metre altında yapılmış Amerikan Uluslararası Grönland Araştırma Merkezi, benim adım Zeynep kısaca Zey diyorlar, burada araştırmacı kimliğimle ülkemi temsil ediyorum ve buzulun içinde ne kadar derine indiğimizi ve neler bulacağımızı hayal etmeye çalışıyorum. Burası âdeta buz çölü, yıllardır yeşile dair hiçbir şey görmedim ve güneşi görmeden yerin altında buzulların yüzlerce metre altına inşa edilmiş laboratuvarlarda geceli gündüzlü dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen bilim insanlarıyla birlikte adanın geçmişini, dünyanın oluşumunu varsa eski medeniyetleri keşfetmeye çalışıyoruz.
Laboratuvara geldiğimde herkes koşuşturuyordu, heyecanlarını ortamdaki gerilimi hissetmemek mümkün değildi. Elimi uzatsam havadaki gerilime dokunacak gibiydim. Pavlo geldiği ilk gün böyle bir sürpriz beklemiyor olacak ki ne yapacağını bilmez hâlde etrafına bakınıyordu. Kayla beni görünce yanıma geldi “Herkes çok heyecanlı Zey, sence ne kadar derine inildi, içeriden ne çıkacak?” sorusu sanki havada asılı kalmış gibiydi. Sonunda istediğimiz araştırmayı yapabilecektik. En çok ben istiyordum, çocukluğumdan beridir o sihirli tohumun peşindeyim. Hani Sihirli Fasulye masalındaki o fasulyeler gökyüzüne doğru büyüyor ve fakir genç tırmanıyordu ya; işte o masalın etkisiyle genetik mühendisliği okudum ben. Bu araştırma merkezine beni getiren en büyük sebep bu olsa da buzulların altından farklı bir medeniyetin kalıntılarının çıkmasını da istiyorum. Belki tarihî yapılar, belki bizden çok daha ileri bir teknoloji, uzaydan daha önce dünyaya gelen yabancılar, neden olmasın, arkeolojide ilgi alanımdaydı. Daha önce yaptığımız çalışmalardan çıkan sonuçlara göre bazı bitki yaprakları ve dal parçaları bulmuştuk buzulun altında ama bu kadar derine inememiştik ta ki bugüne kadar. Koşuşturan araştırmacıların her biri mesleklerinin en iyileriydi benim şansıma ise bugün izin günümdü. Sorumlu geldiğinde bana gülerek “O Zey şanslı gün ha!” derken benimle alay ettiğini hemen anladım. Zaten bana gıcık olduğunu herkes biliyordu. Pavlo yanımıza gelince ona anlatmaya başladım, “Daha önce derine indiğimizde aşağıdan çıkan dal ve yaprak parçaları buraların aslında ormanlık yerler olduğunu gösteriyor. Ne kadar garip değil mi tam bir milyon yıl önce buralar ormanlık, yemyeşil yaşanabilecek yerlermiş, şimdi ise buz çölünün ortasındayız. Tek bir yeşil ağaç yok burada. Dünyanın hangi evreleri geçirdiği buradaki araştırmalarımızın sonunda ortaya çıkacak ve bu çok olağanüstü.” Kayla “belki daha büyük keşifler de yapılır inilen yerden neler çıkarılacak ona göre öğreneceğiz” diyerek heyecanla sözümü kesmişti. Hatasını anlamış olacak ki bana af dileyen gözlerle bakıp ellerini dua eder gibi birleştirerek “Kusura bakma sözünü kestim Zey!” çok da aldırış etmedim, zaten Kayla hep böyledir her zaman aceleci ve patavatsız dediklerinizden ama ben severim onu buradaki en yakın dostumdur benim. Sondaj makinesinin sesi bütün laboratuvarı doldururken buzulun altından çıkarılan parçalar da araştırılmak üzere laboratuvarlara getiriliyordu. İşi olan personelin ayaklarına bağ olmamak için dışarı çıkmam istenince ben ve Kayla odalarımıza dönmek için ortamdan ayrıldık. Aklımız araştırma sonuçlarındaydı. Pavlo da bizimle geldi. Kendimize bir fincan kahve yapmak için mutfağa girdiğimizde kahve yoksunluğu yaşıyordum. Makine kahve çekirdeklerini öğütürken çıkan koku beni mest etmiş makinanın başından ayrılmıyordum. Kahvemizi alıp mutfak bölümündeki masaya oturduk ve yeni gelen arkadaşımızı tanımak için sorular sormaya başladık. Biraz gizemliydi Pavlo. Karşılıklı sohbet ederken aklım laboratuvarda ve çıkanlardaydı. Günü nasıl geçireceğimi bilemiyordum.
Odalarımıza çekildiğimizde araştırmaların sonucunu merak ederek bir süre uykusuz kaldım. Sonra yatağıma uzanıp hayal kurmaya başladım. Hayal fasulye tohumuna ve kocaman dev bir fasulye ağacına dönüştü. Ağaç toprağı yarıp çıkarken yer sarsılmaya başlamıştı. Uyarı lambalarının yanması ve sirenlerin çalmasıyla gece uykumun bölünmesinin sersemliğiyle ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ki koridordaki koşuşturmaları duydum. Hızlıca kapıya koştum, daha ne olduğunu anlamadan büyük bir sarsıntı hissetmeye başladım. Ayaklarımın altında yer öfkeli bir at gibi şaha kalkıyordu sanki. Ayakta durmak için kapıya tutunarak ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Sirenlerin sesi kulaklarımı yırtıyordu, o an korkunun beni ele geçirdiği hissediyordum. Her zaman soğukkanlılığını koruyan ben düşünme yeteneğimi kaybetmiştim. Sarsıntı sakinleşince hızla odaya dönüp üzerime kalın tulumumu ve montumu geçirdim. Hızlıca çantamı alıp tahliye asansörüne koştururken ikinci bir sarsıntıyla kendimi yerde buldum. Koridor benim gibi araştırmacı arkadaşlarımla doluydu. Sarsıntı sakinleşince hepimiz acil çıkış kapılarına doğru hızla hareket ettik. Kayla’yı görememiştim, etrafıma bakınıyor kalabalığın içinden onu bulmaya çalışıyordum. Hızla ilerliyorduk. Az ileride tahliye asansörünün tıka basa doluşan onca araştırmacıyla yukarı çıktığını gördüm. İçlerinden Kayla’yı seçer gibi olmuştum. Ben de ikinci grubun yanındaydım, biraz sonra bizi de yukarı çıkaracaktı ve hayatta kalma içgüdüsüyle umuduma tutunmuş bekliyordum kalabalıkla birlikte. Bir sarsıntıyı daha kaldıracak durumumuz yok gibi geliyordu bana ya da korku içime işlemişti. Asansör geldiğinde hızla bindik asansöre, fazla yük bindiğinden devamlı uyarı veriyordu yukarı çıkarken. Herkes kendi dilinde dua ediyor sanki yukarıya çıkmak asırlar sürüyordu. Sonunda beyaz gecede beyaz buz çölüne çıktığımızda ciğerlerimizi yırtan soğuk havayı soluduk. Tahliye sürüyordu merkezde. Daha önce defalarca yaptığımız tatbikatlar işe yaramıştı.
O gün buzun altından neler çıktı hiç öğrenemedim. Araştırma merkezi kapatıldı. Araştırmalar durduruldu. Bizler yeni işlere yöneltildik. Ben Stanford Üniversitesinde araştırmacı olarak işe başladım ama önce ailemin yanına ülkeme geldim. Onlarla tekrar bir araya geldiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Hâlâ sihirli tohumun peşindeyim, araştırma laboratuvarında gen çalışmaları yapıyorum. Kim bilir belki bir gün dünyadaki gıda açığını kapatacak tohumları üretebilirim. Kayla’yla görüşüyoruz ama Pavlo’dan hiç haber alamadım. Ne kadar araştırırsam araştırayım Pavlo’yu bulamadım. Pavlo sır oldu sanki. Tıpkı o araştırma merkezinde o gece ne olduğunu, buzun derinliklerinden ne çıktığını bulamadığım gibi.
- Buz Çölündeki Çatlak - 1 Haziran 2026
- Kelebeğin Çırpınışları - 1 Nisan 2026
- İstersem Olur - 1 Kasım 2025
- Hayatlarımızı Kurtaran Palyaço - 1 Ağustos 2025
- Maske - 1 Mayıs 2025
Henüz yorum yok. Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.