Öykü

Elis’in Kararı

Omnes vulnerant, ultima necat.

Gözü duvara kazınmış yazıya çarptığında durumuna ne kadar benzediğini fark edip hafifçe gülümsedi.

Her geçen dakika yaralar, sonuncusu öldürür.

Sözün anlatmak istediğini bilse de, kendine göre yorumlayabileceğinin de farkındaydı Elis. Bu sefer öldürdüğü şey korkusuydu. Kararını netleştirene kadar kendisini yaralayan şeyler tek tek aklından geçti: Öğrencileri nefretle doldurma çabaları, çarpıtılmış bir tarihin diktesi, en etkili zarar verme yöntemleriyle ilgili dersler, tuzağa düşürme metotları…

Hiçbiri ona göre değildi, hiçbir zaman olmamıştı.

Koruma Okulu denen bir yerde büyümüştü. Elis, yalanların bu isimle başladığını düşünürdü. Asırlar önce öyle olsa bile, artık ne korumayla ne de okulla bir ilgisi vardı kaldığı yerin.

Vampirleri insan baskısından uzakta tutmak, onlara sıcak bir yuva ortamı sağlamak ve kaliteli bir eğitim vermek gibi iyi niyetlerle kurulan bu okuldan artık eser yoktu, adı dışında.

Koruma Okulu zaman içinde insan düşmanlığıyla aklı zehirlenmiş müdürlerin etkisiyle bir savaş makinesi yetiştirme tarikatına dönüşüyordu. Elis gibi kimsesi olmayan çocukları bünyesine katıp zaman içinde nefret, öfke ve korku dolu bir ortamda eğiterek gelip gelmeyeceği meçhul bir Büyük Savaş’a hazırlamak dışında pek bir iş yapılmıyordu artık. İnsanlar ve vampirler arasındaki bir grup fanatik dışında dünyadaki halklar böyle bir şeyin bir daha gerçekleşmeyeceğini düşünüyordu ki gerçekten görünen de buydu. Geçmişteki çatışmalarda iki taraf da çok fazla zarar görüp nice kayıplar vermişti. Artık taraflar o günleri geride bırakmıştı; intikam duygusuyla yanıp tutuşan savaş yanlıları olsa da geçmişi bir kenara bırakıp huzur içinde yaşamak isteyenler çoğunluktaydı.

Erdem dersleri daha önceleri eğitimin asıl amacıyken, artık ayda birkaç saate düşürülmüştü. Müdüre kalsa onun dahi olmayacağının farkındaydı Elis, ancak köklerle bağlantısını resmi olarak tamamen koparmaya cesaret edemeyen bir yönetim vardı.

Elis, insanlar ve vampirlerin tarih boyunca birbirlerinin en iyi dostları olmadığını biliyordu; ancak bunun nedeni de anlayabiliyordu. Farklı olandan korkulur. Bu ilkel bir dürtüydü, ancak iki tarafın da bunu kontrol etmede başarılı olduklarını söylemek zordu. Yıllar içinde taraflar arasında birçok çatışma olmuştu. Kendilerine okulda nasıl insanların değersiz ve acınası yaratıklar olduğu öğretiliyorsa, aynısının insanlar tarafından da yapıldığına emindi. Birbirlerine fırsat verdiklerinde nice arkadaşlıkların, aşkların yaşandığını da duymuştu ancak yönetimler problem yarattığından bu ilişkiler hep halk arasında kaçak ilerliyor, sayısı çok fazla olmuyordu.

Düşmanlık tohumları eken bu bakış açısı hiçbir zaman Elis’in içine sinmemişti. Daha önce insanlarla doğrudan iletişim kurma fırsatı olmasa da çocukluğundan kalan silik bir anıyı aklından çıkaramıyordu. Babası ona Kara Ölüm başladığında karşılaştığı vampirleri tedavi etmeye çalışan insan hekimlerin varlığından söz etmişti. “İnsanların da vampirlerin de iyileri ve kötüleri vardır kızım, büyüyünce göreceksin. Birlikte göreceğiz.”

İnsan veya vampir fark etmeksizin yüz binleri mahveden Kara Ölüm’ün kurbanları arasında Elis’in anne ve babası da vardı. Onu yıllardır kaldığı odaya sürükleyen de bu zamansız ölümlerdi.

Çocukluğundan itibaren bitkilere ilgi duymuştu. Farklı çiçekleri, ağaçları henüz küçük yaşlarda bile tanıyabiliyor, özelliklerini biliyordu. Bu nedenle hayali iyi bir Şifacı olmaktı. Okula yeni geldiği zamanlarda bir gün müdürüne bundan bahsettiğinde “Biz bitkiyle ne şifa buluruz ne de veririz. Bir vampire uygun şeyler düşünmelisin.” yanıtını almıştı. Şimdi fark ediyordu ki planlarının tohumu belki de orada atılmıştı.

Kısa ömrünün büyük kısmının geçtiği bu yerden ayrılıp bir daha hiç dönmeme fikri başta ona inanılmaz görünmüştü. Kafasına uymayan, rahatsız edici şeyler çoğunlukta olsa da koca dünyada bildiği tek yer de orasıydı. Tam olarak katılmasalar bile bazı fikirlerine hak veren birkaç arkadaşı dahi vardı; ancak ne zaman yapılanların, anlatılanların ne kadar korkunç olduğunu hakkında uzun bir konuşmaya başlasa susturulmaya da alışmıştı. Kendisi gibi rahatsız olanların varlığını biliyordu ancak herkes kalacak yerini kaybetme korkusuyla sessizdi. Arada kahramancılık oynamak isteyen ateşli öğrenciler olsa da çoğunluk artık Büyük Savaş diye bir şeyin asla olmayacağını, bunun bir grup yönetici vampirin kuruntusu olduğunu biliyordu. Elis onlara nasıl bu saçmalıklara dayanabildiklerini sorduğunda aldığı cevaplar benzerdi: “Aç değiliz, yatacak yerimiz var. Fazlasını aramak bunları da kaybettirir. Fazla düşünüyorsun.”

Sevdiği tek ders olan Vampir Erdemi’nin bilge öğretmeninin, geçen hafta “kurumun özüne ve amaçlarına aykırı davranış” nedeniyle işinden uzaklaştırılmasıyla Elis durumun daha da kötüye gideceğini hissetmişti. Çevresinde aklı başında olan tek kişi de adalet ve şefkati yanlış anlaşılabilecek şekilde öğrencilere aktarma gibi etkileyici bir suçlamayla karşı karşıya kalmıştı. Baskı giderek artıyordu. Ayrılmadan hemen önce Elis üzüntüsünü ifade edip hoşça kal demek için profesörün yanına gittiğinde onu mutlu görünce şaşırmıştı. “Bunlar tarafından suçlanmak keyiftir kızım. Sen akıllı, daha da önemlisi sevgi dolu birisin. Dünyada herkes çevrende gördüklerin gibi değil, merak etme. Ve onlar gibi olma.”

Her geçen dakika yaralar, sonuncusu öldürür.

Bu veda cümleleri korkusunun katili olmuştu. Artık ne yapacağını biliyordu.

Bir hafta boyunca kaçış planını yaptı. Kaçmanın çok zor olmayacağını tahmin ediyordu. Herkes halinden memnunmuş gibi davrandığından, bir kısmı da gerçekten memnun olduğundan, güvenlik önlemleri aşırı değildi. Yine de kendilerine “Şahinler” diyen ve pek de parlak zekâlara sahip olmayan ancak tehlikeli bir bekçi ekibi vardı. Onlara görünmediği sürece sorun yaşamayacaktı.

Elis’in kararını şimdiye kadar ertelemesine neden olan asıl şey kaçtıktan sonra ne yapacağını, nereye gideceğini bilememesiydi. Ailesinden kalan altınların Tuvel’de saklandığını, artık yaşı geldiği için alabileceğini biliyordu. Aklında bir Şifacı Okulu bulup orada hayata yeniden başlamak, hayalini gerçekleştirmek vardı ancak bunun tamamen saçmalık mı, yapılması gereken mi olduğundan bir türlü emin olamamıştı.

Artık biliyordu. Emin olmasına gerek yoktu. Vampirlerin ömrü insanlardan uzun olsa da ölümsüz değildirler. Tek ömrünü böyle saçmalıklarla geçirmeyecekti. Şifacı olsa da olmasa da bitkilerin ruhuna ulaşabilse de ulaşamasa da yapacağına karar vermişti. Anlatmayı deneyecekti. Düşmanlığın, nefretin ve öfkenin iyi bir sonuç getirmeyeceğini söyleyecekti dinleyen herkese. Bazıları mücadelesini kılıçla, okla veya karanlığı delen bir hançerle verirken Elis de silahını bulmuştu.

Annesinden kalan gümüş kolyeyi öpüp taktı. Yanına almak istediği çok fazla eşyası yoktu; olanları ufak bir çantaya tıktı ve giysisine bağladı. Pencereden dışarı baktığında kar yağmaya başlamıştı. Koyu kırmızı pelerinini üstüne aldı ve yıllardır kaldığı odaya son bir kez baktı.

Dışarı çıktığı an talihin yanında olduğu hissi doldu içine. Kar nedeniyle ortada kimseler görünmüyordu. Az ilerideki Altın Orman’a ulaştığı an yeni hayatını selamlayacaktı. Elis, hep düşündüğü ama bir türlü cesaret edemediği şeyin tam kıyısında olduğuna inanamıyordu. Kalbi hızla çarparken “Sihir varsa böyle bir şey olmalı.” diye geçirdi içinden.

Gecenin zifiri karanlığına doğru büyük bir adım attı.