Tarihi kongre salonunun, en az kendisi kadar görkemli bir terası vardı. Teras, tarih öncesi şatolardan kalma portreleri andırıyordu. Sivil halk ve yöneticiler için tasarlanmış küçük sıralı bitkiler, bitkilere yakın konumlandırılmış şelale biçimli fıskiyelerle çevrelenmişti. Terası kuşatan, gedikli kale duvarı ise askeri cenaha hitap eden daha sert bir mimari taşıyordu. İnşa edildiği günden bu yana hiç kullanılmamış, kimin için yapıldığı bilinmeyen dar bir yürüyüş parkuru da duvarın iç hattı boyunca uzanıyordu.
Terasın tam ortasında kongre salonunun kubbesi yükseliyordu. Zeminden birkaç metre yukarıda duran cam kubbenin üzerinde hem kadim kanatlı canlıların hem de ileri teknoloji ürünü hava araçlarının tasvirleri birer sembol gibi yer alıyordu. Geçmiş ve gelecek, aynı yüzeyde donup kalmıştı. Yine de bilim cenahına hitap eden asıl görüntü, kubbenin üzerinde değil, gökyüzündeydi. Galaksinin merkezine yakın konumları, kelimelerle tarif edilmesi güç bir görsel derinlik sunuyordu.
Teres ve ait olduğu yıldız sisteminin yok oluşunun üzerinden yaklaşık iki yüz elli yıl geçmişti. Felaketin yalnızca halo bölgeleriyle sınırlı kalmayıp galaksinin merkezine doğru ilerlediğinin anlaşılmasının üzerinden ise tam otuz yıl geçmişti.
Baş bilim kurucu Zhaeron ile oğlu Taren, galaktik kongre merkezinin ikonik terasında, gökyüzüne bakıyorlardı. Aralarında sessiz ama samimi bir yakınlık vardı. Kheiron Dominası’nın soğuk kültürüyle değil, sevgi ve sıcaklıkla büyütmüştü oğlunu. Taren de babasının izinden gitmiş, kuramcı bir bilim kurucu olmuştu.
Zhaeron zayıf ama içten bir gülüş attı.
— Neden güldüğünü anlayamadım baba?
— Gökyüzü, diye başladı Zhaeron.
— Süt beyazı bir sisin içine hapsedilmiş, boğucu bir aydınlıktan ibaret. Otuz yıl önce, bilim cenahı başkanı Jaerkil, tam bu noktada bana şunu söylemişti. Galaksi dışından gelen son ışıklar da tükendiğinde, gökyüzünde yıldızlarımız kalmayacak.
Sesi, terasın antik taş duvarlarında yankılanan yorgun bir rüzgâr gibiydi.
— O zamanlar korkutucu bir karanlık hayal etmiştim. Oysa biz yıldızlarla birlikte gecelerimizi de kaybettik.
Göğsü yükseldi, omuzları düştü. Ciğerlerine çektiği yapay hava bile galaksinin merkezine doğru bir çember gibi daralan o amansız entropi dalgasını hatırlatıyordu.
— Galaksinin dışından ışık gelmiyor. Bizim ışıklarımız da entropi dalgasına, bir duvara çarpar gibi çarpıyor. Alan, ışığı anlamsız kılıyor. Sınırdaki foton birikimi, peşi sıra gelen ışığın geri yansımasına neden oluyor. Merkezdeki yıldız yoğunluğunu da düşünürsek artık gecelerimiz yok. Gökyüzü haritamız da ışıkla silindi.
Zhaeron sustuğunda Taren, babasının titreyen kollarını tuttu. Onu sıkıca sarıp konuştu.
— Merak ediyorum. Tüm medeniyetler kaçınılmazı beklerken sen neden hâlâ çalışıyorsun? Yaptığın kuramsal hesaplamalar kimi kurtaracak?
Sesindeki sitem gizlenemiyordu.
Zhaeron oğluna döndü. Gri gözlerinde, artık gökyüzünde olmayan yıldızlardan daha parlak bir ışık vardı.
— Sen ve senin gibi gençler yaşamayı hak ediyorsunuz. Galaksimiz dışında bir yaşam varsa, burada medeniyetlerin nasıl büyüdüğünü ve nasıl yok olduğunu öğrenmeleri gerekiyor.
Bir an durdu, düşüncesini tartarak devam etti.
— Aynı yıkım onlara da gelirse, kurtulmak için bizden daha iyi çalışabilsinler.
Taren şaşkınlıkla karşılık verdi.
— Hesapların bu yok oluşun yalnızca bizim galaksimize özgü olduğunu gösteriyor. Başka bir galakside yaşam varsa, bunun onların başına da geleceğini neden düşünüyorsun?
— Doğal olan kaostur, dedi Zhaeron.
— Oysa bu dalga cerrahi bir titizlikle ilerliyor. Müdahale olmaksızın böyle bir yıkım imkansız.
— Bana her felaketin aynı zamanda öğrenmek için büyük bir fırsat olduğunu öğretmiştin.
Zhaeron bu cümleyi duyduğunda yüzündeki gülüş, zafere yaklaşan bir ifadeye dönüştü.
— Neler anlattığımı hatırlıyor musun?
— Elbette.
Taren, çocukluğuna döner gibi anlatmaya başladı.
— İlkel canlılar ateşi düşman sandı. Onunla savaşmaya çalıştılar. Her kaybedişte ateşi kullanmaya biraz daha yaklaştılar. Ateşi kullandıklarında mağaralardan çıktılar, göç etmeye başladılar. Yaşadıkları yerleri, ilkel de olsa, katalogladılar. Bölgeleri tanıdıkça inşa etmeyi öğrendiler. İlk şehirler böyle ortaya çıktı. Şehirler büyüdükçe ticaret doğdu, ardından bilim gelişti. Ülkeler kuruldu. Gezegenin her bölgesi haritalandı.
Nefeslenip devam etti.
— Sonra yeni bir felaket geldi. Savaş. Yıkıcıydı ama fiziği, kimyayı ve biyolojiyi öğrenmelerini sağladı. Kütle çekimini anladıklarında gezegenden ayrılabileceklerini fark ettiler. Mikro kuvvetleri öğrendiklerinde uzaya çıktılar. Ardından yeni bir engel belirdi. Evrensel hız sınırı. Binlerce yıl sonra koridoru keşfettiler. Temel yasaya karşı gelmeden yıldızlara ulaştılar. Yalnızlık felaketti, sonra diğer medeniyetlerin varlığı felaket oldu. Yeniden savaşlar yaşandı. Savaş ayrıştırdıkça, bilim birleştirdi. Dört büyük medeniyet de böyle doğdu. Ateşle başlayan öğrenme süreci, tüm yıldızların tek bir haritada toplanmasıyla sonuçlandı.
Zhaeron araya girdi.
— Bu felaket bize yeni bir şey öğretti. Beşinci temel kuvveti.
Taren sustu.
— Böyle bir yok oluşta, dedi Zhaeron,
— Var olan her şey atomlarına ayrılırken gezegenler ve yıldızlar yörüngelerinden fırlamalıydı. Daha görkemli bir yıkım görmeliydik. Oysa küçük sapmalar dışında her şey yörüngesini koruyor. İşte bu noktada fark ettik. Yüzyıllardır aradığımız beşinci kuvvet gözümüzün önündeydi.
Sözlerini sürdürdü.
— Yaşanabilir alan daraldıkça kütle çekimine baskın çıkan Kozmik Denge Kuvveti’ni keşfettik. Kuramlar tutarlı. Yeni bir makro kuvvetimiz var. Deneyler sırasında çözemediğimiz sırlar da açığa çıktı. Narin maddenin, kütle çekim ve kozmik denge kuvvetlerinin birleşimi olduğunu anladık. Aralarındaki çekişme ise evrenin genişlemesini sağlayan gizemli enerjiyi ortaya çıkarıyor. Zarif enerjinin kaynağı artık net.
Taren fısıldadı.
— Tüm bunlar ne işimize yarayacak?
Zhaeron kısa bir kahkaha attı.
— Bu haliyle hiçbir işe yaramıyor.
Terasın soğuk duvarlarına yaslandı.
— Büyük teori hâlâ eksik. Tam bir simetri gerekiyor. Bir makro kuvvet daha.
— Yıllarca çalıştığın kuvvet bile kurtuluş getirmedi, dedi Taren.
Zhaeron oğlunun kollarından tuttu.
— Bir kuvvet daha var. Jaerkil bana en umutsuz anımızda bunun üzerinde çalışmam gerektiğini söylemişti. Şimdi aynı şeyi sana söylüyorum.
Taren’in omuzları gerildi.
— Son kuvveti bulursam ne yapacağımı bilmiyorum.
— İlk üç kuvvet mikro düzeyde. Son ikisi makro düzeyde. Kayıp olan da makro. Onu bulup diğerleriyle birlikte manipüle edebilirsen mikro köpük alanı oluşturursun. Uzay zaman delinirse sınırsız hız mümkün olur.
— Bir tür solucan deliği.
Zhaeron başını salladı.
— Bambaşka. Solucan delikleri iki tarafı da yok eder. Enerji tek yönde akar. Genişleme ve çöküş eş zamanlı olur.
— Farklı bir kara delik gibi.
— Kara delikler maddeyi çeker. Solucan delikleri her türlü enerjiyi. Uzay zamanı bile.
Kısa bir sessizlik oldu.
— Bu yüzden doğal bir solucan deliği bulamadık. Daha gelişmiş medeniyetler varsa, aynı nedenle inşa etmediler.
Taren son sorusunu sordu.
— Uzay zaman yırtılır ve kapanmazsa ne olur?
Zhaeron sakin bir nefes aldı.
— Bunun için projeler hazır. Ekibe katıl. Kendini geliştir. Son kuvveti bul.
Bir an durdu.
— Atalarımız yıldızların haritalarını çıkardı. Sen uzay zaman dokusunun haritasını çıkaracaksın.
- Yıldızsız Gece - 1 Nisan 2026
Henüz yorum yok. Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.