İki arkadaş bildikleri sandıkları pazar yerine gideceklerdi. Uzakta oturuyorlardı. Uzun bir yürüyüşten sonra kasabaya vardılar.
Arnavut kaldırımları gitgide kalabalıklaşıyordu. Arkadaş bir pencereye baktı iki adam oturuyordu karşılıklı, konuşmaları fazla derin mevzu içeriyordu sanki, anlamadı. Pazar yerine çok yoktu.
İki kadın balkondan konuşuyorlardı. Biri “Çok gizemli bir tipti. Tuhaf sorular sormuş eşime”. “Bana da sordu fakat anlamadım komşum” dedi.
Dedikodular tazelenmese şaşarım, kardeşim, dedi kadim arkadaşlardan biri. Abi her dedikoduyu dinleseydik iç savaş çıkardı, dedi gülüştüler.
Çakırcalı Efe’yi vurmuşlar duydun mu kardeşim?
Duydum da. Bence şehir efsanesinden beter, vursalar bile ölmez ki kurtulmuştur, bence, boş ver ya…
Pazar yerinde sergiyi açtılar. Fideleri dizdiler. Çiçekleri ilk sıraya sıraladılar. Tohumlar tahta yüksekliğin üzerindeydi. Yandaki gül desteleri normalde hızla küçük bir servete dönüşürdü. Bugün bi uğursuzluk var deyip duruyordu Şems. Çevredekiler kedi misin sen sürekli dört ayağının üzerine düşeceksin, diye sakinleştirmeye çalışıyorlardı.
Birkaç fide, küpe çiçeği sattılar. Akşama doğru soğuk bir poyrazın ön ayağı bir rüzgâr esti. Siyah bir kürk giymiş bir adam tezgâha yaklaştı. Diğer müşteriler gibi davranmaya çalışıyordu. Değildi. Rastgele baktı görmeden öte beriye. Pera birkaç çok satılan tohum önerdi. Yüzünü ekşiterek tek bir yöne baktı sonrasında. Bir tohuma kilitlendi. Ellerine alıp inceledi.
-Ne kadar? Bedelini siz bilmezsiniz, dedi alçak sesle. Söyledi. Bir dakika bile düşünmeden tohumları satın aldı yabancı.
Şehre uğrayan, konaklayanlar değişmez, herkes tanır birbirini. Fakat bu yabanı kimse tanımamıştı. Meraklı bakışlara aldırmadan hızlı hızlı uzaklaştı. Siyah bir köpek takip etti.
Tekir bir kedi en güzel ortanca çiçeğini devirdi. Çiçeklerin rengi soluklaşır gibi geldi iki arkadaşa. Yandaki adam hiçbir şey satmadan pazardan “Sağlık olsun” lakırdısıyla ayrıldı. Ayrıca ürünlerin çoğu evlere taşınmadı. Son bir haftadır bereketli yağmurlar yağıyordu, durdu.
Aynı tohumları aynı yerde yeniden buldu, Yaz. Tohum ekmeyi, fide yetiştirmeyi öğreten dedesine sorabilirdi. Zaten iki sokak arkada oturuyordu, babası da vesileyle halini hatrını sorarım, diyerek baba kız bayırı çıkmaya başladılar. Bir adam köşeyi döndü, korkuyla etrafını kollayarak karşıya geçti.
Yaşlı adam evin önünde oturmuş kara kara düşünüyordu. Yaz’ın babası her şeyi anlamış gibi eğildi. Sanki bekledikleri kötü haber sonunda bulmuştu onları. Yaz vukuat var galiba diyerek uzaklaşmak istedi.
Sanki olması beklenen bir olay vuku bulmuştu. Bir tek Yaz bilmiyordu. Ki Yaz da öğrenecekti. Belki.
Hiçbir şey olamamış gibi konuşuldu, kahkahalar atıldı. Her şey yolunda, demek bu dünyanın belki tek imkanıydı bazen.
Yaz okula giderken tohumları yanında taşıyordu, tehlikeden habersiz. Tohumları bu cahillikle şehre bakan yere ekti.
Bu tohumlar yavaş yavaş yeşermeye başladı. Yaz gözü gibi bakıyordu. Çocukluk sezgisiyle soruların gereksiz olduğuna hükmetmişti. Okuldaki fasülye ödevinden farksızdı Yaz’ın gözünde olan biten.
Havalar güzelleştikçe tohumlar filizlenmeye başladı. Ancak köyün havasında bir şeyler değişiyordu. Yaz’ın bilmediği fakat korkutucu bir değişim…
Hastalıklar azalıyordu. Dedikodular yerini kitaba bırakıyordu. Merkezden gelen gezici kütüphaneye daha çok okuyucu gidiyordu. Doğa güzel bir yeşile kavuşmuştu. Fazla huzurlu değildi. Kaotik bir ortamda yoktu. İnsanlar birbirilerinin giyimine karışmıyordu çünkü karışılacak bir şey yoktu. Köy okulu güzel renklere boyandı, öğretmeni daha çok gülümseyerek ders anlattı. Bu olumlu liste uzayıp gider.
Tohumlarla ne alakası var diyeceksiniz? Bunların kötü tarafı ne?
Aslında cevaplar basit kötülük güçlenmek için fırsat kolluyordu. Yaz’ın dedesi kötü büyücüye haddini bildirmişti. Çünkü kötülük tohumları anlayamamıştı. Eşşek hoşaftan ne anlar, diyerek konuyu kapatabilmeliyiz. En azından bence.
Tohumları iyi bir yürek büyütmeliydi. Fakat bu iyi yüreği tanıyan yoktu. Şehir efsanesinden beterdi.
Yaz ya da başkası…
Tohumlar kötü biriyle salgın başlatabilirdi.
Karanlık handikaplar aydınlık insanlardan ve sistemlerden kaçıyorlardı.
Kaderin değişmesi imkansızdır. Çıkarlarla örülmüş sistem tohumlarla değişecekti. Kehanet bu yöndeydi. Hazırlıksız yakalanan handikap kurucuları kendi kazdıkları kuyuya düştü.
Belki çiftçilik eğitimli insanlar ve köylülerle yapılsaydı, bu tohumlar daha önce ortaya çıkacaktı.
Daha kötüsü ne biliyor musunuz? Yanlış ilaçlar, savurgan sulamayla bir çiftçi büyüyen filizi mahvetti. Yaz sınavlara çalışıyordu, ödev yapıyordu.
Yaz belki pes etmez, bilmem. Fakat bu tohum, bu çiftçi ne ilk ne de sondu. Üzgünüm, hikayeleri gereksiz uzatmayı sevmiyorum. Düş gücünüze sağlık şimdiden.
- Tohumlardan Birkaç Tanesi - 1 Haziran 2026
- Eski Tohumlar - 1 Kasım 2025
- Tanıdık Maske - 1 Mayıs 2025
Henüz yorum yok. Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.