Öykü

Çam Ağacının Kokusu

İçimde kanayan bir şeyler var, dolu dizgin akan,

İçimde eriyen bir şeyler var, var olmaya inat yiten,

İçimde paramparça bir şeyler var, benliğimi yutan,

İçimde yitik bir şeyler var, insanların kalabalık uğultusunda kaçan,

İçimde bir şeyler var, olmaktan korkan.

Pencerenin kenarında kendini dinliyor Aysel. Her bir hücresini dinlemek için çırpınıyor. Çeşit çeşit meyve ağaçlarının olduğu bahçedeki nar ağacına dalıp kalıyor. Narın her bir tanesini düşünüyor, kendisini narın içinde hayal ediyor. Aynalarla dolu bir odada bir boşlukta asılı duruyormuş gibi. Kendiyle yüzleşmekten korktuğuyla kalıyor ve sımsıkı yumuyor gözlerini. Vücudunun gerilmesiyle uyanıyor kendisi olmaktan. Kaçındığının ve istediğinin belirsizliğinde kayboluyor. Sabahtan beri acı bir kahveyle ıslattığı dudaklarından şu sözcükler çıkıyor:

­- Ekim ayının ortasına girdik neredeyse, havalar hâlâ soğumadı.

Vücudunun altına aldığı ayağının uyuştuğunu hissediyor. Uyuşukluğun acısını yaşarken hissetmenin zevkini tadıyor gizlice, yüzüne ilişen dudak kıvrımlarını geriye sarıyor. Sadece acıyla tökezleyerek sinekliği açıyor.

– Bu sineklik epeyce eskimiş artık haşerelerden korumaz bizi değiştirmek lazım.

Umarsızca sağa sola fırlattığı terliklerini, ayaklarına geçiriyor. Bir şeyleri ezmek istercesine ayaklarını yere sürüyerek adım alıyor. Elma, nar, limon, zeytin, armut, şeftali ağaçlarının arasından imrenerek geçip gidiyor. Her sene tekrar tekrar meyve vermelerine şaşıyor.

– Siz ne ara büyüdünüz? Babamla sizi toprakla buluşturduğumuzda şu kadardınız. Nasıl becerdiniz büyümeyi? Nasıl seçtiniz elma ya da nar ağacı olmayı? Elma ağacı, çiçeklerinin güzelliğine mi aldandın? Ya sen nar ağacı yemyeşil ağaç dallarının arasından yüz metre öteden dikkat çekebilecek kırmızılığa mı yandın? Kışın yakıcı rüzgârına inat yemyeşil kalabilmeyi mi seçtin iğde ağacı? Her mevsim taze kalmak mı cezbetti seni? Mayıs aylarında etrafa serptiğin kokunun büyüsüne mi aldandın yoksa sen de benim gibi? Hangi cesareti seçtiniz olmak için… Ah bir dillenseniz de anlatsanız. Rüzgârda uğuldayan yapraklarınızdan konuşsanız benimle ha ne dersiniz?

Aysel, duygularının hapishanesi olmuş evinden doğaya açıldıkça düşünceleri dile gelmeye başlıyordu. Doğayla birlikte tazeleniyor düşüncelerini rahatlıkla dudaklarından boşluğa bırakabiliyordu. Ne var ki kulağına çarpan her sözcük kabullenmeyişleriyle onu çürümeye mahkûm ediyordu. Ağaç yapraklarından çıkan bir vızıltı olmak istiyordu. Gerçekliğe gözlerini kapatmak, koşmak olabildiğince uzaklara kaçmak.

Sözcükler anlamsız bir dizi halinde vücuduna istila etmeye hazırlanıyorlardı. Aysel’in nefes alışları hızlandı. İçindeki parçalanmışlığa inat umut etme ihtiyacı ile sözcüklere meydan okuyordu. Bir fısıltı duydu ismini haykıran. Birden irkildi ve kaskatı kesildi.

– Kim o kim var orada?

Sorusuna hiçbir cevap gelmiyordu. Bağırdı çağırdı fakat fısıltılar bitmedi. Aysel adını hiç böylesi dinlememişti o an bir şiir gibi gelmişti ona. Fakat korkusuyla tekrar irkildi ve umutsuzca seslenmelerine devam etti.

– Biri benimle oyun mu oynuyor yoksa sonunda kafayı yedim mi gerçekten? Kimsen çık ortaya, adımı nereden biliyorsun?

Sonunda esrarengiz sesten başka sözcükler nüfuz etti kulaklarına:

– Sana yabancı değilim Aysel. Senin çocukluğunum, gençliğinim. Hikayelerinin baş dinleyicisiyim. Salıncağını kuracağın bir dalım. Yapraklarımdan yapacağın bir tacım.

Sanki başka diyarlardan başka gezegenlerden gelen bu sese, anlam vermekte zorlanıyordu Aysel. Korkuyla sesin onu çağırdığı yere küçük adımlarla ilerlemeye başladı. Her meyve ağacını geçtikçe çocukluğuna yolculuk ediyordu sanki. Masum kahkahaları kulaklarında çınlıyordu. Bu hoşuna gitmişti. Varlığına işaret kabul ediyordu gülücükleri.

Bütün bahçeyi ne ara geçtiğini anlamayarak çam ağacının önünde buluverdi kendisini. Çam kokusunu artık hızlı hızlı soluk alışlarıyla birlikte ayak parmaklarına kadar hissediyordu. Sözcüklerin vücudunu istila etmesine izin vermeyerek kusuyordu bütün kelimeleri.

-Hiçbir düşünceden korkmak istemiyorum artık, yarım kalmışlıklarımda eksik bir kadın olmak istemiyorum. Her başarısızlığımda taze hissetmek istiyorum kendimi. İçimde kanayan göz yaşlarım göz bebeklerimden süzülsün istiyorum. İçimde eriyip giden sevincimi kucaklamak, içimde kaynayan geçmişimi kabul edip yoluma devam etmek, nefes almak istiyorum ayak parmak uçlarıma kadar. Bir nar olmak istiyorum. Yaratma gücünü tatmak istiyorum. Bir yer edinmek istiyorum kendi dünyamda. Sonra bir kozalak olmak istiyorum. İçimde güçlü kabuklarıyla bir sürü kadın var etmek istiyorum.

İçimde bir çocuk var çocukluğuna ağladığım.

İçimde bir kadın var kadınlığından utandığım.

İçimde bir hayat var tamamlamaktan kaçındığım.

İçimde bir matruşka var açmaktan korktuğum.

Açtıkça çoğalacak korkularımla yüzleşmekten kaçtığım.

Ama biliyorum; içimde bir yerler var, olmaktan korkmadığım.