Öykü

Çağdaş Vampir Rüyası

Kasedeki şeker bitmiş yeni fark ettim. Uzun zamandır bu eve şeker kullanan biri girmedi. Şekeri bitiren zatı da yakinen tanımama rağmen artık hayatımdan tamamen çıktığı gerçeğini ancak algılayabiliyorum. Şeker kullanmayanlara özgü o tatlı sert egonun dibini sıyırmaktır bu biliyorum. Fakat söylemeden edemeyeceğim, benim ihtiyacım olmayan bir şeyin yerini doldurmaya gerek yok.

Otuz altımda üç beyazdan ve eski eşimden uzak durma kararı aldım. Hepsi birbirine denk bir zamanda olduğu için hangisi önce geldi belirsiz. İnsanın kendi hayatının dizginlerini on iki yıl sonra ele geçirmesi nasıl bir tatmin verir anlatmak zor. Her ilişki için geçerli olmadığını bilmekle birlikte benim durumum kafamı yiyen bitlerimden kurtulmak gibiydi.

Değişime aç bir başlangıcı yaşarken karmanın hayatımı birbirine kattığı çılgın bir vakitten bahsedeceğim. Üç beyaza karşılık edindiğim yeni alışkanlığın doyumsuzluğuna değinmekten kaçınmayacağım. Olayları sıraya koyma konusunda iyi olmadığım aşikâr. Bu sebeple her şeyi birbirine katmaktan çekiniyorum ama inanır mısınız o da umurumda değil. Derdimin kahramanlık öyküsü sunmak olmadığı ortada.

Boşandıktan hemen sonra şehir değiştirdim. Büyüdüğüm sakin kente gelip hayatımı sıfırdan kurmak niyetindeydim. Dokuz yaşındaki oğlumu özel bir okula gönderdim. Okul dönüşümümü başlatan kadınlarla tanıştığım için önem arz etmekte. Dedemden kalan miras sayesinde hiçbir zaman maddi bir zorluk çekmedim. Komiktir eski eşime göre param olduğu için ekstra rahat hareket ediyormuşum.

Böyle olmasam boşanmazmışız, sürekli sorun çıkarmazmışım ve falan filan. Beyefendi ekonomik özgürlüğüm var diye rahatsız oluyordu sizin anlayacağınız. Yokluk çekseydim de bir ömür ona mecbur kalsaydım içinin yağları erirdi. Şimdi katmerlenerek artmaya devam etsin. Eskimiş fikirleriyle taşlaşan beynine ek olarak yuttuğu nice lafla iyice göbek de bağladı. Oh iyi oldu.

Anlatacaklarım en basit haliyle güç kaygısıyla sürdürülen okul aile birliği savaşları olarak tanımlanabilir. Küçük bir şehirden bahsettiğimiz için tanınma riskleri fazla. İsim vermeden anlatmak zorunda kaldığım bu olay için kendimce kod adlar uydurdum. Emin olun bu kenttekiler, doğaüstü yaratıklarla komşu olduklarını fark etse epey yaygara koparırlardı.

Oğlum için kayıt yaptırdıktan iki hafta sonra toplantıya çağrıldım. İçeri girer girmez tekinsiz bir hisse kapıldım. Sürekli izlendiğim fikrini üzerimden atamadım. Başlarda bunu kalabalığa yordum. Yaklaşık altmış kişilerdi. İkiye bölündüklerini kongre salonuna adım atar atmaz anlayabiliyordunuz. Aradaki koridor basit bir çizgiden çok fazlası gibi gözüküyordu. Ortada dikilip etrafımdaki kadınlara baktığım anı unutamıyorum.

Aklıma ilk takılan soru, burada neden hiç erkek olmadığıydı. Kıymetli aile tanımından çıkalı henüz bir ay olmuştu. Fakat bizlere toplumun bekar bir anneye ve çocuğuna bakış açısını yeterince yaşatmışlardı. Böyle olunca insan sorgulamak mecburiyetinde hissediyor. Yalnızlığım sebebiyle beni yargılayan bu arkadaşların, çocuklarının okul hayatıyla ilgilenmesini beklemek hayli normal bir davranış bana kalırsa.

Klasik iki yüzlülüğe yormak kolay olsa da durum sinirimi bozdu. Ardından yargılama sürecim hız kesmeden devam etti ve Sınıf Annesi tanımını anımsadım. Kadının çocuk ve gündelik işleri üzerinden bitmeyen yükümlülüklerini katlayan bu anneler topluluğu kafa karıştırıcıydı. Okul Aile Birliği tatavası benim için manasız bir biçim almıştı.

Söylenen iç sesimi susturmaya çalışarak “Oğlum için buna katlanabilirim,” dedim ve bana dik dik bakan bir kadına odaklandım. Normal şartlarda bu rahatsız edici bakışlardan kaçınmam gerekirken dosdoğru ona yaklaşıp arkasına oturdum. Yerime yerleşirken salonu mırıltılar doldurmuştu. Tarafımı seçtiğimi düşünseler de kısa bir süre sonra yanıldıkları ortaya çıkacaktı. Dikkatimi çeken bu kadının birkaç hafta sonra ezeli düşmanım olacağını anlatsalar inanmazdım.

Düşman kelimesiyle hiç işim olmadı diyemem ama ilk defa gerçek anlamıyla kullanmak farklı hissettirdi. Ona ismini nasıl verdiğimden bahsetmek gerekli. Asırlardır birçok mitin temelinde gezinen güç yüzüklerinin günümüzde şekil değiştirmesi komik bir iş. Dünyaya şovunuzu yapmadıkça sizi adamdan saymadıkları bir zamanın çocuklarıyız neticede. Kendilerine parmağından etrafına fors yaymasını sağlayan devasa yüzükten esinlenerek Beştaş diyeceğim.

Beştaş eşinin parasıyla ve mesleğiyle övünmekten keyif almanın yanı sıra bir şirkette o sırada nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde müdür pozisyonundaydı. Şahsi fikrim yönetici olmasıyla övünmesinin yeterli olacağı yönünde, lakin belli ki çifte statü etkisi onu daha fazla tatmin ediyordu. Minyon, standartlara uygun bir güzelliğe sahipti. Fakat yine garip bir şekilde okulun velileri için moda ikonuydu.

Onun yanında yer alacağım fikriyle kabaran koltukları, toplantının yarısında çocuklarla alakalı bir konuda takışmamız üzerine iniverdi. Kızının bir başka öğrenciyle kavga etmesi neticesinde yaşananları kurula taşımasının ardından bu çocuğu okuldan attıklarını öğrendiğimde şoka uğramıştım. İşin içerisinde para dışında bir şeyler döndüğünü de böyle anladım.

Velilerin net bir şekilde ayrılma sebebini bulduğumda Beştaş’ı kendi ekibiyle bırakıp karşıya oturdum. Gelgelim bu gruplaşmanın gerçekten klan savaşından kaynaklandığını iki gün sonra öğrenecektim. Bu az nüfuslu, güya sakin diye geri döndüğüm kent; iki farklı vampir ailesinin savaşıyla çatırdamaktaydı. Her şeyin ardında şehri ateşe veren iki kadın vardı: Beştaş ve Mikser.

Karmaşa çıkarmak için etrafından seçtiği birkaç kadını vampire dönüştürüp kaçması sebebiyle ona bu adı verdim. Mikser’in içten pazarlıklı olduğunu söylemek ağır kaçmayacaktır. Usulünce buradan ayrılabilecekken neden bizi de bu işe sokmuştu? Sonuçlarıyla ilgilenmek yerine bizi ortada bırakması yeterince kötüydü. Son görüldüğü gün onunla tanışmamış olsam şu an Beştaş’a biat edenlerden biri olurdum.

Çocukları arasındaki sürtüşmenin arkasında aslında bu kenti paylaşan iki köklü ailenin çıkarlarının ters düşmesi olduğunu şu an anlayabiliyorum. Benim babamdan kalan parama laf edenlere selam olsun, başkalarına atalarından ölümsüz yaşamlar sunuluyor. Hey gidi hey. Hayatta her şeyin biraz daha fazlası olduğunu görmek için şahane bir örnek.

Beştaş ve Mikser arasındaki çatışma onlara bağlı birkaç haneye de sirayet ettiği için kentin yavaş yavaş bölündüğünü fark eden halk ne düşünmüş dersiniz? Zenginlerin birbirlerini çekememe haline yormuşlar ne yapsınlar. İlk zamanlarda Mikser’in neden benim gibi birini dönüştürüp buradan gittiğini anlayamıyordum. Evet Beştaş benden hoşlanmamıştı. Ama bu yeterli değildi, eh sebebi vampir olduktan birkaç gün sonra öğrendim.

Arıza çıkarmaktan çekinmeyişim başıma sürekli bir iş açardı. Fakat bir gün bu sebeple yaşayan bir ölüye dönüşeceğimi söyleseler bacaklarıma vura vura gülerdim. Gerçi bu emekli şehrinin geçmişten bugüne kan emicilerin boyunduruğuyla yönetildiğini bilsem de benzer bir tepki verirdim. Abartmaya meyilli olmam problem teşkil etmez umarım. Savaş deyip duruyorum fakat ortada kana kan dişe diş bir mücadele yoktu.

Ortadaki kalemle yapılan cinsten bir sürtüşme de değildi. Genel dünya düzeni değişirken doğaüstü alemde de yansımaları olmuştu. Gücün karşılığı olarak kentte Beştaş’ın müdür olduğu şirketin kan rezervleri vardı. Vampirler çağa ayak uydurmak gayesiyle bu kaynaklara muhtaçtı. Mikser’in şehri terk edişi de burada gizliydi zaten.

Beştaş alenen onlara kan temin etmeyeceğini belirttiğinde eski usule dönmek istemedikleri için sonları mecburi ayrılık olmuştu. Başlarda çözemediğim detaysa dönüştürdüğü dört kadının da aynı kadere mahkûm olmasıyla neden ilgilenmediğiydi. Eninde sonunda buradaki düzenin devamını sağlamak için beni bulan Beştaş’la karşılaştığımda ne yapacağımı şaşırmıştım. Afalladıkça Mikser’e duyduğum kin arttı.

İlk karşılaşmamızdaki soğuk bakışlarına eklenen hin gülüşü acımasızdı. Çaresizdim. Oğluma zarar vereceğim korkusuyla kendimi zincirlemeyi düşündüğüm sırada camımda beliren kadın, bana tutunacak bir dal olsa da durumdan rahatsızdım. Beştaş alayla karışık bir sinirle durumu açıkladı. Artık burada olmayan Mikser’in neden bunu yaptığını bilmediğini ama ona mecbur olduğumu anlattı.

İpler buralarda bir yerde kopuyor. Tek istediğim birilerine bağımlı hissetmediğim özgür bir yaşamken yine yeni bir çılgınlığın kölesi olmuştum. Üç beyazın zararları hakkında size methiyeler düzebilecekken bitmeyen bir kan açlığına tutulmuştum. Bana kalırsa bizimkisi kaybedilmiş bir savaştı. Hayatımın lanetli olduğuna emindim.

Beştaş’ın peşi sıra gittiğimde Mikser’in dönüştürdüğü diğer üç kadınla tanıştım. İçimizden sadece biri vampirlerin efsaneden fazlası olduğunun farkındaydı. Diğerleri olarak biz idrak yeteneğimizin son damlasına kadar durumu sindirmeye uğraşıyorduk. Derken Beştaş şartlarını sıraladı. Ondan kan aldığımız sürece normal yaşantımıza devam edebilecektik.

Vampirlerin bu kadar kurumsal olacağını düşünmemiştim. İlk olarak şehir defterdarlığında vampir kayıtlarımız açılacaktı. Sicil numaralarımız damga sistemiyle üzerimize işlenecekti. Doğaüstü aleminin dışında vampir olduğumuza dair bilgi paylaşımı yasaktı. Herhangi bir il değişikliği yapmak istiyorsak öncelikle bölge onayları için yetkili kurumlara başvuracaktık. Canımız istediğinde buradan ayrılamayacağız sürekli kafamıza kakılıyordu.

Rezervler yerine hayvan kanı kullanmak istememiz halinde sadece belirlenen av bölgelerine gidebiliyorduk. Ki onlar da komik bir şekilde şehrin göbeğindeki parklardı. Ağaç tepesinde kuş kovalayamayacağımız ortadaydı. Beştaş’ın arkasında sağlam birileri olduğunu anlamak için çok da zeki olmaya gerek yoktu. Benim algılayamadığım ana detay değişmemişti. Neden biz?

Mikser’e bilenişim son dakikaya kadar geçmedi. Başına gelenlere rağmen hâlâ çok sakinlemiş sayılmam. Bir bildiği olan insanların gizli planlarından hiç hazzetmem. Hele de bu planın başrol oyuncularından biri olarak ortaya sürülüyorsam daha fazla detay bilmeye hakkım olduğunu düşünüyorum. Özetle bana kalırsa Mikser sebepsiz yere bizi seçmişti.

Beştaş’sa onun yaptıklarının hıncını bizden çıkarmak için elindeki tüm imkânları kullanıyordu. Okul Aile Birliği toplantılarının haftalık olması gibi yersiz dayatmalara ek olarak asla doyamayacağımız miktarlarla bizi daimi açlığın pençesinde süründürüyordu. Vampire dönüştüren kişi kendisi olmadığı için üzerimizde efsun etkisi yoktu.

Biz dört saf kadın dışında kalan vampirlerin tamamı ona yaltaklanmakla meşguldü. Normalde Mikser’in yandaşı olan kişiler bile bize tiksintiyle bakıyordu. İnsanların bir kısmı gücün kancasına takılıp ona çekilirken, geri kalanlar gölgesinin vahşeti sebebiyle onun karşısında buluyordu kendini. Yapabileceklerinin bir sınırı olmadığını görmek beni çıldırtıyordu. Bununla birlikte Beştaş dönüştürmeye karşıydı. Dengelerle oynanmasından hoşlanmamasının yegâne sebebi ibrenin hep onun tarafında kalmasıydı.

İlişkilerde fena değilimdir ama canciğer dostluklar ortak çilelerden türer. Benzer acıları paylaştığınız kişilerle aranızda kurulan bağlar farklı şekilde örülür. Mikser’in dönüştürdüğü diğer kadınlarla tahmin edemeyeceğim kadar iyi anlaşmıştık. Derdimizin büyüklüğünü aktarmak zor. Vampir oluşumuzdan üç ay sonra hayat iyice çekilmez bir hâl almıştı.

Bizleri en çok düşündüren konu gelecekte çocuklarımıza durumu nasıl açıklayacağımızdı. Halihazırda onlara bir şey anlatma şansımız dahi yoktu. Her şeyi bilseler bizden kaçma ihtimali de yüksekti. Diyelim ki kendileri anladı ve onlar da vampir olmak istedi. Safkandan gelmediğin sürece dönüştürme iznine sahip değildin. Yasaklar dünyasında kapana kısıldığımızı hissediyorduk. Beştaş için tehdit ortadan kalkmıştı. Bizler onun zulüm kuklalarına dönüşmüştük.

Kentteki herkesi parmağında oynatması sebebiyle yeterli tatmini alamıyordu sanırım. Eh bizden iyi eziyet kaynağı mı vardı? Av yasaklarının üzerine her gün yeni bir dayatmayla karşılaşıyorduk. Üzerimizde gücün yanlış kullanımına dair bir deney yapılıyordu sanki. Zorbalıkların bitmek bilmeyen kisvesi her yeni gün şekil değiştiriyordu.

İşin kötü tarafı bunları bir yerden sonra kabullenip normalleştirmemizdi. Çocuklarımıza çiğ sarımsaklı yemekler yedirmek gibi küçük hamlelerle başlayan iş giderek çığırından çıkıyordu. Diğer vampir aileler duruma ses çıkarmıyor kendi bolluklarında sefa sürüyorlardı. İçten içe Beştaş’ın kum torbası olmamızdan memnun olduklarına eminim. Günün sonunda kimse onlara sarmıyordu.

Herhangi bir iş yapmamız alenen engelleniyordu. Devlet dairesine gittiğimizde bile Beştaş’ın etkisi altında kalan insanlar yokuş yapıyordu. Hayatımda çifte standartlara alıştığımı düşünürdüm. Ama böylesine hiç maruz kalmamıştım. Utanmasalar, bize hiçbir şey satmayacaklar ordusuyla yaşamaya çalışıyorduk.

Kan temininde sürekli bir bahane türetip verilmesi gereken miktar devamlı düşürülüyordu. Kendimize zarar vermemiz için alenen teşvik ediliyorduk. Diğer ihtimalde sevdiğimiz insanlar için tehdit oluşturduğumuzu bilerek korku içinde yaşıyorduk. Tüm kentin karşısında küçük düşürüldüğümüz durumlara girmiyorum bile.

Derken işlerin renginin iyice karardığı güne geliyoruz. Büyük kumpasa maruz kaldığımız gün olayların kırılma noktası. Oğlumun yaralandığını söyleyip beni hastaneye çağırdıklarında durumu olağan karşıladım. Çocuklar düşer, kendilerine zarar verebilir diye düşündüm. Hastanenin kapısında diğer üç arkadaşımla karşılaştığımda bir oyun çevirdiklerini anlasam da çocuklar üzerinden bunu sürdürdüklerine inanmak istemedim.

Nasıl olduysa dört çocuk oyun oynarken kırılan kütüphane camı sebebiyle yaralanmışlardı. Biz hastaneye ulaştığımızda kanamaları durmamıştı. Vahim kazanın deliliğin ve açlığın sınırlarında gezdiğimiz bu dönemle kesişmesi manidardı. Haftalık tayınlar giderek azaldığı için asla doygunluk hissetmiyorduk. Yaralanan çocuklarımızın neredeyse cama kafa attıkları anlatıldığında şoka uğradım.

Ne yapacağımızı bilemez halde kalakalmıştık. Koridorlardan hazzetmiyordum artık. Beni nice karara ve kararsızlığın handikaplarına mahkûm etmişlerdi. Camın arkasındaki evlatlarımızı gördükçe çileden çıkıyorduk. Bakışlarından bize ihtiyaç duyduklarını her hücremizle hissediyorduk. Fakat yanlarına gittiğimizde onlara zarar vermeyeceğimizin garantisi yoktu.

Gözlerimden sızan yaşlarla hırsım dolup taşıyordu. Beştaş’ı bulup parçalamak her bir zerresini başka dağa gömmek istiyordum. Bunu yapamayacağımı biliyordum. Öyle bir güce sahip değildim. Beni her şeyle sınayabilirdi. Buna alışmaya gayret ederdim ama bu kabul edilemezdi. Diğerlerinin de aynı halde olduğunu açıklamaya gerek yok muhtemelen.

Karşıdan bodur ağaç misali boyuyla salınarak gelen Beştaş’ı görünce hırlamaya başladığımı fark etmedim. Hastanenin ortasında ona saldırmam ölüm fermanımı imzalamaktan farksızdı. Kurul karşısında, kendisini savunmak için beni katlettiğini söyleyip hayatına devam ederdi. Bu gerçeklik o sırada hiç umurumda değildi.

Ona atılacağım sırada beni tutan ellerin baskısıyla geri çekilmeye zorlandım. Etrafımızda sürüp giden yaşam üzerime doğru geliyordu. Bir noktadan sonra beni tutan dostlarımı üzerimden atmayı başarmıştım. Beştaş üzerinde kıpkırmızı bir tulumla koridorun başındaydı. Beni bekliyordu. Koşarken oğlumu son bir kez görme arzusuyla bakışlarımı camekana çevirdim. Ansızın bir güç tarafından taşlaştırıldığımı hissettim.

Hareket edemiyordum. Koca bir ısırık almak için aralanmış dişlerim havayı dövüyordu. Beştaş’ın üzerimde bir hükmü olmaması gerekiyordu. Bunu nasıl yaptığını anlamak için ona baktığımda aynı şaşkınlığı paylaştığımızı gördüm. Bir ihtimal ikimizde de korkuya dair minik bir dokunuş vardı. Geriye doğru adım attığını görsem de sebebi çözemiyordum.

Beni tutan gücün Beştaş olmadığını o zaman anladım. Mikser’in sesini duyduğumda hissettiğim anlamsız ferahlama hissi huzursuzluk vericiydi. Ama kurtarıcımız gelmişti işte ne yaparsın. Bedenim onun komutlarınca gevşiyordu. Tek başına da değildi. Bölge Kurulu’ndan Denetçilerle burada olduğunu olayların gelişme biçiminden anlayacaktık.

Beştaş’ın kaygısı bakışlarından belli olsa da bozuntuya vermedi. Sanki bir dost selamı almış gibi yanımıza geldiğinde Mikser’e sarılmaya bile yeltendi. Kadın onu savuştururken sırıtmaktaydı. Artık her şey için geçti.

“Sevgili Beştaş senin ve ailenin kendi cinsinize yaptığınız zorbalıkları asırlardır kanıtlayamıyoruz. Çok uğraşsak da hep paçayı kurtardınız. Ama Çağdaş Vampir Rüyası sayesinde dünyamız eskiden olduğu gibi at koşturabileceğiniz bir yer değil. Bunu acı bir yoldan anlayacak olman ne yazık. Sizin için sonun başlangıcındayız.”

“Ne anlatıyorsun böyle? Biz bizden olanı kollamak dışında bir şey yapmadık. Kan rezervlerinin nasıl kurulduğunu hatırlatmama gerek yok sanıyorum.”

Beştaş son çırpınışlarını sergilemekteydi. İncelen sesinden başına gelecekleri anladığını görüyordum. Hınzır bir ifadeyle olup bitenleri izledim. Kırmızı tulumuna dökülen fönlü sarı saçları kafasını hızla çevirdikçe savruluyordu. Şekilden şekle sokulan bir oyuncak gibiydi. Mikser’in arkasındaki vampirleri görmekten mutsuzdu.

“Sizler gibi önümüze geleni dönüşüm çarkına dahil etmedik. Açlık Zamanları’nı ne çabuk unuttunuz,” diye devam etti Beştaş. Tek başına çöküşü yaşamamaya yeminli olduğunu görüyordum. Mikser muzipçe güldü. Arkasındaki beş kişiden güç aldığı her halinden belliydi. Gerekli açıklamayı kendisi yapmak istiyordu.

“Elbette yaptıklarım cezasız kalmayacak. Bir asır kısa bir süre, senin başına gelecekleri düşünürsek epey kısa. Kazıklanmaman için epey dil dökmem gerekti, ne olursa olsun bir soydaşın ölümüne sebep olmak istemem. Sadece bin yıllık bir esaretten bahsediyorlar. Muhtemelen nüfuzlu tanıdıklarla yedi yüze bağlarsınız onu. Kurul neden bunu yaptığımı şu an biliyor. Tek talebim alenen suçsuz olan bu kimselere nasıl davranacağını takip etmeleri oldu. Eh görüyorsun ya asla şaşırtmıyorsun.”

Mikser atılmamış kahkahalarını yutup Kurul’a yol verdi. Beştaş panikle kaçmaya çalıştı. Etrafındaki insanlardan birini kendisine kalkan olarak kullandığı sırada arbede kopmuştu. Esir aldığı adam ondan bir baş uzundu. Komik bir görüntü sergilemesiyle ilgilenmiyordu. Kuruldaki vampirler çevresini sarıp ona yasal uyarılarda bulunurken ağıza alınmayacak küfürler ederek Mikser’e yaklaşıyordu.

Bedenimin kontrolünü kaybedip Mikser’e kalkan olduğumda ikisini de öldürmek istedim. Bu bizim savaşımız değildi. Aradaki piyonlardan farksızdık. Ama bakınız burası çok önemli, denetim kurulu bu hareketi fark etmişti. Reel dünyanın adaletten yoksunluğuna nasıl alıştıysam artık yargılanmaları beni çok şaşırttı. Vampirler arasındaki hiyerarşinin kırılmasına şahitlik etmek büyük bir devrimdi.

Beştaş’ı zapt ettikten sonra kargaşayı gidermek için hızla çalışmaya başlayan ekip, bir yandan söyleniyordu. Mikser’in bizi kullanma biçimi de bahsi geçen yasalara ters olduğu için ikisini yan yana vampirlere özel tasarlanmış kelepçeyle otururken görmek gülünçtü. İşin sonunda ikisi de aynı cezaya çarptırılacaktı. Dibe batarken dahi birbirlerini sürüklemekten memnun bir halde laf dalaşına girmişlerdi.

Melanet gün kan ihtiyacımızın karşılanması ve çocuklarımızın gördüğü hasarın giderilmesiyle sonlandı. Güç zehirlenmesine maruz kalanların ne kadar yozlaşabileceğini böyle öğrendim. Şimdilerde yeni bir düzene adaptasyon içerisindeyiz. Şikayetim yok, asırlardır süren çarpık gerçekliğin yıkım hamlesi için içeriden bilgi bile aldık.

Ailelerin birbirine aktardığı safkan yeteneklerine karşı geliştirilen serum, Çağdaş Vampir Rüyası’nın belkemiğini oluşturuyor. Benim gibiler için yapacakları değişimler dert değil. Zorbalıklarında boğulanlar içinse eğlenceli bir yasa hazırlanıyor. Eski hayatımı terk etmekten bahsederek başladığım yolculuğum giderek karmaşık bir hal alacağa benzer. Gelecek henüz gelmediği için onu düşünmeme gerek yok.

Bazıları göz açıp kapayıncaya kadar çocuklarımızın büyüyeceğini söylüyor. Bunun kaygısını yaşatmak yerine onunla beraber olmak bana daha makul geliyor. Bana kalırsa teknoloji ve efsun birbirine tutunduğunda her şey mümkün. İleride çocuğum nasıl yaşlanmadığımı sorgularsa ona üç beyazdan uzak durmasını söylerim olur biter. Hepsini kestiğinde hayat onu da bir yerlere sürükler elbet.

Ezgi Özbek

1992 Bursa doğumluyum, çocukluğum Samsun’da geçti. 2015 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldum. Bir ilaç firmasında çalışıyorum. Konuşmaya başladığım andan itibaren bitmek bilmez hikâyelerimle etrafımdakileri yormayı, yazmayı öğrendiğim vakit bıraktım. Daha az konuşmadım elbet lakin her daim yazdım. Uzun soluklu kurguların yanı sıra öykü yazmaktan ve yayınlamaktan da keyif almaktayım. Yazmaktan öte vurgun olduğum eylemse okumak. Bambaşka dünyaların kapılarında dolanıp durmaktan bıkacağımı zannetmiyorum. Araştırma ve öğrenme temelli yaklaşımımın yazdıklarıma ve okuduklarıma tesir ettiğini ummaktayım.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Çok iyi bir “Modern Vampir” uyarlaması olmuş. Özellikle samimi ve içten üslubunuza BAYILDIM!
    Üç beyaz… İki köklü vampir ailesi ve küslükleri… Hahahahaha çok iyiydi!

    Bu arada ne kadar reklam yapmak istemesem de seçkide pek yorum alamıyoruz😔 “Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi” adlı öyküme bakarsanız çok sevinirim.

    Gelecek ay seçkideki öykünüzü merakla bekliyorum…

  2. Avatar for B_Hotan B_Hotan says:

    Konuştuklarımızdan sonra beklediğimden çok daha farklı bir hikayeyle karşılaştığım için şaşırdım ama çok akıcıydı. Severek ve meraklanarak okudum. Hani dedin ya bana yargı dağıttım hikayelerime geri mi dönsem artık :slight_smile: sen zaten o işten hiç tamamen kopmamışsın ki kuzum. Günümüz toplumuna, bakış açılarına, aile ve kadına pek güzel dokunuşlarda bulunmuşsun. Çok tatlı modern bir vampir öyküsü olmuş. Kalemine sağlık. Umuyorum bir gün bende yazabileceğim :grin:

  3. Merhabalar cağnım!

    Yargı dağıtma mevzusunu kapatamıyorum sanırım. Yazdığım her şeyde bir adalet arayışı var ama dönemin etkisi midir benden kaynaklı mıdır bilemiyorum gerçekten. Belki biraz kısmak gerekiyor ama diğer türlü eğlenemeyeceğim gibi de hissediyorum. Çatışmayı nereden başlattığımı sürekli kaybediyorum sanırım. Seçkiye davet her zaman mevcut biliyorsun kalemini heyecanla bekliyor olacağım!

    Yazma gücümüz daim olsun!

  4. Sevgili Ezgi

    Eline sağlık. Ne kadar umut dolu bitmiş öykün. Umarım vampirler dünyasında gerçekleşen adalet, gerçek dünyaya da yayılır.

    Sevgiler
    Müge

  5. Merhaba @zencefilos,

    Finali silinip önümüzdeki ay hapishane temasında da kullanılabilirmiş öykü.
    Adalet ve pozitif ayrımcılık temalarını özellikle iki tarafı da eleştirerek özgün vermişsin. Ancak beni daha ziyade anlatıcı etkiledi. Çok doğal buldum onu; “ha herkes vampir ha herkes insan, dertler bir, tepkiler karaktere göre değişir” konseptini hissettirişini beğendim anlatıcının.

    Eline sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

3 cevap daha var.

Yorum Yapanlar