Her şey duyguların boy gösterip aklın uzun bir müddet krallığını terk etmesiyle başladı. İnsanlık ne yapacağını bilemeden oradan oraya savrulurken kara büyülere merak salan bir grup büyücü tarih sahnesinde son derece büyük önem arz edecek o büyüyü buldu. Her canlı bir çekirdekten var edilmişti, her canlının ve cansızın özü olan bir tohumu vardı. Bunun farkına varan büyücüler elma ile ceviz ağaçlarının tohumlarını karıştırıp yeni bir tohum var ettiler, sadece bir tohum.
Elmanın çekiciliği ile cevizin bitiriciliğini kendi büyüleriyle birleştirmişlerdi. Haset, kin, nefret ve dahası bu tohumun içindeydi; meyvesini yiyenler gerçekten de uyuşur, mayışırdı. Üstelik ahlaksızca hareketlerde bulunmaktan rahatsız olmazlardı hatta bu tohum büyü sayesinde onları yozlaşmaya teşvik ederdi; bu yüzden adını Yozohum koydular. İçlerinden biri bunun istediklerinden bile güçlü olduğunu fark etmiş, bu büyüyü bozacak bir şey arayışına girmişti, somut şeyler bulamayınca bir büyü yaratmaya başladı. Bu büyü; kara büyülü tohumun etkisini tamamen bitirecekti ve bunu kimseye söylemedi, usul usul bir parça saman kâğıdına yazıp ebediyete uğurladı. Hangi zamanda kimin eline geçeceği bilinmeyen bu kâğıt, yanlış ellere geçmekten son anda kurtulmuştu.
Yozohum yedi cihanda yüzyıllarca yolculuk yapmış en sonunda bereketi Orta Asya topraklarına yer edinmişti. Yeşerip filizlenmiş ardından serpilip kocaman bir ağaç olmuştu. Gölgesiyle, meyvesiyle herkes ondan yararlanıyordu; başlı başına bir zehir olduğundan habersiz. Hayat böyle değil midir zaten, en ummadık anlarda en bilinmedik şeylerden zarar görür insan kimi zaman da en yakınından, en sevdiğinden, en güvendiğinden. Ruhsal acı, fiziksel acının yanında bir imparatorluğa hükmeder adeta; o denli tesirlidir. Bir kere yapılan her şey, doğruya hizmet ediyorsa daima iyi; kötüye hizmet ediyorsa daima kötüdür ve bu yoldan geri dönüş olmaz, katiyen. Bu yolda serpilen yetişen biri ise Ötünç’tü.
Ötünç, iyiye hizmet etmeyi tercih etmiş, doğruyu kendine farz bilmişti. Günlerden bir gün bu ağaca yakın bir yerde dolanırken hiddetli bir baş ağrısı ve uyuşuklukla karşı karşıya kaldı. Daha o an da anlamıştı bunun yanlış olduğunu, oysaki diğerleri bu ağacın altında yatıyor, meyvelerini yiyor, birbirlerine hakaret ediyordu. Vaziyet Ötünç’ü bir hayli rahatsız etmişti ve bölgeden uzaklaşmasına sebebiyet vermişti. Düşünür vaziyette ilerlerken bir yandan da başını ovuşturuyordu, rahatsız eden bir sızı vardı alnında. Derken karşıdan gelen başka bir atlıyı gördü, karşıdan bir adam ona el salladı ve durmasını sağladı, ona yaklaşıp atın dizginlerini eline alıp onu kendi evine götürüyordu. O uçsuz bucaksız dağların sıralandığı, uzun buğday başaklarının esen yelle beraber inceden inceden dans edişi, batan güneşin kızıllığı ve dahası huzurun kaynağıydı, ağaçsa huzursuzluğun.
Bilge birini anımsatan, sakalları ak ve uzun, gözleri kahverengi olan bu buruşuk derinin zatı o hamleyi yapmıştı; kâğıdı çıkartıp ağacın yanına gitmesi gerektiğini ve sesli şekilde burada yazanları okuması gerektiğini belirtmişti, Ötünç’ün yanına bir de balta vermişti. Ötünç çok sorgulamadan söylenenleri başıyla onaylayıp gitmişti evvelinde bir kere yazılanı okuyup ağacın gövdesine baltayla vurduğunda baltanın sapı yarılmıştı. Bu “benden olan bana zarar vermez“ demeye geliyordu, ikici seferde ağacın gövdesinde gözle görülür ufak bir yarık oluşmuştu, bu ise “bana yalnızca benden olan zarar verebilir” demekti. Üçüncüye kalmadan ağaç dile gelmiş ve tüm insanlığa ibret olacak şeyler söylemişti.
– Yaralanmak istiyorsan senden birine yaklaş, güçlenmek istiyorsan senden olmayan birine yaklaş, yaşamak istiyorsan sadece kendine yaklaş. Bu cümlelerin ardından Ötünç bir hakkının kaldığını anlamıştı, kâğıdı ona veren adam ondandı yani bir insandı bu yaralanacağına işaretti, ağaca yaklaşırsa başı ağrıyor; yorgun düşüyordu. Vaziyet böyleyken kendisine yaklaşması gerekirdi fakat bunu nasıl yapacağını bilmiyordu. Bunun üzerine elindeki baltayla toprağı kazmaya başlamış ağacın köklerine ulaşmıştı, Yozohum köklere yapışık vaziyette duruyordu. Oradan sadece Yozohumu söküp aldı ve toprağın üzerinde parçaladı. Bu hareketle beraber siyah bir duman ve kötü bir koku yayıldı etrafa, ardından ağaç kökleriyle beraber geriye doğru düştü ve ruhu belirip şu sözleri söyledi.
– Vakit ne olursa olsun, toplumlarda özgürlük ile yozlaşmayı; iyi ile kötüyü ayıramayan kabileler olacak ve nedensiz bunlar her zaman her şeye rahatça ulaşıp suçu tohuma atacaklar; oysaki tohum bahane veya hedef. Akıl ve irade sahibi olan bu insanlar da hep yanlışı seçecek çünkü çoğunluk onları esir alacak, sen ve senin gibiler de olacak elbet lâkin az olacaksınız hem de çok az. Bunun üzerine ruh ortadan kayboldu ve Ötünç, o an tohumun sadece bir başlangıç olduğunu, asıl meselenin tamamen insanın içinde olup bittiğini anlamıştı. O yaşlı adam da ağacı parçalayıp büyüyü okuyabilirdi ama o Ötünç’ü yani farklı bir deyişle kendine bir kurban seçmişti böylece Ötünç zarar görecek ve gerek ruhu gerek bedeniyle tohumda saklanmış büyücüler istediklerini yapabilecekti; o yüzden siyah bir duman ve kötü bir koku çıktı çünkü uzun zamandır oradalardı ve onu bekliyorlardı; kurbanlarını.
“Güç, yanlış kişilerin eline geçtiği vakit; toplumlar özgürlük ile yozlaşmak arasında ki farkı idrak edemezler.”
- Yozohum - 1 Haziran 2026
Merhabalar, öncelikle elinize sağlık.
Bu türde öyküler pek okumadığım için öykünüzün konusu ve karakterleri hakkında bir eleştiride bulunamayacağım. Sadece dikkatimi çeken noktalar için fikirlerimi belirteceğim.
İlk olarak “Yaralanmak istiyorsan senden birine yaklaş, güçlenmek istiyorsan senden olmayan birine yaklaş, yaşamak istiyorsan sadece kendine yaklaş.” cümlesi çok hoşuma gitti. Özellikle “yaşamak istiyorsan sadece kendine yaklaş.” sözü. Bence, iyi bir yazarın kaleminden çıkacak olan bir cümle yazmışsınız 🙂
İkinci olarak, öykünüzün sonunu da beğendim. Bilgenin Ötünç’ü kurban seçmesi ve büyücülerin ona istediklerini yapabilmeleri. Bu şekilde hem bir twist yaratmışsınız hem de baş karakterin sonunu okuyucularınızın zihnine göre şekillenmesini sağlamışsınız. Gizem türünü seven biri olarak büyücülerin Ötünç’e ne yapabileceklerini merak ettim açıkçası. Kafamda bir iki fikir canlandı 🙂
Üçüncü olarak gözüme çarpan şey ise yazımınız ile ilgili. “Derken karşıdan gelen başka bir atlıyı gördü,” yazmışsınız. Bu cümle okumamda geri dönmeme neden oldu. Bir atlı karakter söylemişsiniz de ben kaçırmışım sandım. Fakat daha öncesinde atlı biri yoktu. Bu yüzden burada “başka” kelimesi fazla olmuş. Ayrıca “Bu hareketle beraber siyah bir duman ve kötü bir koku yayıldı etrafa,” cümleniz şu şekilde olsa daha akıcı bir cümle elde edilebilir: “Bu hareket ile siyah bir dumanla birlikte kötü bir koku yayıldı etrafa,”. Ayrıca hemen ardından gelen cümlede de “ve” olduğu için bu fazlalıktan da kurtulmuş oluruz.
Son olarak öykünüzün anafikrini çok beğendim. Yazarlığınızda başarılar diliyorum. Umarım yorumum size faydalı olur. Bu arada öykünüzü okurken bir sonraki öykü seçkisine katılasım geldi, ahahahh 🙂
1. Sembol fazla açık.
Yozohum daha ortaya çıkar çıkmaz neyi temsil ettiği söyleniyor.
Haset…
Kin…
Nefret…
Uyuşukluk…
Ahlaksızlık…
Okurun keşfedeceği hiçbir alan bırakılmıyor.
Neredeyse her sayfada biri ders veriyor.
Büyücü anlatıyor.
Yaşlı adam anlatıyor.
Ağaç konuşuyor.
Ruh konuşuyor.
En sonunda anlatıcı tekrar konuşuyor.
Dolayısıyla okur düşünmüyor.
Sadece dinliyor.
Yozohum, güçlü sembolik fikirler taşıyan; yasak meyve, Kabil kıssası, ‘baltanın sapı kendindendir’ aforizması ve insanın ötekini şeytanlaştırma eğilimini aynı anlatıda buluşturmaya çalışan iddialı bir öyküdür. Ancak öykü, sembollerini okura keşfettirmek yerine sık sık açıklamayı tercih ettiği için alegorik gücünü zayıflatmaktadır. Karakterler fikirleri temsil eden araçlara dönüşmekte, olay örgüsü ise felsefi tezlerin gölgesinde kalmaktadır. En başarılı yönü, kötülüğün kaynağını dışsal bir nesneye değil insanın iradesine bağlayan final düşüncesidir. Bununla birlikte, öykü daha fazla belirsizlik, daha az açıklama ve daha derin karakter çatışmalarıyla çok daha güçlü bir edebî metne dönüşebilirdi.
Güzel, tatlı bir hikaye olmuş. Kelime dizaynı biraz daha iyi ayarlanabilirdi belki, ya da hikaye belli başlı eklentilerle (Ötünç ve bilge şahsın diyalogları, Ötünç’ün çevresiyle zıtlığının daha çok vurgulanması vs.) deyatlandırılabilirdi ama bu haliyle de vermek istediği mesajı güzel anlatıyor, sonunda bir vuruculuk var. Yine de dediğim gibi detaylandırılmasını isterdim.