Öykü

Bir Başka Ben ve Sadece Ben

– Anne ben geldim.

Annesinin içeriden gelen adımları hızlandı. Sesi de ondan önce geldi “Neredesin sen? Dershanen bir saat önce bitti.”

Başını yere eğip kahverengi uzun saçları yüzünü kapattı. Bir yandan da ayakkabısını çıkarırken “Dolmuşu kaçırdım. Yürüyerek gelmek zorunda kaldım.”

Annesi çok da umursuyor gibi değildi. Zaten cümlesinin sonunu duymadan da içeri gitti.

“Gel, yemek hazır.”

Çantasını ve montunu çıkarıp mutfağa girdi. Annesi çoktan oturmuş yemeğini yiyordu. O da kendi tabağına yemeğini doldurdu.

“Baban bu hafta sonu seni görmek istiyormuş. Senin yerine hayır dedim. Ders çalışman gerektiğini söyledim.”

Babası ile vakit geçirmeyi seviyordu ama bu sadece ayda bir kez oluyordu. Beraber yemek yer ve ikisinin sonraki sefer konuşabileceği bir şey olsun diye okuma kitabı seçerlerdi. En son dört ay önce kitap almışlardı çünkü annesi onun yerine teklifleri hep reddediyordu.

“Peki.” Diyebildi sadece. Karşılık veremiyordu zaten. Bu ikinci sefer olduğunda denemişti ama ondan sonra annesi çıldırmış gibi bağırıp çağırmaya, onun ne kadar sorumsuz ve annesi yerine babasını seçen bir çocuk olduğunu söylemişti. Bu doğru değildi zaten annesiyle birlikte yaşıyordu.

İkisi de sessizce tabaklarını bitirdikten sonra sofrayı kaldırdılar. Odasına geçip yatağına uzandı. Gözüne dolaptaki ayna takıldı. Annesinin içeride ne yaptığına kulak kesildi. Biriyle konuşuyordu. Hemen aynanın karşısına oturdu. Kendisine baktı. “Bugün nasılsın?”

Bir süre daha bekledikten sonra ayna da ona cevap verdi “Aynı işte. Burasını biliyorsun zaten.” Aslında bilmiyordu ama odasıyla aynı duruyordu bu yüzden yansıma ona her zaman orayı bildiğini varsayıyordu.

“Bugün neden buradayız? Babayla görüşmeyecek miydik?” Yere uzanarak cevap verdi “Ders çalışmam gerekiyor.” Yansımada düşünceli bir şekilde yere uzandı ve birlikte uzun bir süre beklediler.

“Ben burada ders çalışmıyorum.”

Şaşkınlıkla kalktı “Ne? Nasıl? Annem kızmıyor mu?”

Yansıma da ona şaşkınlıkla bakarak kalktı “Sen burada hiç anne gördün mü?”

“Hayır görmedim ama ben ders çalışıyorum. Senin de aynı şeyi yapıyor olman gerekmez mi?”

“Hayır burası çalışma masanı görmüyor ki. Ders çalıştığın zamanlar hep yalnızsın.”

Çocuk aynaya yaklaştı “Annemsiz ve derssiz bir hayat kulağa daha güzel geliyor.” Yansıma da ona yaklaştı “Yer değiştirmek ister misin?”

Çocuk çok istekli bir şekilde atıldı “Bunu yapabilir miyiz?” Yansıma da aynı istekle atıldı “Elbette yapabiliriz. Sadece elimin üstüne elini koy yeter.”

Önce yansıma elini uzattı sonra da çocuk.

Yansıma çocuğa bakarak “Oldu mu şimdi?”

“Evet oldu etrafına baksana.”

Yansıma etrafına baktı ama koca bir karanlıktı. Odasının sadece bir kısmı buradaydı. Karanlığın ötesine de geçemiyordu.

Çocuk etrafına baktı. Eski odasındansa burası kocamandı. Bir penceresi bile vardı.

İkisi de birbirine baktı ve çocuk hain bir gözle aynanın önünden çekildi. Yansımanın dünyası karardı ve hiçliğin ortasında kalakaldı. Bir süre sonra ufak bir aydınlanma yaşadı ve çocuk elinde çantasıyla önünden geçti. Sonra tekrar karardı. Bir sonraki aydınlanma çok daha kısa sürdü çünkü çocuk aynaya bakmadan geçti.

Yansımanın ne demek olduğunu şimdi anlamıştı. Kendi kararlarını verebileceği bir ortam yoktu burada. Annesiyle yaşamakla aynıydı.

Bu sırada çocuğu evin çıkış kapısının önündeki aynada gördü. Nereye gidiyordular? Tekrar karanlık. Yolun nereye gittiklerini anlayacak kadar ayna yoktu etrafta ama bazen çocuğun yanından araba geçerse etrafta tabelaları görebiliyordu. Sonra çocuk uzun bir süre kayboldu. Yansımaysa kendi salaklığını düşünüyordu. Hayatını birinin eline verme kararından. Kendisinden vazgeçmesinden. Daha sonra kendi isteklerini düşündü. Yansıma dışındaki hayatında olan istekleri. Var mıydı? Ne yapmak istiyordu?

Çocuk bir anda nefes nefese koşarken belirdi. Mağazaların yanından geçiyorlardı. Yansıma da kaybolmamak için yanında koşmaya başladı.

– Ne oldu? Neden koşuyoruz?

Çocuk kendi gözlerine baktı, cevap vermeden koşmaya devam etti ve mağazaların olduğu sokak bitti.

Yansıma bir kez daha salaklığıyla baş başa kaldı. En son ne düşünüyordu? Kendi isteklerini. Babasıyla vakit geçirmeyi seviyordu ama bu uzun vadeli bir istek değildi. Bu kadar mı? Kocaman dünyada yapılabilecek o kadar şey vardı ama çocuk hiçbirine karşı büyük bir istek barındırmıyordu. Gerçi bir sürü şey de yapmamıştı.

Çocuk belirdi. Bir şişeden görüyordu. İkisi de başlarını ellerinin arasına alıp bir süre beklediler.

– Bir adamdan kaçıyoruz.

– Ne yaptın ki?

– Bilmiyorum. Bir sokağa girdiğimde başkasıyla tartışıyordu. Sonra da ben ne olduğunu anlamadan karşısındaki yere düştü. Adam da beni o anda gördü ve peşime takıldı.

– Bir cinayet mi gördün yani? Nasıl dünyadaki ilk gününde böyle bir olaya tanık olabilirsin? Gerçekten yansıma olarak doğmandaki şanssızlık seni takip ediyor.

– Yani orası o kadar kötü mü?

– Elbette kötü ufacık bir alanda yaşıyorum baksana.

Eliyle şişenin tüm sınırlarını gösterdi.

– Haklısın. Oraya asla geri dönmeyeceğim haberin olsun.

Çocuk ayağa kalkarken yansıma seslendi “Bu benim hayatımdı. Nasıl buna karışabilirsin?” Çocuk ona yaklaştı şişeyi tuttu. “Bak geçebiliyor musun? Hayır. Neden mi çünkü sen bu yaşamı istemedin ama ben hep istedim. Bu yüzden de hak ediyorum. Sen ise yansıma olarak kalabilirsin.” Çocuk şişeyi yere çarptı ve dünya tekrar parçalanıp kayboldu.

Hak etmiyordu da ne demek? Bu günlere kadar gelmişti. Gerçi annesinin yardımıyla ama kendisinin de elbet bir payı vardı.

Tekrar dünya belirdi. Deniz kenarında nefes nefese koşuyorlardı. Çevrede bina yoktu ama babasının evine buradan gidildiğini biliyordu.

Yansıma koşarken düşündü. Ne istiyordu?

Çocuk koşarken düşündü. Peşindeki adam hâlâ orada mıydı?

Arkalarından bir silah sesi duyuldu. Korkuyla yere düştüler ama ikisi de buradaydı.

“Dur çocuk. Durmazsan sonraki mermi kafanın içine girecek.”

İkisi de yaşamak istiyordu. Yansıma emin değildi. Hayatı böyle devam edecekse, etmese de olurdu. Hayatının böyle devam etmesini istemiyordu. Düşündü. Bir şey istemek zorunda mıydı? Sadece reddedemez miydi?

Bir silah sesi daha yanlarından geçti.

Gelecek için bir plan yapmak zorunda mıydı? Temellerini ne kadar sağlam atarsa atsın arkadaki adamın tek kurşunu bunu yerle bir edecekti. İstediği gelecek olmadığı sürece koşmanın bir anlamı var mıydı?

“Boşuna kaçıyorsun. Burada seni kimse bulamaz.”

Annesinin istediklerini düşündü. Başarılı bir mühendis olacaktı. Dolmuşların yanlarında, tabelalarda kendi reklamlarını yapacaklardı. O planlara bakınca sadece yaşamanın yeterli olduğunu fark etti. Kendi geleceğini bilmese de olurdu. Yaşamak kesinlikle buna değerdi.

Çok yakından bir silah sesi geldi ve ikisi de acıyla ve yorgunlukla denize düştüler. Yansımayla çocuk göz göze geldiler. Önce yansıma sonra da çocuk dokundu.

Çocuk acıyla yüzmeye çalışırken polis arabasının ve babasının sesini duydu. Yardım çığlıklarını atarken de bayıldı.

Gözünü açtığında yanında annesi de babası da bir köşede uyuyorlardı. Etrafını daha net seçebildiğindeyse yerinde olmayan sol eline baktı. Garipsemeden yastığa uzanıp yarı saydam pencereye baktı. Yansımayla göz göze geldi. “Hâlâ koşmaya değer.”

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Öykünüz bana biraz da olsa Neil Gaiman’ın Coraline isimli kitabını anımsattı. Hoş okunan, akıcı bir öyküydü.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar