Öykü

Başka Hayatlar, Ormanlar, Nehirler

“Bileklerinizdeki derin izlerin sebebi nedir?”

[Tutukluluk sürecimde sorgulandığım sırada abartılı sevgi gösterilerine maruz kaldım desem inanır mısınız?]

“İşkence diyorsunuz yani?”

[Eh ben demedim. Şayet bir başkası dile getirirse yeni izlerle yüzleşmek zorunda kalmam sanıyorsanız sizi bilgilendireyim, öyle olmuyor.]

“Anlıyorum, kayıt dışı olarak geçiyorum bu kısmı. Düşünce suçlusu olarak nitelendirildiğiniz için mi size zulmediyorlar?”

[Sonu gelmeyen komik tanımlar. İnsan düşünebildiği için suçlu olur mu? Aslında şu anda burada oluşumun sebebi bir delinin saçmalıklarıdır. İzler geçmişten, eylem adamı olduğum dönemden.]

“Hapishane sizin için sık bir uğrak olmuş. Sizce neden kendinizi sürekli burada buluyorsunuz?”

[Bilirsiniz buradaki ortam çok güzel. Ekmek elden su gölden dinleneyim diye girip çıkıyorum arada mı diyeyim? Size ne lazımsa onu yazın. Zaten derdiniz bu. Olanı çarpıtmadan rahat edemeyeceksiniz. Alın size imkân. Ne ki geliyorsa içinizden uydurun. Bakalım başıma ne işler gelmiş ben de okuyayım.]

“Öyle demek istemedim. Yanlış anladınız.”

[Çok da doğru anladım. Burada yanlış anlaşılan biri varsa nedendir bilmem o hep ben oldum. Başta havadan nem kapıyorum sandım. İşin sonuna baktığımda hep parmaklıklar ardındaydım. En komiği bu oldu. Siz araştırdıklarınızın üzerine karalayın bir şeyler bakalım, haber değeri ne kadar.]

“Sizinle görüşmek için inanın çok fazla insanı araya koymam gerekti. Hakkınızda birçok şey biliyorum. Telaşımı maruz görün. Sizi daha fazla rahatsız etmek istemem. Yazının son halini getireceğim. O zaman yanıtınızı almak isterim.”

Kadın kıvırcık saçlarının ardına saklanıp odadan çıkmadan evvel kimselere göstermeden mektubu adamın kolunun içine doğru ittirdi. Adam ne olduğunu anlayamayarak ona bakarken sadece tebessüm etti. Gazeteci mektupta yazanları okuduktan sonra sorduğu soruları mazur göreceği temennisiyle ayrılmıştı oradan. Yazının son halini Metin’e getiremedi, yayınlanmadığı için adamın hiç okuma fırsatı da olmadı.

Kâğıt Kesikleri’nin savunucusu büyücülerden biri olan adamın hüküm giymesi kimseleri şaşırtmamıştı. Kelime savaşçısı olarak da bilinen bu tayfanın hepsi teker teker mahkûm edilmişti. Dünyanın fikirlerden ve kelimelerden korktuğu dönemlerden biriydi. Efsunun kaynağında yatan sözcükleri yok etmek için uğraşsalar da fayda etmemişti.

Uzak bir gelecekte veyahut geçmişte yaşanan bu durum için bir zaman vermek doğru kaçmayacaktır. Kuvvetle muhtemel bu önlem, durumun özetlenmesinin dahi problem teşkil edeceği vakitlerin hâlâ geçmeyişindendir. Meşakkatli işlerin başında gelen düşünmek teşvike açıktır. Kâğıt Kesikleri’nin lakabı da olup biteni ansızın okunan metinlere sızdırmalarından ve okuru düşürdükleri müşkül durumdan gelir. Mecburi dürtmeler yapmaları hoş karşılanmamaktadır.

Arzu edilen, çalışmaktan yorgun düşen halkın duvarlarının ardında başlayacak yeni güne hazırlanmaktan başka bir şey yapamayacak halde olmasıdır. Birbirini tekrar eden günlerin sancısıyla, kendilerinden başka bir şey düşünemeyecek hale gelmeleri de ekstra başarılarındandır. Zorbalıktan pek hoşlanan bu düzenin içerisinde kelimelere, sorulara ve onlardan doğan sorunlara yer yoktur.

Kök salan değerlerin küçük yıkımıyla başlayan toksik diktanın kazandığı en büyük güç, suskunluğu normalleştirmek olmuştur. Konuşan veyahut düşünen her bireyin sindirilmesi sürecin genel adımları arasındadır. Diyar her geçen gün yozluğun batağına sürüklenirken, yetki sahiplerinin karşısında çaresizlikle boğuşmaktadır insanlar. Metin’e kalırsa asıl hapishane istenen düzene biat sonucu evlere, sokaklara, iş yerlerine sızmıştır. Özgürce hayal kurmaktan yoksun bırakılan diyar insanları, değişime açıklık fikrinden, değişimin asla gelmeyeceğine inandıkları gün tüketilmiştir.

Metin ve dostları diğerlerinin aksine gücünün farkında, çaresizliği kabullenemeyen ruhlara sahipti. Bu ikisinin birleşimi, insanı delilik olarak nitelendirilen birçok davranışa sürükler. Nitekim Kâğıt Kesikleri’nin başlattığı savaş çetin bir mücadeleye dönüştü. Özgürlüklerini ellerinden aldıktan sonra düşünmez sandıkları, kelamı güce yontan büyücüler haklı oldukları ortaya konmuş gibi davrandıkça daha da histerikleştiler. İşler o zaman dış dünyada sürdürülen bir cadı avına dönüştü.

Sızdırmaya karşılık yapılan eleme misillemesi toplu bir intikamdı. Destekçileri düşünemez hale getirip, sivrilenleri hedef alan yok etme metodunun akabinde, demir parmaklıkların ardındakilere döneceklerdi. Metin aldığı haberin sonrasında çileden çıkıp hapishanede ve diyarda tarihe geçen bir isyan başlattı. Kayıtlara geçen son tümceleri yastığının altında bulunan zarfta gizliydi. Karşılık olarak yazdığı metne ulaşılamamış olsa da mektup yaşananların üzerinde bir fenerin aydınlığını bırakmıştı.

Kartlar Metin için Ermiş der. Havadisleri birkaç adım ötesini görmek üzerinedir. Var olduğu her anda yankıladığı umudu dinler etrafındakiler. Yolunu paylaşmaktan gocunmayan bu adamın, ölüme karışıp karışmadığı da hâlâ meçhuldür. Kimileri hayallerin öldürülemeyeceğini savunarak ona inanmaya devam eder. Kimileriyse ölümle son bulmayacak bir yolculuğun bahsine selam eder.

* * *

Varlığını tüm kelimelere değişmekten gocunmayacağım biricik oğlum,

Işıltılı gözlerini ve neşeni solduran tüm kelimelere lanetler savurarak başlasam elime hiçbir şey geçmez biliyorum. Lakin bu parmaklıkların ardında, gizil bir örtüyle saklanan fikirlerimin iyiden yana kalması mümkün değil. Dışarıda sürüp giden mücadelenin içerideki kadar çetin olduğuna, artık inanıyorum. Defalarca mahpus hayatı yaşayan biri olarak bildiğim gerçekleri de elimden aldılar. İşlerin eskiye nazaran değiştiğini yeni anladım.

Güvensiz olanın burası olması gerekirdi. Şimdilerde bizi boyundurukları altında tutmak yetmiyor olsa gerek. Tüm kapalı kapıların ardında, birilerinin kurguladıkları yüzünden başımıza gelen elemler yeni bir forma kavuşmuş. Yozluğun daha da yozlaşabileceğine şaşıyor insan, orman yüreklim. Onlar da güce erişmişler, bu yetmez gibi tersine yontuyorlar. Kelimeleri keşfetmelerinin üzerine melun niyetlerini eklersen sonu fena bitecek bir savaş çağrısı işitiyorsun. Mektubundan anladığım kadarıyla kulaklarını sağır edecek kadar yükselmiş yaptıkları gargara.

Hayatını tehlikeye atmak pahasına bu haberi ulaştırman daima bahsettiğin aydınlanmayı bana yaşattı. Uğraşmamamı istediğin ne varsa seni de bulaştırdığım için üzgünüm. Pişmanlıkla ilk kez tanıştım desem yeridir. Oysa alay ederdim eskiden. Yanılgılar büyüdükçe insanı daha fazla yaralıyormuş. Bilmediklerini, asla kavrayamayacaklarını düşünürdüm. Kumpaslarının boyutunu küçümsemek hatasına düştüm. Yine de unuttukları çok şey var. Bizler kâğıdın kesiğinden akan kana karışan nice yakarışla, ruhlara temas ettik. İşte onların haberdar olmadıkları efsun budur.

Sanıyorlar ki tutkuyla dilemek ve yinelemek yeter. Külliyen yalan. Bunun faydası olsa, bizi bunca sene güdebilirler miydi? Düşlerimizden, fikirlerimizden çaldıkları olası yarınları yüz yirmi sekiz milyar yıl geçse geri alamayız. Amma yenilerini kurmak gayesiyle tohumlar ekmeye devam edebiliriz. Onlar yeşermekten ve filizlenmekten anlamazlar. Yaşam enerjisini tüm kimliksizleriyle yadsırlar. Toprağa zerk ettikleri nefretin, doğumu engelleyeceğinden şüpheleri yoktur.

Hata buralarda bir yerde başlar. Zehrin dozu mühimdir, ki onlar bunu bilmez yaptıklarının her daim yanlarına kalacağını sanıp insanların-doğanın ölüm hükmüne karar verirler. Amma velakin her şeyin bir ömrü vardır. İlk adımlarında elinden tuttuğumuz, dizlerimizde saçlarını taradığımız, düşmesin diye peşinden koşturduğumuz, renkli düşlerini dinlemekten bıkmadığımız yarınları katledemezler. Seni ölümüne sürükleyen korkularını anlıyor ve eşlik ediyorum hepsine. Yine de ümitlenmeye gaflet demen beni yıkıyor.

Amaçsızlığın yükünü derinlerden bilirim. Sırtlandığınız, hayalsiz diyarın korkunç yıkımından artakalanlar. Sizlere daha iyisini bırakmak için çırpındık. Olmadı. Yine de kelimeler yanı başımızda. Dile gelemeseler de fikredilmeseler de onları hissedebilirsin. Ne zaman çaresizliği duyumsadın, yasaklanan her hayalle devam edeceksin demiştim sana. İkinci bir pişmanlık dalgası var burada. Anneni kaybettiğim gibi seni de yok ettiler çoktan. Bana kalansa bu kanlı canlı işkenceyi, öz oğlumun yitişini kemiklerimde hissetmek.

İsyanımızı ölümü tadan zarif zihinlerin ateşine yorsunlar. Yitip gidenleri tüm benliğimle seziyorum. Öfkemin kaynağı sadece katledilmen değil. Bilinmez bir iş değildi bu, başka hayatlarımda sırf karşılarında durup yanlış olanı haykırabilme özgürlüğüne sahibim diye neler yaşadım kim bilsin. Derdim kâbusları kendilerine alet edinmeleri. Bir kere anahtarı keşfedince, gündüz düşlerinden başlayarak ele geçirebilirsin zihinleri. Bizler şimdiye kadar rüyalarımızın bilinçten bağımsızlık ilkesini çiğnemedik. Fakat onların hainliğinin sınırları olmadığını anlayınca misliyle karşılık verme hakkı doğdu.

Bilinçten bağımsız olanla kirli bir savaşsa istedikleri buna kavuşacaklar. Ben de çok yakında sizlerle buluşacağım. Düşünsel ve düşsel savaşın boyutlarını kestiremeyecek kadar körler. Dün var dediğine bugün yok çeken zihniyetten ne beklersin? Ben bıraktım olacak olanları kelimelere havale ederim. Ama en çok canımı sıkan konulardan biri sana gelip ahkam kesmeleri oldu.

Gönüllerinde yaşattıkları cehaletle hareket etmelerine bir şey diyemem. Kıt kelimeleriyle ilerlemeleri problem değil. Mevzu bahis korktuklarının üzerine böylesine saldırabilme özgürlüğünde. Ben burada düşünmekten dahi aciz bırakılırken, birilerinin asıp kesmesi ve adaletin el değiştiren kutularda yitip gidişi.

Ölümlerin peşine düştükçe daha fazlasını kaybedişimiz yıldırır sanıyorlar. Gözümüze sokulan parmaklar ruhu kör eder diye düşünüyorlar. Yazık ki yazık. Diyarı saran karanlıktan besleniyorlar. Ama güce tapınanların yiyecek bir şeyi kalmadığında birbirine düştüğünü unutuyorlar. Hiçe vardık. Her kademede tüketildik. Bir gece vakti ruhunun çekilişini hissettiğimde başladı savaşım.

Şimdiye kadar susmadıysam diyar içindi, bundan sonra yapacaklarım katledilen nehirlerin ve ormanımın intikamı içindir. Güzelden yana korktukları ne varsa haykırarak kazanacağız. Hem de gördükleri her habere şaşakalıp parmaklarını yaralayan, suskun, içe kapanmış, dört duvarın yasını tutanlarla birlikte karışacağız geleceğe. İsyan değil yarınları kucaklamadır bu. Kelimelerle birlikte düşlerimizi, çalanlardan her şeyimizi geri alacağız.

Ezgi Özbek

1992 Bursa doğumluyum, çocukluğum Samsun’da geçti. 2015 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldum. Bir ilaç firmasında çalışıyorum. Konuşmaya başladığım andan itibaren bitmek bilmez hikâyelerimle etrafımdakileri yormayı, yazmayı öğrendiğim vakit bıraktım. Daha az konuşmadım elbet lakin her daim yazdım. Uzun soluklu kurguların yanı sıra öykü yazmaktan ve yayınlamaktan da keyif almaktayım. Yazmaktan öte vurgun olduğum eylemse okumak. Bambaşka dünyaların kapılarında dolanıp durmaktan bıkacağımı zannetmiyorum. Araştırma ve öğrenme temelli yaklaşımımın yazdıklarıma ve okuduklarıma tesir ettiğini ummaktayım.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Merhaba @zencefilos ,

    Alt metni olan bir metindi. Tıpkı kendi tanımladığı gibi. Yine de daha çok bir deneme, tanımlamaya yakındı. Öykü hissinden çok bu saydığım öğeleri baskın buldum.

    Yarınlar ve ümidin bir çocuğa benzetilmesi ile bilinç sınırları içindeki hayal benzetmelerini çok beğendim.

    Ellerinize sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar