Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Melahat

Bugünlerde diye başlardı her konuşmasına, bugünlerde daha çok özler oldum evimi. Sonra devam ederdi çok uzun yıllar önce daha öyle tek kalmamışken… İlerleyemez ötesine geçemezdi, sanki bir şeyler onu durdururdu. Gözyaşları içinde kırık dökük bir başka anıya doğru yollanır bazen de anıların yollarını karıştırır bir daha günlerce varamazdı bugüne. Ona daha bir çocukken aniden hayatımıza dahil oluşuyla alışıverdim.

Babam bir meyhane çıkışı, denize bir şeyler mırıldanırken görmüş onu, küs gittiği anasına benzettiğinden mi yoksa gözlerini gençliğinin artisti Handan’a benzettiğinden midir yanına varmış. Kadının ağzında anlaşılmaz bir ninni. Babamı fark edince kadının gözyaşlarına bir gülümseme konmuş. Sabahın ilk ışıklarına kadar babam kucağında, kadının dilinde garip ninni öylece kalmışlar. Onu alıp evin ninesi, annesi, kayın validesi, çocuğu yaptık. Herkesin buna ihtiyacı vardı. Bir şey olsa hemen ona suç bulur, biri sevilecek olsa önce ondan başlanırdı. Annem, yıllar sonra babamın iç sızısının biraz olsun dinmesine çok sevinmiş, eve gelişine hiç sesini çıkarmamıştı. Kadın, elinde neden tuttuğunu anlayamadığımız küçük bir matruşka bebek tutardı. Adına Melahat demiştik, babamın annesinin adı, kabul mu etti yoksa bizi hiç umursamadı mı bilmem adını söyleyince hüzünle gülümserdi. Bizimle pek konuşmaz, konuştuğunda da ben dizlerinde, dilinde başka dilden bir ninni, ağlardı. Seve seve yatardım kucağına, büyüdükçe neler görüp geçirdiğini sormak her akşam yaptığım bir işe dönmüştü, her defasında o kırık gülümsemesiyle beni kafamı kaldırdığım kucağına tekrar yatırır söylemezdi.

Bize geldikten on beş yıl sonra bir kış gecesi balkonda otururken uzun süredir sorduğum sorunun cevabını sormadan anlatmaya başladı; klasik bir sevda hikayesi dedi önce. Birini sevdim kaçıp evlendik, paramız yoktu ama yuvamız mutluydu. Çocuklar doğurdum ardı ardına çok isteyerek, hepsi mor vücutları mis kokularıyla defnedildi. En son hamile kaldığımda da kocamın evden gitmeleri doğuma kadar git gide azaldı. Sonunda tek başıma doğurdum çocuğumu. Sapsarı saçları küçücük elleriyle bir kız bebekti. Sevincimden yollara düştüm yaşıyor diye bağırıyordum.

Bunları anlatınca bir nefes çekti, sanki tüm dünyadan alıp alabileceği son nefesti. Sonra benden bir su istedi. Ağır çekime alınmış filmin son saniyeleriydi sanki, biliyordum. Ama yine de orada o göğün altında elindeki matruşka bebeğe bakarken bıraktım onu.

Geldiğimde yoktu. En değerli hazinesini bana bırakmıştı; elindeki en küçük matruşka…