Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Dönüşüm

Bu öykü kadim diyarlardan günümüze ulaşmış en eski öyküdür. Bu öykü unutulmaya yüz tutsa da unutmaya yüzümüzün olmadığı bir öyküdür. Bu öykü kendini karanlığa verenlerin öyküsüdür.

Asırlar önce insanoğlu kendi halinden memnun olmayı bıraktı. Durmadan yeni bir nefes aradı. Yeni bir yaşam… Birçok forma özendi. Birçok canlının kılıfına bürünmeye çalıştı. Önceleri Güneşe döndü yüzünü. Işığıyla gözleri harelendi. Fakat fazla aydınlıktı. Sızlarken irisleri, umursamadı yüreğinin rahata erişini. Ardından eğdi başını ve toprağı gördü. İçinden binbir çeşit yaşam türeyen ve ne kadar parçaya bölünürse bölünsün yaşattıkları sayesinde bir bütün halinde kalan toprağı. Güzel geldi tüm gördükleri. Güzelleşebilirim zannetti. Lakin fazla yük vardı omuzlarında. Bu kadar nefesi sırtlanmak ağır geldi yüreksiz ruhuna. Ve bıraktı toprağı, kuruttu yeşil platoları. Son olarak hayvanları inceledi insan. Bir bir gözden geçirdi hepsini. Atlar fazla tezcanlıydı, aslanlar fazla cesur. Tavuklar fazla sabırlıydı. Ve yunuslar fazla sevecen. Düşündü durdu insan. Ve düşünmeyi bıraktığı sıralarda bir ses ilişti kulağına. İnce ve can yakan bir ses. Takip etti sesin geldiği yeri. Kaynağın yarattığı gizem onu derinden etkilemişti. Sese ulaşmak için çimenleri çiğnedi, karıncaları ezdi. Karşısında dikilen çocukları kenara itti. Elinin çarptığı meşaleler kentleri yaktı. Az gitti uz gitti en sonunda gelen sesi keşfetti. Gördükleri karşısında şaştı kaldı. Gözleri yumuk yumuk ve kör, sesi tiz. Duyduğu tek şey de yalnızca o tiz ses. Kendi sesi. Güneşe bakmıyor, toprağı kazmıyor. Geceye aşık. İnce kanatları, susamış boğazıyla; yarasa. İşte dedi insan. Aradığıma ulaştım. Artık değişmeye hazırım.

İlk olarak kendini en çok cezbeden özelliğe büründü insan. Kendine uyuşukluk dünyaya da koca bir umutsuzluk getirecek özelliğe. Yumdu gözlerini. Sıkı sıkıya kapattı. Kararttı gündüzünü ve geceye selam çaktı. Hazırdı tüm olmaması gerekenlere. Hazırdı kendinden vazgeçip dipsiz kuyulara gömülmeye. Bir bir okundu bu lanetin izleri yeryüzünde, önce en zayıflar koptu halkadan. Karanlığa ilelebet aşık olanlar kolay vazgeçti ışıktan. Bir mahkum taş duvarlı hücresinde vicdan azabı çekmeyi bıraktı. Bir cellat ayırırken bir başı gövdesinden zevk almaya başladı. Bir politikacı da doğru konuşmayı unutuverdi. Belki de bunlar en başından beri böyleydi. Ardından işler biraz daha ilerledi. Kötülükten haberi olmayan köy evlerine sıçradı çamur. Çiftçi kırbacını daha gür şaklattı atının gövdesinde. Ölümüne çalıştırdı işçisini. İşçi de ölümüne aldattı karısını. Ölüm de saçıldı bir namus bekçisinin ruhsatsız tüfeğinden. Durum oldukça vahim bir hal almaktaydı. Ve en korkulan, en sonunda oldu. Bir çocuğun safi yüreği kirlendi lanetin izleriyle. Bilinçsizce onun yerine düşünen canavararla dost oldu çocuk. Ve unuttu tüm dostlarını. Yıkımlardan zevk almaya başladı. Tüm silahların adlarını ezberine aldı. Ve kirlendi gelecek. Geçmişi sağlam olmayan hiçbir adam geleceğe ışık götüremez. Karanlık böylece tüm evreni ele geçirdi. İlk aşama başarıyla tamamlanmıştı.

Sıra kulaklarını tıkamaya gelmişti. Şarkılara, türkülere. Kuşların armonisine. Düşmanın küfrüne. Dostun gülüşüne. Kendi ses tellerinden dökülmeyen ne varsa işte onların her birine. Kapattı kulağını, duydu çatlak sesini. Bağırdı ve çığlıkları yankılandı dağlarda. Eğer duymazsa annesinin sesini bir bebek sakinleşemezdi. Büyürken içinde güzele ait tek bir şey bile filizlenmezdi. Ve öyle de oldu. Yalnız zihninde yetişti çocuk. Ömrü boyunca kendisinden başka kimseyi dinlemedi. Doğrular onun bildiğiydi. Kimse sapanıyla vururken serçeleri onu durdurmadı. Serçelerin yakarışlarına zaten sağırdı. Büyüdükçe yaktırdığı ağıtlar da büyüdü. Bir masumun göğsünü parçaladı özgürlük sloganlarıyla. Adaleti yalnız kendi bileğinde gördü. Bu işin en fena yanı da yaptıklarından çok yapmadıklarındaydı insanoğlunun. Çünkü algıları kapalıydı tümüyle benliği haricindeki uyarılara. Bir dilencinin çatlak elinden dökülen acizliği duymamazlıktan geldi. Vicdana kulak vermek fazla yorucuydu. Yanlış adımlar atarken dur diyen dostunu duymadı örneğin. Ve umursamadı ah eden anasının derdini. Bir başkasının haliyle hallenmek de niyeydi. Kendi gürültüsüyle yaşarken insan bıkmadı usanmadı hep aynı notaları işitmekten. Yalnız bir delikanlı vardı o zamanlarda. Kulağındaki vicdansızlık ve umarsızlıkla yoğurulmuş balmumundan tıkaçları atmaya karar veren bir delikanlı. Onun öyküsü de hala anlatılır uyku tutmayan çocuklara. Lakin öykü oldukça kısadır. Belki de acı bu nedenle yalnızca üç harfli bir yaradır. Delikanlı çıkartınca tıkaçları kulak verdi evrene. Duymak için o eski dizeleri dikkat kesildi. Fakat beynini dolduran tek şarkı sessizlikti. Yanında da bolca kimsesizlik. Hiçlik korosu öyle kuvvetli söyledi ki şarkısını dayanamadı delikanlının kulak zarları. Patladılar acıyla. Patladı kalbinin duvarları, saçıldı dört bir yana. Ve delikanlı yine yalnız kendi çığlıkları eşliğinde hatırlanmadan unutuldu gitti. Sevdiği de türkülerini asırlardır kendi gözlerine söyledi.

Ve son değişimdedir sıra. Son bir modifikasyon. Son bir karanlık darbe. Öyle bir özellik ki yarasalar bile utanır bu vahşeti izlemeye. Şaşırır kalırlar nasıl bu hale getirdiler karın tokluğuna yapılan bu eylemi diye. Ama insan bir an olsun utanmaz. Ta varolduğu günden bu yana gizliden gizliye beslediği bu içgüdüyü tüm utanmazlığıyla ortaya koyar. En yakınındakinden başlar işe. En sevdiğinden, kardeşim dediğinden ve atlar üstüne. Yapışır boğazına başlar içmeye kanını. İçtikçe kendini bırakır. İçtikçe dönüşümünü tamamlar. Ve kuruttuğunda günahsız bir bedeni, değiştirir kimliğini. Zaman geçtikçe doymaz olur tek bir bedende. Yayar vahşetini. Elinde kılıçlar, zaman geçtikçe top ve gülle. İlerledikçe zihinler makineyle. Silahla ve misketli bombalarla. Afilli de bir ad takar bu eylemine. Savaş. Kan gövdeyi götürürken, o da karışır bu kırmızı selin içine. Ve yıkanır kardeşinin geleceğinde. Yıkanır bebek gülüşlerinde. Yıkanır çırılçıplak. Öylesine mutludur ki görenler anasının karnından yeni çıktı sanırlar. Tek bir fark vardır ebesinin elinde uyuduğu günden bu yana. Tek ve onulmaz bir fark. Kocaman cüssesi değildir bu. Veya kalın sesi. Olgun bedeni içinde kaybolup giden yüreğidir değişen. Eskilerdeki, küçücük gövdesine rağmen dolup taşan yürek, şimdilerde un ufak olmuştur. Kara ve soğuktur artık. Bir de ağlamaz artık neticesine şaplak yediği günki gibi. Güler insan, tiksindiren kahkahalar atar. Boğulsa der her gören göz, akıttığı kanların ortasında boğulsa da gitse.

Öykü burada bitiyor. Asırlar önce insanoğlu işte böyle dönüşmüştü kan içen bir yarasaya. Ve hatayı da en başında yapmıştı aslında. Kör sanmıştı bir yarasayı. Karanlığına hayran olmuştu. Oysaki yarasa yalnızca onun çirkinliğine yummuştu gözlerini. Böylece günümüzde bile devam eden bir mit yayıldı köylerden kentlere. Yarasalar kördür.

Öykü bitmeliydi burada. Lakin hala birkaç cümlesi etrafta kol geziyor. Eğer dikkatlice bakarsanız, eğer ki kulaklarınızı dört açarsanız ve belki bir umut kan kokusuna bulanmadıysanız, anlarsınız.

Üst katınızdaki dul adamda, alt sokaktaki kasapta, okulunuzdaki öğretmenler odasında, kasabanızdaki muhtarlıkta, kamuflaj desenli kışlalarda ve en çok da granit döşeli meclis binalarında, doğuda ve batıda, dört bir yanda, kadim zamanda doğan yarasaların evlatları tam başucunuzda.

Hani geçmiş gitmiş bir öyküydü derseniz, her gün gözlerinizi yumup uyuduğunuz karanlık geceye kulak verin. Sessizliği duyuyor musunuz?

Dönüşüm” için 10 Yorum Var

  1. Merhaba,
    Seçkiye hoş geldiniz. Bu ay pek çok yeni isim var, ne güzel. Umarım sonraki seçkilerde de okuruz öykülerinizi zira dikkat çekici bir kaleminiz var.
    Öyküye gelince; temayı değişik kullanmışsınız. Öyküyle deneme arası bir metindi okuduğum. Klasik hikaye formunda değildi yani. Ama öykünün tarzını sevdim. Bol metaforlu bir öyküydü. Yarasa ve insan eşleşmesini çok başarılı vermişsiniz.
    Kaleminize sağlık.

    1. Hoşbuldum,
      Düşüncelerinizi belirttiğiniz için teşekkür ederim, benim için çok önemliydi.Beğenmenize sevindim.Oldukça güzel bir duyguymuş yazdıklarının okunması,devamını diğer seçkilerde getirmeye çalışacağım.

  2. Merhaba,
    Klasik bir öykü beklerken böylesine bir denemeyle karşılaşmak biraz şaşırttı. Ancak tespitleriniz ve benzetmeleriniz oldukça yerinde. Ya düşünülmüş ya da yılların birikmişliğini taşıyor. Hangisi olursa olsun gayet başarılı. Tebrikler.

    1. Galiba içinde bulunduğumuz yüzyılda kısacık yaşamlarımızda biriken acı ve vahşetti yazdıran.Yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

  3. Merhabalar,

    Daha ilk paragrafta şaşkınlığım daha safhaya çıktı. Ne anlattığınız iyiydi, ama nasıl anlattığınız … Okurken nefesim kesildi. Cesaretiniz için de ayrıca kutlarım, harika bir öyküydü.

    Ve en korkulan, en sonunda oldu. Bir çocuğun safi yüreği kirlendi lanetin izleriyle.
    Benim için öykünün doruk noktası burasıydı.

    Eğer duymazsa annesinin sesini bir bebek sakinleşemezdi. Büyürken içinde güzele ait tek bir şey bile filizlenmezdi.
    Bir de burası var tabii ki.

    Kimse sapanıyla vururken serçeleri onu durdurmadı.
    Bir de burası.

    Umarım bir daha seçkiye katılmaz veya bu seviyede bir öykü yazmazsınız. Zira kıskançlıktan çatır çatır çatlayabilirim.

    Kaleminize, yüreğinize sağlık. Seçkiye daha sık katılmanız dileğiyle.

    1. Şimdi yorumunuzun beni ne kadar mutlu ettiğini nasıl anlatsam bilemiyorum 🙂 Ihtiyacım olan koca bir gülümsemeyi bana hediye ettiğiniz için çok teşekkür ederim.Yazmak için yüreklendirdiniz.Gerçekten saolun. 🙂

  4. Merhabalar ve hoş geldiniz seçkiye. Temennim ilk öykünüz olarak kalmasın. İşlediğiniz konu oldukça zor ama dikkat çekici. Kolaya kaçmadığınızı görebiliyorum; her cümleye ayrı ayrı özenilmiş, her cümle dolu dolu, her cümle anlam yüklü. Temayla bağdaştırma kısmını dozunda ve ustaca aşmışsınız. İlk öykünüz yahut ilk yazım denemeniz olduğunu düşünmüyorum; eminim başka çalışmalarınız da vardır. Elinize, kaleminize sağlık. Temanın en iyilerinden biriydi kanımca; çok beğendim. Devamını diliyorum.
    ”Duymak için o eski dizeleri dikkat kesildi. Fakat beynini dolduran tek şarkı sessizlikti. Yanında da bolca kimsesizlik. Hiçlik korosu öyle kuvvetli söyledi ki şarkısını dayanamadı delikanlının kulak zarları. Patladılar acıyla. Patladı kalbinin duvarları, saçıldı dört bir yana. Ve delikanlı yine yalnız kendi çığlıkları eşliğinde hatırlanmadan unutuldu gitti. Sevdiği de türkülerini asırlardır kendi gözlerine söyledi.”
    Ne diyebilirim? Harika 🙂

    1. Güzel düşünceleriniz için çok ama çok teşekkür ederim.Böyle yorumlar gördükçe koşup kaleme kağıda sarılasım geliyor.Diğer seçkilerde de buluşuruz umarım.Ne diyebilirim ki, mutlu ettiniz 🙂 Yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen 🙂

  5. Çok farklı bir üslubunuz var. Seçkiye renk kattığınız aşikar.

    Umarım diğer seçkilerde de kaleminizden çıkmış öyküleri görebiliriz. Kendinize saklamayın, bizlere de okuma fırsatı verin lütfen.

    Selamlar.

    1. Renk olmak ne güzel.Elimden geldiğince gönlümden geçtiğince yazmaya çalışıyorum.Okunuyorsam ne mutlu.
      Selamlar ve bolca teşekkürler.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *