Öykü

Aile Draması

Karanlık ormanın içindeki ufak patikadan yürüyorlardı. Biri boyunun uzunluğundan dolayı sürekli kafasını dallara çarpıyordu. Adı Colin’di. Colin yine bir dala çarptığında “Radu Daha ne kadar ormanın derinliğine gideceğiz?” Dedi.

Radu ise boyunun avantajını kullandığın yüzündeki çiziklerin oluşmasını engelliyordu. “Bilmiyorum. Buralarda bir yerde olması lazım.”

Yanlarındaki ağaçlar kıpırdandı ve bir karaltı onların bakmasıyla birlikte yanlarından geçti. Radu, Colin’e döndü. “Hatırladığımdan daha çok hortlak varmış.”

Colin ise “Sence Drakula iyi midir?” diye karşılık verdi.

Radu hafif bir gururla “Elbette iyidir. İstese bu hortlakların kökünü kazır,” dedi.

Colin ise umursamadan “Hayaletlerin kanı olduğundan emin misin?” Demesiyle sohbeti sonlandırdı. Genellikle mantıklı şeyler konuşurdu ama Arnold onu çok umursamazdı.

Ağaçların arasından açıklığa, açıklıktan da ufak bir kulübeye vardılar. Kapıyı çalmadan tereddüt etseler de bu kadar yolu hiçbir şey için gelmiş olmak istemiyorlardı. İlk tıklamada kimse açmadı. İkincisinde bir düşüş sesi geldi. Üçüncü tıklamayla homurdanma duydular ve kapıyı açan ve hâlâ yerde sürünen Drakula’yı gördüler. “Siz miydiniz? Komşularım yine musallat olmaya çalışıyorlar sanmıştım.”

Radu ayağıyla Drakula’yı itti ve içeri girdi. “Seninle konuşmaya geldik kardeşim.”

Drakula hafif havalanarak koltuğuna doğru süzülmeye başladı. “Kardeşim olmayı vampir avcılığına başlaman ile bıraktın sanıyordum.”

Colin hafif ve sahte bir öksürükle araya girdi. “Birlikte aile bağlarınıza tarafsız bir bakış atmak istiyoruz. Böylece ileriki zamanlar da sıkıntılı geçmişinizi tek başınıza düşünmek zorunda kalmazsınız.”

Drakula önce bir duraksadı. Sonra koltuğa kendini bıraktı. “Sen kim oluyorsun?”

“Aile terapistiniz.”

“Ben bir vampirim. Buna ihtiyacım yok.”

“Bunu çok duydum. İsterseniz ufak bir seans ile başlayalım. Gidişata göre devam ederiz ya da etmeyiz.”

Drakula, Radu’ya döndü. “Gerçekten bunu yapmak istiyor musun?”

Radu ise yan koltuğa oturdu.

Colin cebinden gözlüğünü çıkarıp taktı, defterini ve kalemini hazırladı. Bir sandalyeyi koltuklara yaklaştırdı. “Öncelikle sorum Drakula’ya. Sahip olduğun güçlükler hayatına nasıl etkiliyor.”

Drakula biraz toparlandı. Koltukta bağdaş kurdu. “Hayatımda zorluk çıkaracak kimse yok.”

Colin defterlerine bir şeyler karaladı. “Yani sorunları diğer kişilerin yarattığını mı düşünüyorsunuz? Başka nedenden kaynaklı sorununuz yok mu?”

Drakula hafif puflandı. “Evimin önündeki iblisler ve bozuk tuvalet tesisatım olabilir.”

Radu iğrenerek baktı. “Tuvalete ihtiyacın oluyor mu senin?”

“Hayır ama bozuk olmasını biliyor olmam rahatsız edici.”

“İhtiyacın yoksa tamire de gerek yok.”

“Problemlerimi söylememi sen istedin.”

“Hayır, Colin istedi.”

“O zaman dolaylı yoldan sen istedin.”

Colin hızla not almaya başladı. Kağıt ve kalemin sesiyle ikisi de durdu. Colin defterden kafasını kaldırıp baktı. “Başka ne zaman aranızda böyle bir problem yaşadınız? Kavgalarınız olağan bir eylemmiş gibi gözüktü.”

Drakula arkasına doğru yaslandı. “Elbette öyle olur. Bir hain ile birlikte oturup film izleyemezsiniz. Her zaman kalbime kazığı saplayacak mı diye düşünürsünüz.”

Radu gözlerini devirdi. “Sadece paranoya yapıyorsun. Yaptığım yemekleri bile yemiyordu.”

“Sarımsak koyup koymadığını söylemiyorsun. Nereden bilebilirim?”

“Sarımsağa alerjim var ama sen bunu bilmiyorsun bile.”

Tekrar not alma sesi yükseldi. “Bu tartışmalarınızı başlatan olayı merak ediyorum. Belki sorun oradadır. Bana hatırladığınız ilk tartışmanızı anlatabilir misiniz?”

Drakula hemen atıldı. “Tabii ki dönüştüğüm zaman. Benim kadar iyi olamadığı için ilk kıskanılmaya başladığım an.”

“Hayır, babam senin zavallılığını gizlemek için dönüştürdüğü ve zamansız ölümünden hemen önceki an.”

Dışarıdan gelen çığlıklara ses kesildikten sonra Colin geri döndü. “Peki o gün hissettiğiniz duyguları tanımlar mısınız?”

Drakula ilk kararlılığıyla devam etti. “Elbette mutluluk. Sonunda değerimi bilen biri çıkmıştı.”

“Peki ya Radu?”

“Ne olmuş ona?”

“Radu için ne hissettin?”

Drakula cevap vermek için bekledi. “Bilmiyorum. Onu çok düşünmedim herhalde. Radu bu. Her zaman bir yolunu bulur.”

“O zaman mutluluğun neden devam etmiyor?”

“Etmediğini nereden çıkardın?”

Colin önce gözlerini dağılmış odaya sonra da çığlık atan hortlaklara. “Uzun zamandır görüşmediğinizi duydum. Neden?”

Bu sefer Radu cevapladı. “Babam bizi birbirimize bağlayan tek şeydi.”

“Peki geri kalan süreç eskisinden daha mı iyiydi?”

“Bilmiyorum. Babamdan sonra mesleğimi yapabilmeye başladım. Daha iyiydi sanırım.”

“Ya sen Drakula? Senin içinde iyi miydi? Neler yaptın o zamanda?”

“Dışardaki hortlakları.”

“Anlamadım.”

“Hortlakları diyorum. Ben yaptım. Canım sıkıldığında istediğim kişinin kanını emmeme engel olan yoktu.”

Çığlıkların sesi eskisinden daha çok geliyordu.

“Babanız senin istediğin kişiyi öldürmene engel oluyorsa o kadar da kötü olamaz değil mi?”

“Ben babama hiç kötü demedim ki.”

“Yani Radu’ya ve sana yaptığını haklı mı görüyorsun?”

Drakula sinirle “Ben bir şey görmüyorum. Radu görüyor. Bunu isteyen oydu,” dedi.

“Ama bu konuyu ya sadece inkar ediyor ya da karşı çıkıyorsun. Senin düşüncelerini de duymak isterim.”

Drakula ayağa fırladığı an etrafındaki eşyalar duvarlara yaklaştı. Colin’in üzerine yürümeye başladığında Radu önüne geçti. Göz göze geldiler.

“Vlad…”

Drakula şaşkınlıkla durdu. Etrafındaki eşyalar sakinleşti. Radu ona sarıldığında ikisinin de gözleri yaşlandı.

“Ben onu affedemiyorum. Bana olan hiç sevilecek türden bir şey değil. İyilikten çok lanet.”

“Biliyorum, Vlad”

“Yemin ederim o hayaletleri yapmak istemedim. Kendime engel olmaya çalıştım. Elimde olsa o zamana gider ve istemediğimi söylerdim.”

Dışarıdaki çığlıklar daha yakındaydı.

“Elimde olsa babamı öldürmek için bir an beklemezdim.”

“Ben yaptım. Babamı öldürmek için bir an bile beklemedim.”

Birbirlerinden hafifçe uzaklaştılar.

“Gerçekten mi?”

“Evet. Hem de sadece bir kazıkla.”

İkisi de hafif kıkırdamaya başladı.

“Kim derdi yüce İkinci Vlad sadece bir kazıkla öldürüldü.”

“Ben derdim. Hep bunun hayalini kuruyordum.”

Kulübenin kapısı zorlanmaya başladı. Drakula kafasını kapıya doğru çevirdi.

“Yürü git buradan Marvin. Senin azabına son vermeyeceğim.”

Kapı tekrar zorlandı ve yere parçalanarak yıkıldı. Kulübenin içine güneş ışığıyla birlikte hafif bulanık bir siluet içeri girdi.

Drakula kaşlarını çattı. “İçeri girebildiğini bilmiyordum.”

“Giremiyordum. Dikkatin dağıldı galiba,” dedi yankılı bir sesle.

“Evet aile problemlerini çözüyoruz. Şimdi azabından kurtuldun mu?”

“Öyle.”

Drakula Raud’a el sallayarak dışarı çıktı. “Dışarısı hep bu kadar parlak mıydı?”

“Değil mi, ben de aynı şeyi düşünüyorum. Tüm dünyaya azap salmalıyız.”

“Kesinlikle.”

Colin ve Raud kulübede Drakula ve Marvinin arkasından bakarken tek başlarına kaldılar. “Colin, böyle bir seansın olmuş muydu hiç?”

“Hayır. İlginç bir şekilde anlaşıyorlar.”

“Evet. Aileler hiç normal değil. Bu kulübeden çıkalım mı? Lanetle birlikte üstümüze yıkılmasın.”

“Harika. Şimdi ne yapmak istersin?”

“Kardeşimin kalbine de kazık saplamalıyım sanırım.”

“Gulaş yemeğe gitsek. Çok popülermiş diye duydum.”

“Olur.”

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Merhaba Mustafa.

    Tarzı değişik bir hikaye. Paragraflar tek cümlelik. Bu paragraflarda herhangi bir ağırlık sezemedim. Beni böyle içine alan bir durumu olmadı hikayenin.

    Teknik açıdan incelemen için - okuyup okumadığını bilmiyorum - Ferit Edgü’nün kitaplarını okumanı öneririm. O da böyle tek paragraf kullanan bir yazar. Ben Hakkari’de Bir Mevsim’i hem bir günde okumuş hem de öyle bir hayran kalmıştım ki anlatamam. Bence Hakkari’de Bir Mevsim’i alıp teknik açıdan bir oku. O zaman kendini geliştirebileceğini, hikayeyi daha ağır nasıl yazarım tek cümleyle diye düşüneceğini sannediyorum.

    Kendine iyi bakman dileğiyle.

    Atakan.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar